Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     299 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Mekkenin fethinden çıkaracağımız dersler
Mustafa Gül

  Sayı: 96 -

Miladi 11 Ocak 630, Hicrî 8. yılın 20 Ramazanı. Mekke’nin fethi. Tarihte eşine az rastlanır bu olaydan alacağımız bazı dersler var:

1-Asıl Hedef

Gönüllerin Fethidir.

Fethin başlangıcı, gerçekleşmesi ve sonuçları bakımından dünya tarihinde büyük bir yer tutan olay.

10.000 kişilik ordunun komutanını biz tanıyoruz. Doğduğu, çocukluğu, gençliği, evliliği, 53 yıllık ömrünün geçtiği bu topraklardan ölümüne karar verildiği gece kaçarak kurtulan; gittiği şehirde rahat bırakılmayıp Bedir’de 1.000, Uhud’da 3.000, Hendek’te 10.000 kişilik ordularla üzerine saldırılan Rasulullah, bugün muzaffer bir komutan olarak şehre kan dökmeden giriyor.

Esir almak var mı? Yok.

Ganimet paylaşımı var mı? Yok.

El etek öptürmek var mı? Yok.

Şehri yağmalamak var mı? Yok.

Cariye ve köle almak var mı? Yok.

İntikam almak var mı? Yok.

“Gelin buraya! Beni öldürmeye karar vermiştiniz. Elinizden zor kurtuldum. Medine’ye kadar beni takip ettiniz. Yetmedi üç sefer ordular toplayıp üzerime geldiniz. Hesabını verin.”

Dedi mi? Yok.

Mekke’den gittikten sonra evini satmışlar, parasını yemişler.

Peşine düştü mü? Yok.

Peki ne yaptı?

Affetti, bağışladı. Hiç kimseye dokunmadı.

Allah’ın son Nebisi böylece gönülleri fethetti.

Gönüller İslâm’la şereflendi.

Düşman ve katı kalpler yumuşadı. Huzura kavuştu.

İki yıl sonraki Veda Haccında, 150.000 kişi Arafat’ta O’nu dinlerken gözyaşına boğuldu.

2-Amaç, Kan Dökmeden

Sonuca Ulaşmak

Mekke’nin fethinde Hz. Muhammed’in komutan olarak da eşsizliğini ve büyüklüğünü görüyoruz.

Seferin yönünü çok gizli tutuyor. Eşi Hz. Ayşe dâhil kimse nereye gidildiğini bilmiyor. Ordu toplanırken hiç kimsenin Medine’den dışarı çıkmasına izin verilmiyor. Her kabileden büyük bir katılımın olmasını sağlıyor. Bazıları yolda orduya dâhil oluyor. İlerlerken sağa sola yön değiştiriliyor. Küçük seriyyeleri farklı taraflara göndererek son ana kadar asıl hedefin Mekke olduğu saklanıyor.

O barış elçisi, kan dökülmesini istemiyor veya en az kayıpla zafere kavuşmayı plânlıyor. Gece vakti ulaşılan şehrin bütün çevresine ordu dağıtılıyor. İnsan sayısınca ateş yakılması emrediliyor. 10.000 ateşi gören Mekkeli, en az 30-40.000 askerin çevresini sardığını düşünüyor.

Telâşla ve korkuyla Nebinin çadırına koşan Mekke’nin yöneticisi Ebu Süfyan, şehri teslim etmekten başka çaresinin kalmadığını anlıyor. (O gece Müslümanlığı kabul ettiği de söylenir.) Sabaha kadar eve dönüşüne de izin verilmiyor.

“Ebu Süfyan’ın evine sığınanlar güvendedir!

Kâbe’ye sığınanlar güvendedir!

Evlerine giren her Mekkeli güvendedir!” sesleri arasında dönüp evine kapanıyor Mekke lideri.

Geceyi şaşkın ve korkuyla geçiren şehir halkının yapacak bir şeyi yoktur. Ne şehri koruyacak, toparlanacak bir zaman bulabilmiş, ne de başlarında bir komutan kalmış. O haşmetli, kibirli Ebu Süfyan, bir korkak gibi perdelerini çekmiş pencere kenarından Kâbe’ye yürüyen o muhteşem orduyu seyretmektedir.

Kolu-kanadı kırılmış ve gafil avlanmış Mekke halkı, korkuyla evlerine gizlenip olacakları beklemektedir.

Tam da plânladığı, düşündüğü ve de istediği bir sonuca kavuşmuştur büyük komutan. Tarihte eşine az rastlanır büyük bir zaferi kan dökmeden elde etmiştir.

Başarısını da gönülleri fethederek kutlamıştır.

3-Kulluğu Unutmamak,

Kusurlarımızı Telâfi Edip

Af Dilemek

Rasulullah Mekke’ye girerken zafer kazanan bir komutanın görünümü, büyüklüğü, tepeden bakışı, “açılın kral geliyor!” tavrı yoktur.

Başını devesinin boynuna kadar eğmiş gözyaşı akıtıyor. Dudaklarından “Estağfurullah, estağfurullah/Allah’ım beni bağışla/Allah’ım beni affet!” cümleleri dökülüyordu.

Allah’ın elçisi:  “Siz beni doğduğum şehirden kovdunuz, fakat geri almasını bildim. Sekiz yıl gibi kısa bir zamanda sizi yendim. Benim büyük bir adam olduğumu artık anlayın. Önümde diz çökün.” demeyecekti.

Demedi.  O, uyarıcı ve müjdeciydi. Merhamet sembolüydü. Böyle söylemek O’na yakışmazdı. Fakat “Allah’ım, bu günleri de bize gösterdin, kan dökmeden bir zafer nasip ettin, şükürler olsun!” diyerek etrafa tebessümlü bir yüzle bakıp, sevinç gösterisinde bulunması gerekmez miydi?

Fakat hayır: Gözyaşları arasında “Allah’ım beni bağışla!” diyerek dua ediyordu.

Allah’ın elçileri vahiyle yürür. Kendilerine ne indirildiyse onunla hareket ederler. “Nasr” Suresi’ni okuduğumuzda bunu daha iyi anlıyoruz:

“1-Allah’ın yardımıyla Fetih (Mekke) gerçekleşip önün açılır da

2-İnsanların akın akın Allah’ın dinine girdiğini görürsen,

3-Rabbine yönel, hamdet ve BAĞIŞLANMA DİLE! O, tüm içten tevbeleri kabul eder.”

Nasr Suresi’nin Medine’de, Hicrî 7. Yılda yani Mekke’nin fethinden az önce indiği kabul edilir.

Mekke’nin fethini ve insanların kitleler halinde Allah’ın dinine girişini müjdeler. Ve bu fetih günü Nebinin nasıl davranacağını bildirir:  “Rabb’ine hamdet ve O’ndan bağışlanma dile/af dile/estağfirullah de. O tevbeleri kabul edendir.”

Rasulullah ne yapıyor? Allah’ın emrini yerine getiriyor. Gözyaşları içinde Allah’tan af diliyor.

Nasr  Suresi’ni okurken hiç düşündük mü? Büyük bir zafer kazanılmış, insanların gönülleri fethedilmiş bölük bölük İslâm’a giriliyor. Bu durumda sevinç çığlıkları atıp, davullar çalıp, şenlikler düzenlenir değil mi? Fakat savaşın komutanı  af diliyor, gözyaşı döküyor?

Neydi kusuru?

Diyanetin son çıkan 5 ciltlik tefsirinde bu ayet şöyle yorumlanıyor: “Hz. Peygamberin günahtan korunduğu bilinmektedir (ismet). Buna rağmen ona Allah’tan af dilemesi emredildiğine göre bunun mânâsı ya ümmeti için, onların adına af dilemesi veya -günahtan uzak dursa bile- Allah’tan af dilemek kullukta kemalin gereği olduğu için “Allah karşısında alçak gönüllülük sergilemesi, her şeye rağmen ibadetlerini mükemmel görmeyip bu sebeple O’ndan af ve özür dilemesidir.”

Görüldüğü gibi ayetteki “Allah’tan mağfiret dile” emri Nebiye yakıştırılamıyor. Peygamberler ismet sıfatına sahiptir, yani günahsızdır, yani hiçbir kusur işlemez. O halde niçin af dilesin. Olsa olsa, diyerek başka gerekçeler sıralanıyor.

Nebiler hata yapamaz mı, kusur işleyemez mi?

Hz. Adem’in (Araf,7/22);

Hz. Nuh’un (Hud,11/46);

Hz. Musa’nın (Kasas,28/15);

Hz. Davud’un (Sad,38/24);

Hz. Yunus’un (Enbiya,21/87)

Yukarıdaki ayetlerde belirtildiği üzere işledikleri kusurlardan dolayı Allah tarafından uyarıldıklarını görüyoruz. Bu ikazları alan nebiler de hemen tevbe etmiş ve tevbeleri kabul edilmiştir.

Hatem-ül Enbiya Hz. Muhammed’in de bir kul olarak bazı hataları olmuştur.

Abese, Tahrim, Tevbe, Bakara gibi surelerde yapılan uyarıları okuyoruz. Peki Nasr Suresindeki bağışlanma dileği, hangi kusurundan dolayıydı? İniş sırasına göre ilgili ayetlere baktığımızda bunu anlayabiliriz.

1-Hicrî 1. Yılda, Bedir savaşı öncesi 92. sırada inen Muhammed Suresinin 4. ayeti: “Düşmanla savaş alanında karşılaştığınızda, boyunlarını vurun. İyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da alınan esirleri sımsıkı tutun. Daha sonra savaş esirlerini ya karşılıklı (bedel alarak) ya da karşılıksız serbest bırakın.”

2-Hicrî 2. Yıl, Bedir Savaşı sonu, 95. sırada inen Enfal Suresinin 67. ayeti: “Kıran kırana yapılan bir savaş sırasında, düşmanı iyice etkisiz hale getirmeden, hiçbir Nebinin esir alma hakkı yoktur. Siz dünya malını istiyorsunuz.”

Bedir Savaşı öncesi inen ayette müminlere bir yol haritası çiziliyor. Savaşta kesin bir zafer elde etmeden ganimet için hemen esir almayın deniliyor. Bu ayette ayrıca alınan esirlere nasıl davranılacağı açıklanıyor. Onları bedelleri karşılığında, bedel ödeyemiyorlarsa bedelsiz serbest bırakın. (Bu ayet aslında, köle ve cariyeliğin kaldırıldığının kesin delilidir.)

Bedir Savaşı sonunda inen Enfal Suresinde ise Nebi ve arkadaşları yaptıkları yanlıştan dolayı ikaz ediliyor, uyarılıyor,” yanlış yaptınız” deniliyor. Bedir Savaşı sırasında düşman bozguna uğratılmış kaçıyor. Düşman perişan olmuş, ellerinde derman kalmamış, savaşacak cesaretleri gitmiş. Niçin onları Mekke’ye kadar kovalamadınız. Mekke’yi o gün fethedebilirdiniz. Daha sonraki saldırılara da uğramazdınız. Siz ne yaptınız, dünyalık için, ganimet için, mal mülk için acele ettiniz hemen esir almaya başladınız. Halbuki daha önce gönderilen ayette savaş sırasında nasıl davranacağınız açıkça bildirilmişti: “Savaşta düşmanı iyice bozguna uğratıp, sonra esir alın.”

Burada Nebinin kusuru, komutan olarak savaşı yarıda kesip,  ganimet peşine düşen ordusuna müdahale etmemesidir.

3-Hicrî 6. Yıl, Hudeybiye Antlaşması sonu, 110. sırada inen Fetih Suresinin 1, 2 ve 3. ayetleri: “Elbette sana tartışmasız bir fethin önünü açan Biziz. Bu sayede Allah, senin geçmiş ve gelecek tüm hatalarını bağışlayacak; ve sana olan nimetini tamama erdirecek ve seni dosdoğru bir yola yöneltecektir. Nihayet Allah seni, saygın ve müstesna bir zaferle destekleyecektir.”

4-Hicrî 7. yıl, Mekke’nin fethinden az öce, 111. sırada inen Asr Suresi.

Hudeybiye Antlaşmasıyla bir barış ortamı doğmuş. Her tarafa tebliğciler gönderilmiş. İnsanlar İslâmla tanışmış. Artık akın akın İslâma koşuyor.

Bedir Savaşından sonra 6 yıl geçmiş. Nebi ve arkadaşlarının Bedir’de erken davranıp esir alması sonucu geciken Mekke’nin fethi ufukta görünmüş. Fetih Suresinde bunun müjdesi veriliyor, Asr Suresinde de o gün yapılacaklar dile getiriliyor.

İşte Mekke’ye girerken, bize biraz garip gelse de ayetlerin ışığında yürüyen Rasulullah’ın farklı davranması düşünülemezdi: “Allah’a hamdedip bağışlanma dileyecek, “beni affet” deyip, gözyaşı dökecekti.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Mekkenin fethinden çıkara... - Sayı 96
“Zulmedenlere meyle... - Sayı 78
Şaşkın insan... - Sayı 76
Kur'ân'la Kur'ân... - Sayı 75
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Fıtratımız gereği aslolana yöneliriz. Ne kadar doğru bir söz. Şüphe yok ki tebaa da fıtratı gereği a... Tebaa

 Çok teşekkürler proje ödevime çok yardımcı oldunuz.... Emine

 İnsan düşündüğü için değil sadece, bunun ötesinde öteleri merak ettiği ve her şeyin künhünü kurcalad... Sinan AYHAN

 Soru: "YouTube", "twitter", "Facebook", "instagram" gibi başlıkların altına listelenen kullanıcılar ... Sinan AYHAN

 Yazar hakkında minik bir araştırma yaptım su an yazmıyor ve bir yerde okudum bu yazıları lisedeyken ... Halil Aktan


*Eskiden Allah için verilen selam, artık “rüşvet deyü” veriliyor.
*İnsanlığın ölçüsü olan selamlaşmak, kaybolalı beri, çevrede insan görmek zorlaştı.
Kardelen-Gazete: Sayı 3, 1989
Makine
İnternete, kulak versek
Son ve tek kıvılcım
Bilgelik çağına doğru
Ağır kefe, baskın tarafı keşif
Makine
Mevlid
İnternete, kulak versek
Alın teri
Çağın bilinçsiz hareketi: İnternet


Ali Erdal - İnternete, kulak ver...
Kadir Bayrak - Tarihin eşiğinde...
Sinan Ayhan - İnternet rüya mı, kâ...
Sinan Ayhan - Dijital (Hermeneutik...
Sinan Ayhan - Hamletten (internet)...
Sinan Ayhan - Yazarlık, Mezarlık v...
Necip Fazıl Kısakürek - Makine
Özgür Alkan Alkış - Bilgelik çağına doğr...
Dergi Editörü - Son ve tek kıvılcım
Site Editörü - İnternetin fâsık hab...
Mehmet Hasret - Ağır kefe, baskın ta...
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Mezar
Necdet Uçak - Ebrehe ve ebabil kuş...
Necdet Uçak - Kürşad
M. Nihat Malkoç - İnternet kumarhane o...
Hızır İrfan Önder - Nerdesin?
Olgun Albayrak - Dervişane
Olgun Albayrak - Millet destanı
Mehmet Balcı - Zamanla
Mehmet Balcı - Kızım
Ahmet Çelebi - Meçhul sevgililer
Ahmet Çelebi - İçimdeki sesler
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu
Av. Mustafa Büyükgüner - Onuncu gün
Muhsin Hamdi Alkış - Sanal âlem mi?
Kubilay Ertekin - Doğum ve sonrası
Halis Arlıoğlu - Hicran
Halis Arlıoğlu - Bir başka açıdan yör...
Ahmet Değirmenci - Buhranların çocuğu
Ahmet Değirmenci - Dinlediğim türküler
Büşra Doğramacı - Çağın bilinçsiz hare...
Bahadır Kaya - 98.sayı medya sepeti
Kürsü Kainatın Efendisi - Kürsü
Hüseyin Selçuk Bozkurt - Sırf gece
Murat Yaramaz - İnternet hayatımız, ...
Murat Yaramaz - Yalnız sen, yalnız b...
Murat Yaramaz - Mevlid
Murat Yaramaz - Masal
Murat Yaramaz - 98.sayı mizah köşesi
Kenan Aydınoğlu - Əlliyə çat...
Ahmet Yalçınkaya - Tuş üstünde savrulan
Kamran Murquzov - Hakdan gelen haber i...
Yarının Büyüklerine Sorduk - Yarının Büyüklerine ...
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Güldərən VƏLİYEVA - QORXURAM
İsmail Güçtaş - İhtiyar çınar
İsmail Güçtaş - Alın teri
Əkbər QOŞALI - MƏN HƏL...
Mehmet Şerif Cebe - Bir an dicleyle
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4917070
 Bugün : 1716
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 452353
 Bugün : 49
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 108
 98. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 13
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 30 Ekim 2018
Künye | Abonelik | İletişim