Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 26 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     724 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Bir Derviş Sultan Ulu Hakan II. Abdülhamid Han
Mustafa Kınıkoğlu

  Sayı: 91 - Ocak / Mart 2017

Devlet-i Âliyye’nin son demlerine damga vurmuş olan hemşehrimiz Sultan II. Abdülhamid Han hakkında okumalar yaparken birçok farklı özelliğine şahit oluyoruz. Hayvanlara olan merakı, marangozluktaki ustalığı, batı müziğine olan muhabbeti bunlardan bazıları. Bu yazıda Sultanımız’ın diğer bir özelliği olan dindarlığını ve ona bağlı olarak tarikatlarla ilişkisini ele almaya çalışacağız.

Kaynaklardan öğrendiğimize göre Sultan II. Abdülhamid Han çok dindar bir padişahtı. Özellikle hanımlarından birinden nakledilen şu davranış Sultan’ın nasıl bir takvası olduğunu gözler önüne seriyor: Abdülhamid Han yatağının başucunda bir tuğla saklarmış, kalkar kalkmaz o tuğla ile teyemmüm alırmış ki abdest alacağı yere ulaşana kadar yere abdestsiz basmasın! Hattâ hanımının “neden böyle yapıyorsun” sualine karşılık “Ben Halife-i Müslimînim, ben yere abdestsiz basarsam, ümmet gusülsüz basar” şeklinde mukâbele ettiği rivayet edilir.

Sultan’ın dindarlığı hakkında başka örnekler de verilebilir. Zaten dost, düşman herkes bu konuda hemfikir. Aradaki fark şu ki, “kızıl sultancılar” bu dindarlığın siyaset gereği olduğunu düşünürler.

Sultan’ın Tarikatlerle İlişkisi

Sultan II. Abdülhamid Han’ı, tarikatlerle ilişkilerini her zaman canlı ve iyi tutan bir padişah olarak görüyoruz. Bu ilişkinin muhabbetten kaynaklanan bir yanı olduğu gibi politika olarak kullanıldığı da bir gerçek. Ancak bu eleştirilecek bir nokta değil çünkü bu sayede Devlet-i Âliyye’yi oluşturan halklarla daha sağlıklı ilişki kurulabiliyor.

Sultan’ın tarikatlerle ilişkisi ile ilgili kaynaklara baktığımız zaman ilk karşımıza çıkan tarikat Şazelîyye. Ancak Abdülhamid Han’ın Kadirî olduğu da söyleniyor. Hattâ Necip Fazıl, hakkındaki kitabında Sultan’ın Nakşî olabileceğinden de bahsediyor ancak kitabın ilerleyen sayfalarında bunun gerçeklikten çok bir yakıştırma olduğunu görüyoruz.

Üstad “Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han” adlı eserinde şöyle diyor: “Bazılarına göre Abdülhamid Nakşi, bazılarınca da Şazelî’dir. Nakşîliğini zannettiren sebepler arasında bu tarikatin büyüklerine gösterdiği fevkâlade saygı, Şazelî olduğunu savunan iddialar arasında da, saray civarında oturttuğu ve ikrama boğduğu Şazelî tarikatinden Şeyh Zafir’e sevgisi rol oynar. … Tahminimizce Abdülhamid halifelik ve sultanlıkla bağdaşamaz gördüğü bu cephesini gizlemiş ve herhangi bir tarikatten kafa kâğıdı çıkartmamıştı. … Halis ve hakiki bir tasavvuf anlayışına sahip bulunan Abdülhamid her halde ruhunu, şeriatın ruhundan ibaret bir yola adamış olsa gerekti. Bu da çizgisi çizgisine ve noktası noktasına şeriate uygunluk müessesesi olan Nakşîlikten başka bir şey olamazdı. … Elde hiçbir vesika bulunmamasına rağmen bazı ipuçlarından seziliyor ki Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han aciz ve naçiz bir Nakşî dervişiydi” (1) 

Üstad kitabın ilerleyen bölümlerinde ise şöyle diyor: “Şeriate şiddetle bağlı olan Hakân şeriatin batını demek olan tasavvufa da uygun ve Şazelî tarikatine mensuptur. … Önce de belirttiğimiz gibi Ulu Hakânın ayrıca kıymet verdiği ve bağlarını koruduğu tarikat Nakşîlik…” (2)

Sultan’ın tarikatlerle ilişkisine dair bir makalesi olan Prof. Dr. Hür Mahmut Yücer bu makalesinde şöyle diyor: "Onun gerek sözlü gerekse yazılı rivayetlerden, Kâdirîlik ve Şâzelîliğe kesin olarak intisap ettiği; Nakşî, Rifâî ve Halvetîlerle seviyeli bir ilişki kurduğu; [dönemindeki] Mevlevî ve Bektâşîlere ise gerek Jön Türkler ve Masonlarla ilişkileri, gerekse Sultan Reşad ile bağları neticesinde mesafeli ve soğuk olduğu söylenebilir." (3)

Sultan II. Abdülhamid’in Şazelîye yolu ile olan irtibatına vesile olan kişi Şeyh Zafir Efendi’dir. Şeyh Zafir Efendi, Şâzelî-Derkāvî tarikatının Medeniyye kolunu içtihat etmiş olan babasından hilafet almıştır. Medeniyye kolu ve bağlı olduğu Şâzelî tarikatı Kuzey Afrika’da çok etkilidir. Başka rivayetler olsa da Zafir Efendi’yi İstanbul’a Abdülhamid Han’ın dâvet ettiği rivayet edilir. Sultan, Ertuğrul Şazelî Tekkesi’ni 1888 senesinde, Şeyh Muhammed Zâfir için inşa ettirmiştir. Abdülhamid Han muhabbet duyduğu şeyh efendileri ve tekkelerini sadece ziyaret etmekle kalmaz, bu tekkeleri İslâm dünyasının çeşitli yerlerinden gelen misafirlerin karşılandığı ve ağırlandığı yerler olarak kullanırdı. Tarihçiler Sultan’ın bu sayede hilafet kurumunun etkinliğini artırmayı hedeflediğini söylemişlerdir. Allah derecâtını âli etsin, Hüseyin Vassaf Efendi kitabında Abdülhamid Han’ın Şeyh Zafir Efendi’ye intisab ettiğini yazmıştır.

Sultan’ın Şeyh Zafir Efendi’ye çok muhabbet beslediği, sık sık ziyaret ettiği, ihtiyaçlarını giderdiği bazen tarikatın ayinine de katıldığı kayıtlarda yazılıdır. Abdülhamid Han’ın sadece Şazelî yoluna intisab ettiğini, diğer tarikatlarla sadece muhabbet ve siyasî ilişkileri olduğunu savunanların en büyük delili Sultan’ın bu yolun evradını okuduğunu belirttiği bir mektuptur. İddiaya göre Sultan bu mektubu Şazelî Şeyhi Mahmud Ebüşşamat Efendi’ye göndermiş, mektupta Şazelî evradı okuduğunu belirtmiştir. Bu mektupla ilgili kişisel görüşümüzü yazının sonuna saklayıp Sultan’ın Şazelî yolunda sadece derviş değil şeyh olduğu iddiasına gelelim.

Abdülhamid Han’ın Şâzeliyye’de hilafet aldığına iki ayrı kaynakta rastladım. İlki Kadir Mısıroğlu’nun 2011’de Rıhle dergisine verdiği röportajdan: “... Halil bey (Şeyh Zafir Efendi’nin oğlu), başka bir şey de anlattı. Şeyh Zâfir öldükten sonra Abdülhamid, onun 14 evlâdını huzuruna çağırmış. “BABANIZ size kendisinin vefatından sonra kime rabıta yapacağınızı söyledi mi?” demiş. “Hayır, bize bu hususta herhangi bir şey söylemedi” demişler. Bunun üzerine Abdülhamid, “Yerine ben kaldım, bundan böyle rabıtayı bana yapacaksınız” demiş. Halil Bey, bunu babasından naklen anlattı.” (4) 

Bu konudaki diğer ciddî kaynak ise Allah derecâtını âli etsin, Cerahî Şeyhi Safer Dal Efendi’nin sohbetlerinden derlenen “Giydim Hırkayı” kitabından. Safer Efendi bir sohbetinde şöyle demiş: "Sultan Hamid'in ağasına vermiş olduğu Delâil-i Hayrât'ı "Şeyh Sultan Hamid" diye mühürlü. Fahreddin Efendim (Safer Efendi Hazretleri’nin şeyhi) gözüyle görmüştür. Sultan Hamid de şeyh. Şazelî şeyhi, Delâil-i Hayrât okunmasına izin vermiş." (5)

Sultan’ın kızı Ayşe Sultan’ın hatıratında babası Abdülhamid Han’ın başka tarikatlara intisab ettiği de yazılıdır: “Gençliğinde Şâzelî tarikatına girmişti. Daima camilere devam ettiğini, Ramazanlarda Süleymaniye Camiinde namaz kıldığını, o zamanlar camide açılan sergilerden alışveriş ettiğini hikâye tarzında anlatırdı. Böylece, camide namaz kıldığı günlerden birinde Hamza Zâfir Efendi adında muhterem bir şeyhe tesadüf edip onunla ahbap olmuş, bu tarikata bu suretle intisap etmiştir. Keza Yahya Efendi Tekkesi’nin büyük Şeyhi olan Abdullah Efendi vasıtasıyla dahi Kadirî tarikatına intisap etmiştir.”(6) 

Gerçekten de Yahya Efendi tekkesi Sultan’ın hürmet gösterdiği yerlerden biridir. Tekke II. Abdülhamid döneminde çeşitli onarımlar geçirmiştir. Tekke girişinin hemen sağında Hamidiye Çeşmesi yer alır. Çeşme alınlığının ortasında II. Abdülhamid’in tuğrası vardır. Abdülhamid Han’ın ailesinden; hanımlarından Nur-i Emsal Kadın Efendi, Mezid Kadın Efendi, Dilbesend Kadın Efendi, kızlarından Samiye Sultan, torunu Aliye Namiye Hanım bu tekkenin kabristanında medfundur.(7)

Ekrem Buğra Ekinci “Tarih ve Düşünce” dergisinde çıkan bir makalesinde Sultan’ın hanımlarından Behice Sultan’dan rivayetle şunları yazmıştır: "Sultan Abdülhamîd Han, haramlardan son derece sakınırdı. İki eli kanda olsa, namaz vaktini geçirmez, evvel vaktinde namazlarını kılar, günlük vazifesi olan Delâil-i Hayrat’ı okur, tesbihlerini çekerdi. Küçük yaşta Arapça tahsiline başlamışlar, ilk öğrendikleri Arapça olmuştur. Birçok Kur'ân-ı Kerîm ilimlerini, en fazla tefsir ilmini okumuşlardır. Âyet-i kerîmeleri bazen okur ve îzâh ederlerdi. Babaları Abdülmecîd Han "Bu benim oğlum derviştir" buyururlarmış ve ekseriya bu lâkapla hitâb ederlermiş. Çok fasîh ve güzel konuştuğu için de amcaları Sultan Aziz Han kendilerine "Bülbül" lâkabını vermişti. … Cennetmekân yattığı odada Kur'ân-ı Kerîm bulundurmazdı. Onun olduğu yerde ayaklarını uzatıp yatamazdı. Hemen bitişik odada, büyüklerin isimleri yazılı levhalar ve bir dolap içinde Kur'ân-ı Kerîmler bulunurdu. … Cennetmekânın başı ucunda bir tuğlası bulunurdu. Onu hiç yanından eksik etmezdi. Uykudan uyanınca, hemen teyemmüm eder, ondan sonra musluğa kadar gider, abdestini alırdı. Abdestsiz yere basmazdı. Sultan Hamid’in âdeti o idi ki; her gün muhakkak yedi defa Yâsin-i şerif okurdu. … Esas itibariyle Şâzilî tarikatine mensuptu. Şeyhi Bağdad’da olup arada bir gelirdi. Onu çok uzaklardan arabalarla karşılar, son derece izzet ve ikramda bulunur, sohbetler ederdi. İki-üç gün sonra şeyh efendi ayrılırdı. Sonra şeyhi vefat etti. Kâdirî tarikatına girdi. Günlük evrâd-ı şerifeleri muhakkak okur, bir gün te’hir etmezdi. Devrinin kutbu olduğunu söylerlerdi.”(8)

Ulu Hakan Sultan II. Abdülhamid Han’ın sadece kendisi değil büyük oğlu Mehmet Selim Efendi’nin de derviş olduğu, Halvetî-Cerrahî yoluna intisab etmiş olduğu bilinmektedir.

Hâsıl-ı Kelâm

Buraya kadar yazdıklarımız papağanlıktan ibaret. Konuyu araştırmak için incelediğimiz kaynaklardan elde edebildiğimiz bilgileri sizlere özetlemeye çalıştım. Yazının sonunda papağanlığı bırakıp birkaç cümle ile kendi görüşlerimi arzetmek isterim.

Sultanımız’ın tasavvufa ve bu yüce yolun büyüklerine olan muhabbeti tarihi bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Allahû âlem, şahsiyetinin yüceliğinde bu muhabbetin büyük etkisi var.

Abdülhamid Han’ın hangi yola intisablı olduğu konusunda farklı rivayetler var. Tasavvufun yazılmamış kurallarına göre aynı anda iki tarike birden intisablı olmak bildiğim kadarı ile mümkün değil. Ancak Ekrem Bey’in makalesinde ilk şeyhinin vefatından sonra Kadirî şeyhine intisab ettiği yazıyor ki bu olabilecek bir durum. Bu nedenle Sultan’ın önce Şazelî daha sonra Kadirî olması muhtemel…

Mektup konusuna gelirsek… Kaynakları tararken mektubu ilk okuduğumda içimden böyle bir mektubu bir padişahın, üstelik Abdülhamid Han gibi bir padişahın yazmamış olabileceği geldi. Beni bu şekilde düşünmeye iten sebep ise mektubun dili. Mâlûmunuz şehzadeler çok sağlam bir eğitimden geçerler ki Sultan’ın aldığı derslerin listesini yazmaya kalksak hayli yer tutar. 

Mektubu okurken aklıma Hüseyin Vassaf Efendi’nin hac hatıralarını yazdığı “Hicaz Hatıratı” kitabı geldi. Size o kitaptan iki cümle yazayım, o dönemin bir münevverinin dili nasıl oluyormuş hep birlikte görelim: “Malzeme-i seferiyyeyi tedârike mübâşeret edip esna-yı azîmet ve avdette vücûd-u lâ-büdd olan şeyler bir kaç gün zarfında tamamen alındı. Bu sırada Cenâb-ı Hak bu abd-i kemterine bir erkek evlât ihsan ve inâyet buyurmuş olduğundan bunun kudûmünden hayır ve bereket ve nimet ve saâdet âsârının zuhûru istîşâr oldu.” Bir cümle de bahsi geçen mektuptan: “Bu ısrarlarına ve tehditlerine rağmen ben de katiyen bu teklifi kabul etmedim. Bilâhare yüzelli milyon altun İngiliz lirası vereceklerini vaat ettiler”. 

Akla, kaynaklardaki mektubun günümüz diline çevrildiği gelebilir ancak mektubun ilk kısmında çevrilmemiş yerler var. Mektubun gerçek olmayabileceği ihtimalini düşününce konuya dair tartışma var mı diye baktım ve gerçek olmadığına dair birçok yorum gördüm. Hiçbir değere kâbil olmayan kişisel kanaât-i âcizâname göre bahis mevzu mektup Sultan’ın kaleminden çıkmamıştır.

Sultan II. Abdülhamid Han’ın tarikatlerle ilişkisinde en çok dikkatimi çeken nokta Sultan’ın Şazelîyye yolundan hilafet aldığı rivayetleri... Halife olan biri daha sonra farklı bir yola intisab edebilir, Sultan’ın Kadirî olması Şazelîyye’den hilafet almış olmasına engel değildir. 

Hem Abdülhamid Han’ın hem de muhabbet beslediği büyüklerin derecâtları âli olsun, şefaatleri üzerimize olsun inşallah.

Kaynaklar:

1-“Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han”, 21. Basım, Necip Fazıl. Sayfa 330

2-“Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han”, 21. Basım, Necip Fazıl. Sayfa 386

3-Hür Mahmut Yücer, "Sultan II. Abdülhamid Dönemi Devlet-Tarikat Münasebetleri", Sultan II. Abdülhamid ve Dönemi, Editör: Coşkun Yılmaz, İstanbul 2002, s. 255

4-Rıhle Dergisi, 2011, Nisan-Haziran Sayısı

5-http://www.sazeliyye.org/?pnum=36

6-Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan

7-http://www.ktsv.com.tr/41-seyh-yahya-efendi-ve-dergahi

8-http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/10/sultan-ii-abdulhamid-hanin-hanimlarindan-behice-sultanla-alti-ay/

İstanbul-Hamidiye Çeşmesi

İstanbul-Ertuğrul Tekkesi


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Necip Fazıl hakkında iki ... - Sayı 92
Bir Derviş Sultan Ulu Hak... - Sayı 91
Dua, kulun acizliğini gös... - Sayı 89
Hicret ve hicri yıl... - Sayı 86
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (94):
"Dil; milletin hayata, eşya ve hadiselere bakış, hayatı ve eşyayı algılayış, anlayış ve yorumlayış tefekkürüdür... Milletin tefekkür yüceliği ve zaafı, dilde ve dille tezahür eder... Dilini geliştirmek isteyen millet, hayatı ve eşyayı isimlendirme noktasında, fikre derinden değer vermelidir..."



Son Eklenen Yorumlardan
 Yüreğinize ve elinize sağlık, CHP ve onu hazırlayan jön Türkler ancak böyle güzel açıklanabilirdi. ... Ahmet Güney

 Ayaklar baş, kavuk ile örtülmüş teşbih güzel olmuş.... nitrojen

 Abi eline yüreğine kalemine sağlık. Abi genç şairlerden yeri bambaşka olan bir şair yürekli insansın... Ahmet70

 maşallah çok güzel... Dertli İnsan

 Allah razı olsun abi gerçekten çok güzel bir yazı kaleme almışsın... Yasin orhan


Devekuşunun kafasını kuma gömmesi misali kafasını toprağa gömen Avrupa bilmez mi ki, nefesi kesilince kafasını (soktuğu yerden) çıkarmak zorunda kalacak ve pişman olacaktır(pişmanlık duyacaktır).
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
NİYE YAZIYORUM?
ZÜMRÜT
15 TEMMUZ’DAN DERS ALACAK MIYIZ?
‘PEYGAMBER OCAĞI BENDE TÜTER!’
KAHRAMAN MİLLET
LİSAN-I BİLECİK
ZÜMRÜT
ÇAPSIZ VE SEVİYESİZLER!...
Yavuz Sert - ANNELERİMİZ 14 HZ. Ü...
Ali Erdal - ‘PEYGAMBER OCAĞI BEN...
Kadir Bayrak - TÜRK KİMLİĞİ
Sinan Ayhan - “Küfür Tek Millettir...
Sinan Ayhan - KAHRAMAN MİLLET
Necip Fazıl Kısakürek - İHTİLAL
Dergi Editörü - NİYE YAZIYORUM?
Site Editörü - 15 TEMMUZ’DAN DERS A...
Haceloğlu - "KAHRAMAN"MIŞ...
Mehmet Hasret - DERVİŞ SÖZÜ
Kürsü Nizam - GIDA
Acıyorum - KARAKTER EDİNMİŞLER
Acıyorum - TİYATRO
Necdet Uçak - 15 TEMMUZ DARBE KALK...
Necdet Uçak - MEVL’M
Necdet Uçak - GAZİLERİMİZ VE ŞEHİT...
Mustafa Büyükgüner - OLAYLARA BAKIŞ
Kardelen Dergisi - BİLDİRİ
Hızır İrfan Önder - GECEYİ ÖRT ÜSTÜME
Mehmet Balcı - YUH
Mehmet Balcı - ZAMANE DESTANI
Fatih Öncü - ESRÂR
Ahmet Çelebi - SEN VE BEN
İğneci - MESAJ KİME
Kubilay Ertekin - ÇAPSIZ VE SEVİYESİZL...
İbrahim Şaşma - LİSAN-I BİLECİK
Halis Arlıoğlu - HENGÂME-İ REFERANDUM
Halis Arlıoğlu - BİR GÖNÜL YANGINI
Halis Arlıoğlu - HÂTIRÂLAR
Av. Özgür Alkan ALKIŞ - 15 Temmuz Kahramanlı...
Ahmet Değirmenci - DESTAN
Büşra Doğramacı - SERZENİŞ
Bahadır Kaya - MEDYA SEPETİ
Murat Yaramaz - MİZAH KÖŞESİ
Murat Yaramaz - ŞARK
Murat Yaramaz - ETKİLEŞİM
Murat Yaramaz - RAHMET
Murat Yaramaz - SÜKÛT
Işın Erenoğlu Üstündağ - ZÜMRÜT
Alkışlıyorum - ALKIŞLIYORUM
Ahmet Yalçınkaya - SINAV
Ferhat Nitin - YÜZ ON BİR KERE MENE...
Tamer Uysal - YAZDAN KALMA BİR YAZ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 3219594
 Bugün : 1306
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 404142
 Bugün : 50
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 93
 93. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 3
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 13 Ağustos 2017
Künye | Abonelik | İletişim