Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 26 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2911 kez okundu.     3 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Bul?? ?a?ynda Y?z? Porselen Falyna D??mek
Sinan Ayhan

  Sayı: 55 - Ocak / Mart 2007

–Kuş yürürken de kanatlıdır, hissedilir (Baudelaire)

Parmaklarımdan tirşe bir insan doğuyor sanki; artık bir hattat sabrına bulanmış bir bulûğum ben... Çok yürüdüm, bir duvarı aşacak kadar çok yürüdüm, ey hücre, ey ateş, ey soğukluk; elit olan sensin...

Çokluk gözümle yürüdüm, gözümün retinasında ayaklar buldum, öyle yürüdüm; gönlüm yorulmak nedir bilmezken, cesetteki arazları gördü; sürçmelerin, eşiklerin eşinmelerin arazlarını; topuklar yarıldı, yürüyüşte sekmeler başladı; yalnız cesedim yoruldu benim; gönül denilen diridir, gönlümle yokladım bana uzak geleni; yürüdüm, yürüdüm, hasletler, haller bulmak üzere yürüdüm, rüzgâr topuklarıyla, karınca çenelerinde glikoz enerji çözünmeleriyle, gönlümü işaretleri, suretleri kayıp bir ateş şekli yapıp yürüdüm; çevrem için, köşem-bucağım-yurdum için bir ateş koynu olmalıydı izdüşümlerim, ateşlerden kıvrımlar alıp öyle yürüdüm, ey ateş, ey hücre, ey soğukluk; yetişilmez olanda bir hünerdin sen, deşilecek yiv, önü alınacak yol, bulunacak maden...

Beni götüren, gönlümün bir yerlere akması; nasıl akıyor, nasıl kayıyor; sekmeler, tökezlemeler ışık-gölge oyunlarından sökülüp geliyor; bir zamandan sökülüyorum, gelecek bana doğru sökülüyor; derken her şeye bir tebeşir iklimi yapışıyor; bense dünyanın bir yutkunması gibi hissediyorum kendimi; yer yer bir kabartma, yer yer bir ikon oluyorum; kutsallığım beni ele veriyor, her şeye karşı dili çözülmüş bir sayfa oluyor dirimlerim; herkese özderisinde, bu "zapturapt üzere" çıplak ayak yürümeyi nasihat ediyorum, söz şarabına bulanınca nasihat çağına girdim ve sonra, gözlerim bir hitap rengi kazanıyor, bir sözümle eşyaların yerini değiştiriyorum; ben yürüdükçe işte dünya daha bir ses veriyor, ben yürüdükçe dünya içlenen bir göğüs oluyor, çoklukla bronz süslemeler kullanan bir göğüs, göğüste sözden, söylemden tılsımlı bir eriyik duruyor, dünya ben yürüdükçe bir çevre ediniyor, çevrenin yüzde mimikleri, gövdede bir vakarı oluyor; yürüdükçe aklım kendi ayaklarına dolaşıyor; biten bir şey yoksa da manzarayı bir elem kaplıyor, ben bir ispatım desem de hiçbir şeyin sonu gelmiyor, gel zaman-git zaman elemin bir dünya cismi oluyor, dünya bir elem gövdesine el, kol ve dudak veriyor; beni götüren benimle şekillenen bir dünya oluyor elem denilen; elemin bir ilmi oluyor halim, haller bende bir ayak buluyor; ayaklar harf oluyor, harfler ayak; bir cümle kuruluyor; her şeyde hüküm, o vakit başlıyor...

Bir atlamayım ben, eski hikâyemi bilmiyorum; kadim bir sargı gibi yaralarımın, izlerimin başı (ve dahi sonu) belli değilken; duruyorum işte burada, hazır bulunulan yerde, "ey insanoğlu" denilen yerde, kalbi muhatap alınan yerde; dağların ve ağaçların söz dinlediği yerde; tıpkı bir söz ve akis lehimi gibi, tıpkı incisi için kendini parçalamış sözde kabuklar gibi, bir dile gömülü görüntüler vererek, duruyorum en çapraşık olandan patlayıp geldikten sonra; uzun hikâyeme bakmadan buluyorum kendime yaraşacak bir bulûğ...

Kaldırımlarda oynak bir karıncalanmayım, izleği kaplayan tütsü... Karanlık odadaki gölgeyim; kaldırım taşıyla, yolla, yolun ucuyla, yola atılmış kavisler, kıvrımlar, çukurlar, tümseklerle aynı bedenim; ben kendi çehresini, duruşunu, ifadesini, anlamını ölçemeyen bir cetvelim; bazen T'lerin üzerinde, bazen E'lerin üzerinde ev şekli; bazen L şeklinde bir salonu yerinden söküp çıkaranım; D'nin deri değiştiren yılanı, tekrar bir es veren bir E'nin el ayasında kayan kedi tırmıkları; K'nın kapanı andıran ağzıyım ve İ'nin iyelik eklerine dağılmış nota kâğıdı benim; C'nin hece karnı, A'nın anakaralar üzerinde gezinen "adacyosu", M'nin çarmıhtaki marangoz tavrı, B'nin Meryem buhuru, A'nın yer yer azı dişi ve Z'nin zımpara kâğıdı dokunuşuyum, bir harf ilmiyim yani, harfi harfte kilitleyen cümleyim...

Ne teller kopardım cambazların elinden ve ne kılıklar beğendim kendime gökleri yıldız şeklinde yırtan; hangi pençenin belasıyım şimdi, neye dokunsam yer gök tarumar, kimim daha ey ateş, ey pütür, ey yeğlik, ey zuhur... Bir porselen falıyım... yürüdükçe... huuu... sûra... üflenmiş... şekil... üstümdeki... Kim...


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : FATYH KARA    27.03.2008
Yorum : Bu yazı gerçekten beni çok etkiledi. Bir edebiyatçı değilim.Ama okuduğum en güzel yazılardan bir tanesi.Sinan AYHAN'ı tebrik ederim.




Ekleyen :     16.03.2008
Yorum : çok güzel fakat bence biraz daha sade yazın. emin olun o zaman sizi daha çok okuyacaktır. benzetmeleriniz çok güzel




Ekleyen : mustafa    23.01.2008
Yorum : çok güzel tebrikler





 
Konuşan düşünce... - Sayı 94
Ninemden bana kalan şey, ... - Sayı 94
Dil kavramı üzerine bir d... - Sayı 94
KAHRAMAN MİLLET... - Sayı 93
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (95): Tasavvuf; herkesin içinde fıtrî olarak var olan aşkı, merkezine, hakikatine yerleştirme ve yüceltme mektebi... Yüce kahramanların harcı... Karşı çıkanlar evvelemirde içlerindeki aşk istadına yazık eder.


Son Eklenen Yorumlardan
 "...tefekkür etmek ekmek gibi, su gibi bir ihtiyaç... " belki insan o maddelerden evvel o hassa ile ... ekrem yılmaz

 Ekrem, zaman ayırıp cevap lütfetmişsiniz; takdirleriniz, inşallah dua yerine geçer. Çalakalem yazılm... Ali Erdal

 Çok akademik; kılı kırk yararak, hissedilerek, çilesi çekilerek, araştırması olabildiğince yapılarak... ekrem yılmaz

 İsmini belirtmeyen değerli okuyucu... Çok güzel ifade etmişsiniz... Tebrikler ve teşekkürler...... Ali ERDAL

 ALLAH Türk Milletini seviyor; niçini için bir çok gerekçe sayılabilir. Bir kısmı yazıda mevcut. Ama ...


Günümüzde kitaba nazaran paraya rağbeti; mide gurultusunu beyin sancısı zannederek, Tanzimat’tan bu yana, hiçbir şeyin çilesini çekmeden, her şeyi, Avrupa’dan monte eden(alan) yazarlarımıza borçluyuz.
Borcumuzu ödemesek de olur.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Türkçenin serencamı
Topyekûn ölçü
Ninemden bana kalan şey, bahçe ve fındık
Aranan kan
Türk dilini dert edinenler
Türkçenin serencamı
Dil kavramı üzerine bir düşünce havzalar
Yavuz Sert - Türk dilini dert edi...
Yavuz Sert - Annelerimiz-15 - Hz....
Ali Erdal - Türkçenin serencamı
Ali Erdal - Kedicik
Kadir Bayrak - Hangi Türkçe?
Sinan Ayhan - Dil kavramı üzerine ...
Sinan Ayhan - Ninemden bana kalan ...
Sinan Ayhan - Konuşan düşünce
Fatma Pekşen - Ses bayrağımız dilim...
Dergi Editörü - Aranan kan
Site Editörü - Ana dilimiz Türkçe
Mehmet Hasret - Bir küçük kedi için ...
Kürsü Nizam - Gıda
Acıyorum -
Necip Fazıl - Topyekûn ölçü
Necip Fazıl - İllet
Necip Fazıl - Kanun
Necdet Uçak - Anadilim Türkçe
Necdet Uçak - Rabbim
Necdet Uçak - Kucak açtık mazlumla...
Necdet Uçak - Niğbolu meydan savaş...
Mustafa Büyükgüner - Türk Budun(u)
Mustafa Büyükgüner - Budinden Yemene sazı...
M. Nihat Malkoç - Tabelâlarda Türkçe k...
M. Nihat Malkoç - Büyülü kelimeler
Hızır İrfan Önder - Hangi hücremde saklı...
İsimsiz - Dilinizi eşek arası ...
İsimsiz - Dil üzerine söylenen...
İktibas - Necip Fazıl
Muhammed İsa Öztürk - Silâhlar
Kubilay Ertekin - Müslümanın ilk vasfı
İbrahim Şaşma - Lüzum müzekkeresi
Halis Arlıoğlu - "Hero" ne demektir?
Halis Arlıoğlu - Arafatta niyâz
Halis Arlıoğlu - Ah bu yalnızlık
Bahadır Kaya - 94.sayı medya sepeti
Er Tuğrul - Eşek arısı ve kemâla...
Murat Yaramaz - 94.sayı mizah köşesi
Murat Yaramaz - Küs
Murat Yaramaz - Silgi
Murat Yaramaz - Gibi
Kamran Murquzov - Azerbaycan toprağına...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 3717661
 Bugün : 4888
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 419812
 Bugün : 90
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 74
 94. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 3
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 16 Kasım 2017
Künye | Abonelik | İletişim