Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     4039 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

YKYNCY PYNOKYO OLAYI
Sinan Ayhan

  Sayı: 46 - Ekim / Aralık 2005

Tanıştırayım, bendeniz Doktor Kana Viçe, bu da hastam bay Divi Tucu… Mistır veya Mösyö değil, bizdeki tınısıyla bay, üstelik Divi bey de değil… Bay Divi içimizdeki azınlıklardan, ama tam da bize yakışır bir havası var. O da azlıkla çokluk arasında kıtkanaat geçinebilen biri… Aslında aynı koldanız ikimiz, aynı azınlığı temsil ediyoruz, dolayısıyla nasıl göründüğümüzü dışarıdaki çoğunluğa sorsak daha iyi…
Çoğunluk bizim sesimizi bastırıyor diye mutluyuz, aksi takdirde işlerimizi yaparken daha az ses çıkarmamız gere- kirdi, şimdi rahat rahat, avazımız çık- tığı kadar bağıra- biliyor ve ameli- yatlarımızı yine de gizli yapabiliyoruz. Çoğunluğun dikkatini üzerimize çekseydik, toplumun içinde eriyip gitmeseydik yani, hücrelerimizi nesilden nesile aktaracak fırsatı dahi bulamazdık herhalde, kendi kabuğumuza çekilmeye mahkûm edilir, Bay Divi’yle doktor hasta ilişkisinden öte kurulan arkadaşlık bağımızı sürdüremezdik…
Bay Divi bir yazar ve elinden rahatsız, takdir edersiniz ki elinden rahatsız bir yazarın rızkını çıkarması oldukça zor… O yüzden bana geldi, hem elindekilerden kurtulacak; ağrısı, iltihabı, kemik sesi gibi; hem elinden çıkanların bir sır olarak kalmasını sağlayacaktı, çünkü biz çoğunluğa karşı bir araya gelebilecek yegâne kişilerdik, belki soy yakınlığımız bile vardı… Ne de olsa birimiz tıbbi dehası göz ardı edilen, diplomasıyla bir kenara atılmış bir doktor, diğerimiz elinde altın yumurtlayan bir tavuk olan bir yazardı…
Bay Divi’nin şeceresi kukla oynatıcılarına dek dayanır, büyük büyük dedeleri italya’da yaşarlarmış, Floransa’da küçük bir sokak tiyatrosu varmış ve ara sıra çocuklara halk masallarından esinlenerek birkaç kukla oyunu sergilerlermiş… Bay Divi’nin bu yüzden hikâye uydurma hastalığı da, konuşmalarına sirayet etmiş telaffuz bozuklukları gibi genetik, anlaşılacağı üzere…
Divi’ nin buralara kadar gelmesi, babasının bir düş üzerine azınlıkların hoş tutulduğu bir ülke hayaliymiş, çünkü o da çevresinde kabul görmeyen, Meryem ve Melekleri başlığı altında bir çok kutsal sahne çizen bir ressammış… Ancak tablolarındaki anlamsız çizgiler ve geometrik yapı yüzünden bir çok ressam ve resim zevki olan insan tarafından düşman kabul edilmiş ve dışlanmış… Devrimci ruhunun daha az örseleneceği bir yer aramış ve eşi ve küçük oğlu Divi ile taa buralara kadar göç etmiş…
Neyse asıl konumuz Bay Divi’nin soy ağacını çıkarmak değil, zaten bir asil kan da taşıdığı söylenemez kendisinin… Tabi elinden çıkan hikâyeler hariç… Bizim konumuzun ilerleme alanı da bu bağlamda…
Divi gözüme biraz zayıf ve rengi kaçmış göründüğü için, ilk başlarda Divi’nin verem olduğunu sandım, verem oradan eline geçmiş, elindeki kemik yapısını tutmuş olabilirdi, sonra onun bir öksürüğü olmadı- ğını düşündüm, ayrıca ilk muayenem esnasında elini kıpırdattığı vakit elinden tahta sesine benzer sesler duyduğumu hatırlayarak kararımdan vazgeçtim, teşhisim o vakit çehre değiştirdi, Divi’nin elinde ne varsa bu tıp tarihinde ilk defa görülecekti ve bunu görecek şanslı kişi de bendim. Onu ameliyat etmeye karar verdim… Ve her şey böyle başladı.
Ben Kana, kana susamış bir doktor sayılmam, ama söz konusu Divi ve onun elindeki hastalığı gece gündüz çıkarmak olunca dayanamıyorum… Bazen zorla Divi’yi ameliyat masasına yatırıyor ve işkenceyle elindeki hikâyeyi almak zorunda kalıyorum… Buna kız- dığını söyleyemem, belki ağrısı geçene ve şifaya kavuşana kadar biraz kırılıyordur, sonra bilincine yer ettiği gibi o ferahlık hissini iliklerinde ve elinde hissedince bana duyduğu minnet artıyor ve içindeki kırgınlığı örtüyordur herhalde… Cerrahlığıma laf söyletmem, çünkü hiçbir araç kullanmadan, anesteziye ihtiyaç duymadan yaparım ben ameliyatlarımı… Divi’yle çalıştığım vakit ise komisyonla çalışırım, hikâye başına iki dirhem… Bu oran yüzdeye vurulursa Divi’nin yayıncısından aldığı orana göre çok daha düşük…
Divi ve benim bir azınlık olarak sıkıntımız başka… Biz aramızdaki para bağlantısını hiç önemsemiyoruz, bir suçumuz varsa o da, Divi’nin elindeki hastalığın nüksetmesini engelleyici tedbirleri almayışımız ve her defasında da bu hastalığın daha feci bir şekilde Divi’nin eline gelmesi için dualar edişimiz… Bu yüzden konsül tarafından aforoz edilmekten korkuyoruz… Korkuyoruz, çünkü günah çıkartmadığımız müddetçe kutsanamayacağımızı, kutsanmadı- ğımız takdirde; öldüğümüz vakit cehennemi boylayacağımızı, cehennemlik oluşumuz yüzün- den hikâye kahramanlarımızın işin esasını öğrendikten sonra bize duyacakları kin ve nefret sebebiyle peşimizden geleceğini düşünüyoruz… Sıkıntımız büyüdükçe, hareketlerimizi kontrol edemez hale geldik, nerdeyse din değiştirmeye kadar varacaktı bu iş… Neyse ki çoğunluğun tepkisinden ürkmemiz aklımızı başımıza getirdi. Benim günahım daha büyüktü, çünkü ben sıkıntının nasıl çözüleceği konusunda bir fikre sahiptim, ne var ki bunu Divi’den gizliyordum, başka bir gelir kaynağımız olmadığından değil, o kadar büyülü hikâyeleri bir daha hiçbir yerde bulamayacağımız ve bunları çocuk kulaklarına fısıldayamayacağımız, onların düşlerine üfleyemeyeceğimiz için bir kaygı duyuyordum, yoksa çoktan Divi’ nin elinden o masal kahramanını çıkartmış ve gizli dolaplarımıza son vermiştim… Ayrıca Divi’ nin bir şekilde elinde saklanan kahramanın gerçek dünyada mutlu olup olmayacağı konusunda ciddi tereddütlerim vardı…
Çok sürmedi; Divi’nin elinden o kahramanını söküp aldım. O andan başlayarak her şeyin anlatılmış hali daha bir farklı oldu. Masal kahramanı bize, adının Pin Okyo oldu- ğunu ve kukla soyun- dan geldiğini söyledi… Divi’nin büyük büyük dedesini de tanıyormuş… Bize daha öncesinde yalan söylediğinde burnun uzadığını söylediği için Divi’ni Dedesine dair bir yalan söyleyip söylemediğini rahatça anladık. Divi’nin tarak kemiği ve el kasları arasına sıkışmış kalmış Pin Okyo’yu hiç burnu uzarken görmedik, ama ne zaman Divi oturup masa başına onun anlattıklarını kâğıda dökse, bizimkinin akıllara durgunluk verecek şekilde parmakları uzuyordu, uzayan parmaklar ağrıyor ve ben bu eli tekrar tekrar ameliyat etmek zorunda kalıyordum… Böylece işin çehresi değişmişti. Yazmaktan vazgeçmemiştik, ama her ameliyattan sonra Pinokyo’dan, Divi’nin dedesinden ona miras kalan sayfalarca süren yeni hikâyeler dinliyorduk…
Ben Kana Viçe; arkadaşım, müstakbel hastam bay Divi Tucu ve kahramanımız Pin Okyo birer azınlık olmaktan memnunuz, keşke çoğunluğa da ellerimizden bir tılsım verebilseydik… Kılık değiştirir gibi bir çok dil ve milliyet değiştir- dik; ama bize düşen ameliyatta ses tellerimize ve beyin kıvrımlarımıza yüklenmek, ameliyattan sonra da bir terbiye gereği susmak…

Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Yazarlık, Mezarlık veya N... - Sayı 98
Hamletten (internet)e ulv... - Sayı 98
Dijital (Hermeneutik-Yoru... - Sayı 98
İnternet rüya mı, kâbus m... - Sayı 98
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Fıtratımız gereği aslolana yöneliriz. Ne kadar doğru bir söz. Şüphe yok ki tebaa da fıtratı gereği a... Tebaa

 Çok teşekkürler proje ödevime çok yardımcı oldunuz.... Emine

 İnsan düşündüğü için değil sadece, bunun ötesinde öteleri merak ettiği ve her şeyin künhünü kurcalad... Sinan AYHAN

 Soru: "YouTube", "twitter", "Facebook", "instagram" gibi başlıkların altına listelenen kullanıcılar ... Sinan AYHAN

 Yazar hakkında minik bir araştırma yaptım su an yazmıyor ve bir yerde okudum bu yazıları lisedeyken ... Halil Aktan


Sonsuz karanlıklarıma gömülüşümü anlamayıp bilmeden kendi karanlıklarına denk sayanlar tarihin karanlığında boğulmaya mahkûmdurlar.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Makine
İnternete, kulak versek
Son ve tek kıvılcım
Bilgelik çağına doğru
İnternet hayatımız, hayatımız internet
Makine
Mevlid
Ady; Sen, Ben, O...
İnternete, kulak versek
Alın teri


Ali Erdal - İnternete, kulak ver...
Kadir Bayrak - Tarihin eşiğinde...
Sinan Ayhan - İnternet rüya mı, kâ...
Sinan Ayhan - Dijital (Hermeneutik...
Sinan Ayhan - Hamletten (internet)...
Sinan Ayhan - Yazarlık, Mezarlık v...
Necip Fazıl Kısakürek - Makine
Özgür Alkan Alkış - Bilgelik çağına doğr...
Dergi Editörü - Son ve tek kıvılcım
Site Editörü - İnternetin fâsık hab...
Mehmet Hasret - Ağır kefe, baskın ta...
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Mezar
Necdet Uçak - Ebrehe ve ebabil kuş...
Necdet Uçak - Kürşad
M. Nihat Malkoç - İnternet kumarhane o...
Hızır İrfan Önder - Nerdesin?
Olgun Albayrak - Dervişane
Olgun Albayrak - Millet destanı
Mehmet Balcı - Zamanla
Mehmet Balcı - Kızım
Ahmet Çelebi - Meçhul sevgililer
Ahmet Çelebi - İçimdeki sesler
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu
Av. Mustafa Büyükgüner - Onuncu gün
Muhsin Hamdi Alkış - Sanal âlem mi?
Kubilay Ertekin - Doğum ve sonrası
Halis Arlıoğlu - Hicran
Halis Arlıoğlu - Bir başka açıdan yör...
Ahmet Değirmenci - Buhranların çocuğu
Ahmet Değirmenci - Dinlediğim türküler
Büşra Doğramacı - Çağın bilinçsiz hare...
Bahadır Kaya - 98.sayı medya sepeti
Kürsü Kainatın Efendisi - Kürsü
Hüseyin Selçuk Bozkurt - Sırf gece
Murat Yaramaz - İnternet hayatımız, ...
Murat Yaramaz - Yalnız sen, yalnız b...
Murat Yaramaz - Mevlid
Murat Yaramaz - Masal
Murat Yaramaz - 98.sayı mizah köşesi
Kenan Aydınoğlu - Əlliyə çat...
Ahmet Yalçınkaya - Tuş üstünde savrulan
Kamran Murquzov - Hakdan gelen haber i...
Yarının Büyüklerine Sorduk - Yarının Büyüklerine ...
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Güldərən VƏLİYEVA - QORXURAM
İsmail Güçtaş - İhtiyar çınar
İsmail Güçtaş - Alın teri
Əkbər QOŞALI - MƏN HƏL...
Mehmet Şerif Cebe - Bir an dicleyle
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4912578
 Bugün : 889
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 452207
 Bugün : 11
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 118
 98. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 13
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 30 Ekim 2018
Künye | Abonelik | İletişim