Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3975 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

YKYNCY PYNOKYO OLAYI
Sinan Ayhan

  Sayı: 46 - Ekim / Aralık 2005

Tanıştırayım, bendeniz Doktor Kana Viçe, bu da hastam bay Divi Tucu… Mistır veya Mösyö değil, bizdeki tınısıyla bay, üstelik Divi bey de değil… Bay Divi içimizdeki azınlıklardan, ama tam da bize yakışır bir havası var. O da azlıkla çokluk arasında kıtkanaat geçinebilen biri… Aslında aynı koldanız ikimiz, aynı azınlığı temsil ediyoruz, dolayısıyla nasıl göründüğümüzü dışarıdaki çoğunluğa sorsak daha iyi…
Çoğunluk bizim sesimizi bastırıyor diye mutluyuz, aksi takdirde işlerimizi yaparken daha az ses çıkarmamız gere- kirdi, şimdi rahat rahat, avazımız çık- tığı kadar bağıra- biliyor ve ameli- yatlarımızı yine de gizli yapabiliyoruz. Çoğunluğun dikkatini üzerimize çekseydik, toplumun içinde eriyip gitmeseydik yani, hücrelerimizi nesilden nesile aktaracak fırsatı dahi bulamazdık herhalde, kendi kabuğumuza çekilmeye mahkûm edilir, Bay Divi’yle doktor hasta ilişkisinden öte kurulan arkadaşlık bağımızı sürdüremezdik…
Bay Divi bir yazar ve elinden rahatsız, takdir edersiniz ki elinden rahatsız bir yazarın rızkını çıkarması oldukça zor… O yüzden bana geldi, hem elindekilerden kurtulacak; ağrısı, iltihabı, kemik sesi gibi; hem elinden çıkanların bir sır olarak kalmasını sağlayacaktı, çünkü biz çoğunluğa karşı bir araya gelebilecek yegâne kişilerdik, belki soy yakınlığımız bile vardı… Ne de olsa birimiz tıbbi dehası göz ardı edilen, diplomasıyla bir kenara atılmış bir doktor, diğerimiz elinde altın yumurtlayan bir tavuk olan bir yazardı…
Bay Divi’nin şeceresi kukla oynatıcılarına dek dayanır, büyük büyük dedeleri italya’da yaşarlarmış, Floransa’da küçük bir sokak tiyatrosu varmış ve ara sıra çocuklara halk masallarından esinlenerek birkaç kukla oyunu sergilerlermiş… Bay Divi’nin bu yüzden hikâye uydurma hastalığı da, konuşmalarına sirayet etmiş telaffuz bozuklukları gibi genetik, anlaşılacağı üzere…
Divi’ nin buralara kadar gelmesi, babasının bir düş üzerine azınlıkların hoş tutulduğu bir ülke hayaliymiş, çünkü o da çevresinde kabul görmeyen, Meryem ve Melekleri başlığı altında bir çok kutsal sahne çizen bir ressammış… Ancak tablolarındaki anlamsız çizgiler ve geometrik yapı yüzünden bir çok ressam ve resim zevki olan insan tarafından düşman kabul edilmiş ve dışlanmış… Devrimci ruhunun daha az örseleneceği bir yer aramış ve eşi ve küçük oğlu Divi ile taa buralara kadar göç etmiş…
Neyse asıl konumuz Bay Divi’nin soy ağacını çıkarmak değil, zaten bir asil kan da taşıdığı söylenemez kendisinin… Tabi elinden çıkan hikâyeler hariç… Bizim konumuzun ilerleme alanı da bu bağlamda…
Divi gözüme biraz zayıf ve rengi kaçmış göründüğü için, ilk başlarda Divi’nin verem olduğunu sandım, verem oradan eline geçmiş, elindeki kemik yapısını tutmuş olabilirdi, sonra onun bir öksürüğü olmadı- ğını düşündüm, ayrıca ilk muayenem esnasında elini kıpırdattığı vakit elinden tahta sesine benzer sesler duyduğumu hatırlayarak kararımdan vazgeçtim, teşhisim o vakit çehre değiştirdi, Divi’nin elinde ne varsa bu tıp tarihinde ilk defa görülecekti ve bunu görecek şanslı kişi de bendim. Onu ameliyat etmeye karar verdim… Ve her şey böyle başladı.
Ben Kana, kana susamış bir doktor sayılmam, ama söz konusu Divi ve onun elindeki hastalığı gece gündüz çıkarmak olunca dayanamıyorum… Bazen zorla Divi’yi ameliyat masasına yatırıyor ve işkenceyle elindeki hikâyeyi almak zorunda kalıyorum… Buna kız- dığını söyleyemem, belki ağrısı geçene ve şifaya kavuşana kadar biraz kırılıyordur, sonra bilincine yer ettiği gibi o ferahlık hissini iliklerinde ve elinde hissedince bana duyduğu minnet artıyor ve içindeki kırgınlığı örtüyordur herhalde… Cerrahlığıma laf söyletmem, çünkü hiçbir araç kullanmadan, anesteziye ihtiyaç duymadan yaparım ben ameliyatlarımı… Divi’yle çalıştığım vakit ise komisyonla çalışırım, hikâye başına iki dirhem… Bu oran yüzdeye vurulursa Divi’nin yayıncısından aldığı orana göre çok daha düşük…
Divi ve benim bir azınlık olarak sıkıntımız başka… Biz aramızdaki para bağlantısını hiç önemsemiyoruz, bir suçumuz varsa o da, Divi’nin elindeki hastalığın nüksetmesini engelleyici tedbirleri almayışımız ve her defasında da bu hastalığın daha feci bir şekilde Divi’nin eline gelmesi için dualar edişimiz… Bu yüzden konsül tarafından aforoz edilmekten korkuyoruz… Korkuyoruz, çünkü günah çıkartmadığımız müddetçe kutsanamayacağımızı, kutsanmadı- ğımız takdirde; öldüğümüz vakit cehennemi boylayacağımızı, cehennemlik oluşumuz yüzün- den hikâye kahramanlarımızın işin esasını öğrendikten sonra bize duyacakları kin ve nefret sebebiyle peşimizden geleceğini düşünüyoruz… Sıkıntımız büyüdükçe, hareketlerimizi kontrol edemez hale geldik, nerdeyse din değiştirmeye kadar varacaktı bu iş… Neyse ki çoğunluğun tepkisinden ürkmemiz aklımızı başımıza getirdi. Benim günahım daha büyüktü, çünkü ben sıkıntının nasıl çözüleceği konusunda bir fikre sahiptim, ne var ki bunu Divi’den gizliyordum, başka bir gelir kaynağımız olmadığından değil, o kadar büyülü hikâyeleri bir daha hiçbir yerde bulamayacağımız ve bunları çocuk kulaklarına fısıldayamayacağımız, onların düşlerine üfleyemeyeceğimiz için bir kaygı duyuyordum, yoksa çoktan Divi’ nin elinden o masal kahramanını çıkartmış ve gizli dolaplarımıza son vermiştim… Ayrıca Divi’ nin bir şekilde elinde saklanan kahramanın gerçek dünyada mutlu olup olmayacağı konusunda ciddi tereddütlerim vardı…
Çok sürmedi; Divi’nin elinden o kahramanını söküp aldım. O andan başlayarak her şeyin anlatılmış hali daha bir farklı oldu. Masal kahramanı bize, adının Pin Okyo oldu- ğunu ve kukla soyun- dan geldiğini söyledi… Divi’nin büyük büyük dedesini de tanıyormuş… Bize daha öncesinde yalan söylediğinde burnun uzadığını söylediği için Divi’ni Dedesine dair bir yalan söyleyip söylemediğini rahatça anladık. Divi’nin tarak kemiği ve el kasları arasına sıkışmış kalmış Pin Okyo’yu hiç burnu uzarken görmedik, ama ne zaman Divi oturup masa başına onun anlattıklarını kâğıda dökse, bizimkinin akıllara durgunluk verecek şekilde parmakları uzuyordu, uzayan parmaklar ağrıyor ve ben bu eli tekrar tekrar ameliyat etmek zorunda kalıyordum… Böylece işin çehresi değişmişti. Yazmaktan vazgeçmemiştik, ama her ameliyattan sonra Pinokyo’dan, Divi’nin dedesinden ona miras kalan sayfalarca süren yeni hikâyeler dinliyorduk…
Ben Kana Viçe; arkadaşım, müstakbel hastam bay Divi Tucu ve kahramanımız Pin Okyo birer azınlık olmaktan memnunuz, keşke çoğunluğa da ellerimizden bir tılsım verebilseydik… Kılık değiştirir gibi bir çok dil ve milliyet değiştir- dik; ama bize düşen ameliyatta ses tellerimize ve beyin kıvrımlarımıza yüklenmek, ameliyattan sonra da bir terbiye gereği susmak…

Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Yazarlık, Mezarlık veya N... - Sayı 98
Hamletten (internet)e ulv... - Sayı 98
Dijital (Hermeneutik-Yoru... - Sayı 98
İnternet rüya mı, kâbus m... - Sayı 98
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Sevgili Sehrzad, kalbinin değer kattığı sıcacık yorumun, okuduğum günün en güzel hediyesi oldu. Varl... Işın Erenoğlu Üstündağ

 Sehrzad da derki; bir canlının hayatı, yaşamı anlamlandırmaya çalışması ve yüreğine sığmayan duygul... Sehrzad davudi

 En azından "doğru tarafta olmak" nasıl bir nizam köpürtür... "Geride kalıyor olmak" faslını konuşaca... Sinan AYHAN

 "Demek ki, zaten aslında ve lûgatta bir kavmin ruhunu dayadığı iman kaynağı mânasına gelen ve son za... Sinan AYHAN

 Hocam, kaleminize sağlık, işin ruhunu etraflıca veren, hoş bir yazı olmuş... Allah razı olsun... Güç... Sinan AYHAN


Batı; kaybettiği noktanın idrâkinde ve kazanacağı noktanın gafili olduğunu -yalnız kendine- ihtar ederek bugünkü buhranını yaşıyor. Biz; tüm taklitçiliğimize rağmen hem birincisinin, hem ikincisinin gafletindeyiz.
Eğer batı gibi kaybettiğimiz noktanın idrakinde olabilseydik, elimizden kaçırdığımız bunca zamandan ötürü eyvahlar eder; kazanacağımız noktanın gafletinden de sıyrılabilirdik…
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Milliyetçilik
Doktor anne
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Çamurdan kale
Türkün halelendiği ufuk, istikamet...
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Dergi fuarındaydık
Aydınlar üzerine
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Milliyetçilik


Yavuz Sert - Keyif verici cümlele...
Ali Erdal - Türk teşkilâtlanma k...
Kadir Bayrak - Ertuğrul Gazi
Sinan Ayhan - Türkün halelendiği u...
Sinan Ayhan - Arşetip: eşyaların b...
Necip Fazıl Kısakürek - Milliyetçilik
Bedran Yoldaş - Filistin
Fatma Pekşen - Fatmalar ve diğerler...
Ahmet Mahir Pekşen - Sarhoşun saygısı
Ahmet Mahir Pekşen - Sarmaşık günaydını
Dergi Editörü - Dergi fuarındaydık
Site Editörü - Kardelen IX. uluslar...
Mehmet Hasret - Körbaykuş
Gönüldaş - "Ümmetim kötüde itti...
Necdet Uçak - Uyku
Necdet Uçak - İmtihan
Mustafa Büyükgüner - Taşlar dile geldi
M. Nihat Malkoç - Kudüs terennümleri
Hızır İrfan Önder - Az-öz
Ayhan Aslan - Karikatür
Ayhan Aslan - Babam
Ahmet Çelebi - 15 Temmuz
Gelecek sayı konusu -
Vural Gündüz - Çamurdan kale
Muhsin Hamdi Alkış - Türk milletinde devl...
Kubilay Ertekin - Çıban başı
İbrahim Şaşma - Kudüs mektubu
Halis Arlıoğlu - İnanç ve milli irâde...
Halis Arlıoğlu - Can Azerbaycan
Erdem Özçelik - Doktor anne
Mahir Adıbeş - Şahit
Kürsü Kainatın Efendisi - Giyim
Murat Yaramaz - Vicdan
Murat Yaramaz - Belki
Murat Yaramaz - Tavsiye
Tamer Uysal - Aydınlar üzerine
Harun Ekici - Unutmak
Hakan Karahan - Mevlânâ
Zaman Yolcusu - İki soru
Konyalı - Bir anma gününden rö...
Enes Yeşil - Kıyamam
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4710843
 Bugün : 200
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 445585
 Bugün : 2
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 85
 97. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 7 Ağustos 2018
Künye | Abonelik | İletişim