Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3576 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Yozlaşma ve sebepleri
Kubilay Ertekin

  Sayı: 75 - Ocak / Mart 2013

Hacı Bektâşı Velî Hazretleri buna “mürted ve sebepleri”demiş. Biz onu yumuşatarak yukarıdaki başlığı koyduk. Mürted, bulunduğu dini-inancı ret, inkâr ve terk ederek başka inanca giren demektir… Yozlaşmak; Yaratılışındaki iyi ve güzel nitelikleri, maddî ve mânevî değerleri kaybedip onlara sırtını dönmek; kaba, hoyrat, bayağı bir şekle girmek, o halini terk ve inkâr edip önceki hayatının düşmanlığında bulunarak, soysuzlaşmak, dejenere olmak, tereddi etmek, değişmek, iğrenç, kerih-tiksindirici bir şekil almaktır. Genellikle inanç düşmanı-kompleksli kişilerin saplantılarındandır. (Temel Türkçe Sözlük. Sh.1498)

Yozlaşma önce, kişinin nefsinden başlar ve sonra uzuvlarına sirâyet eder. Daha sonra ailesine, çevresine ve bulunduğu cemiyeti kuşatmaya kadar gider. Sözlükte de belirtildiği gibi.'Aslını, inancını mânevî değerlerini ret ve inkâr edip onlara arkasını dönen kişi' ve cemiyetlerde artık bir kokuşma ve çürümeye doğru gidişin önlenmesi çok zordur. Tıpkı bir bulaşıcı hastalık gibi, kısa zamanda her tarafı kaplar. Eski güzel ve asil duruşlar, bağlı bulunduğu o değerler ve tutumlar, yaşanmış olan mûteber davranışların yerlerini başka türlü yaşantılar alır ve her hallerinde bir başkalaşma belirir. Önce açgözlülük, çevresiyle ilgisizlik, herkesi küçük görme aşağılık duyguları ve tatminsizlikle manevî değerlerine ilgisizlik ve onlara yapılan saldırı ve hakaretlerde duyarsızlıklar, onu başka vâdilere atarak içinde bulunduğu manevî boşlukta yok olur buharlaşır ve tıpkı bir selin önündeki süprüntü ve çer-çöp gibi sonradan edindiği o tereddinin-yozlaşma ve değişmenin iğrençlikleri içinde savrularak kaybolup gider. Bâzen de önceki inançlarına ve inanana karşı, çok azılı bir 'Frankeştayn'olur, içinden geldiği toplumun bütün mukaddesine cephe alır.

Bu kokuşma fertten başladığı için, önce onun dîni bağlarla ve mukaddesâtıyla irtibatı sekteye uğrar ve zamanla kesilir. Sonra aile ve çevresi onu takip eder. Daha önce ayıpladığı, kendisini, ailesini ve çevresi onlardan farklı gördüğü kimselere ve yadırgadıklarına yaklaşmaya, benzemeye başlar. Önce bir tedirginlik duyar, mesâfeli durmaya çalışır, sonra onlara karışarak aynı mahallenin yeni mallarından birisi de onlar olur ve önceki hayatlarına, değerlerine ve manevî mukaddeslerine ilk taşı o atar, ilk itiraz onlardan gelir ve önceki hallerine 'eleştiri ve tenkit' adı altında bir saldırı başlatırlar.

Hazırcılık, zenginlik, bol kazanç, lüks ve israf çok harcamak, modayı takip ve çağa (!) uymak onlar içinde öncelikli şartlardan birisi olur. Daha önceleri“Şart ve olmazsa olmaz” olanlar şimdi gereksiz ve lüzumsuz olmaya, görülmeye başlanır. Ailece dış geziler ve dışarıda yemeler, eğlence mekânları aynı familyadan olanlarla birlikte kaç-göç olayı da sıkmaya başladığı için-onlar da kaldırılır. Elbette yeni çevreye uyum gereği olarak dinî görevler “teferruattan” görülmeye başlar. O sofuluklar, hacılıklar, tekrar tekrar gidilen umreler, fazladan yapılan ibâdetler nâfileler hayır-hasenâtın, din kardeşliğinin yerini modern hayatın gereği olan 'çağdaş bir yaşam 'sosyetik' davranışlar alır.

Millî ve mânevî değerlere önem veren düşünceler, sözler, teklif ve tasarılar yazılar ve o konulara ayrılan zamanlar çok sıkıcı ve dayanılmaz gelmeye başlar. Her şey toz-pembe iken bu gereksiz(!) demode olmuş, zaman aşımına uğramış düşünceler onu âdetâ bunaltmaya başlar ve o çevreden hızla uzaklaşmak ister. Onlara kafa yormak, ömür tüketmek onları bir saplantı hâline getirenlere asla dayanamaz. Yanlarına sokulmaz ve sokmaz. Hattâ eskiden böyle şeylerle kısmen uğraştığına ve onlarla meşgul olduğuna hayıflanır. O yıllarının boşa geçtiğini,hayatın kıymetini bilmeyip tadını çıkaramadığına pişmanlık duyduğu anlar çok olur. Bâzen ailenin ufak-tefek eski alışkanlıklarını tekrar etmesinden dolayı aileyi-hanımı ve kızlarını 'çağa uyumsuzlukla suçlar' ve bu konuda onların kendisinden daha ileride, daha çağdaş (!) olmalarını ister ve aksi takdirde onlardan ayrılmayı bile düşündüğü olur. Ama çevrenin dedi-kodu etmesinden ve âlemin diline düşmekten çekindiği için bunlara katlanmak zorunda olduğunu söyler ve yeni çevresine bu gerekçelerini(!)bir mazeret olarak gösterir ve haklılığını(!) savunmak ister.

İşte bu tipler için yüce Peygamberimiz (SA) şöyle buyurmuşlardır; (Mâ teşeb-behe-bi kavmin/ Kişi, benzemek istediği kavimden-topluluktandır) ve (Kişi ayıpladığı ile cezalandırılır)

Evet; kötülüğe karşı 'buğz, ret ve karşı olmak vardır' ve sadakadır ama enâniyet-kibir, yoktur. Cenâbu Hak (CC)bizleri o türlü bir nefsâniyetten korusun. Âmin! “Ne oldum deme, ne olacağım de” ve “Nasıl yaşarsan öyle ölürsün. Nasıl ölürsen öyle de haşrolursun.” Belki de yaşadığımız pek çok acılar, o enâniyetin-egoizmin sonucu olarak uğradığımız yozlaşmanın tortularıdır. Eski hal ve hayatına nedâmet edenlerin ruh hallerini; Bir edip ve şairimiz şöyle ifade etmiştir:

“Cefa çekmez, yaşardım bundan evvel ben de

Eğer bir hâr/eşek, yâhut, kâv/öküz olsaydım.

Mutlu olurdum, mes'ud-müreffeh, hem de;

Sosyete hizbine/kesime, saylav/mebus olsaydım…” (Yılların izi. sh;199)

İşte, günümüzün kangren olmuş hastalıklarının başında, kendi aslî değerlerinden koparak başka kültür ve inançların mostra ve palyaçoluğunu yapan, aşağılık bir kompleksin altında ezilen anarşist ve teröristler, sol ideolojinin sapkınları bu cümleden olan haşarât ve İslâm toplumunun içine sokulan-yozlaştırılmış mikroplardır. Artık BATI; silâhlı savaşlar yanında kültür emperyalizmi ile de kendi değerlerine düşman olan o bu gürûhları tıpkı bir kobay köpeği gibi kullanıp,

kendi insanları, dindaşları ve ırktaşları çarpıştırıp, boğuşturuyor. Çok önemli bir uyarı da; Merhum Mehmet Âkif üstadımızdan:

“Ey Müslüman uyan! Cehline kurban gidiyorsun!.

İslâm'ı da batsın d iye, tutmuş, yediyorsun.”

Bu konuda söylenecek, çok hem de pek çok sözler var ama yeni tanışacağımız; sevgili KARDELEN müdavimlerini sıkmak ve bıktırmak istemedim. Yozlaşma seylâbında sürüklenenleri gördükçe insanın elemi artıyor ve yüreği  parçalanıyor…

“Bize gayret yaraşır, merhamet Allâh'ındır.

Hükmü âtî ne fakirin, ne şehin-şâhındır.”

Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Senirkent Faciası hangi z... - Sayı 125
Putlar ve putperestler... - Sayı 124
Eşek ve deve... - Sayı 122
Kurtlar ve İnsanlar...... - Sayı 113
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Ekonomi ve helâl bilinci
Gençliğe Hitabeden
Dün sadaka taşı, bugün mihenk taşı
Sonsuzluk
Bileşke


Yavuz Sert - Röportaj
Ali Erdal - Dün sadaka taşı, bug...
Ali Erdal - Ne zamandan beri
Kadir Bayrak - Helâl lokma
Necip Fazıl Kısakürek - Gençliğe Hitabeden
Bedran Yoldaş - Beyaz güvercin
Ekrem Yılmaz - Güzel ahlâk ekonomis...
Ekrem Yılmaz - Dile gel
Dergi Editörü - Oluklar çift
Site Editörü - Takvadan bekâya helâ...
Necdet Uçak - Bu çocuklar hepimizi...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Acıyorum
Kardelen Dergisi - İktibas
Kardelen Dergisi - Bu kimdir
M. Nihat Malkoç - Ekrandan akrana yahu...
M. Nihat Malkoç - Ana demek, mana deme...
Hızır İrfan Önder - Susmak bazen daha iy...
Zaimoğlu - Usûl akademisi
Zaimoğlu - İslâmda kazanç ve ge...
Zaimoğlu - Dünya ehlinin hali
Ayhan Aslan - Bileşke
Mehmet Balcı - Olalım
Mehmet Balcı - Çağdaşlık
Halis Arlıoğlu - Sebep olan işleyen g...
Halis Arlıoğlu - Çocukluk mevsimi
Ahmet Değirmenci - Olmadı
Erdem Özçelik - Sonsuzluk
Remzi Kokargül - İnsan sevdiği kadard...
Murat Yaramaz - Bereket
Murat Yaramaz - Varı
Murat Yaramaz - Zaman
Gözlemci - Hadiselere bakış
Mahmut Topbaşlı - Helal olmalı
Mahmut Topbaşlı - Sevda hükmeder akıla
Cahit Ay - 21. yüzyıl Müslümanı
Cahit Ay - Yol
Cahit Ay - Hayal meyal
Osman Akçay - Nergisler
Yaşar Akyay - Ekonomi ve helâl bil...
Mustafa Kozlu - Anne baba hakkında
Enes Doğan - Yanlıştan geçmek yan...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17198060
 Bugün : 770
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 778721
 Bugün : 58
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 278
 128. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 16
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim