Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     470 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Tasavvuf: insanı olgunlaştırma sanatı
Site Editörü

  Sayı: 95 -

Ağzımıza attığımız bir meyve daha tam olmamışsa, yüzümüzü ekşiterek “bu daha olgunlaşmamış” deriz. Ham meyve sert olur, tadı oturmamıştır, ağızda kekremsi bir tat bırakır. Adı üstünde hamdır, olgunlaşması için güneş, su, topraktan alacağı mineraller, hava ve en önemlisi zamana ihtiyacı vardır.

Yazı için kalemi elinize aldığınızda da -bakmayın kalem dediğime, bilgisayar başına geçtiğimiz zaman demek lazım- ilk yazdığınız cümleler, muhtemeldir ki yazının son halinde yer almazlar veya değişirler. Cümleler de olgunlaşırlar. Hattâ, kalemi elinize almadan önce, birikiminize göre zihninizde konunun olgunlaşması da bir zaman alır.

İnsan da böyledir. İnsanın da olgunu makbuldür, hamı makbul değildir. Daha doğru ifade ile insanın kâmil olanı makbuldür, kemâlat sahibi olanı. Ama insanın meyveden bir farkı vardır. Meyvelerin kısmı küllisi güneş, hava, su gibi kaynaklarla beslendikleri zaman olgunlaşırlar. Onların olgunlaşması demek, yaratılma gayeleri olan, başta insanlar olmak üzere kurda, kuşa besin olmaya hazır hale gelmeleri demektir. Ama insanın sadece yaşayarak, dert çekerek, başına çeşitli belalar gelmesi ile olgunlaşması hemen hemen imkânsızdır. İnsanın kâmil hale gelmesi başına gelenlerle değil bunlara karşı nasıl bir davranış sergilediği ile ilgilidir. Meyvelerde olduğu gibi insanın da gayesi vardır, bu gaye kâmil bir mümin olarak Rabbine ulaşmaktır.

Tasavvufun birçok tanımı var. Bendenizin bu tanımlardan çıkardığım özet şudur: “tasavvuf, insanı olgunlaştırma sanatıdır”. Bu sanatın uygulandığı döneme seyr-i sülûk denir. Kişi sülûkunu tamama erdirirse olgun insan yani “insân-ı kâmil” olur. Bu yolda öğretmeni yine bir “insân-ı kâmildir”.

Bugün bu kâmil hâl uzak diyarlardaki bir hayal olarak görülüyor. Tasavvuf deyince akla keramet içeren menkıbeler, sema eden Mevlevî dervişleri geliyor. O kerametleri şimdilik bir kenara bırakalım, dervişler de dönedursunlar, biz sadece biraz olgunlaşalım, biraz incelelim, yeter. Zamanımızın insân-ı kâmillerinden biri böyle tarif etmişti tasavvufu: “Müslümanlık ince insanlıktır, dervişlik ince müslümanlık…” Biz önce ince insan olalım, sonrasına bakarız. Misal evden, özellikle camiden çıkarken ayakkabıları “paatttt” diye yukarıdan gürültü ve toz çıkaracak şekilde yere atmayalım, güzelce yere koyalım. Veya abdest aldığımız sırada ağzımızı ve burnumuzu temizlerken etrafımızdakileri rahatsız edecek şekilde -çok afedersiniz- sümkürmeyelim, tükürmeyelim. Bunları yaparsak, belki dervişlerin her varlık Efendimiz’in nurundan yaratılmıştır diye yatmadan önce yastıklarını, giymeden önce ceketlerini, içindeki su veya çayı içmeden önce bardaklarını öpmesi gibi biz de her şeyde o Nûr-u Muhammedîyi görüyormuş gibi hareket ederiz ama önce ince insan olmamız lazım.

Büyükler buyurmuşlar ki, Efendimiz’in kâli yani sözü şeriat, hâli yani davranışları tarikattır. Efendimiz’in hayatını bilmek bu incelikleri öğrenmek için ilk yapılması gereken şeydir. (Bu cümleyi en başta kendi nefsime söylüyorum elbette) Böylece tasavvufun aslında bir lokma bir hırka olmadığını, Efendimiz’in yed-i mübarekleri ile yetim başı okşadığı gibi aynı eli ile kılıç da salladığını da öğrenebiliriz. Bir yandan kendisi ile konuşana bütün vücudu ile dönen, üstelik karşısındakini hiç sözünü kesmeden dinleyen -mutlak olarak- âlemdeki tek insân-ı kâmilden insanlara karşı nasıl davranmamız gerektiği inceliğini öğrenirken, bir yandan da kendisi hakkında hakaretâmiz şiirler yazan bir şairin katlini emir buyurarak böyle bir durumdaki haddin ne olduğunu da öğrenmiş oluruz.

Bugün tasavvufun birçokları tarafından sadece hoşgörü, bir lokma bir hırka, bir yanağına vurana diğer yanağını uzatmak olarak algılanması tasavvuf mektepleri olan tekkelerin 1925’de kapatılması sonrasında ortaya çıkan ihtiyacın, nâlayık kişiler ve kurumlar tarafından doldurulmaya çalışılmasındandır. İşin aslını ancak gerçek insân-ı kâmillerden öğrenmek mümkündür. Diyeceksiniz ki, bu devirde nerede bulacağız böyle bir insan-ı kâmili? 

Bendeniz buna cevap veremem ama derler ki “aramakla bulunmaz, bulanlar arayanlardır”


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Kolayı tersten okumak yer... - Sayı 96
Tasavvuf: insanı olgunlaş... - Sayı 95
Ana dilimiz Türkçe... - Sayı 94
15 TEMMUZ’DAN DERS ALACAK... - Sayı 93
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (97): Bu sene 737.si yapılacak Ertuğrul Gazi İhtifali'nden hareketle TÜRK TEŞKİLÂTLANMA KABİLİYETİ...


Son Eklenen Yorumlardan
 Allah rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun.O güzel yerler de bir gün sevdiklerimizle buluşacağız... ... BİRSEN YURTSEVER

 necdet amcacıgım.emeğinize kaleminize sağlık... BİRSEN YURTSEVER

 cox mənalı bir şerdir. cox sağ olun. her birinize teşekkür edirəm. ... ruslan

 Məhəbbətsiz ömür sürən kimsədən-Bir aşiqin məzar daşı yaxşıdır.... Ulduz Qəzvini

 Güzel yorumlarla, günüme güneş olan herkese, çok teşekkür ederim. Ne mutlu ki, okuyanlar, mısralara... Işın Erenoğlu Üstündağ


Batılı düşünürler-Tolstoy ve niceleri gibi-mutlak olan bir şeyin olması gerektiğini gayet tabi bir şekilde fark edebiliyorlar. Ama bizim aydınımız (bulundukları yere nasıl geldikleri malum); bırakınız ülkenin dünya üzerindeki sorumluluğunu fark etmeyi, düşünmesi gereken bir beyinlerinin olduğunun bile farkında değiller. Ülkemizde, he sahada yaşanan boşluğu daha başka nasıl açıklayabiliriz?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Boya sandığı
MƏHƏBBƏT
İnsanın içindeki Hanifliğe ve Ümmiliğe ç
Kudüsü tefekkür
MƏHƏBBƏT
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Kudüs
Vade doldu hanım gitti


Yavuz Sert - Kudüs... Ey Kudüs
Yavuz Sert - Prof. Dr. Ömer Faruk...
Ali Erdal - Kudüs
Kadir Bayrak - Müminleri Emiri: Hz....
Kadir Bayrak - Aynadaki yüz: Mehmed
Sinan Ayhan - İnsanın içindeki Han...
Sinan Ayhan - Can feda...
Bedran Yoldaş - Her yer Kerbelâ
Fatma Pekşen - Peçe
Ahmet Mahir Pekşen - Mescid-i Aksa -Kudüs...
Dergi Editörü - Kudüsü tefekkür
Site Editörü - Kolayı tersten okuma...
Mehmet Hasret - Devletler kuran, dev...
Necip Fazıl - Başyücelik emirleri ...
Necdet Uçak - Kudüs
Necdet Uçak - Kendini hesaba çek
Necdet Uçak - Muhacire ensarız biz
Mustafa Büyükgüner - Nefes
Ayhan Aslan - Hakikat
Ayhan Aslan - Zındık
Ayhan Aslan - Hesap günü
Mehmet Balcı - Susmam ben
Mehmet Balcı - Taşlama
Ahmet Çelebi - Kudüste bir çocuğum
Gelecek sayı konusu -
Vural Gündüz - Boya sandığı
Mustafa Gül - Mekkenin fethinden ç...
Kubilay Ertekin - Rahatizm ve ötesi
Halis Arlıoğlu - Zeytin dalı ve bana ...
Halis Arlıoğlu - Anlayana izafe
Ahmet Değirmenci - Şehadet türküsü
Ahmet Değirmenci - Bir yangındı işte
Kürsü Kainatın Efendisi - Giyim
Er Tuğrul - Kudüs nereden başlar...
Er Tuğrul - Kutlu kıyam
Murat Yaramaz - 6 gün savaşları
Murat Yaramaz - Naci El Ali
Murat Yaramaz - Kan
Murat Yaramaz - Kirli
Murat Yaramaz - Küsme işareti
Işın Erenoğlu Üstündağ - Gün gelir de, hayatı...
Ekrem Esad Altan - Bir oyun oynanır, oy...
Tamer Uysal - İlgisiz bilgililer, ...
Harun Ekici - Hüzün
Şevket Karayiğit - Kudüsün anlattıkları
Hakan Karahan - Bu cemiyetin - Süley...
Harika Ufuk - Birlik beraberlik ka...
Astan QASIMOV - Gəldim
Əlişad CƏFƏROV - Qayçıquyruq qaranquş
Şəfa VƏLİYEVA - Güldüm… Gülüşüm d...
Şəfa EYVAZ - MƏHƏBB'...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4311175
 Bugün : 3867
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 435160
 Bugün : 46
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 73
 96. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 11
Son Güncellenme: 5 Şubat 2018
Künye | Abonelik | İletişim