Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1296 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Handan öğretmen
Vural Gündüz

  Sayı: 88 - Nisan / Haziran 2016

Kahverengi saçları dalga dalga, gözleri yumuk yumuktu. Yüzü parlak ve masum, utanıp sıkıldığında yanakları al al oluyordu. Sevimli, doğal güzelliğini güler yüzü çevreliyordu. Ankara’da üniversite yıllarında iliklerine kadar yaşadığı maddi zorluklar bile güleç yüzünü elinden alamamıştı.

Handan, feleğin sillesini yiyerek büyümüştü. Gündelik işlerde çalışan babası her şeye rağmen okumasını istiyordu. Zor zahmet bitirdiği okulundan sonra Diyarbakır'ın Han köyüne çıkmıştı tayini. 

Terörün çığırından çıktığı 90’lı yıllardı... Terörün Güneydoğu’da yoğun olarak kamu görevlilerini hedefe koyduğu yıllardı.

Babası, kızının gitmesini istemiyordu. Ama meslek aşkı ile dolu Handan; polisi, askeri, hemşiresi görev yapıyor. İcabında şehit oluyor. Onlarda ana kuzusu, kaderimde ne varsa o olur.’’ Meslek aşkım, ölüm korkumdan daha büyük.’’ diyordu.

Handan “Bayrağımın dalgalandığı her yere giderim.” dedi ve eğitim ordusunun bir neferi olarak, ana babasının gözyaşları ve duaları ile Anadolu’nun en ücra köylerinden birine gitmek için yola çıktı. Hayalleri, geleceğe umutla bakan güzel yüreği ile…

Ankara’dan Diyarbakır’a yolculukta son durak Hancı Köyü idi. Köyün dolmuşuna bindiğinde, merak, tedirginlik, bir yerin yabancısı olmanın verdiği acemilik her halinden belli oluyordu. Babasının bütün ısrarına rağmen yanında kimseyi istememişti. Köy dolmuşuna bindiğinden beri etrafını meraklı gözlerle inceliyordu.

Şoförün köye yaklaştık sözü ile merakı daha da artmıştı. Köyün yukarısında tepelerin arasında düz bir mera vardır. Yanından bir karayolu geçiyordu. Tam da asfalt yolu bitirip toprak yola gireceği noktada, köy dolmuşunun camından uzaktaki dağın yamacında sonbaharın son demlerini yaşayan yeşilin tonlarıyla her yeri süsleyen, otlar arasındaki çiçekleri gördü. Birkaç koyun peşinde, saçları darmadağın çocuklar takıldı yüreğinin kanayan yerine.

Köyün bu kadar uzak, unutulmuş, mahrum, sapa bir köy olabileceğini düşünmemişti. Sarp dağlar, dik yokuşlar, kıvrım kıvrım inişler, burnunuzun dibindeymiş gibi yakın görünen, karlı, yalçın dağlar, kayalar, keçiler, sırtında şelekle meşe odunu taşıyan kadınlar. Her geçen sürede biraz daha köye yaklaşıyordu. İnsanın arkasını görmeye fırsat vermeyen tozlu yolların sonunda, derenin içinde biçimsiz, çatısız taş evler sıralanmıştı.

Evlerin her metrekaresinde hissedilen sefalet, yirmi birinci yüzyılın eşiğinde elektriği, suyu, yolu, telefonu, sağlık ocağı olmayan bu köyün yarattığı şaşkınlık, çaresizlik, keder, insanın burnunun direğini sızlatıyordu.

Gözleri doldu, ağlayacak, çok şey söyleyecek gibi oldu, söyleyemedi ama hep alışık olduğu şeyi yaptı, ağladı. Orada gördüğü manzara karşısında, gözlerinden dökülen iri yaş damlacıkları, tüm çaresizliğiyle yoksulluğun ağır, can dayanmaz fukaralığın canlı fotoğrafıydı.

Köy meydanına gelip diğer yolcular indiğinde Handan, dolmuş şoförüne okulun yerini sordu. Yolculuk sırasında tanışmışlardı. Şoför köylerine yeni atanan öğretmene saygıyla ve içten davranıyordu. Yolculuk sırasında Handan’ın yüreğine su serpen konuşmalar yapıyor, arada diğer yolcuları da kendine şahit tutuyordu.’’ Korkmayın hoca hanım; bizim köyümüz güvenli bir köydür, bugüne kadar hiç silâhlı baskına uğramadı.’’ diyordu. Handan öğretmenliğin ilk heyecanı, gerekse yol yorgunluğundan şoförün sorularına ve konuşmasına dalgın cevaplar veriyordu. Yol sırasında en çok ‘’Merak etmeyin korkmuyorum, kendi isteğimle geldim.’’ cümlesini kullanmıştı.

Köyün aşağı tarafında çatısı kırmızı kiremitli yeri işaret parmağı ile göstermişti, şoför. “Ben sizi lojmanın önüne kadar götüreceğim hoca hanım. Bize gidelim Allah ne verdiyse birlikte yeriz.” diye davet etse de, Handan bir an önce okulu ve lojmanı yakından görmek istiyordu.

Handan, heyecan içerisinde dolmuştan bir çırpıda indi. Dolmuştan indiğinde sert bir rüzgârın ılık esintisi karşıladı. Kara bulutlar köyün üstünü bir anda kaplamıştı. O kara bulutlardan köye iri iri yağmurlar düşmeye başladı. İlk görev yeri olan köye kafasında cevap bekleyen onlarca soru ve yağmurla gelmişti.

Okulu ve yanında bulunan lojmanı meraklı gözlerle incelemeye başladı. Okulun durumu çok da iyi sayılmazdı ama eğitim yapılabilirdi.

Şoförün kornasıyla lojmandakilere biz geldik işareti verilmişti. Okulun iki lojmanı vardı. Neredeyse aynı anda iki lojman kapısı birden açıldı. Lojmanların birinden bir bayan, diğerinden de iki erkek kapıya çıkmışlardı.

Handan ve köyün diğer genç öğretmenleri ayaküstü tanıştılar. Handan bayanlar için ayrılan lojmana geçerken erkek öğretmenler iki bavulu hızlıca lojmana taşıdılar. Erkek öğretmenler, “Handan öğretmen uzun yoldan geldi. Bu akşam dinlensin yarın uzun uzun konuşur ne yapacağımızı kararlaştırırız.” diyerek kendi lojmanlarına geçtiler.

Cumali hariç diğer öğretmenler öğretmenliğe yeni başlamışlardı. İçlerinde iki yıllık tecrübeye sahip olduğu için Cumali aynı zamanda müdür yetkili öğretmen durumundaydı. Cumali, okulda iki sınıf olduğu için öğretmenleri sabahçı ve öğlenci olarak sınıflara paylaştırdı.

Cumali Diyarbakırlı olduğu için köylülerle daha rahat iletişim kurabiliyordu. Uzun boylu esmer yağız bir delikanlıydı. İki yıldır teröristlerin bütün tehditlerine rağmen okulu açık tutuyor aynı zamanda köylünün de her derdine koşuyordu.

Birkaç günlük çalışmadan sonra dört genç öğretmen okulu ders verilebilir duruma getirmişlerdi. Handan da öğrenciler ile kaynaşmış, kara, meraklı sevecen gözleri ile bakan öğrencilerine, bir şeyler öğretmek için çırpınıyordu. Köyde göreve başlayalı epey olmuş, artık okul düzene girmişti.

Yoklukmuş, terörmüş umurlarında değildi. Hancı Köyü öğretmenleri var güçleri ile öğrencilerini eğitmek, eğitirken öğretmek için çırpınıyorlardı. Bir eğitim öğretim yılı bir çırpıda bitmişti.

Yokluk ve zorlu geçen günler Handan ile Cumali’yi birbirine yakınlaştırıyordu. Handan öğretmen ile Cumali Öğretmen biraz utangaç biraz ürkek ama temiz duygularla sevgi pınarından paylarını almak için yola çıkıyorlar, iki genç öğretmen bir yıl sonra nişanlanıyordu.

Handan ikinci yılına, nişanlanmış mutluluğun doruğunda başlamıştı. Cumali’yi canı gibi seviyordu. İşini de eşini de bulmanın sevincini doya doya yaşamak istiyordu. Kalbinin hızlı hızlı zamansız çarpıntıları, anlam verememesine rağmen gözyaşlarına engel olamayışı her geçen gün artıyordu. Ne sevdiğine ne de arkadaşlarına bu durumdan bahsediyordu. Handan, köydeki diğer öğretmenler gibi terörün gölgesi üzerlerinde mutlu olmaya çalışıyordu. Mümkün olduğunca kötü düşünmemeye çalışıp enerjilerini öğrenciler için harcıyorlardı.

Okullar açılalı bir ayı geçmişti. Öğrencileri gönderip okulu kapattıktan sonra her akşam olduğu gibi o akşam da bir araya gelip yemek yiyecekler ve sohbet edip zaman geçireceklerdi. Hepsi çok yorgun ve açtılar. Handan, iki kişinin zor sığacağı bir alanda akşam yemeği olarak piknik tüpünde bulgur pilavı hazırlıyordu. İkinci piknik tüpte ise çay demleniyordu. Zeytin, peynir derken kahvaltılıkları da sofraya serdi.  Yemek sonrası çay demlenmedeydi.

Hancı Köyünün öğretmenleri son günlerde komşu köylere teröristlerin geldiğini duyuyorlar; ama Hancı Köyüne geleceğine hiç ihtimal vermiyorlardı.

Tam böyle düşünürken kapı vurdu tık tık tık… Handan’ın içi titredi. Dışarıdan rüzgâr sesi, köpek havlamaları geliyordu. Handan, “Kim o?” diye sorabildi ürkekçe… Sesinden tanıdığı köylülerden birinin, kendini tanıtması ile rahatladı, kapıyı açtı.

Kapıyı açınca gördü ki, beş silâhlı terörist köylünün kafasına silâhı dayamış, o şekilde kapıyı açtırmıştı, Handan Öğretmenin yapacak hiçbir şeyi kalmamıştı, çaresizce dona kalmıştı. O arada Cumali de somyanın üzerinden kalkıp Handan’ın yanına gelmişti. Teröristler lojmandaki 4 öğretmeni de dışarı çıkardılar. Öğretmenler şaşkın ve ne yapacaklarını bilmez bir haldeydi. Yüzü sarılı ellerinde silâhlı teröristleri görünce Handan ve Cumali’nin gözleri şaşkınlıkla bir an için buluştu.

Teröristler evdeki öğretmenleri tartaklaya tartaklaya evden çıkardılar. “Yürüyün çabuk!” dedi. “Hesap soracağız.” Öğretmenleri ite kalka köy meydanına sürüklüyorlardı.

Pkklı teröristlerden biri; “Biz T.C.’nin hiçbir öğretmenini buraya sokmayacağız, geleni öldürürüz bizden olmayan gelmeyecek demedik mi?” diye bağırarak, diğer öğretmenleri arkasına alan ve “Nereye götürüyorsunuz bizi?” diyen Cumali Öğretmenin kafasına sert bir dipçik darbesi vurdu.

Ne olduğunu anlayamadan yere düşen Cumali öğretmen, inatla düştüğü yerden kalkıp yarı baygın bir vaziyette yürümeye çalışıyordu. Meydanda köylüler toplanmış, teröristlerin başı propaganda yapıyordu: “Bizden olmayan öğretmen, imam ve muhtar bundan sonra görev yapmayacak.” diyordu.

Teröristlerin başı olduğu belli olan bağırdı; “İşte gördünüz, bizi dinlemeyenlerin halini, bundan sonra kimseye acımayacağız, bu köyden de tam itaat bekliyoruz.” dedi.

Ardından birkaç terörist Cumali Öğretmenin elleri ile hayat verdiği okulunu ateşe verdi. Köylüler ve öğretmenler okulun cayır cayır yanışını çaresiz gözlerle izliyordu.

Teröristler kurban olarak köyün öğretmenlerini seçmişlerdi. Onları köyün dışına doğru götürmek için hareket ettiklerinde şehit edileceklerini Handan da herkes gibi anlamıştı.

Köylüler kadını ve erkeği ile teröristlerin önüne geçiyordu. Gecenin karanlığında çığlıklar, yalvarmalar ve küfür sözcükleriyle çınlıyordu. Teröristler köylünün direncini kırmak için bayan öğretmenleri bırakıp erkek öğretmenleri yanlarına almaya karar verdiler.

Handan Öğretmenim “Olmaz!” dedi; çünkü o bir kere sevmişti… Kurbanlar arasında evlilik hazırlığı yaptığı Cumali öğretmeni. Sevdiği gözünün önünde şehit edilecek Handan Öğretmen bunu görüp nasıl hayatını sürdürecekti.

“Olmaz!” dedi. Sesi teröristlere meydan okuyordu, kadınlığını unuttu yırtıcı bir kaplan gibi beni de götürün diye haykırıyordu.

Cumali Öğretmen şehit edilirse ne anlamı vardı onun yaşamasının. En güzel aşk romanının yazıldığı, en güzel aşk şiirlerinin kulaklara fısıldandığı, en güzel namelerin sazlardan süzüldüğü anlardı o anlar. Cumali, Handan’ı fikrinden vazgeçirmek için yalvarmasına rağmen Handan hıçkırıklar içinde gecenin karanlığında alabildiğince bağırıyordu “Beni de öldürün hainler!” diyordu.

Handan’ın haykırışlarına hırslanan hainlerden biri silâhın kabzasıyla Handan’ın da neresine gelirse vuruyordu. Handan düştüğü yerden kalktı, yavaş yavaş peşlerinden yürüyordu.

Hainler, Handan Öğretmenin gözlerindeki kararlılığı gördükten sonra üç öğretmenle karanlığa karıştılar.

Suratları poşulu teröristler, elleri arkadan iple bağlanmış erkek öğretmenleri tekmeleyerek yönlendiriyorlardı.

Handan Öğretmenle Cumali Öğretmen el ele gidiyorlardı düğünlerine… Biliyorlardı ki; birdiler, binlerce öğretmen vardı onların yerine gelecek, eğitim sevdasını sürdürecek.

Üç öğretmen sıralanmıştı. Birazdan birer kurşun yüreklerini delecekti. Bunu biliyorlardı.

Hepsi de bu işkencenin bir an evvel bitmesini istiyordu. Ölümün bir an önce gelmesini ve Allah’ın emanetini teslim etmek istiyorlardı. Ne korkuyorlardı, ne üzgündüler.

Teröristlerin namlusunun ucunda kısa süren mutluluğuna ağlıyordu, Handan. Köyün dışında üç öğretmeni gözlerini kırpmadan haince alçakça şehit ettiler.

Sadece sevmeyi bilirdiler. Sevdalarının onları ölüme taşıyacağını nereden bilebilirlerdi. Ölüme “Safa geldin.” diyebilecek kadar yiğittiler.

Nasıl da yakışıyordu onlara ölüm. Basitçe bir ölümü değil, yiğitçe bir ölüm. Cesaretleri onların yerine gelecekleri yüreklendirecekti, kuşkuları yoktu bundan. Boyun eğmediler hainlere. Ülkesini ve Cumali Öğretmeni sevdi, sonsuza kadar da sevecekti, Handan. Sevdaları masal olacak, gelecek kuşaklara aktarılacaktı. “Handan Cumali vardı, ölümde bile ayrılmayan!” diyecekti diller.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Çamurdan kale... - Sayı 97
Boya sandığı... - Sayı 96
Öğretmenin anı defterinde... - Sayı 91
Türk milleti darbeyi ezmi... - Sayı 90
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 En azından "doğru tarafta olmak" nasıl bir nizam köpürtür... "Geride kalıyor olmak" faslını konuşaca... Sinan AYHAN

 "Demek ki, zaten aslında ve lûgatta bir kavmin ruhunu dayadığı iman kaynağı mânasına gelen ve son za... Sinan AYHAN

 Hocam, kaleminize sağlık, işin ruhunu etraflıca veren, hoş bir yazı olmuş... Allah razı olsun... Güç... Sinan AYHAN

 Manzaraya bakıp, bir şeylerin yanlış gittiğini görmek için pek de büyük bir çaba sarfetmeye gerek yo...

 Allah rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun.O güzel yerler de bir gün sevdiklerimizle buluşacağız... ... BİRSEN YURTSEVER


Hislerin hissizleştiği noktada, onlarda kalan aklın varlığını sürdürebilmek için o noktaya varışın yaratıcısını bile inkâr edebilecek kadar “bencil”leşmesine kılıflar uydurarak (bunu) üstünlükmüş gibi gösterenleri iyi tanımak gerekir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Milliyetçilik
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Dergi fuarındaydık
Kardelen IX. uluslararası dergi fuarında
Türkün halelendiği ufuk, istikamet...
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Milliyetçilik
Dergi fuarındaydık
Aydınlar üzerine


Yavuz Sert - Keyif verici cümlele...
Ali Erdal - Türk teşkilâtlanma k...
Kadir Bayrak - Ertuğrul Gazi
Sinan Ayhan - Türkün halelendiği u...
Sinan Ayhan - Arşetip: eşyaların b...
Necip Fazıl Kısakürek - Milliyetçilik
Bedran Yoldaş - Filistin
Fatma Pekşen - Fatmalar ve diğerler...
Ahmet Mahir Pekşen - Sarhoşun saygısı
Ahmet Mahir Pekşen - Sarmaşık günaydını
Dergi Editörü - Dergi fuarındaydık
Site Editörü - Kardelen IX. uluslar...
Mehmet Hasret - Körbaykuş
Gönüldaş - "Ümmetim kötüde itti...
Necdet Uçak - Uyku
Necdet Uçak - İmtihan
Mustafa Büyükgüner - Taşlar dile geldi
M. Nihat Malkoç - Kudüs terennümleri
Hızır İrfan Önder - Az-öz
Ayhan Aslan - Karikatür
Ayhan Aslan - Babam
Ahmet Çelebi - 15 Temmuz
Gelecek sayı konusu -
Vural Gündüz - Çamurdan kale
Muhsin Hamdi Alkış - Türk milletinde devl...
Kubilay Ertekin - Çıban başı
İbrahim Şaşma - Kudüs mektubu
Halis Arlıoğlu - İnanç ve milli irâde...
Halis Arlıoğlu - Can Azerbaycan
Erdem Özçelik - Doktor anne
Mahir Adıbeş - Şahit
Kürsü Kainatın Efendisi - Giyim
Murat Yaramaz - Vicdan
Murat Yaramaz - Belki
Murat Yaramaz - Tavsiye
Tamer Uysal - Aydınlar üzerine
Harun Ekici - Unutmak
Hakan Karahan - Mevlânâ
Zaman Yolcusu - İki soru
Konyalı - Bir anma gününden rö...
Enes Yeşil - Kıyamam
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4507302
 Bugün : 2051
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 439882
 Bugün : 27
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 74
 97. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 7 Ağustos 2018
Künye | Abonelik | İletişim