Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     472 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Büyük Millet Olmak
Mustafa Büyükgüner

  Sayı: 38 -

Doğulusu batılısı her ülke; çevresinde söz sahibi, büyük bir devlet olmanın ilk şartı olarak toprakları üzerinde yaşayan insanların ortak bir hedef etrafında birleşmesi gerektiğini bilir. Çarlık Rusya’sı yıllarca “sıcak denizlere çılma” politikasını sırf bu nedenlerle Rus milletine yaymaya çalışmadı mı? Bunun için Balkanlarda bir “slav milliyetçiliği”ne bile zemin hazırlamaktan çekinmedi… Bırakalım Rusya’yı, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan küçük Balkan Devletleri bileğ kedilerine büyük hedefler çizdiler… Bulgarlar’ın olmayan “Büyük Bulgar Krallığı” hayalleri, Yunanlılar’ın “büyük ideal”leri hep bunun için ortaya atılmış tezler değil miydi? Maddi hevesler uğruna birbiriyle rabıtası olmayan bir çok toprağı ele geçiren ve bu topraklar üzerinde “Üzerinde güneşin batmadığı” bir sömürge imparatorluğu kuran İngilizler, sosyologları Ruskin ile bunun önemini anladıklarını nasıl ifade ediyorlar: “Yığın heyecansızdır, hissizdir; millet öyle değil. Yığını kolayca kandırabilirsiniz, doyguları hiçbir temele dayanmaz. Yığın düşünmez, maruz kalır. Nezleye yakalanır gibi tutulur fikre. Ateşi yükselince arslanlaşır, nöbet geçince her mukaddesi unutuverir. Büyük milletlerin duyguları ölçülü, düzenli, devamlıdır.” Hakimiyeti altına aldıkları milletleri hile ve düzenbazlıklarla yığın haline getiren İngilizler’in (Şekspir)i Hindistan’a dahi kıyas tutmamalarına şaşmamak gerek…

Her devlet bir yaşama alanına sahip olabilmek için, uydurma bir tarih bilinci veya kalıntıları dahi çok eski çağlarda kalmış millî kültürlerine dayanmaya çalışırken, biz Orta Asya Bozkırlarından kopup, özellikle İslâmiyet ile şereflendikten sonra Batıya doğru bir çığ gibi büyüyen ve sayesinde (devlet-i ebed müddet) Osmanlı İmparatorluğu’nu kurduğumuz; İslâm imbiğinden süzülen kültürümüze sırtımızı çevirme hatasına düştük. Ve bugünkü; tarihinden ve kültüründen kopuk, heyecansız, gelecekten ümitsiz yığınlar haline geldik.

Oysa her tavrıyla “Dünyaya nizam verme istidadı”na sahip milletin; İslâm’la tanışıp kaynaştıktan sonra dünya çapında bir aksiyonu ortaya koyması zor olmadı. Bu, öncesiyle kıyası dahi kabul edilmeyecek kültür hamlesini de peşinden getirdi:

İslâm’dan aldığımız enerjiyle Anadolu’nun kapısında ilk kez Batı’nın karşısına çıktık. Anadolu hiç kimsenin itiraz edemeyeceği şekilde Müslüman Türk kimliğine büründü. Batı bile bu topraklar için “Türkiye” deme zorunluluğ3unu hissetti.

İstanbul’un fethiyle Kainâtın Efendisi’nin müjdesine mazhar olduk. Bu (müjde)nin eteğine sarılarak bir dünya devleti olmayı başardık. Irak’ın işgalinden önce, ekonomik çıkarları zedelendiği için “Savaşa hayır” tam tamları çalan, şimdilerdeyse üzerinde tüyü bitmemiş yetimin hakkı bulunan Mezopotamya zenginliklerinin yağmalanacağını fark edip ağızlarının suyunu akıta akıta en ön sıradaki yerini alan Avrupa devletleri, tek sözümüzle dünyayı kontrol ettiğimiz günlerde başları belaya girdiğinde devletimize başvurup hiç gocunmadan himaye talep ettiler ve mazluma nasıl yardım edilirmiş bizzat gördüler. Kurmaya çalıştıkları suni Avrupa Birliği kapısında basiretsiz politikacılarımız yalvar yakar bırakan ve bu sayede istediklerini yaptıran, üçüncü sınıf bir memurlarının önünde devlet erkanını hazrola geçiren Avrupa, o zaman krallarının Osmanlı Devleti’nin sadrazamı ile eşit tutulmasından ve buna uygun protokol uygulanmasından gurur duyuyordu.

Hem büyük bir korku, hem de büyük bir hayranlıkla Osmanlı’yı takip ettiler, taklit ettiler. Oryantalizm hareketi Türk saray ve kültür hayatının incelenmesi sonucu doğdu. Müzisyeninden ressamına hepsi bu araştırmaların sonuçlarından yemlenerek en güzel eserlerini verdiler.

Fethettiğimiz her yere İslâm tertibini, İslâm nizamını götürdük. Hamle devrimizde “Kilisemde Vatikan külahı görmektense, Türk sarığı görmeyi tercih ederim” diyen din adamından ricat devrimizde fazla alınan vergileri iade etmek için kapı kapı dolaşan Tük memurlarının eteğine yapışıp, “Bizi bu zalim yöneticilerimize bırakmayın” diye feryat eden gayrimüslim halka kadar, bütün bir insanlığa örnek devlet nasıl olurmuş, devlet nasıl yönetilirmiş gösterdik.

Üzerindeki her hamle ve zafer ayrı güzellikte bir desen olan bu büyük kültür halısına sahip olan bizler, ne uzak kıtalar gibi savaşlarımızın, dramlarımızın üzerinde yeteri kadar düşünüp bunları millî bütünleşmeyi sağlayacak bir araç olarak görüyoruz; ne de en büyük kültür ve sanat adamlarımızı; (Şekspir) misâli sahipleniyoruz. Büyük bir sebepten alelade seçilmiş iki meyve gibi yazımızın başında söylediğimiz olmayan “Büyük Bulgar Krallığı” ve aslından saptırılan “Büyük İdeal”ler ile tabiiyetleri altındaki Müslüman Türk halkına her türlü baskıyı yapan ve bu toprakları talan eden devletlere karşı “Adriyetikten Çin denizine kadar” uzanan coğrafyaya hakim Türk ve “Doğu Asya’dan başlayıp bir koluyla Balkanlar’dan Doğu Avrupa’ya kadar uzanan, diğer bir koluyla da Afrika’nın içlerine kadar” yayılan ve gözümüzün içine bakan Müslüman milletler potansiyelini kullanmayı akıl edemiyoruz.

Avrupacılık oynamayla tüm dertlerimizin biteceğini zanneden şapşal aydınlarımız sayesinde son iki asırda kademe kademe, Batı’ya yönelme, geri kalmışlığı sebebini İslâm’da arama, İslâm nizamı yerine Batı nizamını getirme ve topyekun cemiyetten İslâm’ı kazıma basamaklarından yuvarlanarak bu günlere gelmiş bulunuyoruz.

Halbuki Türk milleti İslâmla doğan ve tüm kaynağını ondan alan kültürü ve tarihiyle hep iç içe yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Bu kültürü söküp atmak için her yolu deneyenlere bir cevap vermiyor ve onlara karşı harekete geçmiyor. Özellikle son yıllarda iyice artan ve adına ne olduğunu kimsenin bilmediği “İrtica ile mücadele” dedikleri tehditler ile başındaki örtüsüne kadar her türlü mukaddesatına saldıranlara karşı sessiz kalıyor. Ve bu şirretsizliğe duyduğu üzüntüden, millî birliğinin temeli, kültür ve tarih mirasından uzak duruyor.

Dahilî ve haricî düşmanlar ile çepeçevre sarılı Türk milleti, bu kuşatmayı kırmak için millî birliği yeniden kurmak gerektiğini ve bir kültür hamlesinin zorunlu olduğunu nasıl düşünemez?..

 

Bu ulvî hareket için herkesin yalanını dahi yana yakıla aradığı (Güneş), Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle kendi cebimizin astarında kaybolmuştur ve Onu, oradan kurtarıp lâyık olduğu makâma yükseltecek kahramanları beklemektedir.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Taşlar dile geldi... - Sayı 97
Nefes... - Sayı 96
Bir Naim Süleymanoğlu por... - Sayı 95
Budinden Yemene sazım çal... - Sayı 94
Tüm Yazıları

Son Eklenen Yorumlardan
 Adam olmak, içe doğru derinleşmek, hiç bir şey beklemeden kendini bilme ilminde ilerlemeye çalışmak,... Sinan AYHAN

 Fıtratımız gereği aslolana yöneliriz. Ne kadar doğru bir söz. Şüphe yok ki tebaa da fıtratı gereği a... Tebaa

 Çok teşekkürler proje ödevime çok yardımcı oldunuz.... Emine

 İnsan düşündüğü için değil sadece, bunun ötesinde öteleri merak ettiği ve her şeyin künhünü kurcalad... Sinan AYHAN

 Soru: "YouTube", "twitter", "Facebook", "instagram" gibi başlıkların altına listelenen kullanıcılar ... Sinan AYHAN


Çaresizlik yoktur, umutsuzluk vardır. Engellerin yıkılması umut etmeyi umut etmekle başlayacaktır.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Tevhid
Ön söz, öz söz, s(öz)-II
"Tek"
Tasavvuf
Allaha inanıyoruz!
Ön söz, öz söz, s(öz)-II


Yavuz Sert - Röportaj - Bir Müslü...
Ali Erdal - "Tek"
Kadir Bayrak - Veliler ordusundan
Sinan Ayhan - Malcolm bir kere "Al...
Sinan Ayhan - "Göklerle temasa geç...
Sinan Ayhan - Kıyas ve gidişat
Sinan Ayhan - Tapdukun kapısında B...
Necip Fazıl Kısakürek - Tevhid
Necip Fazıl Kısakürek - İtikad ve İman
Bedran Yoldaş - İşte biz böyleyiz
Mustafa Kınıkoğlu - "O"
Fatma Pekşen - Çıtırtı - Ev yerleşi...
Ahmet Mahir Pekşen - Esmâ-ül Hüsnâ
Dergi Editörü - Allaha inanıyoruz!
Site Editörü - Doksan dokuzun berek...
Gönüldaş - Hem affet
Necdet Uçak - Omzumuzdaki melekler
Necdet Uçak - Kurân dağa inseydi
M. Nihat Malkoç - Buz tutmuş karanfill...
Hızır İrfan Önder - Şiire dair
Hızır İrfan Önder - Karabağ
Ayhan Aslan - Öfkezede
Mehmet Balcı - İnsan name
Mehmet Balcı - Köylüyüz
Muhsin Hamdi Alkış - Deliller
Kubilay Ertekin - İbâdetsiz inanç düşm...
Halis Arlıoğlu - Vefa
Ahmet Değirmenci - Keşmekeş
Oğuz Askan Kocagöz - Kıyam
Kürsü Kainatın Efendisi - “İmam-ı Kastalanîden...
Murat Yaramaz - Belgesel
Murat Yaramaz - Mâlik
Murat Yaramaz - Seni saymazsak
Kenan Aydınoğlu - Yoxdan var eylə...
Işın Erenoğlu Üstündağ - Tasavvuf
Rafiq Oday - Keşik çəkir
Rafiq Oday - Gözəl, nə ...
Ferhat Nitin - Fehrarengiz şeyler
Harun Ekici - Ekim
Hakan Karahan - Yunus Emre
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, öz söz, s(öz...
İsmail Güçtaş - Tertemiz
İsmail Güçtaş - Eşyanın dilinden red...
Recep Şen - Denizin şiiri
İlahə İmanova - Qıskanıram
Figen Ketenci Evren - Trakya kızı / Istıra...
Mevlüt Yavuz - Ayıramazlar
İbrahim İlyaslı - Məni bu qə...
Erkan Karakaya - Beni bul...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 5073189
 Bugün : 1095
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 456977
 Bugün : 11
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 82
 99. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 13
Son Güncellenme: 16 Ocak 2019
Künye | Abonelik | İletişim