Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 26 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3162 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Farklı Bakış
Fatih Öncü

  Sayı: 70 - Ekim / Aralık 2011

Yaklaşık iki yıl önce, internet paylaşım sitelerinden birinde, bir video izlemiş ve defalarca paylaşmıştım. Konusu Avrupa ülkelerinin nüfus artış hızıydı. İngilizce olan videonun, Hıristiyanlar tarafından hazırlandığı ve birbirlerini uyarmak amaçlı olduğu anlaşılıyordu.

Bir medeniyetin kendisini 100 yıl sonraya taşıyabilmesi için doğum oranının 2.11’in (yani en az üç çocuk) üzerinde olması gerektiğinden, Avrupa'nın bu konuda hızla kan kaybettiğinden ve önümüzdeki birkaç 10 yıl içinde göçmenlerin nüfusunun yerli nüfusu geçeceğinden bahsediyordu. Mamafih,  Avrupa Kıtası'nın İslâm kıtası haline geleceğinden bahseden videoda, ülke ülke istatistik veriler vardı.

Bu istatistiklere göre nüfus oranı en düşük olan Yunanistan ve İspanya'da doğum oranı 1.3, İtalya ve Fransa gibi ülkelerde 1.5, İngiltere 1.8… Liste devam ediyor ve buna kayıtsız kalmayın deniyordu. Hatırlanacağı gibi, tam da bu sıralarda Başbakan Tayip Erdoğan en az üç çocuk diyordu.

Peki, ne oldu; yaklaşık bir yıl sonra nüfus artış hızı en düşük ülkelerden başlamak üzere Avrupa'da büyük bir ekonomik kriz başladı?

Bu ülkelerde genç çalışan nüfus azalmış, çalışanların bütçeye kazandırdığı para emeklilerin maaşını dahi karşılamaz olmuştu. Bunun tetiklediği ekonomik buhran; şirketlerin kapanmasına, işsizliğin ve devletin sırtındaki yükün daha da artmasına sebep olmuştu.

Nüfusu hızla yaşlanan ve genç nüfusu yani varlığı günden güne yok olan Avrupa, artık gerçek mânâda can çekişen hasta ve yaşlı adam…

Son yıllarda, zayıflayan Avrupa, vakti zamanında kendi diktatörlerini koyarak çekildiği Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde gücünü kaybetmekteydi. Avrupa'nın kontrolündeki bu diktatörler, kendilerini kontrol eden gücün zayıflamasıyla özgür kalmışlar ve yönetilemez hale gelmişlerdi. Bölgede hâkimiyet kurma peşinde olan diğer güçlerin hâkimiyetine girmemesi için ipleri çekilenler, halk ayaklanmaları ile bir bir ortadan kaldırılırken, kurtarıcı rolü oynayan Avrupa, demokrasi kültürü olmayan bu devletleri en azından eski gücünü kazanıncaya kadar, bu şekilde yönetmeyi hedeflemektedir.

Bu söylediklerim, Arap diyarındaki diktatörleri onaylıyorum mânâsına gelmiyor. Bilakis oluşan yeni ortamı iyi değerlendirip, olayların akışını lehimize çevirmemiz için farklı bir bakış açısı getirmek istiyorum. Oluşan bu devasa boşluğu, tarihimizin bize yüklediği sorumluluklar çerçevesinde doldurmalıyız.

Tam da olayın bu kısmında, başbakanın üç çocuk lâfına atıfta bulunmak istiyorum. Evet en az üç çocuk olmalı, genç nüfusunu kaybeden Avrupa'nın içler acısı durumu ortada… Son yıllarda ülkemizde doğum oranı hızla düşmektedir, hattâ 2009 itibariyle tehlike sınırının altına inmiştir. Modern hayatın getirdiği, kimi çevrelere göre iyi olan bu gelişme, son bir iki yıldır vasıfsız işçi bulmakta zorlanan yatırımcıları düşündürmektedir. Bazı tedbirler alınmazsa, ilerleyen yıllarda üçüncü dünya ülkelerinden işçi getirmek zorunda kalacağız. Bunda ne kötülük var diyebilirsiniz, asıl sıkıntı fabrikaların iş gücünün ucuz olduğu ülkelere kayması olacaktır ki, bu durumda işsizlik artacak, büyüme tersine dönecektir.

Gençlerin, nüfusundaki azalışa, bir de yeni açılan üniversitelerin eklenmesi, çalışan nüfusta büyük bir daralmaya sebep olmaktadır. Evet, ülkemizde eğitimli, bilgi donanımlı insanlara ihtiyaç vardır, bunun yanında onlardan çok onların çalıştıracağı insana ihtiyaç vardır.

Herkesi üniversite okutacağız derken, yaklaşık 27 yaşına kadar gençlerin iş gücünden mahrum kalınıyor. Bunlara para harcayan aileler fakirleşirken işverenlerin de maliyetleri artıyor. Ara eleman sıkıntısının arttığı bir ortamda, işsiz üniversiteli sayısı artmaktadır. Yapılan araştırmaya göre, önümüzdeki yıllarda üniversitelerin kapasitesi liseden mezun olanlardan fazla olacak. Bu konuda acilen tedbir alınması gerekmektedir.

8 yıl ilköğretim, 4 yıl lise, en az 2 yıl yüksekokul veya 4 yıl üniversite yani en iyi ihtimalle 14 veya 16 yıl eğitim… Neredeyse ömrün yarısı… Bu genç, bir de askerlik yapıp iş buluncaya kadar 30 yaşına geliyor. Ne zaman evlenecek? Ne zaman çocuk yetiştirecek?

Acilen eğitim sisteminin yenilenmesi gerekmektedir. Herkesi üniversite okutmaya çalışmak yerine kabiliyetine göre ilköğretimden sonra yönlendirme yapıp gençleri bir an önce iş hayatına katmalıdır. Lise eğitimi iyi bir düzenlemeden sonra, yüksekokul seviyesine çıkarılabilir. Gençlerin daha erken yaşta hayata atılabilmeleri doğum oranını da artıracaktır. Aynı zamanda ailelere, çocuk için teşvikler verilmelidir.

Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
ESRÂR... - Sayı 93
İşsizlik mi, işçisizlik m... - Sayı 71
Eğitim sistemimiz... - Sayı 71
Farklı Bakış... - Sayı 70
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (95): Tasavvuf; herkesin içinde fıtrî olarak var olan aşkı, merkezine, hakikatine yerleştirme ve yüceltme mektebi... Yüce kahramanların harcı... Karşı çıkanlar evvelemirde içlerindeki aşk istadına yazık eder.


Son Eklenen Yorumlardan
 Çok akademik; kılı kırk yararak, hissedilerek, çilesi çekilerek, araştırması olabildiğince yapılarak... ekrem yılmaz

 İsmini belirtmeyen değerli okuyucu... Çok güzel ifade etmişsiniz... Tebrikler ve teşekkürler...... Ali ERDAL

 ALLAH Türk Milletini seviyor; niçini için bir çok gerekçe sayılabilir. Bir kısmı yazıda mevcut. Ama ...

 Bir yazar için en değerli anlardan biri, "Anlaşıldığı An" olmalı...Yazılan bir yarımın, okuyucularıy... Işın Erenoğlu Üstündağ

 Yüreğinize ve elinize sağlık, CHP ve onu hazırlayan jön Türkler ancak böyle güzel açıklanabilirdi. ... Ahmet Güney


Çaresizlik yoktur, umutsuzluk vardır. Engellerin yıkılması umut etmeyi umut etmekle başlayacaktır.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Türkçenin serencamı
Ninemden bana kalan şey, bahçe ve fındık
Aranan kan
Topyekûn ölçü
Tabelâlarda Türkçe kullanma kampanyası
Türkçenin serencamı
Yavuz Sert - Türk dilini dert edi...
Yavuz Sert - Annelerimiz-15 - Hz....
Ali Erdal - Türkçenin serencamı
Ali Erdal - Kedicik
Kadir Bayrak - Hangi Türkçe?
Sinan Ayhan - Dil kavramı üzerine ...
Sinan Ayhan - Ninemden bana kalan ...
Sinan Ayhan - Konuşan düşünce
Fatma Pekşen - Ses bayrağımız dilim...
Dergi Editörü - Aranan kan
Site Editörü - Ana dilimiz Türkçe
Mehmet Hasret - Bir küçük kedi için ...
Kürsü Nizam - Gıda
Acıyorum -
Necip Fazıl - Topyekûn ölçü
Necip Fazıl - İllet
Necip Fazıl - Kanun
Necdet Uçak - Anadilim Türkçe
Necdet Uçak - Rabbim
Necdet Uçak - Kucak açtık mazlumla...
Necdet Uçak - Niğbolu meydan savaş...
Mustafa Büyükgüner - Türk Budun(u)
Mustafa Büyükgüner - Budinden Yemene sazı...
M. Nihat Malkoç - Tabelâlarda Türkçe k...
M. Nihat Malkoç - Büyülü kelimeler
Hızır İrfan Önder - Hangi hücremde saklı...
İsimsiz - Dilinizi eşek arası ...
İsimsiz - Dil üzerine söylenen...
İktibas - Necip Fazıl
Muhammed İsa Öztürk - Silâhlar
Kubilay Ertekin - Müslümanın ilk vasfı
İbrahim Şaşma - Lüzum müzekkeresi
Halis Arlıoğlu - "Hero" ne demektir?
Halis Arlıoğlu - Arafatta niyâz
Halis Arlıoğlu - Ah bu yalnızlık
Bahadır Kaya - 94.sayı medya sepeti
Er Tuğrul - Eşek arısı ve kemâla...
Murat Yaramaz - 94.sayı mizah köşesi
Murat Yaramaz - Küs
Murat Yaramaz - Silgi
Murat Yaramaz - Gibi
Kamran Murquzov - Azerbaycan toprağına...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 3479021
 Bugün : 2245
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 412854
 Bugün : 106
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 114
 94. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 16 Kasım 2017
Künye | Abonelik | İletişim