Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     264 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Rahatizm ve ötesi
Kubilay Ertekin

  Sayı: 96 -

Kişinin veya kişilerin kendi şahsî ve ailevî çıkarından, menfaatine olmayan şeylerden başkasıyla ilgilenmemek, gelişen ve yaşanan hâdiseleri umursamamak, ülkesi ve inançları hakkında tezâhür eden, azgınlaşan menfi olaylardan, iç ve dış ihânet odaklarının yaptığı talan ve tahrîbatlardan haberdar olmamak, bunların acısını vicdânında ve yüreğinde hissetmemek, benimsememek ve her hangi bir şekilde bunlardan rahatsızlık duymamaktır. Başka bir ifadeyle egoizm, şahısperestlik ve ülkesi ile olan-biten şeylere karşı tam bir sorumsuzluk taşıma zihniyetidir. Müslüman; dertli ve sorumluluk sâhibi bir insandır. Ülkesine, tarihine, inançlarına ve tüm mukaddeslerine karşı yapılan iç ve dış saldırılara, ideolojik ve siyâsî her tür menfi oluşumlar karşısında sessiz ve sorumsuz duramaz, öyle bir iğrençlik ve seviyesizlik karşısında;

“Böyle buldum bu cihânı, yok bir şeyden haberim.

Serserî gûne geldiğimden beri, sersem gezerim.”

Diyemez! Çünkü Müslüman basîret ve ferâset sâhibidir ve öyle olmak zorundadır.

Bu konularda dertli olmayanlar ya salak veya asalaktır. Gerçek ve şuurlu bir kimse sâde kendisi ve âile efrâdı için değil, milletine ve inandığı değerlere vurulan darbeler içinde en azından ağlayan ve çâreler düşünen adamdır. Bütün bunlar, daha pek çok değişik şekilde anlatılabilir... Ancak bu konuda en güzel ifâde ve tasvîri sanırım yine Merhum M. Âkif söylemiş, yaşamış ve yapmıştır…

“Dur! Gitme ey yolcu, oturup berâber ağlaşalım…

Elemim bir yüreğin kârı değildir, paylaşalım!”

Gerçi ülkemiz bu şiirin yazıldığı dönemdeki kadar harap ve bîtâp durumda olmasa da aynı ihânet ve hıyânet odakları,  içten ve dıştan yapılan saldırı ve tecâvüzler tıpkı o günleri ve yılları hatırlatmaktadır. O yüzden Müslümanlar gelmesi muhtemel olaylar henüz gelmeden tedbirini alması ve bunun ıstırâbını hissetmesi, acısını duyması gerekir. Bu histen ve sorumluluk duygusundan yoksun olanları da şöyle uyarıyor;

“Bütün dünyâ ve mâfiha hep, ayaktayken yatan!..

Hey sıkılmaz, ağlamazsan bâri gülmekten utan!”

Bütün bu feryatlar mevcut iktidarın dînî, millî şartlarda sağladığı imkânları kendi lehine çevirmek ve tâbir câizse voliyi vurmak, köşeyi dönme zihniyetinde olanlara bir ihtar ve uyarıdır. Özellikle ülkemiz içten ve dıştan çok büyük bir tehdit ve tehlike altında olduğu bir dönemde… Bir insanın içinde yaşadığı vatanı, milleti ve mukaddeslerine saldırı esnâsındaki duygusuz ve hissizliğini, çıkarcılığı hakkındaki tavrını da şöyle ifâde etmektedir…

“Duygusuz olmak kadar lâkin dünyâda dert yokmuş.

Öyle mel’unmuş ki hâin, kurtulan bir fert yokmuş.”

Özellikle şu anda PKK sempatizanlarının ve onların sivil ayağını oluşturan iç isyan şebekelerinin azdığı, ayrıca bu milletin özü ve inançlarıyla ezelî ve siyâsî bir problemi olan mâlum yapının bunlara açık-gizli hâmîlik yaptığı, PKK yı kullanan Batıyı ve kâtil Esad’ı değil, cumhurbaşkanını suçlayan ve millî varlığımıza kast eden o şarlatanların tavırları karşısında ve ahlâksızlığın-hayâsızlığın dibe vurduğu; İçki fışkı,  esrar, eroin ve her tür uyuşturucunun ilkokullara kadar indiği bir zamanda ve bâzı kesimlerin, bilhassa bu dönemde inanç ve kılık kıyâfet özgürlüğüne kavuşanların bu ve benzeri konularda çok daha dikkatli ve uyanık olmaları gerektiği ve her tür bozgunculuğa karşı çok ciddi bir tavır almaları, mücâdele içinde olmaları kanaatini taşıyorum...

İki üç gün Mudanya ve İstanbul’da kaldım. Öğleyi ilk defa gördüğüm tarihî Atikvâlide Camiinde kılıp merhum Yahyâ Kemâl’in o sokaklarda yazdığı meşhur şiirini tahayyül ettim ve onunla birlikte aynı hicrânı yaşadım… İstanbul’un târîhî silüetini bozan çirkin yapılaşma, devâsâ binâlar ve gördüğüm manzara gerçekten çok korkunç ve tüyler ürperticiydi. Tıpkı ülkenin başka kesiminde (Kuşadası) ve benzeri yerlerdeki gibi, her yer inşaat alanı idi. Dağ taş bina ile dolmuş, yeşil alan diye bir şey kalmamış ama hâlâ da bu felâkete gece gündüz devam edilmekte ve (Sanki yağma Hasan’ın böreği gibi bir an önce şu işleri bitirelim ve bu boşluktan, fırsattan faydalanalım) zihniyetinin hâkim olduğu görülüyordu. Çünkü özellikle Mudanya’nın zemini kaygan ve kumsaldı. Buna rağmen dağlara, bayırlara ve dere yataklarına, zeytinliklere üst-üste kıyâmet alâmeti gibi gökdelen şeklinde ucûbeler yapılmış ve yapılmaktadır. Tabiî başta bozguncu, tahripçi ve tahrikçi muhâlefet olmak üzere bütün şer cephesi bunların faturasını toptan AKP’ye ve özellikle Tayyip Erdoğan’a kesmekte idi... Böyle kritik bir zamanda onlara fırsat, ruhsat verenlere insanın lânet okuyacağı geliyor. Ülke dış güçlerin desteği ile azgınlaşan PKK hâinleriyle sistemli bir savaş hâlinde iken bâzı kesimlerin bu sorumsuzluğu akla ziyan bir davranış olarak görülmektedir…

Görüldüğü üzere bu ve diğer millî-manevî konularda insanı korkutan ve dehşete sürükleyen bir oto kontrolsüzlüğün ve başıboşluğun içinde bu rezâletlerin yapıldığı hissi uyanıyordu. İşte râhatizm bu ve benzeri rezâletlerden, özellikle şu anda PKK perdesi altında bütün keferelerle kavlî, fiilî, siyasî ve ideolojik olarak içte ve dışta ölümüne bir mücâdele içinde iken şahsî çıkar peşinde olma seviyesizliği ve terör, anarşi gibi yıkıcı unsurlardan aslâ rahatsız olmama zihniyeti insanı kahrediyor. Tabii bundan faydalanan iç ve dış ihânet odakları bütün bunları iktidar aleyhine kullanmaktadır... Elbette bu soysuzluğu yapanlar ve onlara bu fırsatı, imkânı sağlayanlar da en az o bozguncu ve millî irâde düşmanı olan hâin ve müfsitler kadar suçlu ve sorumludurlar…

İşin bir başka boyutu ve en az onlar kadar insanın içini sızlatan şey ise...

Düne kadar bir parya ve köpek gibi görülen ve dînî inançlarından dolayı horlanarak itilip kakılan; (BURAYA KÖPEK VE BAŞÖRTÜLÜLER GİREMEZ!) levhâlarını unutanların bugün eğlence mekânlarında ve tıkımhânelerde-en lüks sosyetik alanlarda sözde tesettürlü görüntülerine rağmen asortik bir tavır içinde olmaları, ağzında sigara, önünde içki olanlarla; Sanki dünyâyı feth etmiş havası içinde ve resmi hiç bir hüviyeti olmayanların sarıklı, cüppeli havalı tavırlarına bakınca, “Zeytin dalı” başarı ile bitmiş ve Ayasofya Cami açılmış da bu da o câmiin baş imamı tavrında dolaşmaları insana garip geliyor ve dikkat çekiyordu. Oysa bir Müslüman’ın her şart ve durum karşısında taşıdığı o kıyâfetin vakarı ve ciddiyetini koruması, sorumluluk hissi taşıması gerekirdi...

Fakat görülenler ve yaşananlar hiçte öyle değildi. Lüks, israf-gösteriş, savurganlık ve özentiler içinde bir hayâtı yeğlemişlerdi. Yâni, (bizim cânipteki sonradan görme nevzuhurlar) Merhum M. Âkif’in ifâdesiyle; “Vakârı çoktan unutmuş hayâ’yı kaldırmış;” Lâikler ise zâten, “Mukaddesâtı ısırıp Hudâ’ya saldırmış” ve hâlâ da saldırmaktadırlar. Ama bunların ise dünyâ umurlarında değil ve öyle bir dertleri de yoktu… Bugün ortamı müsâit görüp sarık-cüppe, şalvar ve çarşaf savurtanların;  O aksesuarlarını parçalayan zihniyet tarafından parti rozetleri takıldığını çok gördük ve o zulümleri aslâ unutmadık. Mesele bunları giymek-takmak değil, asıl yapılması gerekenler; Bu hürriyet ortamında bir sürü gâfil ve nâdân kesimin hâlâ o sakîm, hastalıklı, inanç ve millî irâde düşmanı zihniyetin etrafında neden temerküz ettiği ve onlara yardım ve yataklıkta bulunup maddî, mânevî destek olduğu konusu ve sorusunu her şuurlu Müslüman’ın sürekli kendisine sorması ve bu konularda ne gibi bir çalışmalar içinde olması gerektiğidir…

Meselâ; o çarşaf ve sarık, cüppeleri parçalayıp yasaklayan, terör ve anarşiye her alan da kol kanat gerenlerin, siyâsî tarihinde binlerce câmii kapatıp ahır, samanlık, parti binâsı, bar, pavyon yapıp satan, Ezanı-Kur’ânı yasaklayan ve hâlâ da aynı zihniyetlerini sürdürüp; “Çankaya ve Taksim’de câmiye, kaçak saraya hayır, kiliseye evet” kampanyasında bulunan zihniyetin ülke gündeminden çıkarılması için ne yapmışlar ve yapmaktadırlar? (Üstelik çok şükür bu sakîm zihniyetin tüm direnmelerine rağmen o câmi Taksime yapılmış ve yapılmaktadır.)

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Doğum ve sonrası... - Sayı 98
Çıban başı... - Sayı 97
Rahatizm ve ötesi... - Sayı 96
Dıştaki alçaklar mı, içte... - Sayı 95
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Sayın Halis bey, bu şiirde yönteminizi değiştirip beyitler halinde denemeniz olmuş. Bence güzelde ol... Ahmet Güney

 Sevgili Özgür, meselenin can alıcı yerini gösteren, esaslı bir yazı olmuş, Allah razı olsun; eşya ve... Sinan AYHAN

 "Vurgun köleler" devrinine hoşgeldiniz..! Tuş ve parmak arası cennet ve cehennem... Geçmişte misalle... Sinan AYHAN

 Evet Sinan Her meselede ölçü olacak söz: "İslâma nüfuz etmeden bu âlemde nüfuz edebileceğimiz hiçb... Ali ERDAL

 "İslâma nüfuz etmeden bu âlemde nüfuz edebileceğimiz hiçbir şey yoktur."Her meselede ölçü olacak söz... Sinan AYHAN


Sonsuz karanlıklarıma gömülüşümü anlamayıp bilmeden kendi karanlıklarına denk sayanlar tarihin karanlığında boğulmaya mahkûmdurlar.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Makine
İnternete, kulak versek
Ağır kefe, baskın tarafı keşif
İçimdeki sesler
Bilgelik çağına doğru
Makine
Alın teri
Tuş üstünde savrulan
Bir başka açıdan yörükler
Bilgelik çağına doğru


Ali Erdal - İnternete, kulak ver...
Kadir Bayrak - Tarihin eşiğinde...
Sinan Ayhan - İnternet rüya mı, kâ...
Sinan Ayhan - Dijital (Hermeneutik...
Sinan Ayhan - Hamletten (internet)...
Sinan Ayhan - Yazarlık, Mezarlık v...
Necip Fazıl Kısakürek - Makine
Özgür Alkan Alkış - Bilgelik çağına doğr...
Dergi Editörü - Son ve tek kıvılcım
Site Editörü - İnternetin fâsık hab...
Mehmet Hasret - Ağır kefe, baskın ta...
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Mezar
Necdet Uçak - Ebrehe ve ebabil kuş...
Necdet Uçak - Kürşad
M. Nihat Malkoç - İnternet kumarhane o...
Hızır İrfan Önder - Nerdesin?
Olgun Albayrak - Dervişane
Olgun Albayrak - Millet destanı
Mehmet Balcı - Zamanla
Mehmet Balcı - Kızım
Ahmet Çelebi - Meçhul sevgililer
Ahmet Çelebi - İçimdeki sesler
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu
Av. Mustafa Büyükgüner - Onuncu gün
Muhsin Hamdi Alkış - Sanal âlem mi?
Kubilay Ertekin - Doğum ve sonrası
Halis Arlıoğlu - Hicran
Halis Arlıoğlu - Bir başka açıdan yör...
Ahmet Değirmenci - Buhranların çocuğu
Ahmet Değirmenci - Dinlediğim türküler
Büşra Doğramacı - Çağın bilinçsiz hare...
Bahadır Kaya - 98.sayı medya sepeti
Kürsü Kainatın Efendisi - Kürsü
Hüseyin Selçuk Bozkurt - Sırf gece
Murat Yaramaz - İnternet hayatımız, ...
Murat Yaramaz - Yalnız sen, yalnız b...
Murat Yaramaz - Mevlid
Murat Yaramaz - Masal
Murat Yaramaz - 98.sayı mizah köşesi
Kenan Aydınoğlu - Əlliyə çat...
Ahmet Yalçınkaya - Tuş üstünde savrulan
Kamran Murquzov - Hakdan gelen haber i...
Yarının Büyüklerine Sorduk - Yarının Büyüklerine ...
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Güldərən VƏLİYEVA - QORXURAM
İsmail Güçtaş - İhtiyar çınar
İsmail Güçtaş - Alın teri
Əkbər QOŞALI - MƏN HƏL...
Mehmet Şerif Cebe - Bir an dicleyle
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4800370
 Bugün : 6003
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 448758
 Bugün : 100
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 172
 98. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 30 Ekim 2018
Künye | Abonelik | İletişim