Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     150 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Tasavvuf: insanı olgunlaştırma sanatı
Site Editörü

  Sayı: 95 -

Ağzımıza attığımız bir meyve daha tam olmamışsa, yüzümüzü ekşiterek “bu daha olgunlaşmamış” deriz. Ham meyve sert olur, tadı oturmamıştır, ağızda kekremsi bir tat bırakır. Adı üstünde hamdır, olgunlaşması için güneş, su, topraktan alacağı mineraller, hava ve en önemlisi zamana ihtiyacı vardır.

Yazı için kalemi elinize aldığınızda da -bakmayın kalem dediğime, bilgisayar başına geçtiğimiz zaman demek lazım- ilk yazdığınız cümleler, muhtemeldir ki yazının son halinde yer almazlar veya değişirler. Cümleler de olgunlaşırlar. Hattâ, kalemi elinize almadan önce, birikiminize göre zihninizde konunun olgunlaşması da bir zaman alır.

İnsan da böyledir. İnsanın da olgunu makbuldür, hamı makbul değildir. Daha doğru ifade ile insanın kâmil olanı makbuldür, kemâlat sahibi olanı. Ama insanın meyveden bir farkı vardır. Meyvelerin kısmı küllisi güneş, hava, su gibi kaynaklarla beslendikleri zaman olgunlaşırlar. Onların olgunlaşması demek, yaratılma gayeleri olan, başta insanlar olmak üzere kurda, kuşa besin olmaya hazır hale gelmeleri demektir. Ama insanın sadece yaşayarak, dert çekerek, başına çeşitli belalar gelmesi ile olgunlaşması hemen hemen imkânsızdır. İnsanın kâmil hale gelmesi başına gelenlerle değil bunlara karşı nasıl bir davranış sergilediği ile ilgilidir. Meyvelerde olduğu gibi insanın da gayesi vardır, bu gaye kâmil bir mümin olarak Rabbine ulaşmaktır.

Tasavvufun birçok tanımı var. Bendenizin bu tanımlardan çıkardığım özet şudur: “tasavvuf, insanı olgunlaştırma sanatıdır”. Bu sanatın uygulandığı döneme seyr-i sülûk denir. Kişi sülûkunu tamama erdirirse olgun insan yani “insân-ı kâmil” olur. Bu yolda öğretmeni yine bir “insân-ı kâmildir”.

Bugün bu kâmil hâl uzak diyarlardaki bir hayal olarak görülüyor. Tasavvuf deyince akla keramet içeren menkıbeler, sema eden Mevlevî dervişleri geliyor. O kerametleri şimdilik bir kenara bırakalım, dervişler de dönedursunlar, biz sadece biraz olgunlaşalım, biraz incelelim, yeter. Zamanımızın insân-ı kâmillerinden biri böyle tarif etmişti tasavvufu: “Müslümanlık ince insanlıktır, dervişlik ince müslümanlık…” Biz önce ince insan olalım, sonrasına bakarız. Misal evden, özellikle camiden çıkarken ayakkabıları “paatttt” diye yukarıdan gürültü ve toz çıkaracak şekilde yere atmayalım, güzelce yere koyalım. Veya abdest aldığımız sırada ağzımızı ve burnumuzu temizlerken etrafımızdakileri rahatsız edecek şekilde -çok afedersiniz- sümkürmeyelim, tükürmeyelim. Bunları yaparsak, belki dervişlerin her varlık Efendimiz’in nurundan yaratılmıştır diye yatmadan önce yastıklarını, giymeden önce ceketlerini, içindeki su veya çayı içmeden önce bardaklarını öpmesi gibi biz de her şeyde o Nûr-u Muhammedîyi görüyormuş gibi hareket ederiz ama önce ince insan olmamız lazım.

Büyükler buyurmuşlar ki, Efendimiz’in kâli yani sözü şeriat, hâli yani davranışları tarikattır. Efendimiz’in hayatını bilmek bu incelikleri öğrenmek için ilk yapılması gereken şeydir. (Bu cümleyi en başta kendi nefsime söylüyorum elbette) Böylece tasavvufun aslında bir lokma bir hırka olmadığını, Efendimiz’in yed-i mübarekleri ile yetim başı okşadığı gibi aynı eli ile kılıç da salladığını da öğrenebiliriz. Bir yandan kendisi ile konuşana bütün vücudu ile dönen, üstelik karşısındakini hiç sözünü kesmeden dinleyen -mutlak olarak- âlemdeki tek insân-ı kâmilden insanlara karşı nasıl davranmamız gerektiği inceliğini öğrenirken, bir yandan da kendisi hakkında hakaretâmiz şiirler yazan bir şairin katlini emir buyurarak böyle bir durumdaki haddin ne olduğunu da öğrenmiş oluruz.

Bugün tasavvufun birçokları tarafından sadece hoşgörü, bir lokma bir hırka, bir yanağına vurana diğer yanağını uzatmak olarak algılanması tasavvuf mektepleri olan tekkelerin 1925’de kapatılması sonrasında ortaya çıkan ihtiyacın, nâlayık kişiler ve kurumlar tarafından doldurulmaya çalışılmasındandır. İşin aslını ancak gerçek insân-ı kâmillerden öğrenmek mümkündür. Diyeceksiniz ki, bu devirde nerede bulacağız böyle bir insan-ı kâmili? 

Bendeniz buna cevap veremem ama derler ki “aramakla bulunmaz, bulanlar arayanlardır”


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Tasavvuf: insanı olgunlaş... - Sayı 95
Ana dilimiz Türkçe... - Sayı 94
15 TEMMUZ’DAN DERS ALACAK... - Sayı 93
“Benim Adım Bay Necip, ba... - Sayı 92
Tüm Yazıları

Son Eklenen Yorumlardan
 Türk Milleti hiçbir zaman dış düşmanlar tarafından yıkılmamıştır. Hep kendi içindeki hainler tarafın... Ahmet Güney

 Amin.Allah razı olsun.Kaleminize kuvvet elinize sağlık hocam.... Faruk Aktı

 Güzel sindire sindire okumak lazımmış ...

 Teşekkürler Sinan abi, devam etmeyi ben de istiyorum inşallah.... Yavuz

 Sevgili Nilgün,Yorumunu okuyunca, koskoca bir tebessüm suratıma geldi yerleşti, kalkmak bilmiyor. Bu... Işın Erenoğlu Üstündağ


Devekuşunun kafasını kuma gömmesi misali kafasını toprağa gömen Avrupa bilmez mi ki, nefesi kesilince kafasını (soktuğu yerden) çıkarmak zorunda kalacak ve pişman olacaktır(pişmanlık duyacaktır).
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Gamsız buğday tanesi
Tasavvuf ve cemiyet
Gönül kahramanlarının izinde...
Batı tefekkürü ve İslâm tasavvufu (isiml
Tasavvuf: insanı olgunlaştırma sanatı
Gamsız buğday tanesi
(Röportaj) Tekkeler tekrar açılacaktır,
Gönül kahramanlarının izinde...
Dıştaki alçaklar mı, içteki hainler mi


Yavuz Sert - Sadırdan satıra
Yavuz Sert - (Röportaj) Tekkeler ...
Ali Erdal - Tasavvuf ve cemiyet
Kadir Bayrak - Şeyhim Edebâli
Kadir Bayrak - Batı tefekkürü ve İs...
Sinan Ayhan - Su sulbünde, gül ile...
Ekrem Yılmaz - İbretlik not ve insa...
Dergi Editörü - Gönül kahramanlarını...
Site Editörü - Tasavvuf: insanı olg...
Haceloğlu - Parti mezarlığının y...
Mehmet Hasret - Karınca günlükleri: ...
Necip Fazıl - Batı tefekkürü ve İs...
Necdet Uçak - Allahtan umudunu kes...
Necdet Uçak - Rabbim
Necdet Uçak - Kibir gururu bırak
Mustafa Büyükgüner - Bir Naim Süleymanoğl...
M. Nihat Malkoç - Sözün özü
Hızır İrfan Önder - Ben değilim!
Hızır İrfan Önder - Aşkullâh
Mehmet Balcı - İnsan gibi
Mehmet Balcı - Bekleyiş
İktibas - Yaşadıklarını Sabaha...
Gelecek sayı konusu -
Kubilay Ertekin - Dıştaki alçaklar mı,...
İbrahim Şaşma - Mescid-i Aksa
Halis Arlıoğlu - Hastane köşeleri
Halis Arlıoğlu - Bir mağrur bakışlıya
Kürsü Kainatın Efendisi - Gıda
Yasin Uçan - O gözler ki
Er Tuğrul - Tasavvuf
Murat Yaramaz - 95.sayı mizah köşesi
Murat Yaramaz - Öte
Murat Yaramaz - Oluşum
Murat Yaramaz - Duvar
Murat Yaramaz - Varı
Kardelen - Kardelen, İDPde
Işın Erenoğlu Üstündağ - Gamsız buğday tanesi
Ekrem Esad Altan - İhtiyaç
Nedim Demirbaş - Sargı bezi
Harun Ekici - Bekleyiş
Harun Ekici - Bir gülümseme
Mert Tahta - Sevda bekçisi
Muammer Çalar - Hani gönlüm
Muammer Zeki Aygur - Kendi kendime
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 3824815
 Bugün : 348
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 422712
 Bugün : 4
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 77
 95. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 8
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
Son Güncellenme: 5 Şubat 2018
Künye | Abonelik | İletişim