Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     555 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Dil kavramı üzerine bir düşünce havzalarını keşif atlası denemesi
Sinan Ayhan

  Sayı: 94 - Ekim / Aralık 2017

-Kanaatime göre, Türkçe, tekâmül ufku olan bir dil; belki derin düşünme aracı olarak zayıf kalmış; ama derin düşünceyi ifade etmek açısından geliştirilmeye müsait bir dil... Çünkü bir karakteri var; çünkü bir “gramer”i var; ölçüleri, prensipleri, baskın değerleri var... Çünkü Türkçe; her ne şart altında olursa olsun, karakteriyle günümüze kadar gelmiş ve bugüne kalabilmiş...

Meselâ, “özne-tümleç-yüklem” dizilimi Türkçe'nin bir karakteri... Türkçe'nin kelime türetmede sondan ekli bir dil olması, onun bir karakteri... Türkçe deyimler, Türkçe atasözleri bahsedilen karakterin ortaya konmuş hali... İstanbul Türkçesi'ne evrilmiş hali ise, ona has bir durum... Dolayısıyla karakteri olan şeyde, ihtiyaç hâsıl olursa, tekâmülün yolu bulunur ve zor şeyleri ifade etmek noktasında da, ifade düzenleri kemale erdirilebilir...

-Dil, misal ve tasavvur ufkuna binlerce çentik… Kelimeyi bir kıyafet olarak misallendirirsek; o vakit, herhalde cümle, kelimelerden müteşekkil dilin ifade gardırobu...

Ve dil, bir milletin misal kıyafetlerinden oluşan anlatım gardırobu... Bu gardıropta, millet mizacını ortaya çıkaran misaller...

“Hüdhüd”e dönüşen “Kızıl Elma” misali gibi... Doğudan Batı'ya alınan mesafe adalet ölçüsüyse, dilde alınan mesafe de Allah'ın rızasına kavuşmaya hasret kuşlar, kanatlar... Hepsi iç içe...

Bir dilin cevherinde hem adalet olmalı, hem merhamet... Türkçe, her ikisine de talip...

-Kavram olarak alınan bilgi kodları, yani eşyaya dair bilgiler ve eşya adları; o dilin hançeresine gelir ve ses, harf, hece, kelime olur; ama hepsinin ötesinde anlam atlasının keşifleri cümleye ait...

Bir bebek büyürken dilin en ham halinden en kemale ermiş haline doğru bütün misillere ve misallere şahit, bir dil zevkinin kendinde vücut bulmasına şahit; bilmeden biliyor olmanın kodlarını, genetiğine işlenmiş olarak, Hz. Adem'den almış çünkü...

-Dil, her alanda milletin hafızası... Dolayısıyla bu milleti bu topraktan sökmek için, bu toprakların mimarî dilini çözmeleri gerekir; bu da zorun ötesinde zor...

Mimarî dil, bir milleti o coğrafyaya göbekten bağlayan şey... Toprağı, “vatan” yapan şey...

Misal, Mimar Sinan'ın Süleymaniye'si; o sadece bir yapı değil; Türk'ün köklerini taşıyan bir ruh... O ruhu Türk'ten sökmek için her taşın, her kıvrımın yerleştirilme usulünü, kaidelerini ve artık dilleşen kemiyet ve keyfiyet ölçülerini topluca bilmek gerekir; o da yetmez, bütün usullerin birleştiği yerde, parçadan farklı, çok daha büyük ve anlamlı bir bütünlük şahsiyeti oluşur; o şahsiyete de paha biçilemez; ya onun parçası olunur, ya ona uzaktan bir şaheser nazarıyla bakılabilir; o şahsiyete saldırmak dünyayı yerinden oynatmak gibidir, başka türlüsü mümkün değil...

Türk'ün şahsiyet çivisi Süleymaniye ve benzerleriyle Anadolu'ya çakılmıştır artık; onu hiç bir iptidaî savaş hüneri oradan sökemez...

Süleymaniye sadece bir eser değil, Türkçe'nin plâstiğe dökülmüş şekli... Varlık felsefesi, bilgi felsefesi, ahlâk ve iyi-kötü kıyasının ötesinde, estetik duygusu ve bilgisi bunu gerektirir... Düşüncenin sistemleşme merhaleleri; son kertede, Süleymaniye'yi ve diğer bu toprak üzerindeki şaheserleri, dille bütünleşmiş bir hafıza yapar...

Hafıza, asırlarca katmanlaşan ve katmanlar etrafında örüle örüle griftleşen bir şey olduğu için de, kolayca silinemez, yok edilemez...

-Yakın zamanda tanıdığım, eski ve yeni harfleri kendi kendine öğrenmiş, 80 yaşlarında bir büyüğüm diyor ki; “eski yazıyı okuduğumda, gözlerimden yaş geliyor”; “neden” diye soruyorum ona; “Lâtin harfleri dümdüz; hiç bir şey hissettirmiyor; ama eski yazı harfleri öyle mi, o harflerin her hangi bir kıvrımı sizi ağlatmaya yetiyor; çünkü o harflerin bir ilhamı var...” diye cevap veriyor bana...

Anlamakta zorlansam da, bu ilham meselesini; tam bu noktada, kafamda, milletin gönlünde yatan aslanın ne olduğuna dair bir fikrim oluşuyor... Millet, lisanını ve kendini, Allah'a teslim etmekten yana; bu yolda her türlü araçla bir “gözyaşı lisanı” kurmak istiyor... Gerisi, onun için boş lâf...

-Batı ve Doğu dilleri bir havanda dövülse, dillerin ifade imkânlarının geçişgenliği tek bir dil olabilir mi... Olamaz, çünkü her dil varlığını ve şahsiyetini korumak idealindedir; ama her dil, kendi ifade imkânını çoğaltma ve ifade etkisini genişletme peşinde olacak; bunu da, başka dillerden etkilenerek ve beslenerek elde edecektir...

Şahsiyetini koruyarak bir ifade imkânını anadilde araştırmak ise, ters bir durum anlamına gelmez...

Anadile yabancı dillerin kıyası bilgisiyle gelen katkılar, teklifler, denemeler reddedilemez; anadilin “gramer”i ihlâl edilmediği sürece, her yol, her deneme bu uğurda mübah...

Ölçü, “neyi, ne kadar ifade etmek istiyorum” ve “düşüncemin derinliği nereye varıyor” sorularında; buralarda bir ihtiyacınız varsa, ister istemez hamle gelecektir zaten...

Türkçe, tarihî sürece bakıldığı vakit, bu anlamda bir çok dille karşılaşmış, sınanmış ve bu zamana kalabilmiş bir dil; o sebeple, derin düşünceye bağlı prensiplerini geliştirip, daha öte zamanlara kalabilme yolunu da bulacaktır, kendi içinde...

Yeter ki; cemiyet, tefekkür etmeye niyetli olsun; tefekkür etmenin ekmek gibi, su gibi bir ihtiyaç olduğunun farkına varsın...

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : ekrem yılmaz    19.12.2017
Yorum : "...tefekkür etmek ekmek gibi, su gibi bir ihtiyaç... " belki insan o maddelerden evvel o hassa ile var ve onunla insan. Yeme içme bedene lâzım; tefekkür ruhtan ve ruha gerekli, ruha gıda! Aleti de dil... Lisân: Ne güzel kelime...





 
Can feda...... - Sayı 96
İnsanın içindeki Hanifliğ... - Sayı 96
Su sulbünde, gül ile bülb... - Sayı 95
Konuşan düşünce... - Sayı 94
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (97): Bu sene 737.si yapılacak Ertuğrul Gazi İhtifali'nden hareketle TÜRK TEŞKİLÂTLANMA KABİLİYETİ...


Son Eklenen Yorumlardan
 Allah rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun.O güzel yerler de bir gün sevdiklerimizle buluşacağız... ... BİRSEN YURTSEVER

 necdet amcacıgım.emeğinize kaleminize sağlık... BİRSEN YURTSEVER

 cox mənalı bir şerdir. cox sağ olun. her birinize teşekkür edirəm. ... ruslan

 Məhəbbətsiz ömür sürən kimsədən-Bir aşiqin məzar daşı yaxşıdır.... Ulduz Qəzvini

 Güzel yorumlarla, günüme güneş olan herkese, çok teşekkür ederim. Ne mutlu ki, okuyanlar, mısralara... Işın Erenoğlu Üstündağ


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Boya sandığı
MƏHƏBBƏT
İnsanın içindeki Hanifliğe ve Ümmiliğe ç
Kudüsü tefekkür
MƏHƏBBƏT
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Kudüs
Vade doldu hanım gitti


Yavuz Sert - Kudüs... Ey Kudüs
Yavuz Sert - Prof. Dr. Ömer Faruk...
Ali Erdal - Kudüs
Kadir Bayrak - Müminleri Emiri: Hz....
Kadir Bayrak - Aynadaki yüz: Mehmed
Sinan Ayhan - İnsanın içindeki Han...
Sinan Ayhan - Can feda...
Bedran Yoldaş - Her yer Kerbelâ
Fatma Pekşen - Peçe
Ahmet Mahir Pekşen - Mescid-i Aksa -Kudüs...
Dergi Editörü - Kudüsü tefekkür
Site Editörü - Kolayı tersten okuma...
Mehmet Hasret - Devletler kuran, dev...
Necip Fazıl - Başyücelik emirleri ...
Necdet Uçak - Kudüs
Necdet Uçak - Kendini hesaba çek
Necdet Uçak - Muhacire ensarız biz
Mustafa Büyükgüner - Nefes
Ayhan Aslan - Hakikat
Ayhan Aslan - Zındık
Ayhan Aslan - Hesap günü
Mehmet Balcı - Susmam ben
Mehmet Balcı - Taşlama
Ahmet Çelebi - Kudüste bir çocuğum
Gelecek sayı konusu -
Vural Gündüz - Boya sandığı
Mustafa Gül - Mekkenin fethinden ç...
Kubilay Ertekin - Rahatizm ve ötesi
Halis Arlıoğlu - Zeytin dalı ve bana ...
Halis Arlıoğlu - Anlayana izafe
Ahmet Değirmenci - Şehadet türküsü
Ahmet Değirmenci - Bir yangındı işte
Kürsü Kainatın Efendisi - Giyim
Er Tuğrul - Kudüs nereden başlar...
Er Tuğrul - Kutlu kıyam
Murat Yaramaz - 6 gün savaşları
Murat Yaramaz - Naci El Ali
Murat Yaramaz - Kan
Murat Yaramaz - Kirli
Murat Yaramaz - Küsme işareti
Işın Erenoğlu Üstündağ - Gün gelir de, hayatı...
Ekrem Esad Altan - Bir oyun oynanır, oy...
Tamer Uysal - İlgisiz bilgililer, ...
Harun Ekici - Hüzün
Şevket Karayiğit - Kudüsün anlattıkları
Hakan Karahan - Bu cemiyetin - Süley...
Harika Ufuk - Birlik beraberlik ka...
Astan QASIMOV - Gəldim
Əlişad CƏFƏROV - Qayçıquyruq qaranquş
Şəfa VƏLİYEVA - Güldüm… Gülüşüm d...
Şəfa EYVAZ - MƏHƏBB'...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4305789
 Bugün : 1169
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 435063
 Bugün : 22
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 55
 96. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 11
Son Güncellenme: 5 Şubat 2018
Künye | Abonelik | İletişim