Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 26 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     587 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Düşman uyumuyor
Halis Arlıoğlu

  Sayı: 91 - Ocak / Mart 2017

“… Dert çok, hemdert yok, düşman kavî, tâlî zebûn.” Konuya Fuzûlî’nin bu çarpıcı ifâdesiyle girmeyi ve olaylara bu zâviyeden bakılmasını istedim… Görüyorsunuz ki düşman uyumuyor. Onun için sâde okumak değil, daha çok okumak ve ilim-irfan sahibi olarak dertli ve sorumlu olmak durumundayız. Bâzen bu özelliklerden mahrum olanlar bile büyük bir sorumluluk duygusu içinde milletin derdiyle dertlidirler. Bu durum onlardaki ferâsetin ve basîret hissinin bir tezâhürüdür. Eğer Müslüman geçinen nâmuslu insanlar, içinde yaşadığı ülkenin, milletin ve din kardeşlerinin derdini dert edinmez, yaşanan menfi olaylara müdâhil olup sâhip çıkmazlarsa, nâmussuzlar ve bozgunculuğu iş ve dert (!) edinen soysuzlar her zaman olduğu gibi ülkeyi talan, yurdu virân, hâneyi harâp ederler.  O zaman bunun vebâli; gamsız, kedersiz ve sorumsuz kimselerin, insanların ve ülkesinin dertlerini dert edinmeyenlerin boynunadır. İşte bugün “Asmayıp da besleyelim mi” sözünün tam da uygulanacağı bir dönemdir. Adamlar 15 Temmuz’da resmen darbe yapmış, ülkenin felâketine ve millî irâdeye kast edip, dış güçlerle işbirliği içinde olmuşlardır. 250 insanımızın şahâdetine sebep olup, binlerce gâzimizin aziz hayâtlarını karartmış ve ülkenin huzurunu bozarak, ekonomik düzeni alt-üst etmişlerdir. Aslında bunun bedeli divânıharp ve kurşuna dizilmektir!.. Onların uzun süre cezâevlerinde tutulup mahkemelerde sonu gelmeyen dâvâlarla işi uzatmak, yeni bir ihânet ve kalkışmaya zemin hazırlamaktır. Özellikle ordu-yargı ve emniyette bir kısım FETO-PKK ve anarşi artıklarının, “Âdil Öksüz” ve benzeri hâinlerin jet hızıyla bırakılmış olması bu işin önemini ve tehlikenin boyutunu daha net olarak göstermektedir. Hiç değilse bu ihânet şebekesinin elebaşı olanların gereği derhal yapılması lâzımdı. Yoksa cezaevlerinde yıllarca beslenip uzayan o davâlarla bunun zamana yayılmasına ve olayın tavsatılması taktiğine fırsat verilmiş olacağı endişesi içindeyiz. Nitekim pek çoğu oralardaki adamlarının yardımıyla sırra kadem basıp soluğu yurt dışında almaktadır… Ayrıca ülkeye yabancılaşan bir zihniyete ve aşağılık duygusunun zirve yaptığı duruma bir bakınız. Yabancı kültürün uşaklığını yapan iffet düşkünü habislerin, kahramanların harman olduğu şanlı tarihimizde sanki örnek alınacak hiç bir kimse yokmuş gibi, yabanın eşkıyâsı olan bir çapulcuyu (Che Guevara) yüceltmekten ve resimlerini taşımaktan hayâ etmeyecek duruma gelmiş olan bir gürûhun olduğu görülmek tedir. Bu yetmezmiş gibi, Sayın Meclis Başkanı onların içine düştüğü bu tezâdı, zillet ve zihniyeti eleştirdi diyerek koro hâlinde ona saldırma iffetsizliğinde bulunmuşlar ve “Hepimiz Che Guevara’nın yoldaşıyız. Hepimiz Ernesto’yuz” diyerek tempo tutmuşlardır. (23/10/2O16 Basından) İşte tüm bu ve benzeri hâdiseler bir takım insanların uyanıp gerçeği görmesi, olaya sâhip çıkmalarını gerektirmekte ve ülkenin dertlerini dert edinmesine vesile olmalıdır. Adamlar ülke içinde, bu milletin nimetleriyle geçiniyor ve ülke düşmanlığında bulunarak iğrenç bir ateist-materyalist ve Marksist hayatı yaşıyor. Buna rağmen Müslüman geçinip (!) komünist ve inanç düşmanı fikirler taşıyor. Kendi öz kültüründen ve millî benliğinden kopanlar, tıpkı sürüye saldıran aç kurtlar gibidir. Bir gün yiyecek bir şey bulamadıklarında, kendi hâlinde yaşayan o dertsiz ve tasasızları da yerler. Çünkü o kurtları ve sırtlanları besleyenler (gazete) adındaki paçavralar ve (aydın-sanatçı-siyâsetçi) geçinen şöhret budalası züppeler, devlet desteğiyle azıp millî irâde düşmanı olan haydutlardır. Bu tiplerin ölüsü musallada, dirisi batakhâne ve ârasta-boşlukta geçen, inanç düşmanlığı içindeki yabancı kültürün yozlaştırdığı soytarılar ve o zihniyetin-ideolojinin müptezelleridir. Bunlar yazar (!) olarak köşelerinde, sanatçı (!) olarak rollerinde, siyâsetçi olarak devletin ve milletin önüne sürekli engel çıkartan, hendek kazan-kazdıran,  her tür faaliyete ve hayırlı hizmete karşı olan, taş atan ve attıran, yetmezse molotof ve bombalattıran zihniyetlerdir. Yâni içimizdeki düşman.

Sorumsuz-onursuz ve dertsiz geçinenler ise dolaylı olarak bu bozguncu anarşistlerin kör ve bağnaz destekçileri, aynı yolun yolcularıdır. Çünkü dertli bir insan, çevresindeki hıyâneti-denâati ve cinâyeti, onun fâillerini bilen-gören ve onların kirli oyunlarına gelmeyen, yardım ve yataklık yapmayan insan demektir. Tabii bu arada yüzlerce sâbıkası olan şehir eşkıyâlarını ve soyguncu haydutları “TUT-SAL” zihniyeti ile ortalığa bırakan ve onlara caydırıcı bir cezâi müeyyide uygulamayanlar da bu anarşi ve terör olayının yan kuruluşlarıdır. Adamlar resmen vatandaşın malını gasp edip canını alıyor, her Allâh’ın günü bu âdî hırsızlık, hâinlik, kapkaç ve gasp olaylarını seyredenlerin yaptığı tek şey ise “tut-sal” oyunudur. Fedâkâr polislerce yakalanan bu çapulcular sözde yaşları küçük (!) diyerek, ya da başka gerekçelerle (!) tıpkı A. Öksüz gibi ânında serbest bırakılıyor. Sonunda bu sâbıkalı ve tescilli hırsızlar-hâinler ve alçakların her biri profesyonel birer kâtil, câni ve harâmî olarak devletin ve milletin başına belâ oluyorlar. Artık “önce serbest bırakılıp sonra tekrar tutuklanan” bu sefihler daha âdî ve rezil işlerde racon kesiyor ve o “işin” (!) bin beterini yaparak tam bir devlet-millet hâini ve insanlık cana varı olarak arz-ı endam ediyorlar. Görüldüğü gibi inanç, ahlâk,  millî irâde ve câmi düşmanları da bunlardan çıkıyor.

Bunların en iğrenç ve ahlâksız olanı ise, 15 Temmuz'da salâ veren din görevlilerinden 60-70 kişinin tıpkı-Bulgarca bir zihniyetle-darp edilip saldırıya uğraması ve o sırada CÂMİLERİN tahrip ve talan edilmesidir. (Çünkü bu çarpık zihniyet döneminde Ezan-Kur’ân yasaktı ve binlerce câmi kapatılmış, yakılıp-yıkılarak satılmıştı. Parti binası, bar-pavyon, ahır ve samanlık olarak kullanılmış, inançlı bir milletten intikam alırcasına, sayısız vakıf eserleri ve devletin arşivleri talan edilip “hurda kâğıt”niyetine Bulgar’lara kilosu 5 kuruştan satılmıştı. Hattâ bu barbarlığı ve kültür yozlaşmasını teşvik için 4 Ekim 1928’deki Akbaba dergisinde şöyle denilmekteydi; “Cicim, bu kış soğuktan üşümeyeceğiz. Çünkü babamın kütüphânesi Arap harfleriyle yazılmış kitaplarla doludur. Onları yakarak köşkü ısıtabiliriz.” Ayrıca yakılan-yırtılıp yok edilen, kese kâğıdı yapılan Kur’ân’ı Kerîmler ve dînî yayınların ise haddi-hesâbı yoktu. O yıllarda bu zihniyetteki inanç düşmanlığının zirve yaptığı, devlet terörünün çok hızlı estiği dönemlerdi… )

İşte bugünde orada aynı vahşeti yapanlar o sakîm ve sakat zihniyetin, ideolojinin hortlamış şeklidir. Garip olan, medyada ve halkın nezdinde, milletin gözü önünde işlenen bu rezâlet ve kepâzelikler şiddetle eleştirildiği halde, o habislerden hiç birisinin cezâlandırılmamış olması ayrı bir hüzün kaynağıdır.  Aslında bunlar, 28 Şubat’ın azılı inanç ve millî irâde düşmanlığının kalıntıları olarak, aynı zihniyet ve din karşıtı ideolojilerini “kamusal alan, kat sayı ve başörtü düşmanlığı” şeklinde sürdürmek isteyen sefihlerdir. O yüzden bu tür inanç ve millî irâde düşmanlarının ölülerini Sayın Diyânet İşleri Başkan’nın ifâdesiyle ve o menfur tavırlarına uygun olarak namazlarının kılınmayıp, (vatan hâinleri mezarlığına gömülmeleri gerekir.) Çünkü dine-dindara câmiye ve millî irâdeye karşı kin ve nefretlerini o şekilde izhâr edenler bu millete mensup olamaz!.. Bu hastalıklı zihniyet sâhiplerinin her zaman yapmış oldukları düşmanlığı böyle bir zamanda bile tekrâr etmeleri, onların bu milletin kutsallarına karşı nasıl marazî bir kin ve nefret içinde olduklarını göstermektedir. Yapılan bu aşağılık tavırların altında ve arka plânında, mutlakâ din-millet ve millî irâde hazımsızlığı olduğu açıkça görülmektedir. Zîrâ bu tür olaylar ilk defâ yapılan bir hayâsızlık ve iffetsizlik değildir. Görüldüğü üzere bu tür kimselerin her alanda ve her kurumda koruyucu-kollayıcı, kurtarıcı hâmileri olduğu bir vâkıadır. O yüzden pek çoğu ülkede serbestçe dolaşmakta ve yaptıkları tüm denâat ve şenâatleri yanlarına kâr kalmaktadır.

Millî irâde düşmanı darbeci hâinler ve ülkesine ihânet edip yurt dışına kaçan yargı mensupları ile o zihniyetin geride bıraktıklarının eseridir bu sokak eşkıyâları. Ayrıca bunlar bir kısım medya ile mâlum solcu-Marksist ideoloji sapkınların her zaman yaptıkları şeylerdir. Böylesi iğrenç tecâvüz ve tahriklerin siyâsi ve ideolojik bir görev (!) olarak yapıldığı herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Fakat aynı zamanda çok âdî ve aşağılık bir tezat içinde o habis leşlerini câmiye ve darp ettikler din adamlarının önüne getirme zilletinde bulunmaktadırlar. Bunca  inanç düşmanı PKK, DHKP-C, FETO ve Marksist-Moskofçu hâinlerin nasıl bu hâle geldiğini sanıyorsunuz!? Bu ihânet şebekelerini ve yaptığı talan ve tahribâtı bilmemek, görmemek en büyük hamâkat ve ihânettir. Sonuçta hâin ve cânilere yardım ve yataklık yapan da onlardandır Neticede; bu tür parazit ve şerirler yüzünden milletin başına gelenleri en büyük dert edinen bir hikmet sâhibi şöyle demiştir.

“Gelmişim ben dehre, pür derdi-elem, âh etmeye.

Olmasın benden beter, hiç kimse Allâh etmeye!”


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : Ali Çelik    07.02.2017
Yorum : Teşekkürler





 
Köyüm ve köylüm... - Sayı 92
Sesleniş... - Sayı 92
TBMM'deki olaylar ve refe... - Sayı 92
Düşman uyumuyor... - Sayı 91
Tüm Yazıları

Son Eklenen Yorumlardan
 maşallah çok güzel... Dertli İnsan

 Allah razı olsun abi gerçekten çok güzel bir yazı kaleme almışsın... Yasin orhan

 Üstad sayısını hazırlayanların emeğine sağlık.... M.Kemal

 Eşek ölür kalır semeri, İnsan ölür kalır eseri. Yaratılan herkes, dünyadada ahirette de eseriyle kar... Ahmet Güney

 Çok içli, çok duygu dolu bir eser olmuş. Ellerinize sağlık. ... B. Rahmet


Hislerin hissizleştiği noktada, onlarda kalan aklın varlığını sürdürebilmek için o noktaya varışın yaratıcısını bile inkâr edebilecek kadar “bencil”leşmesine kılıflar uydurarak (bunu) üstünlükmüş gibi gösterenleri iyi tanımak gerekir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Üstad için yazı kaleme almak
Son ve tek kıvılcım
“Benim Adım Bay Necip, babamınki Fazıl B
Hamd ve şükür...
Necip Fazıl'ı anlatmak
Kurtuluş
Sesleniş
TBMM'deki olaylar ve referandum
Köyüm ve köylüm
“Benim Adım Bay Necip, babamınki Fazıl B
Yavuz Sert - Annelerimiz -13-
Ali Erdal - Üstad için yazı kale...
Ali Erdal - Tek mısra yeter
Kadir Bayrak - Durun kalabalıklar
Kadir Bayrak - Çile
Sinan Ayhan - Büyük Doğu: Anahtarl...
Sinan Ayhan - Üstad ve poetik duru...
Mustafa Kınıkoğlu - Necip Fazıl hakkında...
Turgay Ertem - Benim de söyleyecekl...
Fatma Pekşen - Gençliğim eyvah!
Ahmet Mahir Pekşen - Necip Fazıl ve inter...
Ahmet Mahir Pekşen - O'ndan sonrası
Dergi Editörü - Hamd ve şükür...
Site Editörü - “Benim Adım Bay Neci...
Mehmet Hasret - Bir mısra, bir söz k...
Necip Fazıl - Son ve tek kıvılcım
Necdet Uçak - Necip Fazıl Kısaküre...
Necdet Uçak - Allah için ne yaptın...
Hızır İrfan Önder - Sevgi de öldü
Gelecek sayı konusu -
Av. Mustafa Büyükgüner - Necip Fazıl'ı anlatm...
Halis Arlıoğlu - TBMM'deki olaylar ve...
Halis Arlıoğlu - Sesleniş
Halis Arlıoğlu - Köyüm ve köylüm
Av. Özgür Alkan ALKIŞ - Ne Fa Ka, Bedenini A...
Kubilây Ertekin - Kurtuluş
Ahmet Değirmenci - Izdırap
Muzaffer Doğan - Özdemir İnce ve 'Mih...
Muzaffer Doğan - Sabah yakındır
Bahadır Kaya - 92.Sayı Medya Sepeti...
Kürsü Kainatın Efendisi -
Murat Yaramaz - Necip Fazıl hakkında...
Murat Yaramaz - Üstad ve mizah
Murat Yaramaz - Sebep
Murat Yaramaz - Rahmet
Murat Yaramaz - Mizan
Bahçıvan - Necip Fazıl'ı takdim
Şadi Erdal - Üstad Kısakürek ve K...
Birsen Eraslan - Üstad'ın izinden
Cahit Ay - Peşin hükümler
Melih Aydoğ - İdrâk
Onur Abalı - Yarım
Mehmet Akif Bozkurt - Bu şehir (Halep)
Rahile Dövran - Ağrı Dağı
Fazlı Humar - Canlarım
Rafiq Oday - Bir de (mi) gelsin
Fatih Zeyrek - Şule
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 3052848
 Bugün : 1482
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 399902
 Bugün : 33
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 73
 92. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 8
Son Güncellenme: 1 Mayıs 2017
Künye | Abonelik | İletişim