Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     4274 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Melezleme: ?Hurufat ?ehresinde A?lamayy ve Bir Bilici gibi ?yk? Yazmayy Kafka?dan ??rendim? Demek
Sinan Ayhan

  Sayı: 57 - Temmuz / Eylül 2007

KafkaKurgu, bir dildir; “kurmaca”yla tat alan bir dil… Bir olayı anlatmaya başladığınızda bir dil kurmaya başladınız demektir; o zaman olayı nasıl söylediğiniz, söze döktüğünüz öne çıkar; olayı anlatmanızın nedeni varoluş nedenini bir bedahet ölçüsünde bilmek gibi tüm hikâyenin sonu geldiğinde anlaşılacaktır, dolayısıyla “anlatmak”, kurguya, yani üslûba doğru tekâmül eden, “çok-eklemli” bir fiildir. Üslûp kuvveti çünkü, kurmaca dilin içinde saklı bir cevherdir…
“Acayip bir hayvanım var, yarı kedi, yarı kuzu. Öbür eşyalarla babamdan miras kaldı. Ama gelişip seğrilmesi benim zamanımda oldu. Eskiden kediden çok kuzuya benziyordu, şimdi her ikisini de eşit ölçüde andırıyor…”
Kafka Kalıtı-1, “Melezleme” adlı öyküsünden…
Bir metin, böyle tuhaf ve sırlı cümle dökümlerinden ses, doku, iz ve görüntüler alarak farklı bir dil kuşamına doğru ilerliyorsa; orada bir tufan dilinin hükümranlık kuracığı aşikârdır…
Söz ve üslûp, kişiye ait bir keyfiyettir, yani o kişinin muhakeme, sezgi ve idrâk kimliği… Kafka işte, böyle sıra-dışı bir idrâkin “söz-yontucusu” olmuştur; onun cümleleri, bildik-görünür dünya içinde bilinmedik bir görünürlüğün kimliğidir; genetik kodları anlamın kolay anlatılabilir ve kolay anlatılamaz bileşenlerinden oluşan melez bir kimliktir… Kafka baştan ayağa üslûptur ve üslûbuyla köşe bucak sıradanı öteler…
Sartre,  Dostoyevski’nin dil-kimliğini kurcalarken benzer bir tavır içinde; Dostoyevski’nin Ölüler Evinden Anılar kitabındaki “kalın, yağlı urgan”, “köpek kürkünden ayakkabı”, kasvet, pus, kir ve benzeri kelime ve durum seçimlerinin özellikli bir ifade giyimi olduğunu tarif eder… Mesele kelime ve durum seçimi olduğunda bizim Kafka üzerinde tahlilimizin dil çözümlemesi de aynı miras üzerinden kavram çatısını kurar…
“Pencere pervazında güneş altında kıvrılıp mırmıra başlıyor, çayır çimende ise çılgıncasına koşup duruyor; öyle ki, yakalayabilene aşk olsun! Kediden kaçıyor, kuzu gördü mü de saldırmaya kalkıyor. Mehtaplı gecelerde çatıların yağmur oluklarında gezsin, can atıyor. Miyavlayamıyor ve farelerden tiksinti duyuyor. Tavuk kümesinin başında pusuya yatıp saatlerce bekliyor; gelgelelim, önüne çıkan fırsatlardan yararlanarak hakladığı bir tavuk da olmadı şimdiye kadar.”
Kafka Kalıtı-2, “Melezleme” adlı öyküsünden…
Gırtlak ne kadar düğüm taşır; insan kendi ölüsünü taşıyabilirse sırtında o düğümlük olay kadar gırtlak çeşitli boy ve ebatta düğüm taşır… Çehov’un kıssadan hisse bir öyküsünde anlattığı gırtlağına patates kaçmış tenorun başına gelenler ve ses kabiliyeti nasıl gırtlağa kaçmış patatese bağlanıyorsa, Kafka’nın kelimelerinde hissedilen “içine ağlama pozu” durumu da benzer bir ilişkide ifade edilebilir; ama gerçekte en acıklı hikâye insanın bilinmezlik ve anlatılmazlık karşısındaki varoluş durumudur; insan anlatamadığını daha önceden yaşamış olur, insan kendisi var oluşun üzerine düşen bir kalem gibidir ve bir türlü yazılanlardan ayıklanamaz; gırtlağı paralayan düğüm yükü de bu bulmacamsı yumaktan gelir… Yoksa “patates” unsurunun göze batmak” fiilinden başka bir hükmü yoktur.
Üslup işte bu yumağın her insanda ortak olan anlamı, fakat farklı olan kurgusu bakımından, bir insan için olağanüstü yaşanmış olanı ortaya koymada başat bir kanıt olma rolünü üstlenir.
“Kucağımda ne korku biliyor hayvan, ne onu bunu izleme hevesine kapılıyor. İyice bana sokulup, her yerdekinden rahat hissediyor kendini. Onu bakıp büyütmüş aileye bağlı. Bu da sanırım olağanüstü bir sadakat değil, dünyada dünürlük yoluyla sayısız akrabaları bulunmasına karşın, kan yoluyla belki tek akrabası olmayan, dolayısıyla bizim yanımızda kavuştuğu sevecenliğe kutsal gözüyle bakan bir hayvanın şaşmaz içgüdüsü.”
Kafka Kalıt-3, “Melezleme” adlı öyküsünden
Üslûp olarak yalnız bırakılmak, dünyanın en yüklü yalnızlıklarındandır… Üslup olarak kimseye benzemek gerekmez; Üslûptan anlamak da, üslup sahibinin yanında olmaktır. Kimseden tenekeye altın demesi beklenemez elbette; ama altına da kimsenin ışıltıları sebebiyle “gözüme toz kaçtı” tavrıyla yaklaşması affedilemez. Bir cevher sahibiyseniz hassas olursunuz, hassaslığınız sizin batıllara karşı bağışıklık sisteminizdir. Hassas bir bünye altına teneke denilmesi kırılmaz, onu kıran yalnız “nerdesin ey okuyucu” dedirtecek kadar ona sırt dönen bir tavır içinde yalnız bırakılması olur. O hem olağandan, hem “olağan -olmayan”dan tenler taşıyan münzevi bir melezdir; karakteri daha büyüktür ve baş-edilemeyenle baş eder, çünkü baş edilmeze karşı elinde kurmaca dil vardır; ama yazarak saklanmaktan başka bir çaresi de yoktur.
Üslûp, “odunla kemanı birbirinden ayırt eder”… Üslûp, çağlar ve kentler kuran bir büyüdür… İngilizler, “Şekspir”in miras yedisidir”; almanlar bir “Faust” devletidir; fransızlarsa gal horozunun tefsircisi sayılır…
Üslup, bir meydan okumadır…
“Bir gün, herkesin başına gelebileceği gibi, işlerim buna bağlı her şey ters gitmiş, bir çıkar yol bulamaz olmuştum; neyim varsa elimden çıkıp gitmesine aldırmamak istiyor ve böyle bir ruh durumu içinde evde, kucağımda hayvan, salıncaklı sandalyede oturuyordum ki, nasılsa bir ara gözüm ona ilişti; baktım, hayvanın o kocaman bıyıklarından yere yaşlar damlıyor. -Benim mi, yoksa onun gözyaşları mıydı acaba?- Kuzu ruhlu bu kedide bir de insan duyguları mı vardı ne? Babamdan bana çok bir şey kalmadı, ama bu kalıta da diyecek yok doğrusu.”


Kafka Kalıtı-4, “Melezleme” adlı öyküsünden… 


Kişilik bölünür bölünmesine; herkesin yüklendiği bir “suç ve ceza” vardır; bir tek üslubu olanda bölünen kişiliğin kalemi iyi durur; hiç yazmamış olsa bile onun adı “yazar”dır. Başka bir kanıt, başka bir kalıt arama; üslubun soluğuna düşen görüntülerde yol alır.


“Bazen sıçrayıp yanımdaki koltuğa çıkıyor, ön ayaklarını omuzlarıma dayayıp ağzını kulağıma yaklaştırıyor, bana bir şeyler söylüyor sanki. Ve gerçekten öne doğru eğiliyor ardından, sözlerimin üzerimdeki etkisini gözlemek ister gibi yüzüme bakıyor. Hatırı hoş olsun diye söylediklerini anlamışım gibi yapıyor, başımı sallıyorum. Bunun üzerine sıçrayıp yere atlıyor, orası senin burası benim hoplayıp zıplayarak dolaşmaya başlıyor. Belki bu hayvan için kasabın bıçağı bir kurtuluş sayılırdı; ama bir miras işte, böyle bir kurtuluşu ondan esirgemek zorundayım.”
Kafka Kalıtı-5, “Melezleme” adlı öyküsünden…


Bir deney bu, daha kalıtsal bir durum değil yani… Üslûp diye kasabın bıçağını alıyorum elime, hiçbir şey kurtulmuyor… Dolayısıyla melezleme usulleri açısından her şey anlaşılana kadar, beklememiz gerekiyor… Beklememiz gerekiyor…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Yazarlık, Mezarlık veya N... - Sayı 98
Hamletten (internet)e ulv... - Sayı 98
Dijital (Hermeneutik-Yoru... - Sayı 98
İnternet rüya mı, kâbus m... - Sayı 98
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Şiir, sevgi, aşk... Ondan (sav) bahsetmiyorsa eksiktir. Kalemine sağlık Murat, Allah kalemine kuvvet... Kadir Bayrak

 Sevgili Murat, Hocamın da dediği gibi, "huzura götüren usûl gelmiştir" buluşu çok güzel... Dörtlük d... Sinan AYHAN

 Sayın Halis bey, bu şiirde yönteminizi değiştirip beyitler halinde denemeniz olmuş. Bence güzelde ol... Ahmet Güney

 Sevgili Özgür, meselenin can alıcı yerini gösteren, esaslı bir yazı olmuş, Allah razı olsun; eşya ve... Sinan AYHAN

 "Vurgun köleler" devrinine hoşgeldiniz..! Tuş ve parmak arası cennet ve cehennem... Geçmişte misalle... Sinan AYHAN


Milli Eğitim Bakanlığı’nın anketine göre, gençlerin %61’i kitap okuyormuş.
Hayret! Ya gizli gizli okuyorlar, ya büyüklerinden ders almamışlar ve gizli gizli okuyorlar.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Makine
İnternete, kulak versek
Ağır kefe, baskın tarafı keşif
Bilgelik çağına doğru
İçimdeki sesler
Makine
Mevlid
Alın teri
Tuş üstünde savrulan
Bir başka açıdan yörükler


Ali Erdal - İnternete, kulak ver...
Kadir Bayrak - Tarihin eşiğinde...
Sinan Ayhan - İnternet rüya mı, kâ...
Sinan Ayhan - Dijital (Hermeneutik...
Sinan Ayhan - Hamletten (internet)...
Sinan Ayhan - Yazarlık, Mezarlık v...
Necip Fazıl Kısakürek - Makine
Özgür Alkan Alkış - Bilgelik çağına doğr...
Dergi Editörü - Son ve tek kıvılcım
Site Editörü - İnternetin fâsık hab...
Mehmet Hasret - Ağır kefe, baskın ta...
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Mezar
Necdet Uçak - Ebrehe ve ebabil kuş...
Necdet Uçak - Kürşad
M. Nihat Malkoç - İnternet kumarhane o...
Hızır İrfan Önder - Nerdesin?
Olgun Albayrak - Dervişane
Olgun Albayrak - Millet destanı
Mehmet Balcı - Zamanla
Mehmet Balcı - Kızım
Ahmet Çelebi - Meçhul sevgililer
Ahmet Çelebi - İçimdeki sesler
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu
Av. Mustafa Büyükgüner - Onuncu gün
Muhsin Hamdi Alkış - Sanal âlem mi?
Kubilay Ertekin - Doğum ve sonrası
Halis Arlıoğlu - Hicran
Halis Arlıoğlu - Bir başka açıdan yör...
Ahmet Değirmenci - Buhranların çocuğu
Ahmet Değirmenci - Dinlediğim türküler
Büşra Doğramacı - Çağın bilinçsiz hare...
Bahadır Kaya - 98.sayı medya sepeti
Kürsü Kainatın Efendisi - Kürsü
Hüseyin Selçuk Bozkurt - Sırf gece
Murat Yaramaz - İnternet hayatımız, ...
Murat Yaramaz - Yalnız sen, yalnız b...
Murat Yaramaz - Mevlid
Murat Yaramaz - Masal
Murat Yaramaz - 98.sayı mizah köşesi
Kenan Aydınoğlu - Əlliyə çat...
Ahmet Yalçınkaya - Tuş üstünde savrulan
Kamran Murquzov - Hakdan gelen haber i...
Yarının Büyüklerine Sorduk - Yarının Büyüklerine ...
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Güldərən VƏLİYEVA - QORXURAM
İsmail Güçtaş - İhtiyar çınar
İsmail Güçtaş - Alın teri
Əkbər QOŞALI - MƏN HƏL...
Mehmet Şerif Cebe - Bir an dicleyle
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4805014
 Bugün : 1246
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 448992
 Bugün : 69
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 103
 98. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 8
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 30 Ekim 2018
Künye | Abonelik | İletişim