Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/KardelenDergi_        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2093 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Bir babadan evlâtlarına...
Kubilay Ertekin

  Sayı: 81 - Temmuz / Eylül 2014

(Sahibi meçhul bir mektuptan)

Esselâmü aleyküm verahmetullâhi vebere kâtühû. Sevgili yavrularım;

“Her derdin vardır bir çâresi, her inleyen ölmez.

Her sevincin bir sonu var, ebedî gülünmez.”

Bu yılda 15 tatilinizi (1990) Ablanız hâriç, çok şükür bütün kardeşlerinizle kendi yuvanız, ana-babanızla geçirme bahtiyarlığına erdiniz. Bana göre bu, nimetlerin en güzeli. Bunu ondan mahrum olanlar bilir. Allah (cc) o acıyı kimseye göstermesin. Âmin.

Nimet içinde yaşayanlar, kıymet bilmez. Bu, hepimiz için geçerli. Bunu şu an aranızda olmayan ablanızın yokluğundan da anlayabilirsiniz. Demek ki, bizden veya sizden biriniz ebediyen bu mutluluğu görmeyebilirdi. Hiç birimiz bâki değiliz. Hattâ yarına çıkacağımıza bile garanti yok. İnanan bir insan olarak, Cenâb-ı Hakk’a ne kadar şükretsek az. Sahip olduğumuz her şey Allah’ın (cc) bir lütfu. Bunun kadrini bilip, onun sahibine şükretmek, insanlık –özellikle Müslümanlık– gereği; Cumartesi sizi Vize’ye, Pazar günü de kardeşlerinizi Konya ve Aydın’a uğurladık. Sizden ve Aydın’dan haber aldık ama Konya’dan haber gelmedi. Gece saat 03.00’e kadar bekledik. Bu satırları yazarken onun da sâlimen ulaştığını öğrendik. Çok şükür. Hayli merak etmiştik, üstelik onun yanında bir de torun vardı..

Şimdi asıl konuya geliyorum. Bildiğiniz gibi şimdilik kısa aralıklarla buluşup ayrılıyoruz. Zamanla uzun ayrılıklar, bitmeyen meşgale ve mâzeretler, aile ortamından kopmalar, buluştuğunuzda ise ebedî olarak aranızda bulunmayanlarınız olacak. Ayrılıklar beni can evimden vuran, yüreğimi yakan acıların en hazinidir. Ben onun çilesi, ıstırabı ile büyüdüm.

İnsanlar geçici. Fakat idealler –dînî duygu ve yaşantılar– aileden gelen güzel prensipler ebedîdirler. Bildiğiniz üzere ben aileyi; dallı-budaklı, meyveli-çiçekli bir ağaca benzetirim. Dallar mesâbesindeki çocuklar o kökten kopar, aslını inkâr eder özünden ayrı düşerse, tekrar yeşerip meyve vermesi çok zordur. Belki de kup-kuru bir odun olur. Gerçi odun da faydalı ve insanların ısınmasını sağlar ama ağacın meyve vereni makbuldür. Nitekim dînî ve millî değerlerden kopanlar sade odun değil, çıra gibi kendini ve ülkeyi yakan Neron oluyorlar. Gâyem, odun olup kendinizi ve çevrenizi yakmanız değil; yemyeşil meyveli dallı-çiçekli bir hayat ağacı olmanız ve etrafınıza iyilik ve hayır meyveleri saçmanızdır. Ancak o takdirde ruhum şâd, gönlüm gülşâd olur. Ömer amca dediğiniz Bozkırlı bir işçi vardı, sizinle şakalaşıp güldürürdü; Onun Yûnus Emre’den aktardığı şu sözü aklıma geldi; bunu, kendi mahallî şivesiyle çok hoş bir şekilde söylerdi:

“Her hacıya geden, olur mu hacı?

Başından alırlar altınlı tacı.

Öz kökünden eğri biten ağacı.

Balta kesme ile yonabilir mi?.”

Sizlerin kökünüzden, özünüzden ve aslınızdan ayrı düşüp eğri yetişmemeniz için çok büyük gayret, fedakârlık gösterdik. Mahrumiyet çekip sıkıntılar yaşadık. Haram lokma yedirmemek için hakkımız olanların bile bazılarından vazgeçerek evimize haram şeyler sokmadık. Bunları en iyi bilen de sizlersiniz. Aylarca o mahrumiyet içinde sizlere bir çiğdem ve leblebi bile alamadık. Yamalı giydiniz ama açık ve aç kalmadınız. Bunları unutacağınızı sanmıyorum. Artık erginlik çağına gelmiş; iyi ve kötüyü fark edecek durumdasınız. Ayrı iş, meslek ve aile sahibi oldunuz. Kimseye bağımlı değilsiniz. Deneten, gözeten, kontrol edeniniz yok. Eğer şimdiye kadar yaptığınız dînî görevleri, bize yaranmak, bizden çekinerek yapmışsanız, buna hayıflanır, sizlere gayemiz olan Hak ve hakikati gereği gibi anlatamadığımız için kendime acırım. Keşke Allah’ı (cc) sevip, ondan korksaydınız. Şimdi bizden uzaktasınız. Sığınacağınız yer, göstereceğiniz mâzeretiniz yok. Vicdanınız ve inandığınız değerlerle baş başa kalacak; burada ne aldıysanız, doğumunuzdan bu ana gelinceye kadar ne verilmişse onu uygulayacak ve yaşayacaksınız. Tabii. Çünkü; “Zerre kadar hayır işleyen onu, zerre kadar şer/kötülükte bulunan da karşılığını görecektir” buyrulmaktadır. Gücümüz yettiğince Allah’ın emirlerini vermeye çalıştık. Maya tuttuysa ne âlâ… Tutmadıysa sorumlu biz değiliz. Bir şeyi veren kadar, alanın kâbiliyet ve fıtratı da önemli. Şimdi irâde ve inisiyatif artık kendi elinizde. En az bizim kadar, hattâ bazı konularda bizden akıllı, kültürlü ve bizim sahip olmadığımız imkânlara sahipsiniz. Şimdi sizlere imânınız yön verecek. İmansız ve hayâsızlık karşısında belki sıkıntı çekeceksiniz. Ama ülkemiz ve sizlerin kurtuluşu bu sıkıntılara göğüs germenize bağlıdır. Namussuzlar içinde temiz, nâmuslu, sağlam kalabilmek çok zordur. Sizlere bunun önemini anlatırken –mizacım gereği– aşırıya kaçıp hırpaladığım olmuştur. Hoş göreceğinizi umarım. Ben o konularda eğitimsiz biriyim.. O yüzden okumanız için çok gayret ettik. En büyük fedâkârlığı anneniz yaptı. Onun hakkı benden çoktur. Eğer aynı idealleri verebilmişsek, ülkemizin dağ gibi problemi olduğunu göreceksiniz. En başta; iyilikleri inkâr ve nankörlükle, imansız-hayâsız ve harâmîliklerle karşılaşacaksınız. İyilik kâfirden gelse de iyiliktir. Adam kâfirdi ama toprağı bol olsun iyi adamdı’ denir. Sakın iyiliğe nankörlük etmeyin!. Verilen bir yudum su ve bir lokma ekmek olsa bile, onu minnet ve şükranla anın. Karşılaştığınız engellerde, nerhum M. Âkif’in ifadesiyle “Bu yol ki, Hak yoludur. Dönme bilmeyiz yürürüz!” deyip düşe-kalka hedefe varmaya çalışın. Bıktırıcı, usanç verici bulsanız, uzak da olsanız, sizlere yine aynı şeyleri tavsiye edeceğim. Buna ‘vasiyetim’ de diyebilirsiniz. Gecenin şu 03,30’nda beni rahatsız eden şeyleri sıralamaya ve tekrar ikâz etmeye çalıştım. Gerçekten –geçici de olsa– şartlar bizi ayırmış durumda ve bu ayrılıklar ileride daha da uzayarak, çok değişik gâileler, meşgûliyetler çıkıp aydan aya, yıldan yıla görüşülecektir. Artık yüz yüze gelerek bunlarla başınızı ağrıtan olmaz sanırım. Kim bilir belki de bu son konuşmalarımdır... Diğer bir konu da, akraba, dost ve kardeşler arası irtibatınızı kesmemeniz ve bu arada bizim dostlarımızı da mahrum etmemenizdir. Onların çok iyiliklerini gördük. En zor şartlarda ve dar zamanımızda bizi boş çevirmediler. Akrabalarımızdan görmediğimiz iyiliği onlardan gördük. Bunu inkâr etmek çok büyük bir nankörlüktür. Kireççi Hasan amca... Ev sahibi Ali İhsan… Nezir aga ve özellikle Kahveci Mustafa dayı gibi… Daha ismini hatırlayamadığım kimseler. Onları rahmet, minnet ve şükranla anıp dualarınızdan eksik etmemenizi tavsiye ederim. Bizi bilmiyorum. Onu kendiniz bilir veya vicdânınıza sorarsınız.. En sağlam ölçü, temiz kalan vicdandır; “Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz, öyle haşrolursunuz.” Hadis-i şerifini hayatınıza düstur ederseniz, bizi mutlu edersiniz. Benim aslî görevim herkese iyilik ve yardımda bulunmak olmasına rağmen, imkânsızlık yüzünden ancak sizleri yetiştirip, ihtiyaçlarınızı karşılamaya çalıştım. Halka yardımım olmadı ama onların hayırseverliği, hamiyet perverliği, bizlerin ve sizlerin bugünlere gelmemize sebep oldu. 4-6 yıllık tahsil döneminizde sayısız kere İzmir’e gidip-gelirken otobüs ücreti almayan Reşat amcayı nasıl unutursunuz? Siz unutsanız da ben unutamam. Çünkü en çok zorlanan bendim. Hepsini rahmet ve minnetle anıyorum, anacağım. Yine de başkasının eline bakmayıp kendi imkânlarınızla geçinmeye gayret edin. Minnet altında kalmak çok zordur.

Kurduğunuz ve kuracağınız aileler ve idealler, yuvanızda görüp yaşadıklarınızdan, bizimkinden daha ileride ama ehlisünnet istikâmetinde olsun. İçinde bulunduğunuz şartlar 70-80 yıl evvelki yaşadıklarımıza benzemiyor. Maddî, manevî çok değişik durumlardasınız. Neslinizden gelenler; dalga dalga bu idealleri yaysınlar isterim. İslâm, insanlara değil, insanlar ona muhtaç ve varlıklarını öyle koruyabilirler. Yaşanan gerçekler bunu gösteriyor.

Bu çığlıkları daima vicdanınızda hissedip, duygusuzluk ve köksüzlükten uzak durmanız dileğindeyim. Sizin yaşınızda iken üniversitenin adını bile duymamıştık. Baskı ve zulümlere rağmen o bâdireleri fire vermeden geçtiniz. Çok şükür.. Buna rağmen geldiğiniz yeri unutmayınız. Her ne kadar oralardan ideal insan tipi çıkmıyorsa da, kendinizi geliştirip, eksiğinizi tamamlayabilirsiniz. Yıllar evvel merhum bir karikatüristimiz Vehip Sinan’ın, çizgisini hatırladım. Biliyorsunuz ‘Bay Devrimbaz’ tiplemesi vardı. (Üniversitenin arka kapısından birçok kütük giriyor. Ön kapıdan o kütükler, boyunlarında sâdece bir papyon takılmış olarak görülüyordu.) Bu, anarşi ve terörün niçin oralarda mekân tuttuğuna canlı bir örnektir.

Müslüman bir ülkede dinsizliğin, anarşizmin yaygınlaşması kimseyi tedirgin etmiyor. Müslümanlar çok uyanık olmak zorundadırlar.

Size hitaben yazdığım bu konular, her şuur sahibi Müslüman ana-babanın istek ve arzularıdır. Unutmayın! Hayat bir mücadele, zorluk ve ıstırap âlemidir. İnsan bu âlemde tıpkı bir yolcu gibidir; çocukluktan, gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar bu yolculuk devam edecektir.

Allah, (cc) Mâlikül mülktür/mülkün sahibi... Akıllı insan bu ilâhî gerçeği bilendir. Nitekim Bir Hadîs-i şerifte Efendimiz (sav); “Ey âdemoğlu! Rabb’ına itaat et ki, akıllılardan olasın.! Ona isyan ve nankörlükte bulunursan, câhillerden olursun.” buyurmuşlardır.. Vesselâmü aleyküm.

12.02.1990; Babanız


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Kin ve nefretten beslenen... - Sayı 106
En tehlikeli virüs...... - Sayı 105
Sinsi ve pasif siyâset... - Sayı 104
"Ahmak gerçeği görünceye ... - Sayı 103
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (107): Üstte gök basmasa altta yer delinmese senin ilini ve töreni kim bozabilir? Birlikten kuvvet doğar; doğudan batıya, kuzeyden güneye hepsi bir örgüde, hepsi bir ilmekte; Türk Birliği...

Son Eklenen Yorumlardan
 Güzel tesbitler... Yüreğine kalemine sağlık. Mevlam nice faydalı yazılar kaleme almak nasip etsin in... Süleyman Okur

 Umut mu, umutsuzluk mu; hayali süsleyen güneş, her şeyi tutuşturmaya yeter; ama bir çiçek ki içte ve... Sinan AYHAN

  O kadar güzel kaleme almış ki sevgiyiSözcükler sevgiKağıt o kaleme alşık olmuş.Yüreğine sağlık A... Gülşen Akkaya

 Sevgili Zafer, inceliğin ve yorumun için teşekkür ederim, "yıllar geçse de aramızdan, bu kalp seni u... Sinan AYHAN

 Amin... Okuyucu


Günümüzde kitaba nazaran paraya rağbeti; mide gurultusunu beyin sancısı zannederek, Tanzimat’tan bu yana, hiçbir şeyin çilesini çekmeden, her şeyi, Avrupa’dan monte eden(alan) yazarlarımıza borçluyuz.
Borcumuzu ödemesek de olur.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Kin ve nefretten beslenen müfteri müfsit
Gurur ve hüzün
İrfan işinde plân
Zincirli kaya
Türk kimliğini nerede arayalım?


Yavuz Sert - Röportaj - Abdullah ...
Yavuz Sert - Hazreti Mevlânâ okum...
Yavuz Sert - Bir bürokrat şârih: ...
Ali Erdal - Türk kimliğini nered...
Ali Erdal - Anadolu deyince...
Kadir Bayrak - Anadolu; Âb-ı hayat
Sinan Ayhan - Bizi tutan harç ve m...
Necip Fazıl Kısakürek - İrfan işinde plân
Fatma Pekşen - Parkta bir bayram sa...
Dergi Editörü - Zincirli kaya
Site Editörü - İlim ve irfan
Mehmet Hasret - Ana sütü gibi helâl
Necdet Uçak - Toprak
Necdet Uçak - Kardeşiz
Necdet Uçak - Güne besmeleyle başl...
Altan Atan - Üst akıl
Mustafa Büyükgüner - on dört, otuz yedi, ...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
Hızır İrfan Önder - Erdem Beyazıta mektu...
Hızır İrfan Önder - Yunus Yunus
Ayhan Aslan - Bam teli
Ayhan Aslan - Acı kahve
Ayhan Aslan - Merhaba
Ayhan Aslan - Kemiksiz
Ayhan Aslan - Ulu sevda
Ayhan Aslan - Vicdan
Olgun Albayrak - Hoşgör bizi
Mehmet Balcı - Dedecim
Mehmet Balcı - Şiir hayatımdır
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 106
Kubilay Ertekin - Kin ve nefretten bes...
Halis Arlıoğlu - Gurur ve hüzün
Ahmet Değirmenci - Neler olur neler
Büşra Doğramacı - Kaygı atlası
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Cami duvarı
Murat Yaramaz - Cuma
Murat Yaramaz - Kadir
Erdal Kozankaya - Haydi sil gözyaşları...
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Erkan Karakaya - Son gemi
Gülşen Ayhan - Yazı renginde melodi...
Mertali Mermer - Benliğini arayan
Cemal Karsavan - Risale-i Hayat Mekte...
İlkay Coşkun - Mesnevî bağlamında f...
Erdal Kurtuldu - Modern dünya rüya mı...
Zafer Nefer - Mühür; iyi günlerde ...
Makbule Özdemir - Aşkın uğruna
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7990275
 Bugün : 2166
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 518641
 Bugün : 69
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 108
 106. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 15 Kasım 2020
Künye | Abonelik | İletişim