Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     831 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Çalışma Odası
Fatma Pekşen

  Sayı: 38 -

Küçük kız buğday başaklarını andıran yumuşak saçlarını savurarak eğildi, kapı aralığından bir müddet annesini seyretti.

Anne, elinde kocaman kâğıtlar, cetveller ve daha erken olmasına rağmen yaktığı çalışma lambasıyla, hafif eğimli masada ince ince hesaplarda bulunuyor, bir takım çizimler yapıyordu.

Ayağındaki yumuşak terlikten, bacağına geçirdiği geniş pantolona, kollarını sıvadığı mavi kareli koca cepli gömlekten, atkuyruğu bağladığı uzun saçına taktığı alelade tokaya kadar, alıcı bir müşteri gibi baktı. Daha doğrusu minik bedenine doğru anne görüntüsü çekti.

Elindeki silgili kalemi bir süre çenesine sürttü, bir şeyler plânladığını belli etmemeye çalışarak, sessizce kapıyı açtı.

-Anne, bir şey sorabilir miyim?

-Sor kızım.

-Mevsim ne demek?

-Şey, nasıl anlatsam sana… Bak şimdi, önce kar yağıyor. Ondan sonra uzun bir zaman geçince bu karlar eriyor. Ağaçlar yeşeriyor, çiçekler açıyor. Daha sonra sıcaklar, daha çok sıcaklar geliyor. Sonra tekrardan havalar soğuyor, yeniden yağmurlar başlıyor…

-Kafam karıştı anne. Kar, yağmur, az sıcak, çok sıcak…

-İşte ben de bunu anlatmaya çalışıyorum. Bu değişikliklerin hepsine mevsim deniyor. Hem de dört tane mevsim var. İlkbahaaar, yaaaz, sonbahaaar…

-Kııış.

-Ah seni gidi seni. Demek biliyordun?

-Şey, biraz. Dün öğretmenimiz anlattı da iyice anlayamadım.

-Gene anlatır. Öğretmenler, öğrenciler iyice anlayana kadar tekrarlarlar.

Anne, oturduğu sandalyeden kalkmadan gerindi, kocaman bakışlarla kendisini izleyen kızına bir bûse kondurdu:

-Şimdi beni rahat bırak İnci. Bu projeyi iki günün içinde bitirip, teslim etmem lazım.

-Proje ne demek?

-Annesi çalışırken rahatsız etmeyip, ona kazandırdığı para demek.

-Anlamadım.

-Kızdırıyorsun beni İnci! Hadi git ödevini bitir.

Kadın, küçük kızın pembe dudaklarını sarkıtarak gidişine baktı.

Bu kaçıncı gelmesiydi? Üstelik kahvaltıda anlaşmışlardı: öğlen yemeğine kadar kendisini rahat bırakacaktı, yemeği de birlikte yiyeceklerdi. Ondan sonra da bir saat beraberce oynayacaklar, sonra da herkes kendi işinin başına dönecekti.

Kızın aralık bıraktığı kapıyı kapatım geri oturdu masanın başına.

Nereden seçmişti ki bu mesleği? Beş dakika boş bırakmaya gelmiyordu işte. Birkaç dakikalık fire, projeyi sekteye uğratıyor, yarıda kalan şevkini kolay kolay yakalayamıyordu.

Biliyordu, ufaklık birazdan tekrar damlardı yanına. Azıcık daha dişini sıkıp, hiç değilse bakıcı kadın gitmeden, en az işin yarısını bitirmeliydi.

Lambayı kağıda göre yeniden ayarlayıp, rapido kalemini, diğerlerini doldurduğu cam kalemlikten aldı, ince hesaplarının üstüne bir kez daha eğildi.

xxx

Ne kadar süredir çalıştığının farkında değildi. Omuzlarının iğnelendiğini hissederek sandalyesinden kalktı, yorgun bakışlarla birkaç dakika pencereden dışarıya baktı.

Hazan yaprakları, çeşitli figürler yapan balerinler gibi zarif hareketlerle iniyorlardı pencerenin gerisinden… Yerler, sarılı kızıllı gazellerle bezeliydi.

Asık suratlı beton yığınlarının arasından, görebildiği ağaçlık yerlere baktı. Soluk yeşillerin, çeşitli tondan sarıların kırmızıların cümbüşü vardı gerilerde.

Sonbahar ne güzel, ne romantik bir mevsimdi.

Sonbahar, mevsim, İnci’nin mevsimi… İNCİ!

Epeydir girmemişti odaya.

Azarı tesirini göstermişti anlaşılan… İçi acır gibi olduysa da tez geçiştirdi.

Fazla oluyordu o da. Zırt pırt bir şey bahane edip damlıyordu yanına.

Yelda’nın tavsiyesine uyup, beş altı sene çocuk yapmasa mıydı acaba? En azından ev sahibi olana kadar… Bak aynı sene evlenmelerine rağmen, onların hâlâ yoktu. “On sene demeden asla” diyordu. Akıllı kadındı vesselam.

Bir tıkırtı mı vardı ne?

İnci miydi acaba, Akyumak mı?

Koşar adımlarla gidip kapıyı açtı: küçük kızla kedi üst üste yuvarlandılar içeriye.

Hayvan miyavlayarak sıvışırken, küçük kız alnına dökülen saçlarını savurarak ayağa kalktı; kızıp kızmadığını anlamak isteyen kocaman bakışlarla annesinin yüzünü taradı.

-Şeey, rahatsız etmek istememiştim anneciğim. Senin nasıl çalışkan bir anne olduğunu gösteriyordum Akyumak’a… Yani… Anahtar deliğinden…

Birbirine çok benzeyen iki simanın bakışları çakıştı. Küçük kız konuşmasına devam edecekti ama, altı aylık bir bebekken bakıcılığını üstlenen Fidan Hanımın sesi buna engel oldu:

-Sofra hazır İclâl Hanım.

Kız gülerek baktı annesine. Elini sıkı sıkı tuttu. Sofra zamanı annenin “serbest saati”ydi. Bir saat yasaksızdı yani. Sofrada tam yanına oturabilir, onun iki katlı ev hayâllerini doya doya dinleyebilirdi.

Bazen, çizgi film izlemek için karşı sandalyeyi tercih ettiği de oluyordu ama… Bugün film izlemese de olurdu. Anne görüntüsü daha güzeldi.

Tom ve Jerry’den de, Temel Reis’ten de, Casper’dan da…

xxx

-Anne.

-Ne var Yİ-NE?

-şey, içinde gece ve gündüz olan bir resim yapmak istiyorum…

-Eee?

-Beceremiyorum. Yani konu bulamıyorum…

-Ne yapmamı isityorsun (anne burada durakladı, içinden “başımın belâsı” diye getirip devam etti) küçükhanım?

-Bana gece ve gündüz resmi yapar mısın?

-Ben yapamam.

-Sen mimar değil misin? Başkalarına çiziyorsun ama…

-Kadın belli belirsiz bir “üf” çekti. Bu kız, asla duymak istemediği sözleri nerden buluyordu? Eve girip çıkanı bilmese, birilerinin öğütlediğini sanacaktı.

-Daha çok işim var ama… getir bakalım kağıtalrını.

İncitmemeye gayret ederek, üzerinde çalıştığı kağıtları yana kaydırdı, kızınınkini sığdıracak kadar yer açtı.

Kaz, “kendisi için çaba sarfeden anne” filmini, kare kare beynine nakşetti. Yüzü, kartpostal çocukları gibi pembe-beyazdı; hem de mutlu.

Anne, aceleci tavırlarla kağıdı ikiye ayıran dikey bir çizgi çekti önce. Sonra da hayatının keskin virajlarını gibi iki ev çizdi böldüğü yerlere. Sivri çatı, kare pencereler, dikdörtgen bir kapı. Birbirinin tıpkısı iki ev.

-Anne, bu bizim evimiz mi? Hani proje paralarıyla alacağın ev.

Lâ havle. Yelda büyük kadındı vesselam. Aklından geçen modeli de biliyordu bücürük.

-Evet. İşte buna benzeyecek evimiz.

-Ne güzel. Bahçesi de olacak mı?

-Olacak.

-Seninle oturacak mıyız çimenlerde?

-Evet İnci EVET! Hep baş başa olacağız! Diz dize, burun buruna.

Annesinin aksi konuştuğunu anlamazlıktan geldi karşıdaki.

Ne güzel. Bahçesinde baş başa oturacakları bir evleri olacaktı.

Kız, üst kattaki pencereleri saydı içinden, “Biiir, ikiii, üüüç”

Birin anne-babasının, diğeri kendisinin, birisi misafirlerindi. Diğeri kimindi acaba?

-Anneciğim, bu oda kimin odası?

“Sana kardeş gelecek ya. Onun odası” demesini ne kadar isterdi. Anne, biraz daha “evin” olurdu o zaman.

-O benim çalışma odam olacak.

-!!??

-Daha iyi bir gelecek için, çok para kazanmak için bu şart. Sana mükemmel bir dünya bırakmak istiyoruz babanla.

Kız iri gözlerle süzdü annesini. Bu sözler, anneden biraz daha ayrı kalmak anlamına geliyordu. Bu büyükler de bir tuhaftı işte. Bahçeli, çiçekli, güneşli, aydedeli bir eve kavuşmuşken niye yeni bir çalışma odasına ihtiyaç duyuyorlardı ki? Öyle bir evde, ailesiyle birlikte oturmayı hangi çocuk istemezdi ki?

Kadın, kızınınkinin daha koyu tonu olan sarı saçlarını yeniden toplayıp tokaya hapsetti. Çizmeye başladığından beri ilk defa köşeli olmayan bir şey yaptı, çatıların sağ üstüne.

Birisini öyleye top gibi bıraktı, diğerinin üzerinden oklar çıkardı. Meraklı ve aç gözlerle kendisini izleyen kıza döndü.

-Bu top gibi olan ay, diğeri de güneş. Yani gece ve gündüz. Şimdi git ve boya bunları. Akşam sofrasına kadar da yanıma uğrama sakın!

-Peki anne.

Kız, mutlu bir çehreyle, sekerek gitti.

Kapıyı yeniden kapayan kadının içinden, sürgü yaptırmak geçiyordu.

xxx

Buharı tüten akşam çorbalarını kâselere bölerken, kız göründü masanın öte ucunda. Doymuş, sükûna ermiş bir ifadeyle süzdü anneyi. Minik burnuna fiske vuran babaya öpücük kondurduktan sonra, arkasına sakladığı sürprizi çıkardı. Ünlü bir ressam edasıyla boyadığı resmi, tabaklardan arta kalan yere koydu ve soran gözlerle annesine baktı.

Kadın, elindeki kepçeyi çorba tenceresinin içine koydu göz atarken. Yüzü ekşir gibi olmuştu.

Resim, ikiye ayırdığı çizgiden kesilmiş ve ayrı ayrı boşanmıştı. Üstüne üstlük, kargacık burgacık bir takım şekiller çizilmiş, dördüncü odanın penceresi de iptal edilmişti.

-Resmi mahvetmişsin İnci!

-Ama niye? Çok güzel oldu…

-Bu ne bu? Lütfen açıklar mısın yaptıklarını?

-Şeey, buraya yani bahçeye ikimizi yaptım. Kucağına oturmuşum. Oturduğum yerden çiçek topluyorum. Babam da pencereden bize bakıyor… Güneş açmış, bu gündüz… Şu diğerinde de üçümüz balkonda oturuyor, ay ışığına bakıyoruz. Yani bu da gece.

-Şurayı niye boyamadın peki? Ben buraya pencere çizmiştim… Çalışma odamın penceresini.

Kız, pembe-ıslak dudağını  sarkıtıp, ağlamaklı bir yüzle ayağını yere vurdu ve bağırdı:

-Ben bu evde çalışma odası istemiyorum anne, anladım mı is-te-mi-yo-rum! Gece de seni istiyorum gündüz de. Dört mevsimde de. O odayı yok ettim işte! Asla boyamayacağım…

Kız sarkık dudağını büzüp sandalyesine otururken, kadın kocasıyla gözgöze geldi. Birkaç saniyelik bir bakışmayla, çok şey konuşmuş gibilerdi.

Karı koca düşünceli bir biçimde yediler yemeklerini. Anne sofranın sonuna doğru kaçamak bakışlarla baktı ufaklığa. İçindeki boşaltmış olmanın verdiği rahatlığı yaşıyor gibiydi. Gözlerini kızından ayırmadan başını salladı. Sahiden de çalışma odası olmamalıydı hayâllenen şeylerin içinde.

 

Bu günden tezi yok, daha çok “kızının annesi” olmaya gayret göstermeli ve ilk fırsatta düşündüklerini Yelda’ya söylemeliydi…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Bacanak... - Sayı 103
Erik ile kiraz... - Sayı 100
Çıtırtı - Ev yerleşiyor... - Sayı 99
Fatmalar ve diğerleri... - Sayı 97
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (106): Mevlâna, Yunus etrafında Anadolu irfanı...

Son Eklenen Yorumlardan
 Sevgili Zafer, inceliğin ve yorumun için teşekkür ederim, "yıllar geçse de aramızdan, bu kalp seni u... Sinan AYHAN

 Amin... Okuyucu

 Maalesef bu virüsün aşısı da ilacı da Yok. Allah ıslah etsin... Ahmet Güney

 Allah(celle celaluhu) razı olsun. Bizim böyle bilimsel makalelere de ihtiyacımız var. Teşekkürler!... Himmet

 Hocam yazılarınızdan istifade ediyoruz. Bu yazınızda da çok faydalı bilgiler ve öğütler mevcut. Yaln... Mustafa GÜNEY


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Maarif
Nasıl bir insan
İki kelime arasındaki boşluktan geçen ku
Çeyrek asır
Maariften eğitime
Zikir ve ?nemi
En tehlikeli virüs...
Benim 'Caparka'm: G?z? ?ekik Olmayan Bir


Ali Erdal - Nasıl bir insan
Ali Erdal - Büyük depremin öncül...
Kadir Bayrak - Filmin sonu
Sinan Ayhan - Türkü, Anadolu harcı...
Necip Fazıl Kısakürek - Maarif
Bedran Yoldaş - Paklanmak
Dergi Editörü - Çeyrek asır
Site Editörü - Maariften eğitime
Mehmet Hasret - Dost cemali
Necdet Uçak - İslâm gelince
Necdet Uçak - Geçer
Necdet Uçak - Değil
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Her şey eğitimle baş...
Hızır İrfan Önder - Elem gazeli
Hızır İrfan Önder - Gafil olma
Ayhan Aslan - İhtiras
Olgun Albayrak - Münacaat
Mehmet Balcı - Kurban açıklaması
Mehmet Balcı - Kalmadı
Mehmet Balcı - Doluyum
Yusuf Karagözoğlu - Kazandıklarımızı kay...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış-105
Kubilay Ertekin - En tehlikeli virüs.....
Halis Arlıoğlu - Hasret ve hüsranla g...
Halis Arlıoğlu - Felek
Büşra Doğramacı - İnsanlığın maarif da...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Tedrisat
Murat Yaramaz - Mizah köşesi-105
Murat Yaramaz - Vesile
Murat Yaramaz - Bıçak
Murat Yaramaz - Eğilim
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - İki kelime arasındak...
Eyyub MEMMEDOV - Deniz boyu sevgim...
Mertali Mermer - İnsanlar anlamaz ben...
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
İlkay Coşkun - Maarif meselemiz
İlkay Coşkun - Mülâkat-105
İlkay Coşkun - Vatanım
Turgut Yıldızan - İnsandan hazreti ins...
Turgut Yıldızan - Öğretmen olabilir mi...
Vildan Poyraz Coşkun - Eğitimde anne eli
Mehmet Şirin Aydemir - Keder kardelenleri
Çakmakçıoğlu - Hangi eğitim
Tuba Kanlıkama - Payitahtın sesi
Mustafa Kadir Atasoy - Göktaşı
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Edilen dualar
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Sevgi notumuz
İlknur Şimşek - 1453
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7795932
 Bugün : 3226
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 514801
 Bugün : 34
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 63
 105. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 3
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim