Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 26 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     12510 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Fatih -2-
Mustafa Büyükgüner

  Sayı: 52 - Nisan / Haziran 2006

Fatih iktidar olduğunda Osmanlı Devleti’nin Anadolu’daki toprakları büyük dedesi Yıldırım Bayezid döneminin de altına düşmüştü. Timur’un Ankara Savaşı’nı kazandıktan sonra Eski Türk beylerine topraklarını iade etmesi ve geri kalan Osmanlı ülkesini de Yıldırım’ın dört oğluna pay etmesi genç devleti adeta felce uğrattı. Neyse ki, Birinci Mehmet kısa sürede otoritesini kurarak beyliğin başına geçti. Birinci Mehmet ve İkinci Murat devirleri, devletin ülke güvenliğini sağlama, içeride otoriteyi kurma, dışarıda toprakları muhafaza etme ve Anadolu Türk Birliğini yeniden kurma uğraşları arasında geçti. Fatih’in İstanbul’u fethetmesinden sonra üzerinde durduğu en önemli mesele de Anadolu’daki Türk Birliğinin yeniden kurulması oldu.

Karamanoğlu sülalesi de dâhil olmak üzere Selçuklu Devletinden arda kalan bütün beyleri hâkimiyeti altına aldı. Trabzon ve civarındaki Rum devletini ortadan kaldırdı ve Doğu Anadolu’nun güçlü devleti Akkoyunlular’ı Otlukbeli’nde mağlup ederek devletinin doğu sınırlarını güvenceye aldı.

Fatih’e göre Anadolu’da kurulacak Türk Birliği, Anadolu’nun sadece tek bir devletin hâkimiyeti altında olması değil aynı zamanda Anadolu yaylalarında ve dağlarında yaşayan Türkmen aşiretlerinin de devlet egemenliği altına alınması ve devletin amaçları doğrultusunda hareket etmesi manasına gelmekteydi. Bu bakımdan Anadolu’da yaşayan konargöçer Türkmen aşiretleri ile devletin resmi kolluk kuvvetleri arasında zaman zaman silahlı çatışmalar meydana gelmiştir. Fatih bu aşiretlerin iskân edilmesini sağlamaya çalıştı. Özellikle yeni fethedilen gayrimüslim topraklarına bu aşiretler yerleştirildi. Özellikle Yavuz zamanında bu aşiretler ile Osmanlı orduları arasında meydana gelen kanlı çatışmalar Fatih’in o zamandan tehlikeyi gördüğünü ispatlamaktadır.

SİYASÎ DEHASI


İkinci Mehmet “Fatih” sıfatını İstanbul’u fethetmekle aldı, ancak ömrü boyunca, devlet yönetimindeki başarısı fethettiği topraklar ve siyasî dehası ile bu sıfatı hak ettiğini gösterdi. Anadolu’daki Türk birliğini yeniden kurarken sorunun temeline indi. Karamanoğlu’nu ve onu destekleyen ülkeleri zayıflatmak bütün beyliklerin gardını düşürdü. Böylece Karamanoğlu dışındaki beyliklerin Osmanlı’ya iltihakı kansız bir şekilde sağlanmış oldu.

Trabzon Rum İmparatorluğu'nu ve Trakya’da bulunan Slav kökenli devletleri Bizans İmparatorluğu’nun varisi sıfatıyla fethetti. İstanbul’u fethettiğinde Ortodoks kilisesini feshetmeyip aksine desteklemesi ve kendisinin tüm Ortodoksların hamisi olduğunu ilan etmesi Hıristiyanlar arasındaki mezhep çatışmalarını körüklemiştir.

Fatih’in iktidarı, pozitif bilimleri uygulayan, dünya konjektürünü bilen ve buna uygun aklî politikalar uygula- yan, her türlü yeniliğe açık bir iktidardı. Anadolu’yu Osmanlı toprağı yaparken savaştan mümkün olduğu kadar uzak durmuş ve Anadolu’da yaşayan Türkler’in sevgisini kazanmıştır. Osmanlı kılıcı Fatih zamanında Anadolu’ da neredeyse kınından hiç çıkmamış, sürekli bağışlayıcı olmuş, ancak Karamanoğlu ve Akkoyunlu sülaleleri gibi laf anlamaz hanedanlar için son çare olarak kılıç kullanılmıştır. Büyük çapta el değiştiren topraklar neticesinde bu topraklar üzerinde yaşayan halkın isyan etmemesi ve topraklarını savunmaması da Fatih’in bu politikasının tesirini göstermektedir diyebiliriz. İstanbul’u fethettikten sonra, pek çok ülke üzerinde Doğu Roma’nın varisi sıfatıyla hak iddia etmiş ve bu toprakları fethetmiştir. Fatih, Doğu Avrupa’da da pek çok ülkeyi kurduğu akrabalık bağları ile hak iddia ederek fethetmiştir.


KARAKTERİ


Fatih’in karakteri konusunda pek çok söylenti bulunmaktadır. Fatih’in büyüklüğü herkesi kendine çekmekte daha doğrusu, herkeste Fatih’in de kendilerinden olduğunu ispat etme ihtiyacı doğurmaktadır. Bu konuda bize düşen görev bu türden haksız söylentilere sırtımızı dönmektir.

Karakteri konusunda vereceğimiz hükümden önce sarih kaynaklara da geçmiş birkaç olayı misalen anlatmalıyız.

Fatih bir sebepten ötürü haksız olarak bir Rum’un elini kestirmiştir. Bu olay üzerine mahkeme kurulur ve Kadı kısas hükmünü uygulayarak Fatih’in de kolunun kesilmesine karar verir. Davanın görülmesi esnasında da adalet adına Fatih’i azarlamaktan geri kalmaz, Fatih bu azarlara bir cevap vermediği gibi Kadı’nın koyduğu hükme de riayet etmekten başka çare bulamaz. Bu adalet karşısında dehşete düşen Rum Müslüman olur ve diyeti kabul ederek Fatih’in kolunun kesilmesine mani olur.

Trabzon üzerine sefer ederken, yanında alıkoyduğu Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın validesinin, yol almadaki meşakkatten dolayı Fatih’e neden sefer için bu kadar zahmet çektiğini sorması üzerine, Fatih şu cevabı verir: “Gazamız kal’a fethetmek değildir. Bu zahmet din yolunadır. Zira bizim elimizde İslam kılıcı vardır. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmezsek bize gazi demek yalan olur.”

Trabzon üzerine sefer hazırlıkları devam ederken, kendisine seferin nereye olduğunu soran kasazkerine verdiği cevap da devlet adamlılığını göstermektedir: “Eğer bunu sakalımın tellerinden birisi biliyor olsa idi onu derhal koparır yakardım.” Yine bir sefer için “Sefer nereye” diye soran devlet adamına “Sen sır saklamayı bilir misin paşa?” diye sorup evet cevabını alınca da “Biz de biliriz” diye cevap verdiği yolunda rivayetler vardır.

İstanbul muhasarası sırasında “Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul’u” diyen Fatih, muhasaranın kaldırılması için ricaya gelen elçilere de “Benim kudretimin erdiği yerlere imparatorunuzun ümit ve emeli bile yetişmez” diyerek düşmanı ile kendisi arasındaki farkı çok iyi tahlil etmiştir. Fatih için bu tür misalleri çoğaltmak mümkündür.

Sonuç olarak Fatih, büyük bir devlet adamı, iç ve dış gelişmeleri bilen, adil ve adalete güvenen, döneminin teknik gelişmelerini yakından takip eden, sanata ve sanatçı- ya önem veren büyük bir devlet adamıdır. Velî Sultanlarımızdandır (İnşallah). İstanbul’u fethettikten sonra İstanbul’a kurdurduğu üniversiteler kendi döneminden sonra bile devlete pek çok devlet adamı yetiştirmiştir. Dönemin sanatçılarını kollamış, dünyanın değişik yerlerinde nam salmış sanatçıları ve bilim adamlarını İstanbul’da toplayarak hem onlara büyük imkânlar sunmuş hem de İstanbul’un bir kültür, bilim ve sanat merkezi olmasını sağlamıştır.


İNANCI


Fatih Sultan Mehmet Han’ın inancı konusunda maalesef dış kaynaklı pek çok yanıltıcı söylentiler bulunmaktadır. Fatih’in Ortodoks Kilisesini kapatmaması ve Papa’nın da Fatih’e hiçbir zaman ulaşmayan bir mektupla Hıristiyanlığa davet etmesi, annesinin Rum kökenli olması gibi sebeplerle Fatih’in sonradan Hıristiyan olduğu hattâ zaten baştan beri Hıristiyan olduğu ancak günün şartlarından dolayı Müslüman gibi göründüğü yönünde yalan yanlış bilgiler bulunmaktadır.

Bu tür söylentilere itibar etmemek gerekir. Karakteri bahsinde vermiş olduğumuz misaller onun inanç ve itikat yönünü zaten göstermektedir. İktidarı döneminde gençliğinden hocası ve yol göstericisi olan Akşemsettin’e iktidarı bırakarak ona bağlanmak istediğini bildirdiği ancak hocasının bunu kabul etmediği yönünde kesin rivayetler de bizim kaynaklarımızda bulunmaktadır. En çok bilinen bir gazelinde de “İmtisâl-i ‘câhidû fi’llâh’ oluptur niyyetim /Dîn-i İslâm’ın mücerred gayretidir gayretim” (Bu günkü Türkçe ile: Niyetim, Allah yolunda cihâd edenlere örnek olmaktır. Gayretim İslâm Dinini yüceltme gayretidir.) demektedir.

Bize göre Fatih, yukarıda da belirttiğimiz gibi (inşallah) velî sultanlarımızdandır.


VEFATI


Fatih Sultan Mehmet Han, sefer hazırlığındayken, 3 Mayıs 1481 tarihinde Sultan Çayırı denilen yerde vefat etmiştir. Vefat ettiğinde 49 yaşını yeni tamamlamıştı Vefatı ile ilgili tartışmalar bugün dahi devam etmektedir. Fatih’in İtalyan Yahudi asıllı hekimbaşı Yakup Paşa tarafından birkaç sene içinde tedricen zehirlenerek öldürüldüğü konusunda pek çok yazar görüş birliğindedir.


İmtisâl-i câhidû fillâh olubdur niyyetüm

Dîn-i İslâm’un mücerred gayretidür gayretüm

Allah için küfürle cihadın misalini vermektir niyetim;

Mücerret gayretim, (sadece) İslâm dini içindir.


Fazl-ı Hakk u himmet-i cünd-i ricâlullâh ile

Ehl-i küfri ser-te-ser kahr eylemekdür niyyetüm

Hakk üstünlüğü ve Allah’ın yücelttiği veliler himmetiyle

Kâfirleri baştan sona kahreylemektir niyetim.


Enbiyâ vü evliyâya istinâdum var benüm

Lutf-ı Hak’dandur hemân ümmîd-i feth ü nusretüm

Peygamberlerle velilerdir istindım benim;

Hakk’ın lütfundandır, fetih ve başarı ümidim.


Nefs ü mâl ile n’ola kılsam cihânda ictihâd

Hamdülillah var gazâya sad hezârân ragbetüm

Nefis ve malla cihadıma şaşılmasın;

Hamdolsun, gazaya binlerce rağbetim var.


Ey Mehemmed mu’cizât-ı Ahmed-i Muhtâr ile

Umaram gâlib ola a’dâ-yı dîne devletüm

Ey Mehmet, Seçilmiş Ahmed’in mucizeleriyle

Umarım, galip gelir din düşmanlarına devletim.

Avnî (Fatih Sultan Mehmet)


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : soney    01.06.2007
Yorum : iyi ve harikaydı teşekkür ederim sağolun...





 
Budinden Yemene sazım çal... - Sayı 94
Türk Budun(u)... - Sayı 94
OLAYLARA BAKIŞ... - Sayı 93
Ortadoğu'da taşlar yerind... - Sayı 87
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (95): Tasavvuf; herkesin içinde fıtrî olarak var olan aşkı, merkezine, hakikatine yerleştirme ve yüceltme mektebi... Yüce kahramanların harcı... Karşı çıkanlar evvelemirde içlerindeki aşk istadına yazık eder.


Son Eklenen Yorumlardan
 "...tefekkür etmek ekmek gibi, su gibi bir ihtiyaç... " belki insan o maddelerden evvel o hassa ile ... ekrem yılmaz

 Ekrem, zaman ayırıp cevap lütfetmişsiniz; takdirleriniz, inşallah dua yerine geçer. Çalakalem yazılm... Ali Erdal

 Çok akademik; kılı kırk yararak, hissedilerek, çilesi çekilerek, araştırması olabildiğince yapılarak... ekrem yılmaz

 İsmini belirtmeyen değerli okuyucu... Çok güzel ifade etmişsiniz... Tebrikler ve teşekkürler...... Ali ERDAL

 ALLAH Türk Milletini seviyor; niçini için bir çok gerekçe sayılabilir. Bir kısmı yazıda mevcut. Ama ...


Günümüzde kitaba nazaran paraya rağbeti; mide gurultusunu beyin sancısı zannederek, Tanzimat’tan bu yana, hiçbir şeyin çilesini çekmeden, her şeyi, Avrupa’dan monte eden(alan) yazarlarımıza borçluyuz.
Borcumuzu ödemesek de olur.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Türkçenin serencamı
Topyekûn ölçü
Ninemden bana kalan şey, bahçe ve fındık
Aranan kan
Türk dilini dert edinenler
Türkçenin serencamı
Dil kavramı üzerine bir düşünce havzalar
Yavuz Sert - Türk dilini dert edi...
Yavuz Sert - Annelerimiz-15 - Hz....
Ali Erdal - Türkçenin serencamı
Ali Erdal - Kedicik
Kadir Bayrak - Hangi Türkçe?
Sinan Ayhan - Dil kavramı üzerine ...
Sinan Ayhan - Ninemden bana kalan ...
Sinan Ayhan - Konuşan düşünce
Fatma Pekşen - Ses bayrağımız dilim...
Dergi Editörü - Aranan kan
Site Editörü - Ana dilimiz Türkçe
Mehmet Hasret - Bir küçük kedi için ...
Kürsü Nizam - Gıda
Acıyorum -
Necip Fazıl - Topyekûn ölçü
Necip Fazıl - İllet
Necip Fazıl - Kanun
Necdet Uçak - Anadilim Türkçe
Necdet Uçak - Rabbim
Necdet Uçak - Kucak açtık mazlumla...
Necdet Uçak - Niğbolu meydan savaş...
Mustafa Büyükgüner - Türk Budun(u)
Mustafa Büyükgüner - Budinden Yemene sazı...
M. Nihat Malkoç - Tabelâlarda Türkçe k...
M. Nihat Malkoç - Büyülü kelimeler
Hızır İrfan Önder - Hangi hücremde saklı...
İsimsiz - Dilinizi eşek arası ...
İsimsiz - Dil üzerine söylenen...
İktibas - Necip Fazıl
Muhammed İsa Öztürk - Silâhlar
Kubilay Ertekin - Müslümanın ilk vasfı
İbrahim Şaşma - Lüzum müzekkeresi
Halis Arlıoğlu - "Hero" ne demektir?
Halis Arlıoğlu - Arafatta niyâz
Halis Arlıoğlu - Ah bu yalnızlık
Bahadır Kaya - 94.sayı medya sepeti
Er Tuğrul - Eşek arısı ve kemâla...
Murat Yaramaz - 94.sayı mizah köşesi
Murat Yaramaz - Küs
Murat Yaramaz - Silgi
Murat Yaramaz - Gibi
Kamran Murquzov - Azerbaycan toprağına...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 3717586
 Bugün : 4813
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 419810
 Bugün : 88
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 74
 94. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 3
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 16 Kasım 2017
Künye | Abonelik | İletişim