Araf: Savaş her Zerrenin Gövdesinden Başlar, Ya ebedi Öleceksin, Ya yalnız Dirilenlerden Olacaksın Sinan Ayhan
Ve ölüm yapışınca gözlerine
derisini giyer yerin ve nesnelerin
adonis
Kuzgun renkli gök kitabelerini temizleyecek bir yazıdır; gümüşi bulutların çehresinde seğiren ve yere inen atlas... küfe karşı filiz, pusa karşı billur olma halveti... kılıç ve kaftandır, iç organları çoşkun acıların; üç kuşun dağılmış parçalarından doğan güneş, güneşin el yordamıyla birleştirdiği kanatlar; kırlangıç, ebabil, insanın iç kuşamına dahil bıldırcın sürüleri mi bu, göğün redif çeken, rölyefli flüt parmaklarında gezinenler...
Bir hamle varsa gökleri tavanından sökmeye dair, onu insanın has duruşu tutar, bir duruş ki kuşdilinde sürmedir; insan dilinde inci serumu... hiç bir çapraz sözün artığı yoktur üzerinde... Devamı için tıklayın | İcatçılık; Sinema ile Edebiyat Arasındaki Gizli Çekişme Mehmet Hasret
Dünyanın her hangi bir coğrafyasında, coğrafyaları şeritleştiren yer karesinde, yüz görümlüğü olarak bir keyfiyeti kalıba dökmek, oluşturmak, biçimlendirmek ve kalp cebinde bir cevher olarak muhafaza etmek adına, bir tabaka ilham adına çaba gösteren cins ve ehil kafalara, keşif ve icat kürsülerinin borçları büyüktür.
Örneğin sinema, zamanın iç ürperten kabuklanma hallerinden biridir... "Zamanın Kabuğu", demek yanımızda ve yöremizde yara olan, örselenmiş bir şeyler mevcut, gösterilecek, anlatılacak, kavranacak ve yeniden yorumlanacak... deşildikçe yaralanacak; durdukça iyileşmeye kabuk bağlamaya yüz tutacak; ama hep bir daha yaralanıp bir daha kabuklanacak... Devamı için tıklayın | YÜCELER TEPESİ BÜYÜCÜSÜ Fatih Öncü
Tahtına oturmuş vezirini beklemekteydi. Birden ellerini çırptı ve kapı görevlisi iki büklüm, sol eliyle eteğini toplamış, sağ elini bir başına bir karnına getirerek içeri girdi. Bekletilmekten sinirlenerek, "nerde kaldı vezir" diye kükredi kibirli aslan sesiyle. Görevli, "haber verdik e.e.efendim" diye bildi, korkulu gözlerle hükümdara bakarak.
Vezir, kapının önünde bekliyor olsa ancak gelecek kadar vakit geçmesine rağmen, nerde kaldı diyen kralın sesi sarayda, görevlilerin kalbine korku salarak yankılanıyordu. Devamı için tıklayın | Umut Akın Fişek
Umut bazılarımız için tenceredeki kuru aş, bazılarımızın hastanelerde gözyaşı silen buruşuk yaşlı elleri... Umut bence insana yapışmış bir kene gibi fakir olursan hiç bırakmaz seni zengin olursan kesilip atılır tenden her biri... Umutsuz bir insan düşünülemez bence umut kaybedildiği zaman yerine acı, üzüntü ve keder alır... Konuk olur insan vücuduna ikiyüzlü ve tutarsız bir halde... Acıtır insan tenini, yaş akıtır gözlerden vahşi bir ırmak gibi. Ansızın kapılmış gibi sele tutulursun umut dalına... Tutunduğun dal, mutluluğun huzurun kapı koludur belki...
Ben umutsuz bir birey düşünemiyorum. Devamı için tıklayın | HÜZÜN İNKILÂBIMIZ Mehmet Enes Beşer
Teşrifiyle asırları nura gark eden Hüzün Peygamberi'ne ithafen..
Çünkü hüzün, en çok O'na ve ümmetine yakıştı."
Hüzün, insanın en ulvî hislerindendir. Düşünce iklimimizin bu nadide fidesi, belki de sahip olduğumuz en güzel duygudur. Ondaki büyüklük, esrarlı sükûnetinde en derunî mülâhazalarımızı zihnimize nakşetmesinde saklıdır.
Masivanın bunaltan ikliminden kaçmanın yoludur ki o,maveraya da açılan kapıdır aynı zamanda. Bu yolda ayaklarımıza batan dikenler, gönlümüzü eleme rağm eden felâketler, çekilen çileler, acılar, gözyaşıyla sulanan hüzün çiçekleri, kalbin zümrüt tepelerinde, Hakk'a teslim ederken emaneti, inandıklarımıza sadakatimize şahadet edeceklerdir. Ve biz öyle ümit etmekteyiz. Devamı için tıklayın | |
|