Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     4339 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Melezleme: ?Hurufat ?ehresinde A?lamayy ve Bir Bilici gibi ?yk? Yazmayy Kafka?dan ??rendim? Demek
Sinan Ayhan

  Sayı: 57 - Temmuz / Eylül 2007

KafkaKurgu, bir dildir; “kurmaca”yla tat alan bir dil… Bir olayı anlatmaya başladığınızda bir dil kurmaya başladınız demektir; o zaman olayı nasıl söylediğiniz, söze döktüğünüz öne çıkar; olayı anlatmanızın nedeni varoluş nedenini bir bedahet ölçüsünde bilmek gibi tüm hikâyenin sonu geldiğinde anlaşılacaktır, dolayısıyla “anlatmak”, kurguya, yani üslûba doğru tekâmül eden, “çok-eklemli” bir fiildir. Üslûp kuvveti çünkü, kurmaca dilin içinde saklı bir cevherdir…
“Acayip bir hayvanım var, yarı kedi, yarı kuzu. Öbür eşyalarla babamdan miras kaldı. Ama gelişip seğrilmesi benim zamanımda oldu. Eskiden kediden çok kuzuya benziyordu, şimdi her ikisini de eşit ölçüde andırıyor…”
Kafka Kalıtı-1, “Melezleme” adlı öyküsünden…
Bir metin, böyle tuhaf ve sırlı cümle dökümlerinden ses, doku, iz ve görüntüler alarak farklı bir dil kuşamına doğru ilerliyorsa; orada bir tufan dilinin hükümranlık kuracığı aşikârdır…
Söz ve üslûp, kişiye ait bir keyfiyettir, yani o kişinin muhakeme, sezgi ve idrâk kimliği… Kafka işte, böyle sıra-dışı bir idrâkin “söz-yontucusu” olmuştur; onun cümleleri, bildik-görünür dünya içinde bilinmedik bir görünürlüğün kimliğidir; genetik kodları anlamın kolay anlatılabilir ve kolay anlatılamaz bileşenlerinden oluşan melez bir kimliktir… Kafka baştan ayağa üslûptur ve üslûbuyla köşe bucak sıradanı öteler…
Sartre,  Dostoyevski’nin dil-kimliğini kurcalarken benzer bir tavır içinde; Dostoyevski’nin Ölüler Evinden Anılar kitabındaki “kalın, yağlı urgan”, “köpek kürkünden ayakkabı”, kasvet, pus, kir ve benzeri kelime ve durum seçimlerinin özellikli bir ifade giyimi olduğunu tarif eder… Mesele kelime ve durum seçimi olduğunda bizim Kafka üzerinde tahlilimizin dil çözümlemesi de aynı miras üzerinden kavram çatısını kurar…
“Pencere pervazında güneş altında kıvrılıp mırmıra başlıyor, çayır çimende ise çılgıncasına koşup duruyor; öyle ki, yakalayabilene aşk olsun! Kediden kaçıyor, kuzu gördü mü de saldırmaya kalkıyor. Mehtaplı gecelerde çatıların yağmur oluklarında gezsin, can atıyor. Miyavlayamıyor ve farelerden tiksinti duyuyor. Tavuk kümesinin başında pusuya yatıp saatlerce bekliyor; gelgelelim, önüne çıkan fırsatlardan yararlanarak hakladığı bir tavuk da olmadı şimdiye kadar.”
Kafka Kalıtı-2, “Melezleme” adlı öyküsünden…
Gırtlak ne kadar düğüm taşır; insan kendi ölüsünü taşıyabilirse sırtında o düğümlük olay kadar gırtlak çeşitli boy ve ebatta düğüm taşır… Çehov’un kıssadan hisse bir öyküsünde anlattığı gırtlağına patates kaçmış tenorun başına gelenler ve ses kabiliyeti nasıl gırtlağa kaçmış patatese bağlanıyorsa, Kafka’nın kelimelerinde hissedilen “içine ağlama pozu” durumu da benzer bir ilişkide ifade edilebilir; ama gerçekte en acıklı hikâye insanın bilinmezlik ve anlatılmazlık karşısındaki varoluş durumudur; insan anlatamadığını daha önceden yaşamış olur, insan kendisi var oluşun üzerine düşen bir kalem gibidir ve bir türlü yazılanlardan ayıklanamaz; gırtlağı paralayan düğüm yükü de bu bulmacamsı yumaktan gelir… Yoksa “patates” unsurunun göze batmak” fiilinden başka bir hükmü yoktur.
Üslup işte bu yumağın her insanda ortak olan anlamı, fakat farklı olan kurgusu bakımından, bir insan için olağanüstü yaşanmış olanı ortaya koymada başat bir kanıt olma rolünü üstlenir.
“Kucağımda ne korku biliyor hayvan, ne onu bunu izleme hevesine kapılıyor. İyice bana sokulup, her yerdekinden rahat hissediyor kendini. Onu bakıp büyütmüş aileye bağlı. Bu da sanırım olağanüstü bir sadakat değil, dünyada dünürlük yoluyla sayısız akrabaları bulunmasına karşın, kan yoluyla belki tek akrabası olmayan, dolayısıyla bizim yanımızda kavuştuğu sevecenliğe kutsal gözüyle bakan bir hayvanın şaşmaz içgüdüsü.”
Kafka Kalıt-3, “Melezleme” adlı öyküsünden
Üslûp olarak yalnız bırakılmak, dünyanın en yüklü yalnızlıklarındandır… Üslup olarak kimseye benzemek gerekmez; Üslûptan anlamak da, üslup sahibinin yanında olmaktır. Kimseden tenekeye altın demesi beklenemez elbette; ama altına da kimsenin ışıltıları sebebiyle “gözüme toz kaçtı” tavrıyla yaklaşması affedilemez. Bir cevher sahibiyseniz hassas olursunuz, hassaslığınız sizin batıllara karşı bağışıklık sisteminizdir. Hassas bir bünye altına teneke denilmesi kırılmaz, onu kıran yalnız “nerdesin ey okuyucu” dedirtecek kadar ona sırt dönen bir tavır içinde yalnız bırakılması olur. O hem olağandan, hem “olağan -olmayan”dan tenler taşıyan münzevi bir melezdir; karakteri daha büyüktür ve baş-edilemeyenle baş eder, çünkü baş edilmeze karşı elinde kurmaca dil vardır; ama yazarak saklanmaktan başka bir çaresi de yoktur.
Üslûp, “odunla kemanı birbirinden ayırt eder”… Üslûp, çağlar ve kentler kuran bir büyüdür… İngilizler, “Şekspir”in miras yedisidir”; almanlar bir “Faust” devletidir; fransızlarsa gal horozunun tefsircisi sayılır…
Üslup, bir meydan okumadır…
“Bir gün, herkesin başına gelebileceği gibi, işlerim buna bağlı her şey ters gitmiş, bir çıkar yol bulamaz olmuştum; neyim varsa elimden çıkıp gitmesine aldırmamak istiyor ve böyle bir ruh durumu içinde evde, kucağımda hayvan, salıncaklı sandalyede oturuyordum ki, nasılsa bir ara gözüm ona ilişti; baktım, hayvanın o kocaman bıyıklarından yere yaşlar damlıyor. -Benim mi, yoksa onun gözyaşları mıydı acaba?- Kuzu ruhlu bu kedide bir de insan duyguları mı vardı ne? Babamdan bana çok bir şey kalmadı, ama bu kalıta da diyecek yok doğrusu.”


Kafka Kalıtı-4, “Melezleme” adlı öyküsünden… 


Kişilik bölünür bölünmesine; herkesin yüklendiği bir “suç ve ceza” vardır; bir tek üslubu olanda bölünen kişiliğin kalemi iyi durur; hiç yazmamış olsa bile onun adı “yazar”dır. Başka bir kanıt, başka bir kalıt arama; üslubun soluğuna düşen görüntülerde yol alır.


“Bazen sıçrayıp yanımdaki koltuğa çıkıyor, ön ayaklarını omuzlarıma dayayıp ağzını kulağıma yaklaştırıyor, bana bir şeyler söylüyor sanki. Ve gerçekten öne doğru eğiliyor ardından, sözlerimin üzerimdeki etkisini gözlemek ister gibi yüzüme bakıyor. Hatırı hoş olsun diye söylediklerini anlamışım gibi yapıyor, başımı sallıyorum. Bunun üzerine sıçrayıp yere atlıyor, orası senin burası benim hoplayıp zıplayarak dolaşmaya başlıyor. Belki bu hayvan için kasabın bıçağı bir kurtuluş sayılırdı; ama bir miras işte, böyle bir kurtuluşu ondan esirgemek zorundayım.”
Kafka Kalıtı-5, “Melezleme” adlı öyküsünden…


Bir deney bu, daha kalıtsal bir durum değil yani… Üslûp diye kasabın bıçağını alıyorum elime, hiçbir şey kurtulmuyor… Dolayısıyla melezleme usulleri açısından her şey anlaşılana kadar, beklememiz gerekiyor… Beklememiz gerekiyor…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Tapdukun kapısında Bizim ... - Sayı 99
Kıyas ve gidişat... - Sayı 99
"Göklerle temasa geçmek"... - Sayı 99
Malcolm bir kere "Allah" ... - Sayı 99
Tüm Yazıları

Son Eklenen Yorumlardan
 Adam olmak, içe doğru derinleşmek, hiç bir şey beklemeden kendini bilme ilminde ilerlemeye çalışmak,... Sinan AYHAN

 Fıtratımız gereği aslolana yöneliriz. Ne kadar doğru bir söz. Şüphe yok ki tebaa da fıtratı gereği a... Tebaa

 Çok teşekkürler proje ödevime çok yardımcı oldunuz.... Emine

 İnsan düşündüğü için değil sadece, bunun ötesinde öteleri merak ettiği ve her şeyin künhünü kurcalad... Sinan AYHAN

 Soru: "YouTube", "twitter", "Facebook", "instagram" gibi başlıkların altına listelenen kullanıcılar ... Sinan AYHAN


“Yeni Dünya Düzeni” diye bir şey attılar ortaya… Ondan sonra ne ses çıktı, ne soluk… “Yeni Dünya Düzeni” dedikleri, boşluğun sessizliğini dinlemek gibi bir şey mi acaba?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Tevhid
Ön söz, öz söz, s(öz)-II
"Tek"
Tasavvuf
Allaha inanıyoruz!
Ön söz, öz söz, s(öz)-II


Yavuz Sert - Röportaj - Bir Müslü...
Ali Erdal - "Tek"
Kadir Bayrak - Veliler ordusundan
Sinan Ayhan - Malcolm bir kere "Al...
Sinan Ayhan - "Göklerle temasa geç...
Sinan Ayhan - Kıyas ve gidişat
Sinan Ayhan - Tapdukun kapısında B...
Necip Fazıl Kısakürek - Tevhid
Necip Fazıl Kısakürek - İtikad ve İman
Bedran Yoldaş - İşte biz böyleyiz
Mustafa Kınıkoğlu - "O"
Fatma Pekşen - Çıtırtı - Ev yerleşi...
Ahmet Mahir Pekşen - Esmâ-ül Hüsnâ
Dergi Editörü - Allaha inanıyoruz!
Site Editörü - Doksan dokuzun berek...
Gönüldaş - Hem affet
Necdet Uçak - Omzumuzdaki melekler
Necdet Uçak - Kurân dağa inseydi
M. Nihat Malkoç - Buz tutmuş karanfill...
Hızır İrfan Önder - Şiire dair
Hızır İrfan Önder - Karabağ
Ayhan Aslan - Öfkezede
Mehmet Balcı - İnsan name
Mehmet Balcı - Köylüyüz
Muhsin Hamdi Alkış - Deliller
Kubilay Ertekin - İbâdetsiz inanç düşm...
Halis Arlıoğlu - Vefa
Ahmet Değirmenci - Keşmekeş
Oğuz Askan Kocagöz - Kıyam
Kürsü Kainatın Efendisi - “İmam-ı Kastalanîden...
Murat Yaramaz - Belgesel
Murat Yaramaz - Mâlik
Murat Yaramaz - Seni saymazsak
Kenan Aydınoğlu - Yoxdan var eylə...
Işın Erenoğlu Üstündağ - Tasavvuf
Rafiq Oday - Keşik çəkir
Rafiq Oday - Gözəl, nə ...
Ferhat Nitin - Fehrarengiz şeyler
Harun Ekici - Ekim
Hakan Karahan - Yunus Emre
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, öz söz, s(öz...
İsmail Güçtaş - Tertemiz
İsmail Güçtaş - Eşyanın dilinden red...
Recep Şen - Denizin şiiri
İlahə İmanova - Qıskanıram
Figen Ketenci Evren - Trakya kızı / Istıra...
Mevlüt Yavuz - Ayıramazlar
İbrahim İlyaslı - Məni bu qə...
Erkan Karakaya - Beni bul...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 5073155
 Bugün : 1061
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 456977
 Bugün : 11
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 82
 99. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 13
Son Güncellenme: 16 Ocak 2019
Künye | Abonelik | İletişim