Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3172 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Ku? gribi
Ali Hasan Güner

  Sayı: 47 - Ocak / Mart 2005

Özellikle Uzak Doğu ülkeleri için son yıllarda büyük bir tehlike olan kuş gribi ile Türkiye, ilk olarak Ekim ayında tanıştı. Balıkesir’in Manyas ilçesine bağlı Kızıksa Beldesinde bir gecede 1800 hindinin ölümü ile başlayan kuş gribi paniği, devlet yetkililerinin zamanında müdahalesi ve Manyas halkının da bilinçli davranışları ile büyümeden önlenmişti. Yapılan tetkikler neticesinde Kızıksa’da kuş gribi virüsünün yok edildiği açıklanmış ve Manyas bölgesinde uygulanan karantina önlemi de sonlandırılmıştı. Göç yollarının önemli bir kavşak noktasında bulunmasına rağmen, Manyas’ta elde edilen başarı yetkililerimizi yeniden kış uykusuna yatırdı ve 2006 yılının ilk günlerinde Doğu Anadolu’nun neredeyse tamamında birden kuş gribi virüsünün bulunduğu haberleri gündeme bomba gibi düştü. Ölümcül yüzünü ilk olarak Doğubayezit’te gösteren virüs, kısa zamanda Doğu Anadolu’yu kaplayıp, hızla Ankara’ya ulaştı, nihayet Yalova, Bursa ve Aydın’da da görülerek tüm ülkeye yayıldı.
Devlet krizi yönetemedi
Manyas’taki tehlike çabuk atlatıldıktan sonra, virüs 15 Aralık tarihinden itibaren acı yüzünü sadece Türkiye’ye değil tüm dünyaya gösterdi. Hayvan tüccarı Nihat Tokgöz’ün Balıkesir’den getirdiği 1570 tavuk Iğdır’da öldü. Alınan numunelerde tavukların kuş gribi virüsü taşıdıkları ortaya çıktı. Buna rağmen gerekli önlemler alınmadı. Yılın son günlerinde Ağrı’nın Doğubayezit ilçesinde Koçyiğit ailesinin 4 çocuğu yüksek ateş, öksürük ve halsizlik şikâyetleri ile önce ilçe sağlık ocağına başvurdu. Tedaviye cevap alınamayınca da çocuklar Van Yüzüncüyıl Araştırma Hastahanesi’ne sevk edildi. Devlet 2006’nın ilk günü Muhammet Ali Koçyiğit’in ölümü ile işin vahametini anlayabildi, ancak iş işten geçmişti bir kere. Koçyiğit ailesinin ilk kurbanının ardından 4 Ocak’ta 15 yaşındaki Fatma, 6 Ocak’ta da 11 yaşındaki Hülya vefat ettiler. 15 Ocak’ta da yine Doğubayezit’ten Fatma Özcan hayatını kaybetti.
Ölüm haberi ile birlikte Türkiye’nin her bölgesinde peş peşe kuş gribi virüsüne rastlandı. Önceleri virüsün bu kadar çabuk yayılması hayret uyandırırken, geçen zamanla birlikte, virüsün zaten Türkiye üzerinde bulunduğu ancak, hem vatandaşların hem de yerel yöneticilerin meydana gelen kanatlı ölümleri karşısında umursamaz tutumlar takındıkları iddiaları ortaya atıldı. New York Times, “Türkiye’de kuş gribinin kısa sürede bu kadar hızlı yayılmasının, hastalığın uzun süredir Doğu Anadolu’da yayıldığı ancak anlaşılamadığı izlenimi verdiğini” yazdı.
M. Ali’nin ölüm sebebi resmi makamlarca ilk önce “zatürre” olarak açıklandı. Bu açıklama üzerine medya ile “soru işaretlerini” paylaşan bürokratları hükümet sözcüsü Cemil Çiçek “Vehamet arzeden bir şey yok” diyerek “işgüzarlıkla” suçladı. Çiçek, salgının resmen açıklanması ile özür dilemek zorunda kaldı. Resmî açıklama yapılmadan bir gün önce Sağlık Bakanı Recep Akdağ da medyayı azarlamış ve “İnsanları paniğe sevk ediyorlar” demişti. Kuş gribinin Türkiye’de test edildiği en önemli lâboratuar olan Hıfzısıhha’nın başkanı Turan Aslan devletin yaptığı zatürre açıklamasından sonra Hac farizasını yerine getirmek için yurt dışına çıktı. Hükümet gribi resmen kabul etmekle kalmayıp bir de bu tür söylemler yüzünden kamuoyundan özür dilemek zorunda kalınca, Hıfzısıhha başkanı da hac dönüşü görevinden istifa etti.
Hükümet M. Ali’nin kuş gribi sebebiyle öldüğünü ancak 4 Ocak günü resmen açıklayabildi. Doktorlar numunenin tetkik edilmesinin maksimum 2 gün içinde sonuçlanacağını beyan etmekteler. Koçyiğit kardeşler Aralık ayının son haftasında hastahaneye kaldırılmışlardı, ilk kurban 1 Ocak tarihinde verildi ancak ölüm sebebi ancak 4 Ocak günü anlaşılabildi. Peki, numunelerin tetkiki neden bu kadar uzun sürmüştü? Pek çok şey konuşuldu, bunlardan en korkuncu, numunelerin Van’dan tetkik edilecekleri İzmir’e gidene kadar pek çok bürokratik engele takıldığı ve hantal devlet yapısının ivedilik gerektiren bu testleri engellediğiydi.
Salgının başladığından beri hem Türkiye hem de dünya kamuoyunu bilgilendirdiklerini ve şeffaf hareket ettiklerini politika olarak sürekli söyleyen hükümet bu iddialara cevap verme gereği bile duymadı. Hantal devlete cahil halk da eklenince, Türkiye, kuş gribinden ölümlerin meydana geldiği Uzakdoğu dışındaki ilk ülke oldu. Kuş gribi vakaları Dünya Sağlık Örgütü literatürlerine geçti.
Virüs değil cehalet öldürdü
Nasıl geçmesin? Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Türkiye’deki vak’alardan sonra virüsün bulaşma yolları arasına “hasta tavuklarla aynı odada yaşama” hatta “aynı yatakta yatma” ihtimallerini de ekledi. Aynı zamanda Sağlık Bakanlığı’nın kuş gribi sebebiyle kurduğu bilim heyetinde de görev yapan Hacettepe Üniversitesinden Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, bu konuda şöyle diyor: “Daha önceki hiçbir kuş gribi hastasının evde tavuklarla birlikte yaşaması söz konusu değil. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü, kanatlı hayvanlarla insanların temaslarının nasıl olduğuyla ilgili değerlendirmelerine Türkiye’ deki bulaşma şekillerini “ilk kez” ibaresiyle alacak.”
DSÖ verilerine göre virüsün insana bulaşması ancak hasta hayvanlara veya bu hayvanların dışkılarına ve ağız salgılarına veya bu mikro organizmaların bulunduğu eşyalara temasla mümkün. Hastalıklı tavuklarla aynı ortamda yaşayıp aynı havayı solumak sonucu virüsün kapılması hakikaten hastalıktan korunma yöntemleri bakımından çığır açıcı olabilir.
Keşke bu veriler Türkiye’den çıkmasaydı. Kuş gribine 3 kurban veren Koçyiğit ailesinin evlerinde tavuk besledikleri, tavuklarının hastalanarak birer birer ölmesi üzerine kalanları kestikleri, ölü tavukların başları ve ayakları ile gribe yakalanan çocukların bir süre oynadıkları ve gerekli sıhhî önlemleri almadıkları ortaya çıktı. Kuş gribi teşhisiyle ölen dördüncü kurban da virüsü, kestiği hasta tavuğun tüylerini yolarken ve içini temizlerken kapmıştı.
Vatandaşlar çeşitli bahanelerle tavuklarını itlaf ekiplerine vermekten kaçınıyorlar. Ekiplerle kavga yapan, kameraların karşısında şova başlayan insanları her gün haber bültenlerimizde izlemeye devam ediyoruz. Çıplak elleriyle küçücük çocuklar sözde itlaf ekiplerine yardım amacıyla hastalıklı tavukların peşinde koşuşup duruyor ve buna halâ bir önlem alınmıyor. Virüse 4 kurban veren Doğubayezit’te bile yetkililerden saklandıktan sonra ölen tavukların leşleri orta yerlere atılabiliyor.
İnsana geçtikten sonra %52 oranında öldürücü niteliği bulunan H5N1 virüsü, kanatlılardan insanlara çok zor bulaşıyor. Ancak bulaştıktan sonra büyük bir tehlike arz ediyor. 30 Aralık 2005 tarihi itibariyle Endonezya, Vietnam, Kamboçya ve Tayland’da sadece 142 kişi virüse yakalandı. Bunlardan neredeyse yarıya yakını -74’ü- virüs sebebiyle öldü. Bu zaman zarfında aynı ülkelerde milyonlarca kanatlı hayvan hastalık sebebiyle veya hastalanma riski altında olduğu için itlaf edildi. İlk ölüm vakalarının ardından Türkiye’de başlayan itlâf çalışmalarında sadece 15 gün içinde kuş gribi bulaşma riskli 1 milyon kanatlı itlâf edildi. Yani virüs kanatlılar arasında çok çabuk yayılıyor, ama kanatlılardan insana geçmek için pek çok güvenlik duvarını aşması gerekiyor.
Uzmanlar virüsün ancak hastalıklı tavukla temas halinde insana geçebileceğini belirtiyorlar, solunum yoluyla virüsü kapmak için adeta tavuklarla beraber kümeste yaşamak gerekiyor veya Türkiye’de olduğu gibi tavuklara evin içinde bakmak… Hastalıklı bir hayvanı kesen, tüylerini yolan birisi bile, ellerini sıcak suyla ve bol sabunla yıkadığında virüs ölüyor. Hastalıklı tavuk 70 derecenin üzerinde bir sıcaklıkta pişirildiğinde virüs ölüyor.
Dünya üzerinde yaşanan ölüm olayları incelendiğinde, virüs sebebiyle ölenlerin genelde mesleği dolayısıyla sürekli kanatlılar ile iç içe olan kişiler olduğu görülüyor. Veterinerler, tavuk çiftliği işçileri, canlı hayvan satılan mağazalarda çalışanlar… Oysa bizim ülkemizde hastalığı kapanların büyük bir çoğunluğu 20 yaşın altındaki çocuklar. Medyaya yansıyan öykülerinde çoğunun hastalanan tavuğu kesmesi, kafa ve ayaklarıyla oynaması, tavuğun tüylerini yolması gibi sebeplerle virüsü aldıklarını görüyoruz.
Sorarım size, devletin resmi itlâf ekiplerinden köşe bucak tavuk saklamak, onlarla kavga etmek, iş ciddiye binince ödeme konusunda pazarlığa tutuşmak cahillik değildir de nedir?
Aman Allah’ım, daha neler duyacağız!
8 Ocak 2006 tarihli Hürriyet gazetesinde Uğur Dündar, kuş gribi ile ilgili gözlemlerini aktarıyor:
“Siz hiç gökyüzüne kanat çırpan bir kuşun, ansızın taş gibi düşüp öldüğünü gördünüz mü? Erzurum Horasan’da, kanatlı kümes hayvanlarını itlâf eden görevliler gördüler!..
Onlar küçük çocukların, ölen kuşu kapmak için yarıştıklarını da gördüler. Bilseniz daha nice garip ama gerçek olaylara tanık oldu bu ekipler!.. Örneğin, Horasan’ın Camii Kebir Mahallesi’nde bir vatandaşın evinde tavuk sakladığı ihbarını alan itlâf ekibi, doğruca verilen adrese gidiyor. Görevlileri karşısında gören yoksul vatandaş, başlıyor yalvarmaya:
“İki karım var. Alın onları çöpe atın! Ama yalvarırım, tavuklarıma dokunmayın! Onlar benim her şeyim!..”
Horasan’daki bir üst düzey kamu görevlisi, bu olayı anlatırken, “Ülkemizde insan hayatının değersiz olduğunu bilirdik; ama tavuk kadar para etmediğini bu gözlemlerimiz sırasında öğrendik!” diyor.
Yöredeki itlaf çalışmalarında devlet; tavuğa 3 YTL, kaza 8 YTL, hindiye ise 9 YTL ödüyor. Ama vatandaş yine de vermemekte direniyor.
Tarım Bakanı Mehdi Eker anlattı: “Kaynana-gelin, evlerindeki tavukları itlaf ekiplerinden nasıl kaçırabileceklerini konuşuyor. Kaynana, ’Tandırda saklayalım!’ diyor. Gelin itiraz ediyor: Yoo, Horasan’da tandırda saklayanlar yakalandı. Biz çekyatın içine saklayalım!”
Yetkililerden aldığım bilgiye göre, itlâftan kaçırılan kanatlı kümes hayvanları, çamaşır makinelerinin içinde, tandırlarda, yıkanılan yerlerdeki tahta sandıklarda, somya altlarında ve çatı aralarında saklanıyor.
…
Ve çocuklar... Ölen kuşlarla, kesilmiş tavuklarla oynaşan... Minicik elleriyle ölümü avuçlayan, o yemyeşil gözlü, yanık tenli, burnu sümüklü çocuklar... Onlar, ölümcül virüsün bir numaralı hedefleri...”
Yine televizyonlardan izliyoruz, hastalıklı tavuklarını vermek istemeyen kadını ikna edemeyen ekipler oğlunu ikna ediyor, oğlu da annesini, güçbela… Tavukları alınırken kameraların karşısında pişkin pişkin sırıtan kadın “Benim tavuklarım hasta değil, onlardan bana virüs bulaşmaz” diyebiliyor.
Onun tavukları sağlıklı mı, hastalıklı mı biz onu bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir gerçek var ki, o da, şu anda ülkemizin dört bir yanındaki tavukların çoğu kuş gribi virüsü taşıyor ve Doğubeyazıt’ta meydana gelen trajik olay bu kafayla gittiğimiz takdirde bir gün bizim de başımıza gelebilir.
İşte Çarpıcı Sonuçlar
Türkiye kuş gribiyle ilk olarak 2005 yılının Ekim ayında tanıştı, virüsün asıl ölümcül yüzü 2006 yılının başında kendini gösterdi. 1 Ocak tarihindeki ilk ölümden bu yazının yazıldığı 18 Ocak’a kadar toplam 1 Milyon tavuk itlâf edildi. Kuş gribi teşhisiyle tedavi gören 14 hastadan 4’ü vefat etti, iki hasta virüsü yendikleri gerekçesiyle taburcu edildi, bir hasta hastalıklı kanatlılarla temas etmesine rağmen virüs kapmaması sebebiyle araştırma ve tetkikler için hastanede gözetim altına alındı.
Başkent Ankara’nın ve en yoğun nüfusun bulunduğu İstanbul’un da aralarında bulunduğu 13 ilde kuş gribi vakasına rastlanıldı. Ayrıca 25 il sürekli hastalık şüphesiyle göz altına alındı. Kuş gribinin görüldüğü iller şunlar: “Iğdır, Erzurum, Şanlıurfa, Erzincan, Ağrı, Bitlis, Yozgat, Ankara, Bursa, İstanbul, Van, Aydın ve Kars.”
Halen hastalık şüphesi altında bulunan iller ise: “Muş, Kars, Yozgat, Bayburt, Şanlıurfa, Ardahan, Erzurum, Isparta, İzmir, Elazığ, Diyarbakır, Karaman, Sivas, Konya, Siirt, Samsun, Eskişehir, Muğla, Karabük, Batman, Van, Malatya, Gaziantep, Hatay ve Tekirdağ”

Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Tuz koktu... - Sayı 79
Bari, Köroğlu'nu Dinleyin... - Sayı 73
Ters K??e... - Sayı 47
Bir baky?ta ku? gribi... - Sayı 47
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (106): Mevlâna, Yunus etrafında Anadolu irfanı...

Son Eklenen Yorumlardan
 Amin... Okuyucu

 Maalesef bu virüsün aşısı da ilacı da Yok. Allah ıslah etsin... Ahmet Güney

 Allah(celle celaluhu) razı olsun. Bizim böyle bilimsel makalelere de ihtiyacımız var. Teşekkürler!... Himmet

 Hocam yazılarınızdan istifade ediyoruz. Bu yazınızda da çok faydalı bilgiler ve öğütler mevcut. Yaln... Mustafa GÜNEY

 Göz yaşı dökmemek kabil mi; bu satırlar işte tam göz yaşı pınarının yeri, İsa Yusufalptekin, güzel i... Sinan AYHAN


Sonsuz karanlıklarıma gömülüşümü anlamayıp bilmeden kendi karanlıklarına denk sayanlar tarihin karanlığında boğulmaya mahkûmdurlar.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Maarif
Nasıl bir insan
İki kelime arasındaki boşluktan geçen ku
Çeyrek asır
Maariften eğitime
Zikir ve ?nemi
En tehlikeli virüs...


Ali Erdal - Nasıl bir insan
Ali Erdal - Büyük depremin öncül...
Kadir Bayrak - Filmin sonu
Sinan Ayhan - Türkü, Anadolu harcı...
Necip Fazıl Kısakürek - Maarif
Bedran Yoldaş - Paklanmak
Dergi Editörü - Çeyrek asır
Site Editörü - Maariften eğitime
Mehmet Hasret - Dost cemali
Necdet Uçak - İslâm gelince
Necdet Uçak - Geçer
Necdet Uçak - Değil
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Her şey eğitimle baş...
Hızır İrfan Önder - Elem gazeli
Hızır İrfan Önder - Gafil olma
Ayhan Aslan - İhtiras
Olgun Albayrak - Münacaat
Mehmet Balcı - Kurban açıklaması
Mehmet Balcı - Kalmadı
Mehmet Balcı - Doluyum
Yusuf Karagözoğlu - Kazandıklarımızı kay...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış-105
Kubilay Ertekin - En tehlikeli virüs.....
Halis Arlıoğlu - Hasret ve hüsranla g...
Halis Arlıoğlu - Felek
Büşra Doğramacı - İnsanlığın maarif da...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Tedrisat
Murat Yaramaz - Mizah köşesi-105
Murat Yaramaz - Vesile
Murat Yaramaz - Bıçak
Murat Yaramaz - Eğilim
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - İki kelime arasındak...
Eyyub MEMMEDOV - Deniz boyu sevgim...
Mertali Mermer - İnsanlar anlamaz ben...
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
İlkay Coşkun - Maarif meselemiz
İlkay Coşkun - Mülâkat-105
İlkay Coşkun - Vatanım
Turgut Yıldızan - İnsandan hazreti ins...
Turgut Yıldızan - Öğretmen olabilir mi...
Vildan Poyraz Coşkun - Eğitimde anne eli
Mehmet Şirin Aydemir - Keder kardelenleri
Çakmakçıoğlu - Hangi eğitim
Tuba Kanlıkama - Payitahtın sesi
Mustafa Kadir Atasoy - Göktaşı
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Edilen dualar
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Sevgi notumuz
İlknur Şimşek - 1453
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7773229
 Bugün : 3214
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 514293
 Bugün : 8
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 59
 105. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim