Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 26 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     569 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj


Kürsü Kainatın Efendisi

  Sayı: 91 - Ocak / Mart 2017

ŞECAAT

Enes Bin Mâlik:

“İnsanların en güzeli, en cömerdi ve şecaatlisi, yani cesuru…”

Enes Bin Mâlik devam ediyor:

“Bir gece Mekke’de korkunç bir ses işitildi. Herkes yatağından fırladı ve tüyler ürpertici sesin ne olabileceğini düşünmeye başladı. Nihayet bir araya gelip toplu halde şehirden çıktılar ve sesin geldiği tarafa doğru gittiler. Bir de baktılar ki, Allah’ın Resulü, Talha’nın atına binmiş, o yerden gelmekte ve herkesi “korkmayın, bir şey yok!” diye sükûnete davet etmekte… Meğer ses işitilince herkesten evvel çıkıp gitmişler, bir şey olmadığını, sesin  basit bir hadiseden meydana geldiğini görmüşler ve halka sükûne tvermek için dönmüşler…”

Allah’ın Resûlü’nün bindikleri, Ebu Talha’ya ait at, “kutef” dedikleri kısa hızlı adımlı bir hayvandı.

Kâinatın Efendisi, o korkunç sesin geldiği yerden dönerken bu at için:

“Atınız deniz gibi”

Buyurdular. Yani atı, coşkunluk bakımından denize benzettiler. Ondan sonra, Peygamber sözünün bereketiyle o at hiçbir defa geçilemedi.

İbn-i Ömer:

“Ben, Peygamberinizden daha bahadır ve pehlivan hiç kimse görmedim.”

İbn-i İshak:

“Mekke şehrinde Rikâne isimli gayet kuvvetli bir insan vardır. Güreş tutar ve daima kazanırdı. Etraftan gelip onunla güreşirlerdi. Bir gün Allah’ın Resûlü ona tesadüf etti ve dedi:

“Ya  Rikâne,  Allah’tan  korkmakta ve davetimi kabul etmekte daha ne kadar gecikeceksin?” Rikâne cevap verdi: “Senin hak Peygamber olduğuna dair bir senedin var mıdır?” Allah’ın Resûlü buyurdular: “Eğer seni tutup yere çalarsam imana gelir misin?” Pehlivan “evet” dedi ve kapıştılar. Kâinatın Efendisi pehlivanı kaldırdıkları gibi yere çaldılar. Rikâne güreşi tekrarlamak istedi. ikincisi de aynı şey… Üçüncü defa da yere çalınca, Rikâne dehşet içinde “bu ne acayip iş!” diye mırıldandı ve teslim oldu.”

İbn-i İshak’ın bu rivayeti, Hâkim’in  “Müstedrik” isimli eserinde, güreşçinin oğlu Muhammed Bin Rikâne ağızıyladır. Ebu Davut ve Tirmizî de aynı vakıanın rivayetçileri arasındadır. Ayrıca Saad Bin Cübeyr’den İmam-ı Beyhakî rivayeti, aynı merkezde…

Allah’ın Resûlü’nün, başkalarıyla da güreştikleri olmuştur. Bunlardan birisi Ebu Esvedü’l - Cemhî’dir. İmam-ı Beyhakî’ye göre, Ebu Esved gayet kuvvetli bir insandı. O kadar ki, ayağının altına bir sığır postu alır ve bu postu, on kişi birden çektikleri ve deri parçalandığı halde Ebu Esved’i düşüremezler ve postu kurtaramazlardı.

Bir gün Ebu Esved, Peygamberler Peygamberine:

“Eğe beni yenebilirsen, dedi; sana iman getiririm!”

Kâinatın Efendisi bu Esved’i yere çaldılar; fakat inadî küfür buna rağmen imana dönmedi.

Huneyn Gazâsında bütün sahabiler çözülüp dağıldıkları ve Allah’ın Resûlü’nün yanında birkaç kişiden başka kimse kalmadığı zaman:

“Ben Nebîyim ve yalan söylemem! Ben Abdülmuttalib oğluyum ve sözüm haktır!”

Diyerek tek başına ileriye atılmaları, şecaat derecelerini gösterir.

GIDA

Gıda bahsi aslında şâmil bir hakikati çerçeveler. Zira gıda din ve dünya maslahatlarını toplayıcı ve hem kalbe, hem de kalıba tesir edicidir. İbadetin maddî cephesi için gereken vücut kuvveti onunla kaîm olduğu gibi; ruhun bedene taallûku noktasından kalb selâmeti de gıda sayesindedir. Gıda ile dünya kazanıldığı gibi, melâike tabiatı üzerinde olan kalb de muhafaza edilmiş olur ve ahiret elde edilir.

İmam-ı Gazali buyuruyor:

-Allahın lütfuna, ilim ve amelle erilir. Bunlardan başka yol yoktur. Bunlar da vücudun selametiyle meydana gelir. Vücudun selameti ise yemek içmektir. Yenilecek ve içilecek şeylerden ihtiyaç miktarınca alınmayacak olunursa beden sıhhatte kalmaz. Bu yüzdendir ki, Allah “İyi şeyler yiyiniz ve iyi şeyler işleyiniz!” diye ferman etmiştir.

   Hâsılı, yemek ve içmekten murad, iyi işlere kuvvet edinmektir; yoksa sadece zevk kastiyle hayvanlar gibi atıştırmak değil… Bu bakımdan kâmil insana münasip olan, yemede ve içmede ihtiyaç miktarını aşmamaktır. Bilinmesi gereken bir hakikattir ki, tam doyuncaya kadar ve tıkanasıya yemek bid’attir ve Birinci Hicret Asrından sonra zuhur etmiş bir adettir.

 Hadîs âlimlerinden İmam-ı Nisaî ve İbn-i Mâce’nin rivayet ettikleri bir Hadîs, tıkanasıya yiyip içmenin felâketini pek güzel çerçeveler:

“İnsanoğlu kendi karnında daha şerli bir kap doldurmamıştır. İnsana gıdanın, kendisini ayakta tutacak kadarı yeter. Eğer nefs galip gelecek olursa üç kısımdan biri yemek için, biri içmek için, biri de nefs için olmalıdır.”

Bu Hadîsten anlaşılan, nefs için yiyip içme payının üçte birini geçmemesi ve midenin tamamiyle dolmamasıdır.

İmam-ı Kurtabî demiştir ki:

“Eğer Lokman Hekim bu taksimi işitmiş olsaydı, hikmetinden hayrete düşerdi.”

Hadîs meâli:

“Mümin bir barsağı dolduruncaya kadar yer ve onunla yetinir. Kâfir ise yedi barsağı dolmayınca doymaz.”

Hadisteki sayılar herhangi bir tatbik şeklini murad etmiş değildir. Murad olan, mü’minlerin az yiyip içmekle yetinmesi, kâfirler ise hiçbir had tanımaksızın tıkınmasıdır.

 Böyleyken, mümkündür ki adet veya hastalık sebebiyle çok yiyen mü’min bulunsun… Yine mümkündür ki, az yiyen, ya bünyesini sakındığı, yahut papaz üslûbunca nefsine işkence ettiği için yiyip içmekten kesilen kâfirler de mevcut olsun… Bu imkânlar Hadîsin umumi kıymet hükmünü değiştirmez. Esas olan, mü’minin kanaat sahibi olduğu, kâfirin ise doymaz bir hırsa müptela bulunduğudur.

Bazıları da bu Hadîsi kâmil mü’min hakkında kabul etmişlerdir.  Zir imanı kâmil olan daima ölümü ve ahiretini düşüneceği için korkusunun şiddetinden ve devamlı düşünce halinde bulunmasından tam iştaha ile yemek yiyemez.

Ebu İmâme’den Hadîs meâli:

“Tefekkürü çok olan kimsenin yemesi az olur. Tefekkürü az olanın hem yemesi hem de kalbi kasavetle doludur.”

Din ulularının ölçülerince, kursağına fazla yemek girenin kalbinden hikmet uzaklaşır. Yemesi az olanın, içmesi de az olur. Ve böylelerinin uykusu fazla olmaz. Uykusu az olan da ömür bereketi çoğalır. Bu takdirde, çok yiyip içmek çok uyumayı gerektirir ve çok uyuyan kimsede ömür bereketi kaybolur. Yeteri derecede doymakla yetinen insanın bedeni gıdayı kolay kabul eder ve böyle olanın bedeniyle kalbi daima iyi halini muhafaza eyler.

İbn-i Abbas’tan Hadîs meâli:

“Dünyada tokluk ehli olanlar, kıyamette açlık ehli olacaklardır!” (Devam edecek)


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
... - Sayı 92
... - Sayı 91
Ahlâk... - Sayı 90
“İmam-ı Kastalanî&#... - Sayı 89
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (94):
"Dil; milletin hayata, eşya ve hadiselere bakış, hayatı ve eşyayı algılayış, anlayış ve yorumlayış tefekkürüdür... Milletin tefekkür yüceliği ve zaafı, dilde ve dille tezahür eder... Dilini geliştirmek isteyen millet, hayatı ve eşyayı isimlendirme noktasında, fikre derinden değer vermelidir..."



Son Eklenen Yorumlardan
 Bir yazar için en değerli anlardan biri, "Anlaşıldığı An" olmalı...Yazılan bir yarımın, okuyucularıy... Işın Erenoğlu Üstündağ

 Yüreğinize ve elinize sağlık, CHP ve onu hazırlayan jön Türkler ancak böyle güzel açıklanabilirdi. ... Ahmet Güney

 Ayaklar baş, kavuk ile örtülmüş teşbih güzel olmuş.... nitrojen

 Abi eline yüreğine kalemine sağlık. Abi genç şairlerden yeri bambaşka olan bir şair yürekli insansın... Ahmet70

 maşallah çok güzel... Dertli İnsan


Bayramlar da insan ilişkilerinin koparılması için bir vesile haline getirildi. Yakında bayramlar da “bayram tatili”ne çıkarsa hiç şaşmayın!...
Kardelen-Gazete: Sayı 3, 1989
YÜZ ON BİR KERE MENEKŞE
ZÜMRÜT
İHTİLAL
‘PEYGAMBER OCAĞI BENDE TÜTER!’
NİYE YAZIYORUM?
ZÜMRÜT
LİSAN-I BİLECİK
ÇAPSIZ VE SEVİYESİZLER!...
Yavuz Sert - ANNELERİMİZ 14 HZ. Ü...
Ali Erdal - ‘PEYGAMBER OCAĞI BEN...
Kadir Bayrak - TÜRK KİMLİĞİ
Sinan Ayhan - “Küfür Tek Millettir...
Sinan Ayhan - KAHRAMAN MİLLET
Necip Fazıl Kısakürek - İHTİLAL
Dergi Editörü - NİYE YAZIYORUM?
Site Editörü - 15 TEMMUZ’DAN DERS A...
Haceloğlu - "KAHRAMAN"MIŞ...
Mehmet Hasret - DERVİŞ SÖZÜ
Kürsü Nizam - GIDA
Acıyorum - KARAKTER EDİNMİŞLER
Acıyorum - TİYATRO
Necdet Uçak - 15 TEMMUZ DARBE KALK...
Necdet Uçak - MEVL’M
Necdet Uçak - GAZİLERİMİZ VE ŞEHİT...
Mustafa Büyükgüner - OLAYLARA BAKIŞ
Kardelen Dergisi - BİLDİRİ
Hızır İrfan Önder - GECEYİ ÖRT ÜSTÜME
Mehmet Balcı - YUH
Mehmet Balcı - ZAMANE DESTANI
Fatih Öncü - ESRÂR
Ahmet Çelebi - SEN VE BEN
İğneci - MESAJ KİME
Kubilay Ertekin - ÇAPSIZ VE SEVİYESİZL...
İbrahim Şaşma - LİSAN-I BİLECİK
Halis Arlıoğlu - HENGÂME-İ REFERANDUM
Halis Arlıoğlu - BİR GÖNÜL YANGINI
Halis Arlıoğlu - HÂTIRÂLAR
Av. Özgür Alkan ALKIŞ - 15 Temmuz Kahramanlı...
Ahmet Değirmenci - DESTAN
Büşra Doğramacı - SERZENİŞ
Bahadır Kaya - MEDYA SEPETİ
Murat Yaramaz - MİZAH KÖŞESİ
Murat Yaramaz - ŞARK
Murat Yaramaz - ETKİLEŞİM
Murat Yaramaz - RAHMET
Murat Yaramaz - SÜKÛT
Işın Erenoğlu Üstündağ - ZÜMRÜT
Alkışlıyorum - ALKIŞLIYORUM
Ahmet Yalçınkaya - SINAV
Ferhat Nitin - YÜZ ON BİR KERE MENE...
Tamer Uysal - YAZDAN KALMA BİR YAZ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 3386378
 Bugün : 1247
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 408816
 Bugün : 75
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 79
 93. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 13 Ağustos 2017
Künye | Abonelik | İletişim