Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1520 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj


Kürsü Kainatın Efendisi

  Sayı: 91 - Ocak / Mart 2017

ŞECAAT

Enes Bin Mâlik:

“İnsanların en güzeli, en cömerdi ve şecaatlisi, yani cesuru…”

Enes Bin Mâlik devam ediyor:

“Bir gece Mekke’de korkunç bir ses işitildi. Herkes yatağından fırladı ve tüyler ürpertici sesin ne olabileceğini düşünmeye başladı. Nihayet bir araya gelip toplu halde şehirden çıktılar ve sesin geldiği tarafa doğru gittiler. Bir de baktılar ki, Allah’ın Resulü, Talha’nın atına binmiş, o yerden gelmekte ve herkesi “korkmayın, bir şey yok!” diye sükûnete davet etmekte… Meğer ses işitilince herkesten evvel çıkıp gitmişler, bir şey olmadığını, sesin  basit bir hadiseden meydana geldiğini görmüşler ve halka sükûne tvermek için dönmüşler…”

Allah’ın Resûlü’nün bindikleri, Ebu Talha’ya ait at, “kutef” dedikleri kısa hızlı adımlı bir hayvandı.

Kâinatın Efendisi, o korkunç sesin geldiği yerden dönerken bu at için:

“Atınız deniz gibi”

Buyurdular. Yani atı, coşkunluk bakımından denize benzettiler. Ondan sonra, Peygamber sözünün bereketiyle o at hiçbir defa geçilemedi.

İbn-i Ömer:

“Ben, Peygamberinizden daha bahadır ve pehlivan hiç kimse görmedim.”

İbn-i İshak:

“Mekke şehrinde Rikâne isimli gayet kuvvetli bir insan vardır. Güreş tutar ve daima kazanırdı. Etraftan gelip onunla güreşirlerdi. Bir gün Allah’ın Resûlü ona tesadüf etti ve dedi:

“Ya  Rikâne,  Allah’tan  korkmakta ve davetimi kabul etmekte daha ne kadar gecikeceksin?” Rikâne cevap verdi: “Senin hak Peygamber olduğuna dair bir senedin var mıdır?” Allah’ın Resûlü buyurdular: “Eğer seni tutup yere çalarsam imana gelir misin?” Pehlivan “evet” dedi ve kapıştılar. Kâinatın Efendisi pehlivanı kaldırdıkları gibi yere çaldılar. Rikâne güreşi tekrarlamak istedi. ikincisi de aynı şey… Üçüncü defa da yere çalınca, Rikâne dehşet içinde “bu ne acayip iş!” diye mırıldandı ve teslim oldu.”

İbn-i İshak’ın bu rivayeti, Hâkim’in  “Müstedrik” isimli eserinde, güreşçinin oğlu Muhammed Bin Rikâne ağızıyladır. Ebu Davut ve Tirmizî de aynı vakıanın rivayetçileri arasındadır. Ayrıca Saad Bin Cübeyr’den İmam-ı Beyhakî rivayeti, aynı merkezde…

Allah’ın Resûlü’nün, başkalarıyla da güreştikleri olmuştur. Bunlardan birisi Ebu Esvedü’l - Cemhî’dir. İmam-ı Beyhakî’ye göre, Ebu Esved gayet kuvvetli bir insandı. O kadar ki, ayağının altına bir sığır postu alır ve bu postu, on kişi birden çektikleri ve deri parçalandığı halde Ebu Esved’i düşüremezler ve postu kurtaramazlardı.

Bir gün Ebu Esved, Peygamberler Peygamberine:

“Eğe beni yenebilirsen, dedi; sana iman getiririm!”

Kâinatın Efendisi bu Esved’i yere çaldılar; fakat inadî küfür buna rağmen imana dönmedi.

Huneyn Gazâsında bütün sahabiler çözülüp dağıldıkları ve Allah’ın Resûlü’nün yanında birkaç kişiden başka kimse kalmadığı zaman:

“Ben Nebîyim ve yalan söylemem! Ben Abdülmuttalib oğluyum ve sözüm haktır!”

Diyerek tek başına ileriye atılmaları, şecaat derecelerini gösterir.

GIDA

Gıda bahsi aslında şâmil bir hakikati çerçeveler. Zira gıda din ve dünya maslahatlarını toplayıcı ve hem kalbe, hem de kalıba tesir edicidir. İbadetin maddî cephesi için gereken vücut kuvveti onunla kaîm olduğu gibi; ruhun bedene taallûku noktasından kalb selâmeti de gıda sayesindedir. Gıda ile dünya kazanıldığı gibi, melâike tabiatı üzerinde olan kalb de muhafaza edilmiş olur ve ahiret elde edilir.

İmam-ı Gazali buyuruyor:

-Allahın lütfuna, ilim ve amelle erilir. Bunlardan başka yol yoktur. Bunlar da vücudun selametiyle meydana gelir. Vücudun selameti ise yemek içmektir. Yenilecek ve içilecek şeylerden ihtiyaç miktarınca alınmayacak olunursa beden sıhhatte kalmaz. Bu yüzdendir ki, Allah “İyi şeyler yiyiniz ve iyi şeyler işleyiniz!” diye ferman etmiştir.

   Hâsılı, yemek ve içmekten murad, iyi işlere kuvvet edinmektir; yoksa sadece zevk kastiyle hayvanlar gibi atıştırmak değil… Bu bakımdan kâmil insana münasip olan, yemede ve içmede ihtiyaç miktarını aşmamaktır. Bilinmesi gereken bir hakikattir ki, tam doyuncaya kadar ve tıkanasıya yemek bid’attir ve Birinci Hicret Asrından sonra zuhur etmiş bir adettir.

 Hadîs âlimlerinden İmam-ı Nisaî ve İbn-i Mâce’nin rivayet ettikleri bir Hadîs, tıkanasıya yiyip içmenin felâketini pek güzel çerçeveler:

“İnsanoğlu kendi karnında daha şerli bir kap doldurmamıştır. İnsana gıdanın, kendisini ayakta tutacak kadarı yeter. Eğer nefs galip gelecek olursa üç kısımdan biri yemek için, biri içmek için, biri de nefs için olmalıdır.”

Bu Hadîsten anlaşılan, nefs için yiyip içme payının üçte birini geçmemesi ve midenin tamamiyle dolmamasıdır.

İmam-ı Kurtabî demiştir ki:

“Eğer Lokman Hekim bu taksimi işitmiş olsaydı, hikmetinden hayrete düşerdi.”

Hadîs meâli:

“Mümin bir barsağı dolduruncaya kadar yer ve onunla yetinir. Kâfir ise yedi barsağı dolmayınca doymaz.”

Hadisteki sayılar herhangi bir tatbik şeklini murad etmiş değildir. Murad olan, mü’minlerin az yiyip içmekle yetinmesi, kâfirler ise hiçbir had tanımaksızın tıkınmasıdır.

 Böyleyken, mümkündür ki adet veya hastalık sebebiyle çok yiyen mü’min bulunsun… Yine mümkündür ki, az yiyen, ya bünyesini sakındığı, yahut papaz üslûbunca nefsine işkence ettiği için yiyip içmekten kesilen kâfirler de mevcut olsun… Bu imkânlar Hadîsin umumi kıymet hükmünü değiştirmez. Esas olan, mü’minin kanaat sahibi olduğu, kâfirin ise doymaz bir hırsa müptela bulunduğudur.

Bazıları da bu Hadîsi kâmil mü’min hakkında kabul etmişlerdir.  Zir imanı kâmil olan daima ölümü ve ahiretini düşüneceği için korkusunun şiddetinden ve devamlı düşünce halinde bulunmasından tam iştaha ile yemek yiyemez.

Ebu İmâme’den Hadîs meâli:

“Tefekkürü çok olan kimsenin yemesi az olur. Tefekkürü az olanın hem yemesi hem de kalbi kasavetle doludur.”

Din ulularının ölçülerince, kursağına fazla yemek girenin kalbinden hikmet uzaklaşır. Yemesi az olanın, içmesi de az olur. Ve böylelerinin uykusu fazla olmaz. Uykusu az olan da ömür bereketi çoğalır. Bu takdirde, çok yiyip içmek çok uyumayı gerektirir ve çok uyuyan kimsede ömür bereketi kaybolur. Yeteri derecede doymakla yetinen insanın bedeni gıdayı kolay kabul eder ve böyle olanın bedeniyle kalbi daima iyi halini muhafaza eyler.

İbn-i Abbas’tan Hadîs meâli:

“Dünyada tokluk ehli olanlar, kıyamette açlık ehli olacaklardır!” (Devam edecek)


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Mucize... - Sayı 104
Mucize... - Sayı 103
Mucize... - Sayı 102
Mucize... - Sayı 101
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (105): Eğitim, fert ve cemiyet için yarın projesi... Doğumdan ölüme bütün hayatın, zamanın ve mekânın konusu... Hattâ ölümden sonrası, ömrümüzü nasıl geçirdiğimize bağlı olduğuna göre, ölüm ötesi ümidi de, (Allah muhafaza) inkısarı da alınacak eğitime bağlı... Her insan ve her cemiyet onun nasıl olması gerektiği üzerinde düşünmek durumunda.

Son Eklenen Yorumlardan
 Göz yaşı dökmemek kabil mi; bu satırlar işte tam göz yaşı pınarının yeri, İsa Yusufalptekin, güzel i... Sinan AYHAN

 Dünyaya düzen verdiklerini düşünenler, ne yazık ki dünyayı çökertiyor... Görünen köy kılavuz istemez... Sinan AYHAN

 Sevgili Mertali, bir yalınlık cevheri yolunu tutmuş, yani sen öyle bir yol tutmuşsun, ne güzel; sorm... Sinan AYHAN

 "Türk milleti, bütün tarih boyunca kaderinin devamlı ihtar ve ifşa edişleriyle meydanda olduğu gibi,... Sinan AYHAN

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan yakar


Bayramlar da insan ilişkilerinin koparılması için bir vesile haline getirildi. Yakında bayramlar da “bayram tatili”ne çıkarsa hiç şaşmayın!...
Kardelen-Gazete: Sayı 3, 1989
Tek kelimeyle kurtuluş yolu
Karıncanın gücü
Selâm
Yolun sonu
Doğu Türkistan uzak değil
Dubalı dünya düzeni -I-
Karıncanın gücü
Hiç gelmeyen
Tek kelimeyle kurtuluş yolu


Ali Erdal - Karıncanın gücü
Kadir Bayrak - Aşilin topuğu
Sinan Ayhan - Tokat
Necip Fazıl Kısakürek - Tek kelimeyle kurtul...
Dergi Editörü - Selâm
Site Editörü - Yolun sonu
Mehmet Hasret - Nasihat
Gönüldaş - İşte bu!..
Necdet Uçak - Yürüdüm Allah diye
Necdet Uçak - Kafkaslarda Rus zulm...
Altan Atan - Eski dünya
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Âh Doğu Türkistan Âh...
Hızır İrfan Önder - Gelsin bahar
Mehmet Balcı - Güzel
Mehmet Balcı - Öğrenmelisin
Av. Mustafa Büyükgüner - Aradığımız ruh
Muhsin Hamdi Alkış - Ah Türkistan ah Türk...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış (Nisa...
Hasan Ildız - İçimde
Kubilay Ertekin - Sinsi ve pasif siyâs...
Halis Arlıoğlu - Hayat arkadaşıma
İbrahim Ali Uçar - Asyanın kalbi Doğu T...
Ahmet Değirmenci - Oralardan haberler
Ahmet Değirmenci - Röportaj - Seyit Tüm...
Ahmet Değirmenci - Bir ihtilâl...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - İşkence
Murat Yaramaz - 104.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Korkak kahraman
Murat Yaramaz - Çözüm
Mahmut Topbaşlı - Solan yüzüm tende kö...
Erdal Kozankaya - Tarih bizi çağırıyor
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - Tercih
Hacer Taner Bulut - Kötülük eden kötülük...
Mertali Mermer - Hiç gelmeyen
Cemal Karsavan - Dikkat edilmeli sana...
Hakkı Şener - Türkistan
İlkay Coşkun - Doğu Türkistan uzak ...
İlkay Coşkun - "Mübareze" hakkında
Abdushükür Muhammet - Şiir okuma
Abdushükür Muhammet - Ak
Abdurehim imin /paraç - Vatan derim
Turgut Yıldızan - Gök bayrak için şanl...
Amine Vayıt - Güzel yurdum
Nurmuhammet Yasin - Nuzugumun çağrısı
Ferruh Recai - Karanlıkta güneşlene...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7428107
 Bugün : 1269
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 510068
 Bugün : 8
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dçn) Toplam : 49
 104. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim