Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2429 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Çivi
Fatma Pekşen

  Sayı: 74 - Ekim / Aralık 2012

Güneş, hafta sonu mahmurluğunu yaşayan mahallenin üstüne gittikçe artan bir şiddetle hararetini boca ederken, yamru yumru evlerin kıpırtısız sükûnetini, dut ağacının gölgesindeki küçük bir çocuk bozuyordu.

Sekiz on yaşlarındaki bu nahif vücutta ilk dikkat çeken şey baş olup, kuluçkadan yeni çıkmış uçuk sarı, -hatta beyaz denebilecek nitelikteki- civcivlerin tüylerini andıran ipeklerin mevcudiyetiyle, ciddi bir şey düşünmekte olan alnını gölgeleyerek, çocuk yüzüne şirinlik veriyordu.

Önce, alnını kaşlarına kadar kapatan kâkülünü sarsarak, dut ağacının bir kısmını yola taşıran yüksek duvara baktı, sonra da sabahtan beri sık sık gözünün takıldığı kırmızı taksiye... Buna benzemeliydi elindeki de. Az bir şey kalmıştı. Kaç gündür hayâlini kurduğu tel arabasını birazdan bitirecekti.

“Bizim bağlar buradır

Gülü sıra sıradır

Gelen murat almasın

Gözüm ardım sıradır”

Sabahın ilk saatlerinden beri güneşin sarı boya vurduğu kapı önünde, duvar gerisinden anasının mânilerini dinleyerek ciddiyetle uğraşıyordu.

Kapı önüne mahsus çıkmıştı. Kırmızı taksinin sahibi Bıyıksız Ömer Efendi görsün, “afferin len, ne güzel yapmışsın” desindi. Bir kere olsun bindirmemişti onu arabasına. Geçen yaz ayağını köpek ısırdığında bastığı yaygarasını duymazlıktan gelip başını çevirmiş, “ben kan görmeye dayanamam. Taksi çağırın” demişti. Niye böyle insanlardan kaçıyor, Fırıncı Adil Amca gibi, Müezzin Halit Hoca gibi, mahallenin çocuklarıyla konuşmuyordu, anlamış değildi.

Nüfustan emekli koskoca Hayri Bey bile, kapı önünde kendisine tesadüf edince, büyük adamlara hitap ettiği gibi, “Selâmün Aleyküm Turhan. Ben görmeyeli bayağı büyümüşsün. Ne işler yapıyorsun? Derslerin nasıl? Anneannenin romatizması nasıl oldu? Annenin işlerine yardım ediyor musun?” gibisinden sözler söylüyordu da Bıyıksız Ömer Efendi niye böyle somurtup duruyordu?

“Bağa girdim üzümsün

Yârim iki gözümsün

 Zannetme ki unuttum

 Gece gündüz sözümsün”

Oğlan elindeki penseyi yere bırakıp, duvar gerisinden gelen sesi dinledi tekrar. Bir seferinde anası, “rahmetli babanla evlenmeden evvel Ömer Ağabey beni çok istemişti. Ne ben istedim onu,  ne de anamgil... onun için kin güdüyor” demişti ama olsun. Kendisinin suçu neydi ki? Hem Bıyıksız Ömer Efendinin kendi yaşlarında çocukları vardı; hâlâ niye eski meseleyi deşsindi ki? Kırmızı yüzlü, güleç karısı ne kadar iyiydi. Çocuklar sokağa ellerinde bir yiyecekle çıkacak olsa onları paylar, bir parça da kendi eline tutuştururdu. Sahi, ona niye Bıyıksız Ömer Efendi demişlerdi ki?

“Kerpiç kerpiç üstüne

Çıkmam kerpiç üstüne

Kırk yıl kocasız kalsam

Varmam kuma üstüne”

Çocuk gururla baktı arabasına. Kalın telden bin bir güçlükle kıvırarak yaptığı arabasının tekerlerinin birbirine uyması için ne kadar gayret sarfetmişti. O kadar uğraşmasına rağmen, tekerler birazcık farklı ebatlarda olsa da önemli değildi.

Bir iki sızlanıp, tel almak için anasının eteğine yapışıp Tamirci Hüseyin Amcanın dükkânına götürdüğü gibi, bir de Marangoz Hasip Amcanın oğlunu tavlayıp, arabanın üstüne kasa kondurdu muydu, değme keyfine... Kurmalı arabasına el sürdürtmeyen Cenk'in bile ağzı açık kalırdı.

Suluboyayla kasasını kamyon karoserleri gibi boyar, nakışlar, hattâ adını yazardı. Anneannesi ara sıra öteki sokağa pideye gönderdiği zaman, eskisi gibi nazlanmaz, uçarak, koşarak gider gelirdi ki kimse zaptedemezdi. Sıcak pideyi gazeteye sarıp kasaya yerleştirdiği gibi, arabasını beşinci vitese takıp, köşeleri hızla dönerek eve gelir, o çok sevdiği fırın, ekşi hamur kokusu doldurduğu ciğerlerini, evlerinin kapısında boşaltırdı.

Kâküllerini sarsarak tekrar ağaca baktı. Kaç gündür güzel melodilerini dinlediği bülbül yoktu yerinde. Anneannesinin, “dut yemiş bülbül gibi suskun” sözü geldi aklına. Sahi, bülbül dut yediği için mi suskundu bu aralar? Ama dutlar daha olgunlaşmamışlardı ki?

Oturduğu duvar dibinden seyrettiği, koca gövdeli dut ağacının haşin yeşil saçlarının uzandığı gök ona, kocaman mavi suratlı bir adammış gibi geldi. Kör jiletle tıraş olmuş şişko suratlı, mavi tenli adamın kesiklerine sanki buluttan pamuklar yapıştırılmıştı. İçinden güldü.

Gözü kaldırım taşına takıldı. Kırmızı taksi kendi tel arabasını merakla süzüyor gibiydi. Uzunca bir parçaya direksiyon telini kıvırıp dört tekerin uygun yerine monte etti miydi daha hiçbir sorunu kalmayacaktı. Herkesin işine koşacaktı. Bıyıksız'ın karısı bile istese, koşarak ekmek getirecekti bununla.

O da ne! Kırmızı taksinin arka tekeri yere mi inmişti ne? Ömer Amcaya haber vermeliydi bunu! Bugün cumartesiydi. Belki geç kalkmış, kahvaltısını ediyor olabilirdi ama olsun. Güneş iyice kızdırmadan lâstiği değiştirirdi hiç değilse... Belki de haber verdiği için sevinir, teşekkür eder, hatta tamirden sonra arabasına bindirip küçük bir tur attırırdı.

Elindeki malzemeleri oracığa bırakıp taksiye doğru ilerledi, eğilip lâstiğine doğru baktı. Evet, yanılmamıştı. Çiviye, tele benzer bir şey batmıştı. Bu haberi çabucak yetiştirmeliydi sahibine. Başını kaldırıp eve doğru gitmeye niyetlenirken, daha bir adım atmamıştı ki... Evin kapısından çıkan adamı gördü ve zınk diye olduğu yerde kaldı. Adam da onu görmüştü.

Ömer Amca arabanın arka lâstiği patlamış! Çivi girmiş galiba...

Adam kayıtsız tavırlarla yaklaştı, eğildi alta doğru baktı; elini beline dayayıp sokağı kolaçan etti. Gözü karşı kaldırımdaki, çocuğun tel arabasına, malzemelerine takıldı. Bir iki yutkundu, gözünü merakla kendisine dikmiş olan çocuğa, kaşlarını çatarak:

Bugüne kadar niye çivi batmamıştı hiç? Sen etmiş olmayasın sakın?

Çocuk, kâkülünün altına minik boncuklar dizen güneşin varlığına rağmen, buz gibi olduğunu farketti.

Tebrik, teşekkür, tamir ve minik bir tur... Sonra, sonra da kocaman bir hayâl kırıklığı... İçi burkuldu.

Yerine geri oturup, direksiyonunu kıvırarak eklediği son parçayla arabasını bitirdiğinde, kırmızı taksinin hasetle kendi tel arabasını süzdüğünü hissetti. Arabanın sahibi ise sırtını kendisine dönmüş, homurdanarak patlak lâstiği yedeğiyle değiştiriyordu.

Dut ağacının üstünden bülbül ötüşünü işitince minik yüreği sevinçle hopladı. O da ne! Yüzü kesiklerle dolu mavi suratlı adama bir de pala bıyık mı eklenmişti ne? Hem de ne biçim bir bıyıktı bu. Gözünü dikip seyretmeye başladı. Pala bıyık gittikçe genişledi... Ablak suratta kocaman bir gülücük haline geldi.

Bülbül, “boşver be Turhan, üzülme” diye şakırken, pala bıyıklı, kesiklerle dolu surat, “senin arabanın tekerine hiçbir zaman çivi batmayacak” diye fısıldadı.

Anası, duvar gerisinden çamaşırları silkeleyerek asarken, yeni bir mâniye daha başlamıştı. Gülümsedi oğlan. İçi kıpır kıpırdı. Öyle ya; onun arabasının lâstiğine hiçbir zaman çivi batmayacaktı.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Bacanak... - Sayı 103
Erik ile kiraz... - Sayı 100
Çıtırtı - Ev yerleşiyor... - Sayı 99
Fatmalar ve diğerleri... - Sayı 97
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (105): Eğitim, fert ve cemiyet için yarın projesi... Doğumdan ölüme bütün hayatın, zamanın ve mekânın konusu... Hattâ ölümden sonrası, ömrümüzü nasıl geçirdiğimize bağlı olduğuna göre, ölüm ötesi ümidi de, (Allah muhafaza) inkısarı da alınacak eğitime bağlı... Her insan ve her cemiyet onun nasıl olması gerektiği üzerinde düşünmek durumunda.

Son Eklenen Yorumlardan
 "Türk milleti, bütün tarih boyunca kaderinin devamlı ihtar ve ifşa edişleriyle meydanda olduğu gibi,... Sinan AYHAN

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan yakar

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan

 "Hattâ bir unvan vardır hezarfen diye. Hezarfen deyince hemen aklımıza Galata Kulesinden Üsküdara ka... Sinan AYHAN

 16 yıl önce verdiğimiz selâm bir "düşünen adam" tarafından alınmış, ne mutlu bize... Batuhan Bey, 10... Kadir Bayrak


Batı; kaybettiği noktanın idrâkinde ve kazanacağı noktanın gafili olduğunu -yalnız kendine- ihtar ederek bugünkü buhranını yaşıyor. Biz; tüm taklitçiliğimize rağmen hem birincisinin, hem ikincisinin gafletindeyiz.
Eğer batı gibi kaybettiğimiz noktanın idrakinde olabilseydik, elimizden kaçırdığımız bunca zamandan ötürü eyvahlar eder; kazanacağımız noktanın gafletinden de sıyrılabilirdik…
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Tek kelimeyle kurtuluş yolu
Karıncanın gücü
Doğu Türkistan uzak değil
Yolun sonu
Selâm
Tek kelimeyle kurtuluş yolu


Ali Erdal - Karıncanın gücü
Kadir Bayrak - Aşilin topuğu
Sinan Ayhan - Tokat
Necip Fazıl Kısakürek - Tek kelimeyle kurtul...
Dergi Editörü - Selâm
Site Editörü - Yolun sonu
Mehmet Hasret - Nasihat
Gönüldaş - İşte bu!..
Necdet Uçak - Yürüdüm Allah diye
Necdet Uçak - Kafkaslarda Rus zulm...
Altan Atan - Eski dünya
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Âh Doğu Türkistan Âh...
Hızır İrfan Önder - Gelsin bahar
Mehmet Balcı - Güzel
Mehmet Balcı - Öğrenmelisin
Av. Mustafa Büyükgüner - Aradığımız ruh
Muhsin Hamdi Alkış - Ah Türkistan ah Türk...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış (Nisa...
Hasan Ildız - İçimde
Kubilay Ertekin - Sinsi ve pasif siyâs...
Halis Arlıoğlu - Hayat arkadaşıma
İbrahim Ali Uçar - Asyanın kalbi Doğu T...
Ahmet Değirmenci - Oralardan haberler
Ahmet Değirmenci - Röportaj - Seyit Tüm...
Ahmet Değirmenci - Bir ihtilâl...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - İşkence
Murat Yaramaz - 104.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Korkak kahraman
Murat Yaramaz - Çözüm
Mahmut Topbaşlı - Solan yüzüm tende kö...
Erdal Kozankaya - Tarih bizi çağırıyor
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - Tercih
Hacer Taner Bulut - Kötülük eden kötülük...
Mertali Mermer - Hiç gelmeyen
Cemal Karsavan - Dikkat edilmeli sana...
Hakkı Şener - Türkistan
İlkay Coşkun - Doğu Türkistan uzak ...
İlkay Coşkun - "Mübareze" hakkında
Abdushükür Muhammet - Şiir okuma
Abdushükür Muhammet - Ak
Abdurehim imin /paraç - Vatan derim
Turgut Yıldızan - Gök bayrak için şanl...
Amine Vayıt - Güzel yurdum
Nurmuhammet Yasin - Nuzugumun çağrısı
Ferruh Recai - Karanlıkta güneşlene...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7260565
 Bugün : 9475
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 506981
 Bugün : 64
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dçn) Toplam : 141
 104. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim