Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     991 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Tasavvuf: insanı olgunlaştırma sanatı
Site Editörü

  Sayı: 95 -

Ağzımıza attığımız bir meyve daha tam olmamışsa, yüzümüzü ekşiterek “bu daha olgunlaşmamış” deriz. Ham meyve sert olur, tadı oturmamıştır, ağızda kekremsi bir tat bırakır. Adı üstünde hamdır, olgunlaşması için güneş, su, topraktan alacağı mineraller, hava ve en önemlisi zamana ihtiyacı vardır.

Yazı için kalemi elinize aldığınızda da -bakmayın kalem dediğime, bilgisayar başına geçtiğimiz zaman demek lazım- ilk yazdığınız cümleler, muhtemeldir ki yazının son halinde yer almazlar veya değişirler. Cümleler de olgunlaşırlar. Hattâ, kalemi elinize almadan önce, birikiminize göre zihninizde konunun olgunlaşması da bir zaman alır.

İnsan da böyledir. İnsanın da olgunu makbuldür, hamı makbul değildir. Daha doğru ifade ile insanın kâmil olanı makbuldür, kemâlat sahibi olanı. Ama insanın meyveden bir farkı vardır. Meyvelerin kısmı küllisi güneş, hava, su gibi kaynaklarla beslendikleri zaman olgunlaşırlar. Onların olgunlaşması demek, yaratılma gayeleri olan, başta insanlar olmak üzere kurda, kuşa besin olmaya hazır hale gelmeleri demektir. Ama insanın sadece yaşayarak, dert çekerek, başına çeşitli belalar gelmesi ile olgunlaşması hemen hemen imkânsızdır. İnsanın kâmil hale gelmesi başına gelenlerle değil bunlara karşı nasıl bir davranış sergilediği ile ilgilidir. Meyvelerde olduğu gibi insanın da gayesi vardır, bu gaye kâmil bir mümin olarak Rabbine ulaşmaktır.

Tasavvufun birçok tanımı var. Bendenizin bu tanımlardan çıkardığım özet şudur: “tasavvuf, insanı olgunlaştırma sanatıdır”. Bu sanatın uygulandığı döneme seyr-i sülûk denir. Kişi sülûkunu tamama erdirirse olgun insan yani “insân-ı kâmil” olur. Bu yolda öğretmeni yine bir “insân-ı kâmildir”.

Bugün bu kâmil hâl uzak diyarlardaki bir hayal olarak görülüyor. Tasavvuf deyince akla keramet içeren menkıbeler, sema eden Mevlevî dervişleri geliyor. O kerametleri şimdilik bir kenara bırakalım, dervişler de dönedursunlar, biz sadece biraz olgunlaşalım, biraz incelelim, yeter. Zamanımızın insân-ı kâmillerinden biri böyle tarif etmişti tasavvufu: “Müslümanlık ince insanlıktır, dervişlik ince müslümanlık…” Biz önce ince insan olalım, sonrasına bakarız. Misal evden, özellikle camiden çıkarken ayakkabıları “paatttt” diye yukarıdan gürültü ve toz çıkaracak şekilde yere atmayalım, güzelce yere koyalım. Veya abdest aldığımız sırada ağzımızı ve burnumuzu temizlerken etrafımızdakileri rahatsız edecek şekilde -çok afedersiniz- sümkürmeyelim, tükürmeyelim. Bunları yaparsak, belki dervişlerin her varlık Efendimiz’in nurundan yaratılmıştır diye yatmadan önce yastıklarını, giymeden önce ceketlerini, içindeki su veya çayı içmeden önce bardaklarını öpmesi gibi biz de her şeyde o Nûr-u Muhammedîyi görüyormuş gibi hareket ederiz ama önce ince insan olmamız lazım.

Büyükler buyurmuşlar ki, Efendimiz’in kâli yani sözü şeriat, hâli yani davranışları tarikattır. Efendimiz’in hayatını bilmek bu incelikleri öğrenmek için ilk yapılması gereken şeydir. (Bu cümleyi en başta kendi nefsime söylüyorum elbette) Böylece tasavvufun aslında bir lokma bir hırka olmadığını, Efendimiz’in yed-i mübarekleri ile yetim başı okşadığı gibi aynı eli ile kılıç da salladığını da öğrenebiliriz. Bir yandan kendisi ile konuşana bütün vücudu ile dönen, üstelik karşısındakini hiç sözünü kesmeden dinleyen -mutlak olarak- âlemdeki tek insân-ı kâmilden insanlara karşı nasıl davranmamız gerektiği inceliğini öğrenirken, bir yandan da kendisi hakkında hakaretâmiz şiirler yazan bir şairin katlini emir buyurarak böyle bir durumdaki haddin ne olduğunu da öğrenmiş oluruz.

Bugün tasavvufun birçokları tarafından sadece hoşgörü, bir lokma bir hırka, bir yanağına vurana diğer yanağını uzatmak olarak algılanması tasavvuf mektepleri olan tekkelerin 1925’de kapatılması sonrasında ortaya çıkan ihtiyacın, nâlayık kişiler ve kurumlar tarafından doldurulmaya çalışılmasındandır. İşin aslını ancak gerçek insân-ı kâmillerden öğrenmek mümkündür. Diyeceksiniz ki, bu devirde nerede bulacağız böyle bir insan-ı kâmili? 

Bendeniz buna cevap veremem ama derler ki “aramakla bulunmaz, bulanlar arayanlardır”


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Yüz... - Sayı 100
Doksan dokuzun bereketi i... - Sayı 99
İnternetin fâsık habercil... - Sayı 98
Kardelen IX. uluslararası... - Sayı 97
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (101): Doğu - Batı tefekkürünü doğru yapamayanın ufku dardır.

Son Eklenen Yorumlardan
 Hocam, o zamanlardan hatırladığım, her şeyi yapmaya muktedir ve sorumlu görüyorduk kendimizi, öyle h... Sinan AYHAN

 Acıyorum keyfiyetinin ilk sayılardan tarif edilmiş, cuk yerine oturan tanımı... Bu sağlam tanım ve t... Sinan AYHAN

 Sevgili Site Editörüm, yazma konusunda çok haklısın, dünyanın belki de en ter döktürücü işi, kalemle... Sinan AYHAN

 Güzel duana "Amin" sevgili Editörüm; sayı editörlüğü mevzuu bir yüksek ilmi terbiyenin göstergesi ka... Sinan AYHAN

 Hiç bir ismin günümüz toplumunda büyüklük alamadığı bir ortam içinde kavrulup duruyoruz; fikirsizlik... Sinan AYHAN


ACI-YORUM nedir?
Bugün toplumumuzda, özellikle düşünce alanında aksayan yönler ve anlamsızlıklar var.
ACIYORUM, bu aksaklıkları ve anlamsızlıkları, sadece fikirle en can alıcı yerinden, en vurucu sözlerle, yanlışlıkların mantıksızlıklarını yakalamayı usul bilerek, en doğru yargıları, hiç itiraza yer vermeyecek şekilde ifade etmeyi ve daha sonra düzeltmeyi yapacak olanlar için fikri çözüm yolları açmak düşüncesinin ifadeye dökülmüş şeklidir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Fikirsizlik
Kardelen nasıl doğdu?
Zaman tünelinden iki yazı
Zamanın kısa tarihi
Ön söz, Öz Söz, S(öz) -III-
Yüz
Zaman tünelinden iki yazı
Kardelen nasıl doğdu?
Ön söz, Öz Söz, S(öz) -III-
Acıyorum nedir?


Yavuz Sert - Zamanın kısa tarihi
Ali Erdal - Zaman tünelinden iki...
Kadir Bayrak - Kardelen olmasaydı
Kadir Bayrak - Röportaj - “Tehlikel...
Sinan Ayhan - Kardelenin muhasebes...
Sinan Ayhan - (Üç Nok-ta)nın muhas...
Bedran Yoldaş - Dokuz köyün delisi
Özgür Alkan Alkış - Kardelen nasıl doğdu...
Fatma Pekşen - Erik ile kiraz
Dergi Editörü - Her sayı ayrı bir de...
Site Editörü - Yüz
Mehmet Hasret - Askıda şiir
Acıyorum - Acıyorum nedir?
Necip Fazıl - Fikirsizlik
Necdet Uçak - Gözyaşı çeşmesi
Necdet Uçak - Seyir tepesi
Necdet Uçak - Metristepede
Necdet Uçak - Dağlar
Altan Atan - Akıllı ol
Kardelen Dergisi - Çıkış Beyannamesi
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
M. Nihat Malkoç - Gece korkutuyor beni
M. Nihat Malkoç - Gül kokulu ramazan
Ayhan Aslan - Hikaye
Ayhan Aslan - Sufle
Ayhan Aslan - Değirmen
Ayhan Aslan - Ecel vakti
Mehmet Balcı - Senin
Mehmet Balcı - Kardeşim
İsimsiz - Giden-Kalan
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu ...
Av. Mustafa Büyükgüner - Kardelen...Yüz...
Kubilay Ertekin - Hırsızlık ve haramla...
İbrahim Şaşma - Ben sevdayı aradım
Halis Arlıoğlu - Müslümanlar ne zaman...
Halis Arlıoğlu - Uyan diyorlar
Ahmet Değirmenci - Ferman
Oğuz Askan Kocagöz - Ruhsa sızan şiir
Büşra Doğramacı - ‘Derin bir külliyat’...
Kürsü Kainatın Efendisi - “İmam-ı Kastalanî’de...
Murat Yaramaz - 100.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Dalya
Murat Yaramaz - 100.sayı
Murat Yaramaz - Kardelen
Ekrem Esad Altan - Sahte diplomalı zanl...
Ferhat Nitin - Gece yarısı uyanmala...
Hakan Karahan - Battal Gâzi
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Erkan Karakaya - Gölge
Fatih Öz - Beklediğim
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 5551213
 Bugün : 5302
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 468144
 Bugün : 34
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 92
 100. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 7
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 7
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2019
Künye | Abonelik | İletişim