Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3756 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Y?indeki Korkuyu ?ld?rmek
Bedran Yoldaş

  Sayı: 52 - Nisan / Haziran 2006

Zaman; karanlığın lâcivert bir örtü gibi yeryüzüne çöktüğü bir zamandı. Yürekleri ellerinde gözleri ufukta sümbülî akşamın siluetinde gölgeleri takip ederek ve ayaklarına usulca yer açarak dikkatlice ilerliyorlardı. Dağlık bir alan… Ağaçlar yapraklarını aşağıya doğru salıvermişler. Güneşin yakıcı ışınlarından kavrulan bedenlerini gecenin rehavetinde dinginleştiriyorlardı. Uyuyorlar âdeta. Gece ansızın aralarına dalan davetsiz misafirlerden rahatsız olmuştular. Aralarında gezinen insanlardan başlarına gelen tatsız olaylardan şikâyetçiydiler. “Kim gecenin bu saatinde ayaklarımız dolanan” diye. Çünkü biliyorlardı ki, gecen bu saatinde dalları arasında gezinen bu insanların niyeti pek iyi olmasa gerekti. Ne işleri vardı bu saatte? Tam da dinlenmeye çekildikleri çektikleri azaptan dingin bir an yakaladıklarını sandıkları bir zamanda…


En ufak bir hışırtıda insanlar tedirgin. Kulaklar sese odaklanmış eller de tetiğe.
Gecenin atmosferinde eksik olmayan kuş nağmeleri kulaklarının pasını silerken, sükûneti de beraberinde hediye ediyordu insanoğluna. Ses varsa selâmette vardı. Kuşlar ötüyorsa rahatsız edici bir durum yok demekti. Durmadan ötüşleri bunun en güzel kanıtı idi. Tedirgindiler anacak bu tedirginlikler öten kuşların oluşturduğu koroyla teskin ediliyordu.


Kızılca kıyamet… Kan ve barut kokusu birbirine karışmış. Gözler yuvalarından fırlayacak gibi açılmıştı; donuk ve izbe... Bağırışlar birbirine karışmıştı. Nefret ve kin… Korku her tarafta kuşatmada idi. Kuşlar susmuş gecenin karanlığı al kanlarla ikiye bölünmüştü.


Ağaçlar isyanlarda, kol ve bacaklar kopmuş sağa sola savulmuştu.
Tehlikeli bir trende girmiştiler. Sağ kalanlar birbirlerini yoklamakta. El ayak göz hareketleriyle... El yordamı en emin olanıydı. Can havliyle karanlığı yırtarak yol bulmak istiyorlardı selâmete. Korku iliklerine kadar işlemiş. Mütemadiyen kaçıyorlardı. Dağ, bayır, ağaç demeden. Kaçıyor, kaçıyorlardı. Kimse kimseyi dinlemiyordu. Kimse kimseyi beklemiyordu.


Gürleyen bir sesle yerine çakılıp kaldı.
“Dur!”
Durdu. Hayatı siyah beyaz film şeridi gibi akmaya başladı. Titreyen dizleri eşliğinde hayallere daldı. Karanlığa nefret okuyordu. Ne yapacaktı şimdi?


Elleri tetikte yaklaşan silûetler nefret oklarını çoktan dikmiştiler ruhuna. “Ruhuna okumak” için yaklaşıyorlardı. Yılların birikimi bir anda kendini yakalayıvermişti. Hazırlıksız ve savunmasız…
Elleri arkadan bağlandı. Tüm gece yol aldılar kayalıklardan, patika yollardan dere boylarından hiç durmadan yol aldılar. Ne bitmez tükenmez bir yoldu. Yoksa kaçış mı demeliydi?
Arkadaşı mayına basmamış olsaydı şimdi bu durumda olmayacaktı. Sağ kalıp mayına basmamış olmasına sevinmelimiydi, üzülmeli miydi bilemiyordu. Bilmediği insanlar arasında elleri bağlı olarak hiçbir şey sorulmadan zorla yürütülüyordu. Gecenin lâcivert atlastan kılıfı, günün ışınları ile yer değiştirdiğinde kendisi olması gereken yerden çok uzaklarda buldu. Nasıl bunca yolu yürüdüğüne hayret etti. Ayaklarını kontrol etti yürümekten şişmiştiler. Yanındakiler renk vermiyordular. Ne bir yorgunluk belirtisi nede bir şikâyet vardı. Bu durumu günlerce dağlarda olmalarına yorumladı.


Peki şimdi ne olacaktı?


Korkusu geceden bu yana yeni yeni uyanıyordu iç derinliğinde. “Bunlar kesin beni öldürürler” dedi. “Neden sağ bıraksınlar ki? Ne de olsa düşmandı her biri, hem de katmerlisinden.”
Asacağız, asmalıyız başka bir sonuç istemiyorum demişti elebaşı son konakladıkları yerde yapılan tartışma sonucunda.
Bitlisin deresine vardılar. Köprüden geçerek kendilerince uygun ve emniyetli bir yerde durdular. Dik bir yamaçta boğazına yağlı ilmiği geçirerek yalvaran gözler ve acıma bekleyen hisleri yanıt bulamıyordu. Kalpler kapanmıştı. Mühürlenmişti. gözleri hiçbir şeyi görmüyordu. Kin ve nefret tüm duygularını esir almıştı. Birden kendini boşlukta buldu boynunda sicim. Hayatı o an gözden geçirdi. Ne kadar da uzundu yaşadıkları. Kısacık ömründe... Daha yirmi yaşındaydı. Çevirdiği filmin kareleri peşi sıra ekranda yer aldıkça bu fikri edinmişti. Bitmek bilmeyen filmin kareleri birbirini takip ediyordu. Aslında bu filmin bitmesini kendisi de istemiyordu. Daha yeni nişanlanmıştı. Evlilik hayalleri kuruyordu. Şaşalı bir düğünle dünya evine girecekti. Ne umuyordu neler buldu.
Göz kapaklarına artık hükmedemiyor, derenin içine düşeceği anı bekliyordu. Aynı zamanda aşağıya ne şekilde düşeceğini hayal ediyordu… Kendisini upuzun bir boşlukta hissediyordu. İçindeki korku yavaş yavaş ölüyordu. Acı hissetmiyordu artık. Veya ona öyle geliyordu.


Gözleri kapalı bulutları seyrediyordu. Mavinin ve beyazın tonlarını sayarak... Durmadan kanat çırpıyordu. Yükseklerdeydi. Gittikçe uzaklaşıyordu yeryüzünden; topraktan ağaçlardan... Başka bir âlemdeydi sanki. Ruhu mu yükseliyor, yoksa cismiyle birlikte mi bilemiyordu?.. Bildiği tek şey; durmadan uzaklaşıyordu yeryüzünden. Onu oraya bağlayan tüm bağlarını kopararak... Zihni boşlukta… Ve durmadan yükselmeye devam ediyordu. Gözleri yeryüzünü temaşa etmekteydi. Evler ağaçlar kara parçası deniz gittikçe gözünde ufalmakta. Uzaklaşmakta. Durmadan binalar gözünde küçülüyorlardı. Duyguları karmakarışık. Geçmişi bulanık. Neredeydi, ne oluyordu? “Yoksa rüya mı görüyorum” diye düşündü.


Uçmaya devam ediyordu, kolları ve bacakları açık. Etrafında dönüyor. Dönüyor. Başı dönüyordu, dönmekten. Yükseklik korkusu mu, yoksa başka bir şey mi? Bilemiyor.
Yeryüzü, ağaçlar onu gökyüzüne doğru itiyordu âdeta. Bilinmeyen bir âlemde yol alıyordu.
“Kalk oğlum yatağına yat. Üşüyeceksin!”


Annesinin sesi kulaklarında çınladı.
Birden ayağa fırladı. Annesi ne olduğunu anlamadan hızla dışarı çıktı.
Gecenin karanlığında yollara düştü” içindeki korkuyu bulup öldürmek” için…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Paklanmak... - Sayı 105
İçimin yandığı gün... - Sayı 103
Sözde ve felsefede yalnız... - Sayı 101
Dokuz köyün delisi... - Sayı 100
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (105): Eğitim, fert ve cemiyet için yarın projesi... Doğumdan ölüme bütün hayatın, zamanın ve mekânın konusu... Hattâ ölümden sonrası, ömrümüzü nasıl geçirdiğimize bağlı olduğuna göre, ölüm ötesi ümidi de, (Allah muhafaza) inkısarı da alınacak eğitime bağlı... Her insan ve her cemiyet onun nasıl olması gerektiği üzerinde düşünmek durumunda.

Son Eklenen Yorumlardan
 Allah(celle celaluhu) razı olsun. Bizim böyle bilimsel makalelere de ihtiyacımız var. Teşekkürler!... Himmet

 Hocam yazılarınızdan istifade ediyoruz. Bu yazınızda da çok faydalı bilgiler ve öğütler mevcut. Yaln... Mustafa GÜNEY

 Göz yaşı dökmemek kabil mi; bu satırlar işte tam göz yaşı pınarının yeri, İsa Yusufalptekin, güzel i... Sinan AYHAN

 Dünyaya düzen verdiklerini düşünenler, ne yazık ki dünyayı çökertiyor... Görünen köy kılavuz istemez... Sinan AYHAN

 Sevgili Mertali, bir yalınlık cevheri yolunu tutmuş, yani sen öyle bir yol tutmuşsun, ne güzel; sorm... Sinan AYHAN


Kalem, İlahi Kelam’ın yazılmasına ve yayılmasına, yani insanın iki dünyasının da saadetle olmasına vasıta oluyor.
Kalem, insanın iki dünyasını da mahveden bâtıl fikirlerin yazılmasına ve yayılmasına alet edilebiliyor…
Kalemle kazığın şekil olarak birbirine benzemesini bir inceliğe işaret olarak göremez misiniz?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Tek kelimeyle kurtuluş yolu
Karıncanın gücü
Selâm
Yolun sonu
Doğu Türkistan uzak değil
Dubalı dünya düzeni -I-
Karıncanın gücü
Erkeğin Başını Kapatması
Hiç gelmeyen
Diyet mi, Hayat Tarzy my?


Ali Erdal - Karıncanın gücü
Kadir Bayrak - Aşilin topuğu
Sinan Ayhan - Tokat
Necip Fazıl Kısakürek - Tek kelimeyle kurtul...
Dergi Editörü - Selâm
Site Editörü - Yolun sonu
Mehmet Hasret - Nasihat
Gönüldaş - İşte bu!..
Necdet Uçak - Yürüdüm Allah diye
Necdet Uçak - Kafkaslarda Rus zulm...
Altan Atan - Eski dünya
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Âh Doğu Türkistan Âh...
Hızır İrfan Önder - Gelsin bahar
Mehmet Balcı - Güzel
Mehmet Balcı - Öğrenmelisin
Av. Mustafa Büyükgüner - Aradığımız ruh
Muhsin Hamdi Alkış - Ah Türkistan ah Türk...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış (Nisa...
Hasan Ildız - İçimde
Kubilay Ertekin - Sinsi ve pasif siyâs...
Halis Arlıoğlu - Hayat arkadaşıma
İbrahim Ali Uçar - Asyanın kalbi Doğu T...
Ahmet Değirmenci - Oralardan haberler
Ahmet Değirmenci - Röportaj - Seyit Tüm...
Ahmet Değirmenci - Bir ihtilâl...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - İşkence
Murat Yaramaz - 104.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Korkak kahraman
Murat Yaramaz - Çözüm
Mahmut Topbaşlı - Solan yüzüm tende kö...
Erdal Kozankaya - Tarih bizi çağırıyor
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - Tercih
Hacer Taner Bulut - Kötülük eden kötülük...
Mertali Mermer - Hiç gelmeyen
Cemal Karsavan - Dikkat edilmeli sana...
Hakkı Şener - Türkistan
İlkay Coşkun - Doğu Türkistan uzak ...
İlkay Coşkun - "Mübareze" hakkında
Abdushükür Muhammet - Şiir okuma
Abdushükür Muhammet - Ak
Abdurehim imin /paraç - Vatan derim
Turgut Yıldızan - Gök bayrak için şanl...
Amine Vayıt - Güzel yurdum
Nurmuhammet Yasin - Nuzugumun çağrısı
Ferruh Recai - Karanlıkta güneşlene...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7572114
 Bugün : 1398
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 511667
 Bugün : 18
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 59
 104. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim