Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2113 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Rahatizm ve ötesi
Kubilay Ertekin

  Sayı: 96 -

Kişinin veya kişilerin kendi şahsî ve ailevî çıkarından, menfaatine olmayan şeylerden başkasıyla ilgilenmemek, gelişen ve yaşanan hâdiseleri umursamamak, ülkesi ve inançları hakkında tezâhür eden, azgınlaşan menfi olaylardan, iç ve dış ihânet odaklarının yaptığı talan ve tahrîbatlardan haberdar olmamak, bunların acısını vicdânında ve yüreğinde hissetmemek, benimsememek ve her hangi bir şekilde bunlardan rahatsızlık duymamaktır. Başka bir ifadeyle egoizm, şahısperestlik ve ülkesi ile olan-biten şeylere karşı tam bir sorumsuzluk taşıma zihniyetidir. Müslüman; dertli ve sorumluluk sâhibi bir insandır. Ülkesine, tarihine, inançlarına ve tüm mukaddeslerine karşı yapılan iç ve dış saldırılara, ideolojik ve siyâsî her tür menfi oluşumlar karşısında sessiz ve sorumsuz duramaz, öyle bir iğrençlik ve seviyesizlik karşısında;

“Böyle buldum bu cihânı, yok bir şeyden haberim.

Serserî gûne geldiğimden beri, sersem gezerim.”

Diyemez! Çünkü Müslüman basîret ve ferâset sâhibidir ve öyle olmak zorundadır.

Bu konularda dertli olmayanlar ya salak veya asalaktır. Gerçek ve şuurlu bir kimse sâde kendisi ve âile efrâdı için değil, milletine ve inandığı değerlere vurulan darbeler içinde en azından ağlayan ve çâreler düşünen adamdır. Bütün bunlar, daha pek çok değişik şekilde anlatılabilir... Ancak bu konuda en güzel ifâde ve tasvîri sanırım yine Merhum M. Âkif söylemiş, yaşamış ve yapmıştır…

“Dur! Gitme ey yolcu, oturup berâber ağlaşalım…

Elemim bir yüreğin kârı değildir, paylaşalım!”

Gerçi ülkemiz bu şiirin yazıldığı dönemdeki kadar harap ve bîtâp durumda olmasa da aynı ihânet ve hıyânet odakları,  içten ve dıştan yapılan saldırı ve tecâvüzler tıpkı o günleri ve yılları hatırlatmaktadır. O yüzden Müslümanlar gelmesi muhtemel olaylar henüz gelmeden tedbirini alması ve bunun ıstırâbını hissetmesi, acısını duyması gerekir. Bu histen ve sorumluluk duygusundan yoksun olanları da şöyle uyarıyor;

“Bütün dünyâ ve mâfiha hep, ayaktayken yatan!..

Hey sıkılmaz, ağlamazsan bâri gülmekten utan!”

Bütün bu feryatlar mevcut iktidarın dînî, millî şartlarda sağladığı imkânları kendi lehine çevirmek ve tâbir câizse voliyi vurmak, köşeyi dönme zihniyetinde olanlara bir ihtar ve uyarıdır. Özellikle ülkemiz içten ve dıştan çok büyük bir tehdit ve tehlike altında olduğu bir dönemde… Bir insanın içinde yaşadığı vatanı, milleti ve mukaddeslerine saldırı esnâsındaki duygusuz ve hissizliğini, çıkarcılığı hakkındaki tavrını da şöyle ifâde etmektedir…

“Duygusuz olmak kadar lâkin dünyâda dert yokmuş.

Öyle mel’unmuş ki hâin, kurtulan bir fert yokmuş.”

Özellikle şu anda PKK sempatizanlarının ve onların sivil ayağını oluşturan iç isyan şebekelerinin azdığı, ayrıca bu milletin özü ve inançlarıyla ezelî ve siyâsî bir problemi olan mâlum yapının bunlara açık-gizli hâmîlik yaptığı, PKK yı kullanan Batıyı ve kâtil Esad’ı değil, cumhurbaşkanını suçlayan ve millî varlığımıza kast eden o şarlatanların tavırları karşısında ve ahlâksızlığın-hayâsızlığın dibe vurduğu; İçki fışkı,  esrar, eroin ve her tür uyuşturucunun ilkokullara kadar indiği bir zamanda ve bâzı kesimlerin, bilhassa bu dönemde inanç ve kılık kıyâfet özgürlüğüne kavuşanların bu ve benzeri konularda çok daha dikkatli ve uyanık olmaları gerektiği ve her tür bozgunculuğa karşı çok ciddi bir tavır almaları, mücâdele içinde olmaları kanaatini taşıyorum...

İki üç gün Mudanya ve İstanbul’da kaldım. Öğleyi ilk defa gördüğüm tarihî Atikvâlide Camiinde kılıp merhum Yahyâ Kemâl’in o sokaklarda yazdığı meşhur şiirini tahayyül ettim ve onunla birlikte aynı hicrânı yaşadım… İstanbul’un târîhî silüetini bozan çirkin yapılaşma, devâsâ binâlar ve gördüğüm manzara gerçekten çok korkunç ve tüyler ürperticiydi. Tıpkı ülkenin başka kesiminde (Kuşadası) ve benzeri yerlerdeki gibi, her yer inşaat alanı idi. Dağ taş bina ile dolmuş, yeşil alan diye bir şey kalmamış ama hâlâ da bu felâkete gece gündüz devam edilmekte ve (Sanki yağma Hasan’ın böreği gibi bir an önce şu işleri bitirelim ve bu boşluktan, fırsattan faydalanalım) zihniyetinin hâkim olduğu görülüyordu. Çünkü özellikle Mudanya’nın zemini kaygan ve kumsaldı. Buna rağmen dağlara, bayırlara ve dere yataklarına, zeytinliklere üst-üste kıyâmet alâmeti gibi gökdelen şeklinde ucûbeler yapılmış ve yapılmaktadır. Tabiî başta bozguncu, tahripçi ve tahrikçi muhâlefet olmak üzere bütün şer cephesi bunların faturasını toptan AKP’ye ve özellikle Tayyip Erdoğan’a kesmekte idi... Böyle kritik bir zamanda onlara fırsat, ruhsat verenlere insanın lânet okuyacağı geliyor. Ülke dış güçlerin desteği ile azgınlaşan PKK hâinleriyle sistemli bir savaş hâlinde iken bâzı kesimlerin bu sorumsuzluğu akla ziyan bir davranış olarak görülmektedir…

Görüldüğü üzere bu ve diğer millî-manevî konularda insanı korkutan ve dehşete sürükleyen bir oto kontrolsüzlüğün ve başıboşluğun içinde bu rezâletlerin yapıldığı hissi uyanıyordu. İşte râhatizm bu ve benzeri rezâletlerden, özellikle şu anda PKK perdesi altında bütün keferelerle kavlî, fiilî, siyasî ve ideolojik olarak içte ve dışta ölümüne bir mücâdele içinde iken şahsî çıkar peşinde olma seviyesizliği ve terör, anarşi gibi yıkıcı unsurlardan aslâ rahatsız olmama zihniyeti insanı kahrediyor. Tabii bundan faydalanan iç ve dış ihânet odakları bütün bunları iktidar aleyhine kullanmaktadır... Elbette bu soysuzluğu yapanlar ve onlara bu fırsatı, imkânı sağlayanlar da en az o bozguncu ve millî irâde düşmanı olan hâin ve müfsitler kadar suçlu ve sorumludurlar…

İşin bir başka boyutu ve en az onlar kadar insanın içini sızlatan şey ise...

Düne kadar bir parya ve köpek gibi görülen ve dînî inançlarından dolayı horlanarak itilip kakılan; (BURAYA KÖPEK VE BAŞÖRTÜLÜLER GİREMEZ!) levhâlarını unutanların bugün eğlence mekânlarında ve tıkımhânelerde-en lüks sosyetik alanlarda sözde tesettürlü görüntülerine rağmen asortik bir tavır içinde olmaları, ağzında sigara, önünde içki olanlarla; Sanki dünyâyı feth etmiş havası içinde ve resmi hiç bir hüviyeti olmayanların sarıklı, cüppeli havalı tavırlarına bakınca, “Zeytin dalı” başarı ile bitmiş ve Ayasofya Cami açılmış da bu da o câmiin baş imamı tavrında dolaşmaları insana garip geliyor ve dikkat çekiyordu. Oysa bir Müslüman’ın her şart ve durum karşısında taşıdığı o kıyâfetin vakarı ve ciddiyetini koruması, sorumluluk hissi taşıması gerekirdi...

Fakat görülenler ve yaşananlar hiçte öyle değildi. Lüks, israf-gösteriş, savurganlık ve özentiler içinde bir hayâtı yeğlemişlerdi. Yâni, (bizim cânipteki sonradan görme nevzuhurlar) Merhum M. Âkif’in ifâdesiyle; “Vakârı çoktan unutmuş hayâ’yı kaldırmış;” Lâikler ise zâten, “Mukaddesâtı ısırıp Hudâ’ya saldırmış” ve hâlâ da saldırmaktadırlar. Ama bunların ise dünyâ umurlarında değil ve öyle bir dertleri de yoktu… Bugün ortamı müsâit görüp sarık-cüppe, şalvar ve çarşaf savurtanların;  O aksesuarlarını parçalayan zihniyet tarafından parti rozetleri takıldığını çok gördük ve o zulümleri aslâ unutmadık. Mesele bunları giymek-takmak değil, asıl yapılması gerekenler; Bu hürriyet ortamında bir sürü gâfil ve nâdân kesimin hâlâ o sakîm, hastalıklı, inanç ve millî irâde düşmanı zihniyetin etrafında neden temerküz ettiği ve onlara yardım ve yataklıkta bulunup maddî, mânevî destek olduğu konusu ve sorusunu her şuurlu Müslüman’ın sürekli kendisine sorması ve bu konularda ne gibi bir çalışmalar içinde olması gerektiğidir…

Meselâ; o çarşaf ve sarık, cüppeleri parçalayıp yasaklayan, terör ve anarşiye her alan da kol kanat gerenlerin, siyâsî tarihinde binlerce câmii kapatıp ahır, samanlık, parti binâsı, bar, pavyon yapıp satan, Ezanı-Kur’ânı yasaklayan ve hâlâ da aynı zihniyetlerini sürdürüp; “Çankaya ve Taksim’de câmiye, kaçak saraya hayır, kiliseye evet” kampanyasında bulunan zihniyetin ülke gündeminden çıkarılması için ne yapmışlar ve yapmaktadırlar? (Üstelik çok şükür bu sakîm zihniyetin tüm direnmelerine rağmen o câmi Taksime yapılmış ve yapılmaktadır.)

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Senirkent Faciası hangi z... - Sayı 125
Putlar ve putperestler... - Sayı 124
Eşek ve deve... - Sayı 122
Kurtlar ve İnsanlar...... - Sayı 113
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


*Eskiden Allah için verilen selam, artık “rüşvet deyü” veriliyor.
*İnsanlığın ölçüsü olan selamlaşmak, kaybolalı beri, çevrede insan görmek zorlaştı.
Kardelen-Gazete: Sayı 3, 1989
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Ümitle
Sû-i zan


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17564992
 Bugün : 288
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 845866
 Bugün : 139
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 216
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim