Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3972 kez okundu.     8 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

DAVA AHL?KI: "Bir Elime G?ne?i, Bir Elime Ayy"
Mehmet Hasret

  Sayı: 53 - Ekim / Aralık 2006

 

Son dönemde dünyanın batı-ucunun insanlık adına akıl yoruculuğunu yapanlardan biri olarak Habermas’ın ifadesine göre “manipüle edilmemiş genetik malzeme”; genom konusu, insan hakları icrasının sınırlarında bıçak sırtı ilerleyen bir keyfiyet olmuştur. İşte bizim batı düşüncesinde sakat bulduğumuz mesele de tam bu noktadan başlar...

Batının her şeyi “manipüle”dir; batı öngörüsü, diyalektik işlenmiş akıl ve mantık unsurlarının sağlığını koruyamamakta ve her şeyi bir kaos içinde ezmektedir. Bir şeyin “manipüle edilmiş olma” kabulü, batı kampının bir icra tarzı olarak tahrif edilmişliğine her alanda bir delil olmuştur. Üstelik hikâyenin burasında, imkânları kurcalamış olmanın ve imkân içinde imkânı doğurmanın büyüsüyle bunlar, ele geçirdikleri işlenmiş imkân bilgisinin doğa bilgisini alt ettiğini düşünmekte ve hatta tanrı bilgisini doğa bilgisiyle eş tutup, “biz, sizin ilahınızı da geçtik” gibi öküz aklında bile olmayan, tuhaf bir ahlâk körlüğü içinde yaşayabilmektedirler.

Bugün İnsan hakları diye megafonlara bağladıkları ve dev ayna projektörleriyle seyrettirdikleri düşünce gövdesi, bizzat onun icatçıları tarafından bir karın gurultusu hükmünde kalmıştır. En nihayet insan eliyle bulu- nan, dört işlem mantığından öteye geçmeyen bu haklar sadece batı cephesince insan görülenlere uygulana- bilmektedir. Tıpkı eski yunan demokrasyalarında olduğu gibi bu haklar, köleler için; bugünkü dildeki tercümesi, Filistinliler, Afganlılar, Iraklılar, vs… için geçerli değildir. Yani insan hakları batı sınırları dahilinde, içinde temiz balon havası bulunan altın muhafazalı bir sandık; kendi sınırları dışında kanalizasyon artığı… Onların bulup söyledikleri belli bir ampirikliğin gereği bulunmaz hint kumaşı, bizimkisi bir pimpiriklilik unsuru, boşuna telaş…

Medeniyetler çatışması bizzat onların icadıdır. Heredot’undan Plutark’ına bütün tarihi metinlerinde görülen anafikir; kısaca kendinden olmayanı öğütmedir. Bu doğrultuda kendinden olmayanı barbar ilan etme alışkanlığında kentler ve kentliler üreten rejimler onların eseridir… Bu şartlar altında onlar, hiçbir zaman ve mekânda medeni olamadı; belki filozof oldular, belki bilim adamı oldular, ama asla “yaratılmışların en şereflisi” olmanın getirdiği nimetten gelen nasibi almış bir değerler bütünü çatamadılar. Çünkü onlar “nefs”lerini yaptıkları dünyevi dizaynların dışında tutamadılar. Çünkü onlar, onlardan zayıflara karşı bir ilahlık karakteri üzerinde ilerlemeyi tercih ettiler…

Bir sapkınlığa ve gaflete düşmüş olan onlar ilah diye bir ‘lord’a inanıyorlar. Biz onların kafasında yivlenmiş bu puta inanmıyoruz. Onlar pazarlık masasına oturabildikleri bir ‘kural koyucu’ya inanıyorlar. Biz üzerinde böyle bir mağlupluk hükmü taşıyabilen ‘kural koyucu’ya inanmıyoruz. Onlar, ayetlerinin eskiyebildiği, eskidiği zaman onun üzerinde reformun hak olduğu bir kitaba ve onunla düşüncede, sanatta, yaratıcılıkta yarışabildikleri bir ilaha inanıyorlar. Biz o değiştirilebilir kitaba ve dahi kalemiyle yarışılabilir o hıristiyan ilaha inanmıyoruz. Onların ilah dediği tenzihten uzak, olemp dağından inen ve insani zaaflara muhatap bir şey ki, üzerimize atom bombaları, radyoaktif fırtınalar, madde ufkunun çeliklediği enerji boşalmaları ve madde ufkundaki her türlü kıyameti yağdırsalar da, biz yalnız onların kafalarında yaşayan o ilaha inanmıyoruz, inanmayacağız…

Bizim inandığımız ilah, alemlerin rabbi olan Allah’tır; her şeyi hakkıyla bilen, gören, işitendir. Gazabından rahmetine ve rızasına sığındığımızdır. Bizi bize ve haddimizi haddimize bildirendir. Kendini kendiyle gösteren, “kendini kendiyle yücelten”dir. O tek ve birdir; her şeyden münezzehtir… Kureyşli müşrikler Alemlerin Fahri’ne tehditler, zulümlerle peçeli neler teklif etti, yeter ki Kureyş’in putlarını küçültmesin diye, Allah’ı inkâr etsin diye; O, Ufuk ve Gaye Peygamber, her tavrı ve sözü altından bir levha ve bütün bir insanlık tavrına kılavuz, “Bir elime güneşi, bir elime ayı verseler; yolumdan dönmem…” buyurdular… Allah “hardal tanesi kadar olan bir işi” bile kat kat göğün üstünden getiren ve kat kat yerin altından çıkarandır… Allah tek ve birdir; her şeyden münezzehtir… Kuşkusuz O, vaadinden dönmez; O, ne diyorsa doğrudur… Hak peygamber, son peygamber, mazlum peygamber İki Cihan Güneşi de O’nun müjdecisidir…

Farz-ı Muhal: Hakikate inanan dünya üzerinde bir insan, kâinatta bir zerre kalmasa ve hakikati bütün bir tasavvur sahipleri yanlış bir kemiyet ve keyfiyette birleştirse; bu durum ve sonuç dahilinde hakikat hakikatliğinden bir şey mi kaybeder… O halde evvelde ve ahirde, dünya üzerinde ne kadar fikir, yorum, düşünce, algı, mikyas, mantık, sanat, ilim, irfan, kültür ve zekâ unsuru varsa hakikatini İslam’da arasın ve bütün imkânlarıyla eksiğini, gediğini tamamlanmış olarak yine O’nun nurunda bulsun.

Hâsılı olanca keyfiyetiyle kurtuluş formülümüz, “…sağ elimizde Allah’ın kul parmağı girmemiş biricik Kitabı ve sol elimizde insanoğlunun olanca fikir ve iş kütüphanesi, ânî bir şahlanışla, kendi kendimizi bulma...” aksiyonu... Bu aksiyon bir iç oluş ve Allah’ın lütfu içimize dolan nurla ve onun bedenimize ve dış dünya cephemize tezahürüyle mümkün... Nefsimizin körelttiği irade bu işin üstesinden gelemez...

Ve tabi “Allah kuluna çekemeyeceği yükü yüklemez...” Duamız odur ki, Allah bizi o kurtuluş formülüne, tepeden tırnağa her hücresi ve dokusu İslam ahlâkıyla bezenmiş bünyeye muhatap görsün ve o muhataplığın hedeflerini yüklenecek ilmi, uzuvlarımızın imkânına yerleştirsin... İnşallah ya bizim neslimizde, ya bizden sonraki yakın bir Mehmetler neslinde o kurtuluş yükünün keyfiyetini ve üstün imkânlarını bütün varoluş ufuklarına halka halka, ışık ışık aksettirsin...


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : mehmet hasret    17.07.2007
Yorum : elimizin, kelime dizilişlerimizin veya cümle kuruluşlarımızın eriştiği yere kadar, ufukları aşma, menzillere varma niyetinde ve dirayetinde olanlar için üstün bir hayal kovalayacagız inşallah, metin bey Allah razı olsun, hasretle




Ekleyen : metin y?ksel balaman    10.07.2007
Yorum : kalpten tebrük ederim.yazınız cok güzel




Ekleyen : Vera Unal    15.04.2007
Yorum : İnsan şahsiyeti geliştirilmeden İslamiyeti anlayamazlar..Önce BİRLİK sonra insanların ruhen yükselişine çalışarak İslamı kavratarak hakiki nurlu yüzlü müslümanlar kazanmak asil görvimiz olmalıdır..Çirkin surat, çirkin ve abes kılık kıyafet, davranışlarla müslüman olunamaz..




Ekleyen : Fahri Demirov    
Yorum : Yaziniz gercekden cok guzel.Devamini arzu ederim...




Ekleyen : Mehmet HASRET    
Yorum : Allah insallah yolumuzu acar ufkumuzu genisletir ve sonra insallah ya dogruluk caddesinde vakarli bir beden, ya her kum tanesünde endulus tefekkurune benzer girift dokular, el-hamra saraylari...




Ekleyen : mehmet ulu    
Yorum : bu başlığın aynısını bi karpostalda okumustum..hatta sevgilime yollamıstım..bir elime günesi öteki elime ayı devamıda verseniz bu davadn vazgecmem diye biyordu




Ekleyen : Mehmet HASRET    
Yorum : yer gök bizim için... zaman, menzil bizim için... ışıyan zeytin dalı ve BİLİNMEZ MEŞUR'u tanıma... biz örtü değiliz, boynumuz gün görmememiş yumarta renginin ariliğina karşı kıldan ince... dava her yerde dava, dava her miyatta ince... dava ahlakı değişmez, uzerindeki örtüler kaldırılır... yürürken, konuşurken, susarken, ateş gibi püskürürken, bir şeyin üzerine titrerken hep aynı şaşmaz tavır: vekar, itminan ve görkem...




Ekleyen : adyde?mez    
Yorum : NFK, 1949, BD: "Bu gidişe göre ümit görünmüyor arkadaş; bunu görüyoruz! Fakat biz müslümanız! Müslüman, aslında ve prensipte bedbin olmasına, cesaretini kaybetmesine bilfiil imkan bulamayandır. Madem ki –sen ve ben– biz varız; orada, nasıl ve ne zaman büyüteceğini Allah’ın bildiği bir cihan vardır." Madem ki –sen ve ben– biz varız; orada, nasıl ve ne zaman büyüteceğini Allah’ın bildiği bir cihan vardır. ...................bir cihan vardır. İnsanın durmadan tekrar edesi geliyor; sizin mehmetler nesli diye yaşatmaya çalıştığınız aslında cihana denk düşen söz ve hareket, ıskalanmayacak söz bu





 
Nasihat... - Sayı 104
Aynı safta olduğumuz omuz... - Sayı 103
Kurbağa kesip biçmeyi kim... - Sayı 101
Askıda şiir... - Sayı 100
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (105): Eğitim, fert ve cemiyet için yarın projesi... Doğumdan ölüme bütün hayatın, zamanın ve mekânın konusu... Hattâ ölümden sonrası, ömrümüzü nasıl geçirdiğimize bağlı olduğuna göre, ölüm ötesi ümidi de, (Allah muhafaza) inkısarı da alınacak eğitime bağlı... Her insan ve her cemiyet onun nasıl olması gerektiği üzerinde düşünmek durumunda.

Son Eklenen Yorumlardan
 "Türk milleti, bütün tarih boyunca kaderinin devamlı ihtar ve ifşa edişleriyle meydanda olduğu gibi,... Sinan AYHAN

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan yakar

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan

 "Hattâ bir unvan vardır hezarfen diye. Hezarfen deyince hemen aklımıza Galata Kulesinden Üsküdara ka... Sinan AYHAN

 16 yıl önce verdiğimiz selâm bir "düşünen adam" tarafından alınmış, ne mutlu bize... Batuhan Bey, 10... Kadir Bayrak


*Eskiden Allah için verilen selam, artık “rüşvet deyü” veriliyor.
*İnsanlığın ölçüsü olan selamlaşmak, kaybolalı beri, çevrede insan görmek zorlaştı.
Kardelen-Gazete: Sayı 3, 1989
Tek kelimeyle kurtuluş yolu
Karıncanın gücü
Yolun sonu
Selâm
Doğu Türkistan uzak değil
Tek kelimeyle kurtuluş yolu


Ali Erdal - Karıncanın gücü
Kadir Bayrak - Aşilin topuğu
Sinan Ayhan - Tokat
Necip Fazıl Kısakürek - Tek kelimeyle kurtul...
Dergi Editörü - Selâm
Site Editörü - Yolun sonu
Mehmet Hasret - Nasihat
Gönüldaş - İşte bu!..
Necdet Uçak - Yürüdüm Allah diye
Necdet Uçak - Kafkaslarda Rus zulm...
Altan Atan - Eski dünya
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Âh Doğu Türkistan Âh...
Hızır İrfan Önder - Gelsin bahar
Mehmet Balcı - Güzel
Mehmet Balcı - Öğrenmelisin
Av. Mustafa Büyükgüner - Aradığımız ruh
Muhsin Hamdi Alkış - Ah Türkistan ah Türk...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış (Nisa...
Hasan Ildız - İçimde
Kubilay Ertekin - Sinsi ve pasif siyâs...
Halis Arlıoğlu - Hayat arkadaşıma
İbrahim Ali Uçar - Asyanın kalbi Doğu T...
Ahmet Değirmenci - Oralardan haberler
Ahmet Değirmenci - Röportaj - Seyit Tüm...
Ahmet Değirmenci - Bir ihtilâl...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - İşkence
Murat Yaramaz - 104.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Korkak kahraman
Murat Yaramaz - Çözüm
Mahmut Topbaşlı - Solan yüzüm tende kö...
Erdal Kozankaya - Tarih bizi çağırıyor
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - Tercih
Hacer Taner Bulut - Kötülük eden kötülük...
Mertali Mermer - Hiç gelmeyen
Cemal Karsavan - Dikkat edilmeli sana...
Hakkı Şener - Türkistan
İlkay Coşkun - Doğu Türkistan uzak ...
İlkay Coşkun - "Mübareze" hakkında
Abdushükür Muhammet - Şiir okuma
Abdushükür Muhammet - Ak
Abdurehim imin /paraç - Vatan derim
Turgut Yıldızan - Gök bayrak için şanl...
Amine Vayıt - Güzel yurdum
Nurmuhammet Yasin - Nuzugumun çağrısı
Ferruh Recai - Karanlıkta güneşlene...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7274726
 Bugün : 178
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 507389
 Bugün : 5
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dçn) Toplam : 101
 104. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim