Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3449 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Pencereden Hapispen'e
Fatma Pekşen

  Sayı: 81 - Temmuz / Eylül 2014

“Pencereden kar geliyor,

Basma da fistan dar geliyor,

Gurbet bana zor geliyor

Oy amman amman, yar amman amman...”

Diye ırlanan, buram buram gurbet, acı kokan türkümüzü hepiniz bilirsiniz.

Sizi bilmem ama ben ne zaman bu içli sadayı duysam, gözümün önüne durmadan yağıp insanları eve hapseden kar ile soğuktan omuzlarını kısmış, üşüyen, sılaya hasreti dağ gibi büyümüş bir tazecik gelir.

“Pencere açıldı Bilâl oğlan,

Piştov patladı,

Sorun bakın kanlı da Bilâl,

Yine kimi hakladı...”

Bu güzel melodili İstanbul türküsüne yorum yapmaya lüzum var mı ki? Aşikare her şey.

“Pencereden kuş uçtu,

Yandı yürek tutuştu...”

Der bir başkası.

“Penceresi cam cama muallim

Selam söylen amcama muallim...”

Der daha hareketlisi.

Ve gene bir başka şarkımız:

“Gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin...”

Nağmesini yayar ince ince,

“Pencerenin perdesini, aç bana göster yüzünü...”

Der bir diğeri.

Liste bu kadar değil elbette. Bu saydıklarımı defalarca, büyük bir hazla, gözlerinizin önüne kim bilir hangi manzaralar nakşolarak kaç kere dinlemişsinizdir...

İlk yerleşik yurt ne zaman kuruldu, ilk yurdun ilk penceresini hangi dahi insan açtı bilemiyoruz tabii ki. Bildiğim bir şey varsa, pencere denen şeyin hayli işe yaradığıdır. Evlerimizin, mabetlerimizin, işyerlerinin, onca kurumun, onca çatı altının duvarlarını süsleyen oyuklar olmasaydı halimiz ne olurdu bilemiyorum?

İster kerpiçten mamul bir dam altı olsun, ister buzdan yapılmış kutupluların yuvası, ister dallardan örülmüş bir Afrikalı barınağı, isterse de kırk odalı bir saray olsun, mutlaka pencereler açılmıştır uygun yerlere.

Bu pencerelerin, cümle insanı kışın kardan yağmurdan, soğuktan, yazın cehennemî sıcaktan, tozdan, türlü haşarattan, hayvandan... Koruduğunu söylememize lüzum var mı?

Güneşin sıcak ısısını, ayın büyülü ışığını, dört mevsimin gidişatını, günlük havalanmayı da bu oyuklar sağlamıştır hep.

Evvelce, yani camın icadından önce, yağlı kâğıtlar gerilmiştir pencerelere aydınlığı sağlaması için. Sonra kıl çadırdan, branda bezi barınağa, dayanıklı binalara, yağlı kâğıttan kristal cama bir geçiş olmuştur zaman içinde.

İlk yurdu kurup, ilk pencereyi icad eden insanoğlu, zaman geçtikçe icadlarına yenilerini eklemeyi de becermiştir. Mimarinin en ustalıklı modellerini uygulamıştır yapıların bu en görünen yerlerine. Dar, geniş, kare, dikdörtgen, üst tarafı oval, hattâ yuvarlak pencereler açmıştır. Ülkeden ülkeye, mevsimden mevsime değişiklik göstermiştir modeller.

O da yetmemiş patiskadan dantele, ipekten kadifeye çeşitli perdeler takmış; panjurlar, jaluziler, sineklikler... Sadesiyle, modellisiyle türlü türlü parmaklıklarla süslemiştir icadını. Geline benzetmiştir kolları, menteşeleri, pervazları, kanatlarıyla.

Önüne dizmiştir saksı saksı sardunyaları, camgüzellerini, hasekiküpelerini... Güney tarafa konulanlar, güneşle elbirliği yapıp göndermişlerdir kokularını şifa niyetine evdekilere buram buram: fesleğenler, güller, karanfiller olarak.

Pencere önüne oturarak asker oğlundan, gurbetteki kızından haber getirecek postacıyı beklemiştir yüreği hasretle dolu bir ana. Perde gerisinden izlemiştir sokağı, içi ezik bir taze.  Pencere önüne oturarak torununa mektup okutturmuştur ak sakallı, gül kokulu bir dede.

 

Her ne kadar eski mimaride, mahrem alan sayıldığından, kimse kimsenin penceresini, avlusunu direkt olarak göremezse de, özellikle kadınlar arası pencere muhabbetleri pek tatlı gelmiştir yakın komşular arasında.

Pencere. Bir o kadar da sır aracıdır. İçerdekini dışarıya, dışarıdakini içeriye sızdırmamaya gayret eder. Evde ufak tefek tartışmalar olduğu zaman ilk önce açık olan pencereler kapanır, kırılan kol yen içinde kalsın, el âleme dedikodu konusu çıkmasın istenir.

Evin yaşlısınca, sabah ezanı vakti ardına kadar dayanır, kıble tarafına açılmış olan kapılar, pencereler. Maksat “nasip dağıtılırken bizim eve de hisse verilsin” düşüncesidir.

Kardan kürküne bürünerek gelen kışbaba, ayazlarda, olanca kuvvetiyle içeriye soğuğunu üflediğinde, elinden iş gelen aile efradından biri tarafından hamurlu ince şeritler halinde kağıtlar yapıştırılır ek yerlere. Daha güzden, evcimen birisi ince ince macun sürmüştür cam diplerine zaten. Sıcak soğuk temasından, kendiliğinden oluşan desenler, -yani tabii buzlu cam- insanın aklına durgunluk verir çerçeve içinden seyredenlere.

Silinir paklanır, ahşap kısımları evin gençlerince ovulur arada bir. Cam temizliği, evin aynası durumundadır. Kireç badanayla, ahşap eşyayla hayli samimidir. Pencereden içeri giren güneş sayesinde hekimlerin eli böğründe kalır. Evin, binanın can damarıdır. Hava kaynağıdır. Adı üstünde penceredir.

Amma velakin... gün gelip vakit çatınca, ilk icadı yapan insanoğlu bir de  uydurukçasını hizmete sokmayı denemiştir. Tutmuştur da bu deney. Kazmalar vurulmaya başlamıştır pervazlara, kanatlara. Boynu bükük dökülmüştür yere cam kırıkları. Can kırıkları da desek olur ya.

Yerine dikilen ucubeler “bilmemnepen” olarak dudak bükmüştür evvelkilere. Göğe erişmek istercesine uzayıp giden katlara birer ikişer tırmanmaya başlamış, temelleri bir asır evvel atılmış konak yavrularının duvarlarına kurulma cüretliğini göstermiştir pervasızca...

Yakışıp yakışmadığını, mimariye uygun düşüp düşmediğini hesap etmeden atlamıştır insanımız bu plastik yığınlarına. “Ses geçirmyor! Isıya dayanıklı! Macun derdi yok!” türünden beylik laflara kanıp evini donatmıştır, kapılara varıncaya kadar.

“Yangın durumunda, eriyip birbirine yapışıyor, dışarı kaçma imkanını engelliyor” söylentilerini arka tarafa atmıştır. Yenilik olsun da nasıl olursa olsun düsturuyla hareket etmiştir.

Altını ıslatan bir bebeğin kokusu da içeriye hapsolmuştur artık, dişlerinin arasına aldığı karanfili çiğneyen babaanneninki de. Plastik bir hayata tıkılıp kalmıştır evdekiler “ses, ısı, macun derdi yok” safsatalarıyla.

Sizi bilmem; ama ben odamda otururken satıcı sesiyle, ezan sesiyle, çocuk bağrışmalarıyla olmayı yeğliyorum. Alacakargayla düet yapan serçeyi, içeri sızan kar kokusunu, yağmur tıpırtısını işitmeyi istiyorum.

Velhasılı hapispen’den pencereye geçişi istiyorum.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Bacanak... - Sayı 103
Erik ile kiraz... - Sayı 100
Çıtırtı - Ev yerleşiyor... - Sayı 99
Fatmalar ve diğerleri... - Sayı 97
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (105): Eğitim, fert ve cemiyet için yarın projesi... Doğumdan ölüme bütün hayatın, zamanın ve mekânın konusu... Hattâ ölümden sonrası, ömrümüzü nasıl geçirdiğimize bağlı olduğuna göre, ölüm ötesi ümidi de, (Allah muhafaza) inkısarı da alınacak eğitime bağlı... Her insan ve her cemiyet onun nasıl olması gerektiği üzerinde düşünmek durumunda.

Son Eklenen Yorumlardan
 "Türk milleti, bütün tarih boyunca kaderinin devamlı ihtar ve ifşa edişleriyle meydanda olduğu gibi,... Sinan AYHAN

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan yakar

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan

 "Hattâ bir unvan vardır hezarfen diye. Hezarfen deyince hemen aklımıza Galata Kulesinden Üsküdara ka... Sinan AYHAN

 16 yıl önce verdiğimiz selâm bir "düşünen adam" tarafından alınmış, ne mutlu bize... Batuhan Bey, 10... Kadir Bayrak


Devekuşunun kafasını kuma gömmesi misali kafasını toprağa gömen Avrupa bilmez mi ki, nefesi kesilince kafasını (soktuğu yerden) çıkarmak zorunda kalacak ve pişman olacaktır(pişmanlık duyacaktır).
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Tek kelimeyle kurtuluş yolu
Karıncanın gücü
Doğu Türkistan uzak değil
Yolun sonu
Selâm
Tek kelimeyle kurtuluş yolu


Ali Erdal - Karıncanın gücü
Kadir Bayrak - Aşilin topuğu
Sinan Ayhan - Tokat
Necip Fazıl Kısakürek - Tek kelimeyle kurtul...
Dergi Editörü - Selâm
Site Editörü - Yolun sonu
Mehmet Hasret - Nasihat
Gönüldaş - İşte bu!..
Necdet Uçak - Yürüdüm Allah diye
Necdet Uçak - Kafkaslarda Rus zulm...
Altan Atan - Eski dünya
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Âh Doğu Türkistan Âh...
Hızır İrfan Önder - Gelsin bahar
Mehmet Balcı - Güzel
Mehmet Balcı - Öğrenmelisin
Av. Mustafa Büyükgüner - Aradığımız ruh
Muhsin Hamdi Alkış - Ah Türkistan ah Türk...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış (Nisa...
Hasan Ildız - İçimde
Kubilay Ertekin - Sinsi ve pasif siyâs...
Halis Arlıoğlu - Hayat arkadaşıma
İbrahim Ali Uçar - Asyanın kalbi Doğu T...
Ahmet Değirmenci - Oralardan haberler
Ahmet Değirmenci - Röportaj - Seyit Tüm...
Ahmet Değirmenci - Bir ihtilâl...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - İşkence
Murat Yaramaz - 104.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Korkak kahraman
Murat Yaramaz - Çözüm
Mahmut Topbaşlı - Solan yüzüm tende kö...
Erdal Kozankaya - Tarih bizi çağırıyor
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - Tercih
Hacer Taner Bulut - Kötülük eden kötülük...
Mertali Mermer - Hiç gelmeyen
Cemal Karsavan - Dikkat edilmeli sana...
Hakkı Şener - Türkistan
İlkay Coşkun - Doğu Türkistan uzak ...
İlkay Coşkun - "Mübareze" hakkında
Abdushükür Muhammet - Şiir okuma
Abdushükür Muhammet - Ak
Abdurehim imin /paraç - Vatan derim
Turgut Yıldızan - Gök bayrak için şanl...
Amine Vayıt - Güzel yurdum
Nurmuhammet Yasin - Nuzugumun çağrısı
Ferruh Recai - Karanlıkta güneşlene...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7260525
 Bugün : 9435
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 506980
 Bugün : 63
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dçn) Toplam : 141
 104. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim