Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3972 kez okundu.     2 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Tanım: Her Şey Dansa Dahil Her Şey Dansa Dair
Mehmet Hasret

  Sayı: 79 - Ocak / Mart 2014

Çok alıştık; bir şeyi cephelerle, kıyaslarla, sıfatlarla görmeye, onu illa kelimeye dökmeye; çok alıştık tanımlar içinde, tanımlamalar üzerinden tanımama, tanınmama usulleri geliştirmeye…

Üst kimlikler-alt kimlikler; belki sosyoloji tarzı kategorik gözlerin yaptığı söz ihanetleri bunlar; olanı bıçaklamak gibi; felsefe bile, Kant’ın ağzından “olduğu gibi olan şey”, “kendinde olan şey” diye içrek evrenler söylemiş; kelimenin bileştirmediğini bir üst telkinle yapmaya çalışmış; bu paragraflarda değil o telkin, olsa olsa, her şeyden öte “burada olmayan” diye “öz”lenen şeyde…

Bu başına buyruk tanımların, hallerin, düzenlerin; hepsinin üzerini çiziyorum…

Hiç sebebi yokken bir filmden kesitler, bazı olaylar anlatacağım; bir “Uzak-doğu” hikâyesi, çünkü bir film ister kötü, ister iyi olsun bir şey anlatırken en rahatı ondaki anlamları bir kurguyla başka bir anlama dönüştürmektir, körlemesine kendi bulacaklarındansa, sohbet içinde işlenmiş bir cevher olarak buldukların daha iyi, bu aynı zamanda bir örnekleme de sağlar sana…

Dans etmeyi çok seven, ama bulunduğu toplum gereği sanat ve müzikle, bu tür performansla uğraşanlar, eğer kadınlarsa; bir nevi cariye olmak zorundalar; bulundukları toplumda keskin çizgilerle sınıf ayrımı var çünkü, toplum tabakaları, soylular, bürokratlar, halk tabakaları gibi… Soylular da bu tür sanatlarla ilgileniyor, ama bunların hepsi erkek ve devlet adına üst düzey danışmanlar… Benim anlatacağım kısım, filmin sonuna doğru bir kesit…

Filmin başrolündeki kız, ona verilen görev icabı; yani dansçıların amiri olabilmek için, bir yarışmaya katılmak zorunda… Yarışmanın ondan mesele edinmesini istediği şey,  “en iyi dans nasıl olur”, sorusuna cevap bulması; bu sebeple kendi dansını icat etmesi şart, ancak öyle sahne alabilecek ve yönetici olabilecek… O da bunun üzerine içinden geçiriyor; “eğer bir dans icat edeceksem, bu tabaka gözetmeden herkesi etkilemeli, sadece soyluları değil” ve sonuçta halka açık pazara gitmeye karar veriyor, pazarın ortasına büyük bir hasır seriyor ve başlıyor dans etmeye, içinde tanıma dayalı bir tasarı olmadan, bütün halkın ağzı açık, herkes hayranlıkla seyrediyorlar onu…

Derken bir bilge geliyor; şöyle bir bakıyor sahneye ve kızdığını belli ediyor, sonra kıza sözlerini duyuruyor “ülkenin en iyi dans eden sanatçısı buradaymış diye geldik, ama gelin görün ki  burada olan kişi, sadece, ülkenin en iyi cariyesiymiş” bu sözler anında çarpıyor kızı ve kız, bu hakaret yüzünden dans etmeyi kesmek zorunda kalıyor, bilgenin peşinden yola, ona yetişebildiği her yerde, “söyledikleriyle o, ne demek istedi” sorusunu soruyor; bilge cevap vermiyor, peşinden koşturuyor kızı, kız ise hikmeti keşfetmek üzere ısrara devamda…

Bilge ve çevresindekiler, kamelya gibi bir yerde oturuyor; kız ayrılmak zorunda olduğu için gidiyor ve öğrencileriyle baş başa kalıyor bilge… Ve öğrencilerden biri soruyor “efendim dansı, kötü müydü”… Bilgenin cevabı ilginç; “yoo, aksine çok güzeldi, her şeyi doğru yaptı, güzel icra etti dansını”… “Peki yanlışı neydi”… “Yanlış olan, öyle bir sanatçının kalbinin yanlış bir yerde, yanlış şeyler için atmasıydı”…

Daha sonra kız, günlerce pazarda dans etti, makyaj yapmadı, cilve yapmadı, sadece dans etti…

Sonra yarışma günü geldi çattı; rakibi, ondan önce, belli tanımlar içinde gelenekten gelen bazı özgün dansları sentezleyerek bir icra yaptı…

Az sonra, bizim kıza geldi sıra, o elinde bir tanım olmadığı için sadece dans edeceğini söyledi “dans değerlendirme kurulu”na, kuruldakiler köpürdü tabi, geleneğe karşı geldiği için, ama yarışmanın başkanı, jüriye tanım sunmadan dans icrasına izin verdi… O da dans etmeye başladı, ilk başta herkes kızgınlıkla bakıyordu kıza, üstelik kız dansını icra ederken bir müzik de eşlik etmiyordu ona; ama kız, kalbinden ne geçiyorsa onları dans figürlerine dökmeye başladı, seyredenlerin hepsinde bir ritim duygusu olduğu için, ister istemez onlarda da bir kıpırdanma başladı, derken müzisyenler girdi araya, yaptığı dansa uygun müziği hemen orada icra etmeye başladılar müzisyenler, her şey kendiliğinden oldu ve dansın sonunda başta en iddialı rakibi olmak üzere, herkes alkışladı onu…

Sonuçta belki onu, başlarına geçirmediler, ona bir sınıf atlatmadılar; ama ülke içinde istediği şekilde dans etmesi için izin verdiler…

O da çiftçilerle beraber yaşamayı tercih etti, onlarla birlikte tarla sürdü, çapa yaptı, ekinle uğraştı; günlük ihtiyaçları için çalıştı; ama gün içinde çiftçilerde de zaten, eğlence ve dinlenmek için hep beraber dans etme alışkanlığı vardı; nitekim filmin son sahnesinde, filme göre öğle arası gibi, bir boşlukta; tenekelere, tahtalara vurarak bir müzik çıkardılar, toprağın ve güneşin kanat takmış neşesiyle kuş dilinde şarkı söyleyip; dans ettiler, dans ettiler, dans ettiler…

Yani diyeceğim, kalbimizin yerini bulduracak olan tanımlar değil; dans etmek varken, tanım denen kapana ne gerek… Dansı konuşturan “hezarfen gövde”yiz biz; harf ve kelime üzerimizde eriyip gitmiştir bizim…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : mehmet hasret    13.05.2014
Yorum : Görüntü ve hareket aslında bir dil, harfleri renk, şekil, tablo, vücud, hareket olan bir dil; dolayısıyla o dili çözmek, o cümbüşe katılmak hayatın içinde...




Ekleyen : yavuz    20.02.2014
Yorum : Hem sinema, hem de dansı kullanarak bir fikri paylaşmak ve savunmak güzel olmuş.





 
Yaşayan Yemek... - Sayı 114
Yazmakla Görülen…... - Sayı 113
Hayatı Dram Yapan Cevher... - Sayı 112
Bozkırın Ensar ve Muhacir... - Sayı 111
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


ACI-YORUM nedir?
Bugün toplumumuzda, özellikle düşünce alanında aksayan yönler ve anlamsızlıklar var.
ACIYORUM, bu aksaklıkları ve anlamsızlıkları, sadece fikirle en can alıcı yerinden, en vurucu sözlerle, yanlışlıkların mantıksızlıklarını yakalamayı usul bilerek, en doğru yargıları, hiç itiraza yer vermeyecek şekilde ifade etmeyi ve daha sonra düzeltmeyi yapacak olanlar için fikri çözüm yolları açmak düşüncesinin ifadeye dökülmüş şeklidir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Beslenmede sünnet ölçüsü
Gıda
Yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile
Suyun serencamı
Su gibi aziz ol
Yörükler (3)
Belli değil
Geceler sırdaşım benim
Molla Kasım şiiri üzerine tefekkür
Gece ile dertleşme


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17118211
 Bugün : 2043
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 772079
 Bugün : 319
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 477
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 16
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 11
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim