Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2207 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

20. Asrın "Çile" Harmanı Üstad Necip Fazıl Kısakürek
İktibas

  Sayı: 65 - Temmuz / Eylül 2010

(Dr. Mehmet Güneş;Altınoluk, Mayıs 2010, Sayı: 291)

O Türkçe'yi emsâlsiz bir mahâretle kullanan, kelimeleri bir kuyumcu titizliliğiyle işleyip taçlandıran, infilâk hâlindeki yanardağlar gibi için için yanan, rûhu fırtınalı ummanlar gibi dalgalanan, engin muhayyilesiyle has şiirin şafağına dayanan ve "her mısraı bir şiir mecmuası" olan "Şâirler Sultânı"ydı...

O, çölleşen fikir dünyamıza düşünceleriyle hayat veren, kandilleri sönmeye yüz tutmuş bir kubbenin rûhunu kalemiyle ateşleyen, kendimize ait mukaddes rüyâları görmemiz için "küllî bir tefekkür şuuru" oluşturmayı hedefleyen ve yeniden câmi merkezli bir medeniyet inşâ etmeyi gâye edinen eşsiz bir mütefekkirdi...

O, hem tasavvuf deryâsının derinliklerine dalan, hem de şâirliğin zirvesine ulaşan; mekânla zamanı, ezelle ebedi, idrâkle sezgiyi, akılla duyguyu, coşkuyla ritmi, biçimle ahengi birleştiren; fikrî yazılarında sanatkârlığını tebârüz ettiren, sanat eserlerinde de mütefekkirliğini terennüm eden müstesnâ bir edipti...

O, mücerredi müşahhas sembollerle ifâde eden anlatım biçimiyle nesri canlandıran, makâlelerini çarpıcı cümlelerle şâha kaldıran ve müthiş hitabetiyle kitleleri heyecanlandıran muazzam bir kalem ve kelâm ustasıydı...

O, maddede vârolan ihtişâmın sırrına eren, maddenin esrârında Allah(c.c.)'ın azâmetini gören, madde-ruh problemini iç âlemindeki coşkuyla bütünleştirip, zekâsının kıvraklığı sayesinde tadına doyulamayan muhteşem bir üslûpla dile getiren,

"Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış,

Mârifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış."

diyerek poetikasını en veciz bir biçimde ortaya koyan büyük bir sanatkârdı...

O, kendine has tarzı, büyülü anlatımı, estetik kaygıları, sembollere yüklediği mânâların modern yansımaları, zıtlıkların ahengini ortaya koymadaki ifâde gücünün erişilmezliği, metafizik derinliği, kelime zenginliği, fikrî ve felsefî alanlardaki düşünce bütünlüğüyle kendine has bir nesir dili inşâ eden mükemmel bir nâsirdi...

O, el attığı her alanda şahikalaşmış, Türk Edebiyat ve tefekkürünün yüzünü ağartmış; şiir, tiyatro, hikaye, din-tasavvuf, roman, polemik ve tefekkür sahalarında "kitaplık çapında" eserler vermiş bir velût yazardı...

O, karanlık devirleri aydınlatmış, kendini bütün varlığıyla inancına adamış, "Türk'ün ruh köküne bağlı" nesillerin yetişmesi için çıra gibi yanmış, beyinlere ve gönüllere ışık tutmuş, gençliğe istikâmet vermeyi başarmış, millî kalarak evrenseli yakalamış müthiş bir fikir ve aksiyon kasırgasıydı...

O, "Ha tüfeği olmayan asker, ha öfkesi olmayan fikir" diyerek fikirde aksiyon arayan, "aksiyon düşmanı fikir adamı, dişleri sökülmüş ve pençeleri törpülenmiş bir sirk aslanı kadar merhamet telkin edicidir" hükmünün "Çerçeve"sini çizen ve aksiyonerliğini hayata geçirirken;

"Surda bir gedik açtık, mukaddes mi mukaddes

Ey kahpe rüzgâr artık nereden esersen es"

diyen büyük bir davâ adamıydı...

O, İslâm'ı yok sayan, millî değerlerimizi göz ardı eden zihniyete karşı " ciddî, tutarlı ve seviyeli ilk hesaplaşmayı başlatan" korkusuz bir şâir ve mütefekkirdi... O'nun mısraları ilkbahar çiçeklerinin üzerine yağan rahmet misâli gönüllerimize damlarken, nesri de inkârın buz dağlarını bir ağustos güneşi gibi eritti ve "Tarihteki Yobazların" yobazlıklarını ispat etti...

O, şiirdeki tartışılmaz büyüklüğünün yanında; birçok konuya derin vukûfiyeti olan bir muharrirdi... O, "şiirdeki kudreti ve bir dâvâ adamı olarak samîmiyeti naif taraflarını setreden"; inandıkları ve yazdıkları ile yaşadıkları arasında "kendini arayan" bir insandı...

Hayatı boyunca ruhundaki cezbesi hiç eksilmeyen, yüreğindeki coşkusu hiç durulmayan, hitabetindeki hükmedici üslûbu hiçbir şartta zevâl bulmayan, enerjisi hiç tükenmeyen, yazılarında ve özel hayatında da otoriter tavrından hiç taviz vermeyen güç bir adam, hükümranlığını her an hissettiren güçlü bir adam, yaşarken klasik olmuş müstesnâ bir adamdı...

O, insan ve toplumun içinde bulunduğu sıkıntıları, çatışmaları, psikolojik hâlleri, eşyâ ve tabiatın künhüne vâkıf olmak için yaşanan hafakanları, ölüm gerçeği karşısında kulun acziyetini, mustarip "ben"in yalnızlığını, "ben" içinde yaşanan çatışmaları, hesaplaşmaları ve çözüm yollarını gösteren bir tefekkür burcuydu...

O, şiirde farklı bir çıkış yaparak çağımızın buhranlarını dile getiren, Yunus'un derûnî sesinin, Fuzûlî'nin yakıcı nefesinin, Nedim'in sevgisinin, Nef'i'nin öfkesinin, Nâbî'nin hikmetli söyleyişinin, Şeyh Galip'in İlâhî aşkının, Zîyâ Paşa'nın hicvinin, Abdulhak Hâmid'in metafizik ürpertisinin, Mehmet Âkif'in dînî duyarlılığının, Yahyâ Kemâl'in tarih şuurunun terkibini yapan ve " "Anamızın ağzımızdaki ak sütü" olan güzel Türkçe'mizi çok efsûnkâr bir biçimde "hâlis şiir"le buluşturan ve bu yüzden de "Sultân-üş Şuarâ" unvânını her yönüyle hak eden dâhî bir îman şâiriydi. ...

O, bütün şiirlerini hece vezniyle yazmış, millî veznimize kentli bir muhtevâ kazandırmış; modern şiir ölçüleriyle, insanın kâinattaki yerini, hayatın soylu acılarını, iç âlemin gizli duygu ve ihtiraslarını, ölüm ve ölüm ötesini, madde ve ruh problemlerini, ebedî dünyayı ve "Sonsuz'a varmayı" anlatmıştı... O, şiirlerinde, "boşluğu ense kökünde" gezdiren insanın "kızılca kıyâmet" kopartarak "öz ağzından kafatasını kusmasını", "kül ettiği can elmasını" terennüm ederken çok orijinal söz gruplarını ve sıra dışı benzetmeleri edebiyatımıza kazandırmıştı... O, sürekli infilak hâlindeki bir yanardağdı... O, ufuklarımızdaki zifiri karanlığı fecr-i sâdıka çevirecek olan tek istikâmetin Kıble, bu menzile ulaşabilme vâsıtasının "Sonsuzluk Kervanı" ve tek gerçeğin "Mutlak Hakîkât" olduğunu dünyaya haykıran bir volkandı...

O, İslâm'ın özünü anlayan ve anlatan, yaratılış gâyesini idrâk edemeyen hiçbir muhâkemenin idrâksizliğin ötesine geçemeyeceğini bilen ve bildiren, İslâm'ın topyekûn bir hayat nizâmı olarak kabul edilmesi gerektiğini kavrayan ve kavratan, hayâtın ve ölümün murâkabesini eserleriyle en güzel bir biçimde yapan ve yaptıran, aksiyonsuz bir îmana düşüncelerinde aslâ yer vermeyen, nesillerin muhtaç olduğu fikir yoksulluğunu hayatı boyunca telafi etmeye çalışan ve bütün eserlerinde "olağan"ın ötesine geçerek, "Aşkın" olanla, yâni "Müteâl" olanla irtibâtımızı sağlayan inanç âbidesi bir mütefekkirdi...

O'nun hayatından hiç eksilmeyen "tefekkürün çile hâline gelmesi", insanlığın yetiştirdiği çok büyük dâhîlere münhasır bir hâlettir... İşte bu hâlet-i rûhiye bütün ihtişâmıyla; Üstad'ın hayatında, sanatında, ve düşüncelerinde tezâhür etmiştir... O'nun çilesi, bedeninin çektiği ıstırapların çok ötesinde olan; ruhta, gönülde ve beyinde yaşanan "hafakanlar", "burkuntular", "zonklamalar", "kanlı kıymıklar" ve "mukaddes azaplar"dır... Üstad'ın bedenen dûçâr olduğu sıkıntılar, mücâdele zorlukları, karşı karşıya kaldığı yokluklar, uğradığı haksızlıklar, cezaevinde çektiği çileler; tefekkür çilesine göre bir hiç mesâbesindedir... O, "Allah, ıstırabını çektirmediği şeyin nîmetini vermez" dediği için devamlı çileye tâlip oldu, çile çekti, çileyi tâlim etti.. O, bastığı "Kaldırımlar"a, baktığı "Ayna"lara, duvarları yaralı "Otel Odaları"na, ölüm çanından daha acı bulduğu kampana seslerine, kesik çığlıklı trenlere, içinde korku dumanlarının kıvrıldığı bacalara, hülâsâ haricî âlemin her şeyine çile nazarıyla baktı, yağmurda bile "kanını boğan bir ipliğin "çilesini tasvîr etti... O, çehresinde sayılamayacak kadar çok çile çizgisi olan, çektiği ruh ve fikir çilesini bütün eserlerine yansıtan, çileyi yaşayan, çile içine yeni bir "Çile" parantezi açan ve 79 yıllık çileli bir ömrün "Çile"sini "hayâl kanatları kan içinde" kalarak kaleme alan 20. ASRIN ÇİLE HARMANI'ydı...

O, "hor, öksüz ve büyük" olan bir dâvânın "mukaddes yüküne" bir ömür boyu "rütbe" ve "mal" beklemeden "hamal"lık yaptı... O, "Öz yurdunda garip, öz vatanında parya" durumuna düşürülenlerin kısıl(a)mayan sesi oldu... O, solan ümitlerimizi yeşertti... Ulvî bir gâyeye yönelmenin mutluluğunu tattırdı bizlere... "Allah yolunun divânesi" olan "Anadolu" insanına; güvenilmesi gerekenle, yapılması icâp edeni anlatmak için:

"Yol O'nun, varlık O'nun, gerisi hep angarya;

Yüz üstü çok süründün, ayağa kalk. Sakarya!.."

dizelerini haykırdı... O, bizim her alandaki sancaktarımızdı... O, çilesini çekmediği, bedelini ödemediği bir dâvânın dâvâcısı değildi...

O, "Vîrân olası hânede evlâd ü ıyâl var" demeyen, hânenin vîrân olmasına rızâ göstermeden umrâna imkan olmadığını bilen "bir inanmış insan"dı... O, Allah demenin yasaklandığı, elifin bile darağacına çekilmek istendiği devirlerde mangal gibi yüreğiyle ortaya çıktı, her türlü tehlikeyi göze alarak sesini yükseltip küfre giden yolların yanlışlığını anlattı... Hayatının hiçbir döneminde zâlimlerin hiddetini çekmemek için kısık sesle yapılan duâların gizli âmincisi olmadı; "Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak" demenin ötesine geçip, zindanları umursamadan insanlığı kurtaracak tek yolun "İlâhî Nîzâm" olduğun en yüksek perdeden ve en gür biçimde haykıran yılmaz bir mücâhitti...

O, inancını yılmadan savunan bir insan olarak sayısız tâkibata uğramış, dokuz defa "Taşmedrese" görmüş, dört yıla yakın bir süre Yusufiyeli olmuş, inancının çilesini çekmeyi şeref bilmişti... Hiç recûliyyet eksikliği göstermemiş, hiç ümitsizliğe düşmemiş, yenilgiyi ve alt edilmeyi aslâ kabul etmemişti:

"Mehmet'im sevinin başlar yüksekte,

Ölsek de sevinin, eve dönsek de,

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte,

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir,

Gün doğmuş-gün batmış ebed bizimdir"

diye haykıran, zafere bütün kalbiyle inanan, her zaman ümitvâr olan bir yiğit insandı...

O, ömür boyu "Ölümsüz Gerçek" in peşinden yürüyen, "ağrıyan akıl dişi"nin ilacını arayan, "göklerin kamçısıyla yediği dayaklar" sebebiyle metafizik gerilimler yaşayan, suyun kaynağında susuzluk çeken bir mustaripti... O; İslâm'ın nâmütenâhi ikliminde kendine gelmesiyle, Allah Resûlü'nün izinde doğru yolu bulmasıyla ve Abdülhakîm Arvâsî'nin rahlesinde irşâd olmasıyla "Mutlak Hakîkati" en güzel bir biçimde anlamış ve onun ruhlara sükûnet veren âsûde iklimine vâsıl olmuş bir bahtiyârdı...

O, Anadolu insanının derûnunda -küllenmiş olsa da- bütün saflığıyla yatan İslâm'ın ihyâ edilmesi gerektiğine inanan bir Müslümandı...

"Cebimizde kaybettiğimiz güneşi, el yordamıyla başka iklimlerde arar olduk" diyerek çıkış yolumuzu tek cümlede özetledi... Bu günkü geldiğimiz noktayı, üç katlı bir ev sembolüyle, her katın durumunu bir nesle hasrederek târif etti, üç katta 80 yılın tahlîlini en çarpıcı bir biçimde ortaya koydu, sehl-i mümtenî tarzıyla bir mîzân çıkardı ve müthiş bir "Muhâsebe" yaptı...

Üstad'ın "Yemeğim Fâtihâ, günde beş öğün" mısraından ilhâm alarak, O'nu hiç olmazsa "arada bir" yâd edelim ve "Fâtihâ"sız bırakmayalım... Cenâb-ı Hakk, Üstâdımıza ganî ganî rahmet eylesin, Peygamber Efendimiz(s.a.v.)'in şefaati O'nun üzerinden hiç eksilmesin; kabri nûr, rûhu şâd, mekânı Cennet olsun...

Âmîn...

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Yaşadıklarını Sabaha anla... - Sayı 95
Necip Fazıl... - Sayı 94
Turgut Özal’ın Abdülhamîd... - Sayı 91
20. Asrın "Çile" Harmanı ... - Sayı 65
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (97): Bu sene 737.si yapılacak Ertuğrul Gazi İhtifali'nden hareketle TÜRK TEŞKİLÂTLANMA KABİLİYETİ...


Son Eklenen Yorumlardan
 Allah rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun.O güzel yerler de bir gün sevdiklerimizle buluşacağız... ... BİRSEN YURTSEVER

 necdet amcacıgım.emeğinize kaleminize sağlık... BİRSEN YURTSEVER

 cox mənalı bir şerdir. cox sağ olun. her birinize teşekkür edirəm. ... ruslan

 Məhəbbətsiz ömür sürən kimsədən-Bir aşiqin məzar daşı yaxşıdır.... Ulduz Qəzvini

 Güzel yorumlarla, günüme güneş olan herkese, çok teşekkür ederim. Ne mutlu ki, okuyanlar, mısralara... Işın Erenoğlu Üstündağ


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Boya sandığı
MƏHƏBBƏT
İnsanın içindeki Hanifliğe ve Ümmiliğe ç
Kudüsü tefekkür
MƏHƏBBƏT
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Kudüs
Vade doldu hanım gitti


Yavuz Sert - Kudüs... Ey Kudüs
Yavuz Sert - Prof. Dr. Ömer Faruk...
Ali Erdal - Kudüs
Kadir Bayrak - Müminleri Emiri: Hz....
Kadir Bayrak - Aynadaki yüz: Mehmed
Sinan Ayhan - İnsanın içindeki Han...
Sinan Ayhan - Can feda...
Bedran Yoldaş - Her yer Kerbelâ
Fatma Pekşen - Peçe
Ahmet Mahir Pekşen - Mescid-i Aksa -Kudüs...
Dergi Editörü - Kudüsü tefekkür
Site Editörü - Kolayı tersten okuma...
Mehmet Hasret - Devletler kuran, dev...
Necip Fazıl - Başyücelik emirleri ...
Necdet Uçak - Kudüs
Necdet Uçak - Kendini hesaba çek
Necdet Uçak - Muhacire ensarız biz
Mustafa Büyükgüner - Nefes
Ayhan Aslan - Hakikat
Ayhan Aslan - Zındık
Ayhan Aslan - Hesap günü
Mehmet Balcı - Susmam ben
Mehmet Balcı - Taşlama
Ahmet Çelebi - Kudüste bir çocuğum
Gelecek sayı konusu -
Vural Gündüz - Boya sandığı
Mustafa Gül - Mekkenin fethinden ç...
Kubilay Ertekin - Rahatizm ve ötesi
Halis Arlıoğlu - Zeytin dalı ve bana ...
Halis Arlıoğlu - Anlayana izafe
Ahmet Değirmenci - Şehadet türküsü
Ahmet Değirmenci - Bir yangındı işte
Kürsü Kainatın Efendisi - Giyim
Er Tuğrul - Kudüs nereden başlar...
Er Tuğrul - Kutlu kıyam
Murat Yaramaz - 6 gün savaşları
Murat Yaramaz - Naci El Ali
Murat Yaramaz - Kan
Murat Yaramaz - Kirli
Murat Yaramaz - Küsme işareti
Işın Erenoğlu Üstündağ - Gün gelir de, hayatı...
Ekrem Esad Altan - Bir oyun oynanır, oy...
Tamer Uysal - İlgisiz bilgililer, ...
Harun Ekici - Hüzün
Şevket Karayiğit - Kudüsün anlattıkları
Hakan Karahan - Bu cemiyetin - Süley...
Harika Ufuk - Birlik beraberlik ka...
Astan QASIMOV - Gəldim
Əlişad CƏFƏROV - Qayçıquyruq qaranquş
Şəfa VƏLİYEVA - Güldüm… Gülüşüm d...
Şəfa EYVAZ - MƏHƏBB'...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4311179
 Bugün : 3871
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 435160
 Bugün : 46
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 73
 96. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 11
Son Güncellenme: 5 Şubat 2018
Künye | Abonelik | İletişim