Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2027 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Yozlaşma ve sebepleri
Kubilay Ertekin

  Sayı: 75 - Ocak / Mart 2013

Hacı Bektâşı Velî Hazretleri buna “mürted ve sebepleri”demiş. Biz onu yumuşatarak yukarıdaki başlığı koyduk. Mürted, bulunduğu dini-inancı ret, inkâr ve terk ederek başka inanca giren demektir… Yozlaşmak; Yaratılışındaki iyi ve güzel nitelikleri, maddî ve mânevî değerleri kaybedip onlara sırtını dönmek; kaba, hoyrat, bayağı bir şekle girmek, o halini terk ve inkâr edip önceki hayatının düşmanlığında bulunarak, soysuzlaşmak, dejenere olmak, tereddi etmek, değişmek, iğrenç, kerih-tiksindirici bir şekil almaktır. Genellikle inanç düşmanı-kompleksli kişilerin saplantılarındandır. (Temel Türkçe Sözlük. Sh.1498)

Yozlaşma önce, kişinin nefsinden başlar ve sonra uzuvlarına sirâyet eder. Daha sonra ailesine, çevresine ve bulunduğu cemiyeti kuşatmaya kadar gider. Sözlükte de belirtildiği gibi.'Aslını, inancını mânevî değerlerini ret ve inkâr edip onlara arkasını dönen kişi' ve cemiyetlerde artık bir kokuşma ve çürümeye doğru gidişin önlenmesi çok zordur. Tıpkı bir bulaşıcı hastalık gibi, kısa zamanda her tarafı kaplar. Eski güzel ve asil duruşlar, bağlı bulunduğu o değerler ve tutumlar, yaşanmış olan mûteber davranışların yerlerini başka türlü yaşantılar alır ve her hallerinde bir başkalaşma belirir. Önce açgözlülük, çevresiyle ilgisizlik, herkesi küçük görme aşağılık duyguları ve tatminsizlikle manevî değerlerine ilgisizlik ve onlara yapılan saldırı ve hakaretlerde duyarsızlıklar, onu başka vâdilere atarak içinde bulunduğu manevî boşlukta yok olur buharlaşır ve tıpkı bir selin önündeki süprüntü ve çer-çöp gibi sonradan edindiği o tereddinin-yozlaşma ve değişmenin iğrençlikleri içinde savrularak kaybolup gider. Bâzen de önceki inançlarına ve inanana karşı, çok azılı bir 'Frankeştayn'olur, içinden geldiği toplumun bütün mukaddesine cephe alır.

Bu kokuşma fertten başladığı için, önce onun dîni bağlarla ve mukaddesâtıyla irtibatı sekteye uğrar ve zamanla kesilir. Sonra aile ve çevresi onu takip eder. Daha önce ayıpladığı, kendisini, ailesini ve çevresi onlardan farklı gördüğü kimselere ve yadırgadıklarına yaklaşmaya, benzemeye başlar. Önce bir tedirginlik duyar, mesâfeli durmaya çalışır, sonra onlara karışarak aynı mahallenin yeni mallarından birisi de onlar olur ve önceki hayatlarına, değerlerine ve manevî mukaddeslerine ilk taşı o atar, ilk itiraz onlardan gelir ve önceki hallerine 'eleştiri ve tenkit' adı altında bir saldırı başlatırlar.

Hazırcılık, zenginlik, bol kazanç, lüks ve israf çok harcamak, modayı takip ve çağa (!) uymak onlar içinde öncelikli şartlardan birisi olur. Daha önceleri“Şart ve olmazsa olmaz” olanlar şimdi gereksiz ve lüzumsuz olmaya, görülmeye başlanır. Ailece dış geziler ve dışarıda yemeler, eğlence mekânları aynı familyadan olanlarla birlikte kaç-göç olayı da sıkmaya başladığı için-onlar da kaldırılır. Elbette yeni çevreye uyum gereği olarak dinî görevler “teferruattan” görülmeye başlar. O sofuluklar, hacılıklar, tekrar tekrar gidilen umreler, fazladan yapılan ibâdetler nâfileler hayır-hasenâtın, din kardeşliğinin yerini modern hayatın gereği olan 'çağdaş bir yaşam 'sosyetik' davranışlar alır.

Millî ve mânevî değerlere önem veren düşünceler, sözler, teklif ve tasarılar yazılar ve o konulara ayrılan zamanlar çok sıkıcı ve dayanılmaz gelmeye başlar. Her şey toz-pembe iken bu gereksiz(!) demode olmuş, zaman aşımına uğramış düşünceler onu âdetâ bunaltmaya başlar ve o çevreden hızla uzaklaşmak ister. Onlara kafa yormak, ömür tüketmek onları bir saplantı hâline getirenlere asla dayanamaz. Yanlarına sokulmaz ve sokmaz. Hattâ eskiden böyle şeylerle kısmen uğraştığına ve onlarla meşgul olduğuna hayıflanır. O yıllarının boşa geçtiğini,hayatın kıymetini bilmeyip tadını çıkaramadığına pişmanlık duyduğu anlar çok olur. Bâzen ailenin ufak-tefek eski alışkanlıklarını tekrar etmesinden dolayı aileyi-hanımı ve kızlarını 'çağa uyumsuzlukla suçlar' ve bu konuda onların kendisinden daha ileride, daha çağdaş (!) olmalarını ister ve aksi takdirde onlardan ayrılmayı bile düşündüğü olur. Ama çevrenin dedi-kodu etmesinden ve âlemin diline düşmekten çekindiği için bunlara katlanmak zorunda olduğunu söyler ve yeni çevresine bu gerekçelerini(!)bir mazeret olarak gösterir ve haklılığını(!) savunmak ister.

İşte bu tipler için yüce Peygamberimiz (SA) şöyle buyurmuşlardır; (Mâ teşeb-behe-bi kavmin/ Kişi, benzemek istediği kavimden-topluluktandır) ve (Kişi ayıpladığı ile cezalandırılır)

Evet; kötülüğe karşı 'buğz, ret ve karşı olmak vardır' ve sadakadır ama enâniyet-kibir, yoktur. Cenâbu Hak (CC)bizleri o türlü bir nefsâniyetten korusun. Âmin! “Ne oldum deme, ne olacağım de” ve “Nasıl yaşarsan öyle ölürsün. Nasıl ölürsen öyle de haşrolursun.” Belki de yaşadığımız pek çok acılar, o enâniyetin-egoizmin sonucu olarak uğradığımız yozlaşmanın tortularıdır. Eski hal ve hayatına nedâmet edenlerin ruh hallerini; Bir edip ve şairimiz şöyle ifade etmiştir:

“Cefa çekmez, yaşardım bundan evvel ben de

Eğer bir hâr/eşek, yâhut, kâv/öküz olsaydım.

Mutlu olurdum, mes'ud-müreffeh, hem de;

Sosyete hizbine/kesime, saylav/mebus olsaydım…” (Yılların izi. sh;199)

İşte, günümüzün kangren olmuş hastalıklarının başında, kendi aslî değerlerinden koparak başka kültür ve inançların mostra ve palyaçoluğunu yapan, aşağılık bir kompleksin altında ezilen anarşist ve teröristler, sol ideolojinin sapkınları bu cümleden olan haşarât ve İslâm toplumunun içine sokulan-yozlaştırılmış mikroplardır. Artık BATI; silâhlı savaşlar yanında kültür emperyalizmi ile de kendi değerlerine düşman olan o bu gürûhları tıpkı bir kobay köpeği gibi kullanıp,

kendi insanları, dindaşları ve ırktaşları çarpıştırıp, boğuşturuyor. Çok önemli bir uyarı da; Merhum Mehmet Âkif üstadımızdan:

“Ey Müslüman uyan! Cehline kurban gidiyorsun!.

İslâm'ı da batsın d iye, tutmuş, yediyorsun.”

Bu konuda söylenecek, çok hem de pek çok sözler var ama yeni tanışacağımız; sevgili KARDELEN müdavimlerini sıkmak ve bıktırmak istemedim. Yozlaşma seylâbında sürüklenenleri gördükçe insanın elemi artıyor ve yüreği  parçalanıyor…

“Bize gayret yaraşır, merhamet Allâh'ındır.

Hükmü âtî ne fakirin, ne şehin-şâhındır.”

Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Doğum ve sonrası... - Sayı 98
Çıban başı... - Sayı 97
Rahatizm ve ötesi... - Sayı 96
Dıştaki alçaklar mı, içte... - Sayı 95
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Fıtratımız gereği aslolana yöneliriz. Ne kadar doğru bir söz. Şüphe yok ki tebaa da fıtratı gereği a... Tebaa

 Çok teşekkürler proje ödevime çok yardımcı oldunuz.... Emine

 İnsan düşündüğü için değil sadece, bunun ötesinde öteleri merak ettiği ve her şeyin künhünü kurcalad... Sinan AYHAN

 Soru: "YouTube", "twitter", "Facebook", "instagram" gibi başlıkların altına listelenen kullanıcılar ... Sinan AYHAN

 Yazar hakkında minik bir araştırma yaptım su an yazmıyor ve bir yerde okudum bu yazıları lisedeyken ... Halil Aktan


Batı’nın Pompei’sinin günlerini andırmasının sebepleri Osmanlı Devleti’ni çökerten “metal yorgunluğu”nun ilk safhası değil midir?
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Makine
İnternete, kulak versek
Son ve tek kıvılcım
Bilgelik çağına doğru
Ağır kefe, baskın tarafı keşif
Makine
Mevlid
Ady; Sen, Ben, O...
İnternete, kulak versek
Alın teri


Ali Erdal - İnternete, kulak ver...
Kadir Bayrak - Tarihin eşiğinde...
Sinan Ayhan - İnternet rüya mı, kâ...
Sinan Ayhan - Dijital (Hermeneutik...
Sinan Ayhan - Hamletten (internet)...
Sinan Ayhan - Yazarlık, Mezarlık v...
Necip Fazıl Kısakürek - Makine
Özgür Alkan Alkış - Bilgelik çağına doğr...
Dergi Editörü - Son ve tek kıvılcım
Site Editörü - İnternetin fâsık hab...
Mehmet Hasret - Ağır kefe, baskın ta...
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Mezar
Necdet Uçak - Ebrehe ve ebabil kuş...
Necdet Uçak - Kürşad
M. Nihat Malkoç - İnternet kumarhane o...
Hızır İrfan Önder - Nerdesin?
Olgun Albayrak - Dervişane
Olgun Albayrak - Millet destanı
Mehmet Balcı - Zamanla
Mehmet Balcı - Kızım
Ahmet Çelebi - Meçhul sevgililer
Ahmet Çelebi - İçimdeki sesler
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu
Av. Mustafa Büyükgüner - Onuncu gün
Muhsin Hamdi Alkış - Sanal âlem mi?
Kubilay Ertekin - Doğum ve sonrası
Halis Arlıoğlu - Hicran
Halis Arlıoğlu - Bir başka açıdan yör...
Ahmet Değirmenci - Buhranların çocuğu
Ahmet Değirmenci - Dinlediğim türküler
Büşra Doğramacı - Çağın bilinçsiz hare...
Bahadır Kaya - 98.sayı medya sepeti
Kürsü Kainatın Efendisi - Kürsü
Hüseyin Selçuk Bozkurt - Sırf gece
Murat Yaramaz - İnternet hayatımız, ...
Murat Yaramaz - Yalnız sen, yalnız b...
Murat Yaramaz - Mevlid
Murat Yaramaz - Masal
Murat Yaramaz - 98.sayı mizah köşesi
Kenan Aydınoğlu - Əlliyə çat...
Ahmet Yalçınkaya - Tuş üstünde savrulan
Kamran Murquzov - Hakdan gelen haber i...
Yarının Büyüklerine Sorduk - Yarının Büyüklerine ...
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Güldərən VƏLİYEVA - QORXURAM
İsmail Güçtaş - İhtiyar çınar
İsmail Güçtaş - Alın teri
Əkbər QOŞALI - MƏN HƏL...
Mehmet Şerif Cebe - Bir an dicleyle
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4916318
 Bugün : 964
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 452329
 Bugün : 25
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 108
 98. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 13
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 30 Ekim 2018
Künye | Abonelik | İletişim