Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2553 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

MUAMELE
Kürsü Nizam

  Sayı: 44 - Nisan / Haziran 2005

(İman ve İslâm Atlası’ndan)
LÛGARİTMA
Bütün iş sahalarındaki İslâmî tutum ve güdüm “muamele” tabiri içine giren her iş, kıymet hükmünü bir lûgaritma berraklığiyle İslâm’da bulur.
Bütün muamelelerde ana tefrik ölçüsü, helâl ve haram hükümlerinden...
Zekâtın, duran ve işletilmeyen para düşmanı olması gibi kendisini bir işe bağlamayan, verim sahibi olmayan ferde karşı kötü gözle bakar ve onu kendinden saymaz. İslâmî seciye...
MESLEK
Bir mesleğiniz olacak; ya tüccar, ya çiftçi, ya işçi, ya sanatçı, ya asker, ya memur, ya muallim, ya mühendis, ya âlim, ya hakim, ya rençber, ya hamal, fakat bir meslek...
İslâm’ın mirasyediye, tufeyliye ve hazır yiyiciye tahammülü yoktur. Mutlaka bir meslek ve onun İslâmî kıstaslara göre gerektirdiği muamele esaslarına riayet...
İç faaliyetleri İlâhî zikirden ibaret ve paraca kendilerine asgarî örtünme maddesi almak iktidarından bile yoksun “Suffa” sahabîleri, her türlü Peygamber himayesine erdikten sonra halleri üzere bırakılmış, bu hallerini içtimaî faide mevzuunda bir dış faaliyetle birleştirmeye davet edilmişlerdir.
İslâm’da, bâtılların bâtılı “İsmailiye” mezhebinde olduğu gibi, seneden seneye altınla tartmak ve bütün sahaların içine aktığı bir baraj halinde başkalarının emek vâhitlerini nefs ambarında toplamak, doğrudan doğruya yasaktır.
Hiçbir nebî ve velî gelmemiştir ki, mucize ve keramet lokmasiyle doymayı kanunlaştırmış olsun ve bazılarına bazılarının sırtından geçinmeyi yasaklamamış bulunsun...
“İllâ çalışana veririm!” fermanı Allah’ındır.
Hazret-i Ömer’in mescitte pinekleyenlere karşı tavrı İslâm’ın iş ve muamele bahsindeki ölçüsünden bir âbidedir. Sorar; “Siz kimsiniz?” Cevap verirler: “Biz mütevekkilleriz!” Ve karşılık alırlar; “Siz mütevekkiller değil (tevekkül ediciler) değil, mütekkiller (hazır yiyiciler)siniz!”
Fuhuş ve hırsızlık da bir fiil olduğuna göre, İslâm’da, haram olanları hariç, her meslek, vazife ve iş, azizdir ve bunların hepsi birden İslâmî muamele kanunlarına tâbidir.
Vergi, adalet, ticaret, ziraat, sınaat, iktisadî nizam, vakıf, şirket, hibe, miras ve nice hak sahası İslâm’da kanunlaşmıştır.
VERGİ
Müslüman, toplumunun hazinesine vergi öder. Verginin toprak mahsulleri vesairede İslâmî sınırları gösterilmiş ve terakki eden cemiyet ihtiyaçlarına göre yeni vergiler tarhedilmesi hakkı devlet idaresine tanınmıştır.
Elverir ki, çatı yerinde olsun ve hazineye 1 kuruş veren, o tek kuruşun cemiyet hayrından başka bir yere gitmeyeceği kanaatine kavuşturulsun...
Vergiyi, millet iradesini temsil edenlerin hükmüyle, o milletin öz isteği halinde toplamak ve dıştan gelen bir cebir baskısı değil, içten bir bağış olarak müesseseleştirmek icap eder. Vergi tahsildarıyle jandarmayı sevdirebilen devlet, ülkesini huzura erdirmiştir.
Millet kapısında tahsildarı görünce kaatil görmüşçesine saklanacak yer aramayı değil, en sevdiği malı teslime gelmiş olanın faturasını ödemenin zevkini duymalıdır. Ona göre devlet, ona göre millet ve ona göre mükellefiyet...
Aşırı harcamalarıyle böbürlenen haris fert yerine, vergisiyle iftihar duyan tok gözlü mükellef... Onun tek kuruşuna kıymayı canına kıymaktan beter bilen bir idare... Ve filden karıncaya kadar, kime ne yüklenebileceğine misal bir vergi...
ADALET
Adalet, hakkı yerine koymaktır; ve sade mahkemelerde değil, hayat ve muamelelerin her şubesinde aranması gerekli başlıca şart...
Adaletle zulüm, geceyle gündüz gibi, birinin bulunmadığı yerde öbürünün hâkimiyeti ele alacağı iki kutup...
“Adalet mülkün esasıdır” düsturunu, enselerimizin gerisine asmak yerine, göz bebeğimizin içine nakşetmeli ve neye bakarsak onu görmeliyiz. Bu düstur Hazret-i Ali’nindir.
Adalet, Allah’ın kanunlarında pırıldayan hak ışığıdır; ve nefs üstü, hattâ nefse kıyıcı ruh mihrakı üzerinde tecellesini bulur. Zira nefs zalim ve ruh âdildir.
Çocuğuna içki cezasını eliyle tatbik ederken bilmem kaçıncı sopada, onun “baba, ölüyorum!” diye haykırması üzerine “öl ve İlâhî huzura çıkınca de ki: Beni babam öldürdü; senin kanunlarını yerine getirmek için...” cevabını veren Hazret-i Ömer’in tavrında nefse en giran, ruha en sevimli adalet yansıması, insanı dize getirecek kadar güzeldir. Nurunu kendi meşrep feneri içinde Kâinatın Efendisi’nden alan Hazret-i Ömer, ömrü boyunca adaleti heykelleştirdi. Beytülmalden para çalan bir adamı “kendi yatırımını alıp almadığından şüpheliyim!” diye salıverir, bir zinâ mahkemesinde dördüncü şahidin merhameti yüzünden müphem konuşmasını esas kabul ederek öbür üç şahide iftira cezası tatbik eder ve bir murafaada kendisini görünce ayağa kalkan hâkime “işte taraf tutmanın alâmeti!” ihtarında bulunurken, bütün düz ve dolambaçlı çizgileriyle hep aynı adaletin temsilcisidir. Peygamber bağlısı olarak adalet bahsinde onun topuğuna yetişebilecek bir insan gelmedi. Ve bunun içindir ki, sıfatı, farkedici mânâsına “Faruk” oldu.
Her ferdin kalbiden birkaç hakimden oluşan bir mahkeme vardır; ve hüküm dışardan gelirken de, içeriden verilirken de, karar, o iç mahkemenin hak ve hakikat nasibine bağlıdır. Bu mahkemenin adı vicdan...
Bir sözü, bir işi, bir davranışı doğrularken tasdikini hep o mahkemeden alır ve bunu adalet biliriz. Doğrudur; şu var ki, eğer mahkemeyle Hak arasında cereyan kesilmişse bu defa adalet gider ve yerini aynı cüppe ve takkeyi kuşanmış zulme terkeder.
İstanbul Fatihi’nin bir an için gurura düşer gibi olarak ellerini kestirdiği Macar mühendisin şeriatten hak istemesi üzerine yüce Sultan’ı mahkemeye celple getirten ve hakkında ellerinin kesilmesi kararını veren ve bu ulvî manzara karşısında hıristiyan mühendisin “hayır, müslüman oldum ve hakkımı helâl ettim!” nidasına vesile olan adalet, nurunu nereden devşirmiştir?..
Türk’ün en çarpıcı millî vecizelerinden biri “Şeriat’in kestiği parmak acımaz!” sözü adalet kapısında teslimiyetin ne harikûlâde ifadesidir.
Türk tarihinde ilk dalâlet yolunu açıcı, bugün komünist edebiyatının kahramanlaştırdığı Simavna Kadısı Şeyh Bedrettin’e “efendi, senin fiilinin Şeriat’çe cezası nedir?” diye sorulunca, “idamdır” mukabelesindeki hikmet, hâkimi ve mahkûmu bir arada, adalet tavrını belirtmekte kolayca bulunur örneklerden değildir.
At sırtında Kanunî Sultan Süleyman’ın dizginlerine yapışıp askerlerden şekvâda bulunan köylü ve aldığı karşılık; “Beni kime şikâyet edebilirsin; böyle bir makam var mıdır?” Ve karşılık, “Vardır; şeriat!”... Ve at sırtında gözyaşlarını tutamayan muhteşem Sultan...
Birbiri içinde tecelli edici adalet ve hakkaniyet keyfiyetleri, İslâm’da, bütün kıymetlerin üzerine yerleştiği bel kemiği mahiyetindedir ve ezelden insan ruhuna basılmış İlâhî mühür...
İslâm’da muamele işte bu adalet ve hakkaniyet ölçülerinde biçimlenir ve nefsin de hakkı dahil, bütün haklar sahnesini kurar.

Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Gıda... - Sayı 94
GIDA... - Sayı 93
MEVLİT... - Sayı 68
D?NYA... - Sayı 67
Tüm Yazıları

Son Eklenen Yorumlardan
 Türk Milleti hiçbir zaman dış düşmanlar tarafından yıkılmamıştır. Hep kendi içindeki hainler tarafın... Ahmet Güney

 Amin.Allah razı olsun.Kaleminize kuvvet elinize sağlık hocam.... Faruk Aktı

 Güzel sindire sindire okumak lazımmış ...

 Teşekkürler Sinan abi, devam etmeyi ben de istiyorum inşallah.... Yavuz

 Sevgili Nilgün,Yorumunu okuyunca, koskoca bir tebessüm suratıma geldi yerleşti, kalkmak bilmiyor. Bu... Işın Erenoğlu Üstündağ


Emanet gazete isteyen, “bakabilir miyim?” diyor; “okuyabilir miyim” değil… Demek okunması gereken gazeteler, bakılır duruma düşmüş; yani albüm olmuş… Hem de (görmeyen gözlere yazıklar olsun) “fuhş albümü”…
Ortada bir basın olmadığına göre, neyin krizinden söz ediyorlar?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Batı tefekkürü ve İslâm tasavvufu (isiml
Gamsız buğday tanesi
Tasavvuf ve cemiyet
Gönül kahramanlarının izinde...

Gamsız buğday tanesi
(Röportaj) Tekkeler tekrar açılacaktır,
Gönül kahramanlarının izinde...
Dıştaki alçaklar mı, içteki hainler mi


Yavuz Sert - Sadırdan satıra
Yavuz Sert - (Röportaj) Tekkeler ...
Ali Erdal - Tasavvuf ve cemiyet
Kadir Bayrak - Şeyhim Edebâli
Kadir Bayrak - Batı tefekkürü ve İs...
Sinan Ayhan - Su sulbünde, gül ile...
Ekrem Yılmaz - İbretlik not ve insa...
Dergi Editörü - Gönül kahramanlarını...
Site Editörü - Tasavvuf: insanı olg...
Haceloğlu - Parti mezarlığının y...
Mehmet Hasret - Karınca günlükleri: ...
Necip Fazıl - Batı tefekkürü ve İs...
Necdet Uçak - Allahtan umudunu kes...
Necdet Uçak - Rabbim
Necdet Uçak - Kibir gururu bırak
Mustafa Büyükgüner - Bir Naim Süleymanoğl...
M. Nihat Malkoç - Sözün özü
Hızır İrfan Önder - Ben değilim!
Hızır İrfan Önder - Aşkullâh
Mehmet Balcı - İnsan gibi
Mehmet Balcı - Bekleyiş
İktibas - Yaşadıklarını Sabaha...
Gelecek sayı konusu -
Kubilay Ertekin - Dıştaki alçaklar mı,...
İbrahim Şaşma - Mescid-i Aksa
Halis Arlıoğlu - Hastane köşeleri
Halis Arlıoğlu - Bir mağrur bakışlıya
Kürsü Kainatın Efendisi - Gıda
Yasin Uçan - O gözler ki
Er Tuğrul - Tasavvuf
Murat Yaramaz - 95.sayı mizah köşesi
Murat Yaramaz - Öte
Murat Yaramaz - Oluşum
Murat Yaramaz - Duvar
Murat Yaramaz - Varı
Kardelen - Kardelen, İDPde
Işın Erenoğlu Üstündağ - Gamsız buğday tanesi
Ekrem Esad Altan - İhtiyaç
Nedim Demirbaş - Sargı bezi
Harun Ekici - Bekleyiş
Harun Ekici - Bir gülümseme
Mert Tahta - Sevda bekçisi
Muammer Çalar - Hani gönlüm
Muammer Zeki Aygur - Kendi kendime
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4121439
 Bugün : 2637
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 430104
 Bugün : 107
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 149
 95. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 8
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
Son Güncellenme: 5 Şubat 2018
Künye | Abonelik | İletişim