Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1773 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Adâb-ı muaşeret kaideleri
Fatma Pekşen

  Sayı: 85 - Temmuz / Eylül 2015

Son sefer, Sibirya soğukları ile çöl sıcaklarının tam da ortasına düşen bir zaman diliminde gittik İstanbul’a. “Şunu mu alsam, bunu mu?” tedirginliğini bol bol yaşayarak valizimize bir şeyler tıkıştırdık. Aman biletler unutulmasın, kimliklerimiz evde kalmasın, telefon şarj cihazlarımız çantamızda olsun… Birçoğumuzun yaşadığı telâşlı hallerden birisi daha!

İtiraf edeyim; önemli hiçbir şeyimizi evde unutmadık. Gemiden alışveriş merkezine, otelden çay bahçesine kadar her yere gönül rahatlığıyla, sıkıntısız girip çıktık. Çünkü lüzum eden her türlü edevatı yanımıza almıştık.

Elbette ki en mühimini evde unutarak!

En mühimi mi? Söylesem mi şimdi? Utanarak, fısıldayarak söyleyeyim o zaman: Görgümüzü evde unutmuşuz.

Üstelik, kim tarafından satın alındı ise, 60’lı yıllardan kalma bir de Adâb-ı Muaşeret Kaideleri kitabına sahipken… Hasan Deniz isimli bir muhteremin kaleminden çıkma, hangi ülkede, erkeğe nasıl hitap edilir, kadına nasıl hitap edilir, hangi sofrada nereye oturulur, hangi hususi davette hangi çatal kullanılır, yemek müzikli ise nasıl dans edilir ve sair… Çokça da yararlandığımızı sanıyordum!!!! Özellikle de kadeh nasıl tutulur, kavalyeyle nasıl selâmlaşılır, kadınların eli nasıl öpülür filan.

(Yazının burasında küçük bir özür beyanında bulunmak zorundayım. Çokbilmiş arama motorunun buyurduğu üzere, mevzuunu ettiğim kitabın tam adı “En Yeni Muaşeret Kaideleri” imiş. Her neyse, evde bir yerlerde duruyor olmalı, epeydir kendilerini görmüyorum. Bazen kütüphanedeki kitapları bir yerlere gönderiyor, başkalarının da faydalanmasını istiyorum; lâkin bunu hiçbir kategoriye koyamamışım demek ki. Yahut da halen öğrenilecek şeylerim olduğunu hesap etmişimdir!!!!)

Tahmin ediyorum ki daha pek çok yayınevince, pek çok kere, batılısıyla doğulusuyla, en yeni muaşeret kaideleri kaleme alınmıştır. Yani, yeni tâbirle görgü kuralları. Pek çok da faydalananı olmuştur. İnsanoğlu yaşadığı müddetçe yenileri de yazılacaktır. Anadan atadan öğrenilen görgü kurallarını saymıyorum bile.

Şu bizim payitaht büyük şehir vesselâm. Ucu bucağı yok. Elbette yeniliklerinin de. Anadolu’nun tam da ortasından gelmiş zavallı bizler, köyden indim şehre misâli aval aval seyrederek tanıyoruz bu yeni cicileri. Meselâ, “Okunmuş gazete sepeti!”

Heyecanlanmamak mümkün mü? Hemen çantama davranarak not alıyorum bu mühim harekâtın ismini. Kürkçü dükkânına dönünce yazıvereceğim bunu. Adamlar neler icad etmişler de bizim haberimiz yok diyeceğim. Zaten adına Marmaray denilen icada binerek karşıya geçmek için inmişiz onca merdiveni. Daha doğrusu merdiven almış kendisi indirmiş bizi yerin kırk kat altına. Neredeyse mağma fokurtularını işiteceğiz kulağımızı zemine dayasak. Sağımızda solumuzda okunmuş gazete sepetleri. Büyük insanlar bunları düşünenler, büyük. Hem de büsbüyük. Her şehirde, her ilçede, her toplu yerde bulunmalı bunlardan. Bulunmalı ki ilmimiz irfanımız artsın.

İyi güzel de, birini kapıp okumak için bakınıyorum, hiçbirinde gazete yok! Ya, günü geçmiş gazeteleri orada bırakmayı ar sayan vazifeliler yenilerini koymak için eskilerini kaldırmışlar, ya da okuma gönüllüleri cici sepetler eskimesin diye içine bir tane bile koymamışlar. Gazete değil, broşür, tek satırlık ilan bile yok. İlerde dolar, okuma meraklısı halkımız da faydalanır temennisiyle bekliyoruz cin arabasının gelmesini. Geliyor da.

Âlimler ordusundan oluşan yolcuların arasına karışıp biz de âlimlik alâmetimizi, cep belâlarımızı elimize alıp bir yere sıkışıyoruz işte. (Benimki sadece saate bakmak, bir de arayan soran olmuş mu kabilinden garibim âletimin gönlünü almak. Henüz akıllısıyla tanışmadığım için âlimlikle uzaktan yakından alâkam yok.)

Aman Allah’ım! Bu ne tevazu, bu ne olgunluk! Bütün bilge kişilerin boynu önünde... Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Bastonlar, poşetler, botlar, sandaletler en fazla gözlerine ilişenler. Dizlerden üst tarafını gören yok. Edep işte bu azizim, işte bu!

Cin arabamız, -eskiler bisiklete demiş olsalar da, yer altı treni de bir cin arabası işte- bizi ineceğimiz yerde bırakıyor. Diğer acelesi olanlara ayak uydurarak biz de atıyoruz kendimizi dışarıya. Gene o çokbilmiş merdivenler, yüzlerce kişiyi kulağına fısıldanmış gibi alıp çıkarıyor yerin yedi kat üstüne.

Dedim ya, köyden indik şehire misâli, attığımız her adımın tadına vararak hareket ediyoruz. Envai tür rengin hakkını vererek, telefonların müziğine kulak kabartarak, martı çığlıklarına tempo tutarak, köşe minderinin hakkını veren ağa edasıyla, yol ortasına kurulmuş bir amatör müzisyenin söylediğine eşlik ederek...

İşte ne oluyorsa o anda oluyor! Valiziyle, poşetiyle, çantasıyla, bastonuyla o kara merdivenleri birkaç dakikalığına işgal etmiş olanlar, tiz bir sesle irkiliyor: “Sol taraf! Cahil misiniz görgüsüz müsünüz? Neden orayı meşgul ediyorsunuz? Bilmiyor musunuz ki orası yürüyenler içindir.”

Herkes suspus. Biz zaten bir şey anlamıyoruz. Bir iki kımıldanan oluyor. Sert adımlı genç bir kız uzun siyah saçlarını savurarak yürüyen merdivenin sol tarafından hızlı hızlı çıkıyor. Üç beş adım sonra hepimiz de aynı yerdeyiz zaten. Görüş mesafemizdeki görgülü kızı, az sonra kalabalığa karışıp kaybediyoruz.

Görgü, cehalet kelimeleri kolkola girip fırıl fırıl dönmeye başlıyor beynimde. Okunmuş gazete sepetleri de, uzayıp giden raylar da, cin arabaları da hiçe dönüşüyor birden. O kara merdivenler bizi uzaya çıkarsa da insanlığımıza bir şey katmayacak demek ki diye geçiriyorum içimden.

Sibirya soğuklarıyla, çöl sıcaklarının ortasına düşen bu zaman diliminde öğrendiklerimle, öğrenemediklerimle kalakalıyorum. Bilmem ki diğer gelişlerimde bu yedi tepeli kent, dünyayı işgal eden bizlere daha neler öğretecek!


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Bacanak... - Sayı 103
Erik ile kiraz... - Sayı 100
Çıtırtı - Ev yerleşiyor... - Sayı 99
Fatmalar ve diğerleri... - Sayı 97
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (106): Mevlâna, Yunus etrafında Anadolu irfanı...

Son Eklenen Yorumlardan
 Sevgili Zafer, inceliğin ve yorumun için teşekkür ederim, "yıllar geçse de aramızdan, bu kalp seni u... Sinan AYHAN

 Amin... Okuyucu

 Maalesef bu virüsün aşısı da ilacı da Yok. Allah ıslah etsin... Ahmet Güney

 Allah(celle celaluhu) razı olsun. Bizim böyle bilimsel makalelere de ihtiyacımız var. Teşekkürler!... Himmet

 Hocam yazılarınızdan istifade ediyoruz. Bu yazınızda da çok faydalı bilgiler ve öğütler mevcut. Yaln... Mustafa GÜNEY


Batı; kaybettiği noktanın idrâkinde ve kazanacağı noktanın gafili olduğunu -yalnız kendine- ihtar ederek bugünkü buhranını yaşıyor. Biz; tüm taklitçiliğimize rağmen hem birincisinin, hem ikincisinin gafletindeyiz.
Eğer batı gibi kaybettiğimiz noktanın idrakinde olabilseydik, elimizden kaçırdığımız bunca zamandan ötürü eyvahlar eder; kazanacağımız noktanın gafletinden de sıyrılabilirdik…
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Maarif
Nasıl bir insan
İki kelime arasındaki boşluktan geçen ku
Çeyrek asır
Maariften eğitime
Zikir ve ?nemi
En tehlikeli virüs...
Benim 'Caparka'm: G?z? ?ekik Olmayan Bir


Ali Erdal - Nasıl bir insan
Ali Erdal - Büyük depremin öncül...
Kadir Bayrak - Filmin sonu
Sinan Ayhan - Türkü, Anadolu harcı...
Necip Fazıl Kısakürek - Maarif
Bedran Yoldaş - Paklanmak
Dergi Editörü - Çeyrek asır
Site Editörü - Maariften eğitime
Mehmet Hasret - Dost cemali
Necdet Uçak - İslâm gelince
Necdet Uçak - Geçer
Necdet Uçak - Değil
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Her şey eğitimle baş...
Hızır İrfan Önder - Elem gazeli
Hızır İrfan Önder - Gafil olma
Ayhan Aslan - İhtiras
Olgun Albayrak - Münacaat
Mehmet Balcı - Kurban açıklaması
Mehmet Balcı - Kalmadı
Mehmet Balcı - Doluyum
Yusuf Karagözoğlu - Kazandıklarımızı kay...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış-105
Kubilay Ertekin - En tehlikeli virüs.....
Halis Arlıoğlu - Hasret ve hüsranla g...
Halis Arlıoğlu - Felek
Büşra Doğramacı - İnsanlığın maarif da...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Tedrisat
Murat Yaramaz - Mizah köşesi-105
Murat Yaramaz - Vesile
Murat Yaramaz - Bıçak
Murat Yaramaz - Eğilim
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - İki kelime arasındak...
Eyyub MEMMEDOV - Deniz boyu sevgim...
Mertali Mermer - İnsanlar anlamaz ben...
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
İlkay Coşkun - Maarif meselemiz
İlkay Coşkun - Mülâkat-105
İlkay Coşkun - Vatanım
Turgut Yıldızan - İnsandan hazreti ins...
Turgut Yıldızan - Öğretmen olabilir mi...
Vildan Poyraz Coşkun - Eğitimde anne eli
Mehmet Şirin Aydemir - Keder kardelenleri
Çakmakçıoğlu - Hangi eğitim
Tuba Kanlıkama - Payitahtın sesi
Mustafa Kadir Atasoy - Göktaşı
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Edilen dualar
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Sevgi notumuz
İlknur Şimşek - 1453
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7795954
 Bugün : 3248
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 514802
 Bugün : 35
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 63
 105. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 3
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim