Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     148 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Devletler kuran, devletler yıkan yazar merakı
Mehmet Hasret

  Sayı: 96 -

“Bir Anarşist Duygunun Ele Geçirilemez Sim(y)ası mı”, elimdeki… İliğime kadar titredim…

Son günleri bırakın dostlar, son on yıldır “burada olmamanın” eşyasını kurmuş biri olarak yakınlarımın dediklerinden hiç bir şey anlayamam elbette; bir şeyin onda olmadığını çıkarıp attığıyla daha çok ona sahip olanlar bir tarafa, bir şeyi ilk haline getirmeye çalışan kafa soylarına duyulan bu ilgisiz hınç umarım daha fazla apoletlileri çileden çıkarmaz… Çünkü bu ilk hal “her şeyden önce cinas vardı”ya kadar gider veya bir yazarın deyişiyle “anlatacak çok yol vardı, lakin biz bunu bir mecazla geçtik.”…

Mecazla kurulabilen hayatlara; hayatın nazına, cilvesine karışmış gövdelere selam olsun!..

“Bir hünerse, bala bakıp baldıranı içeceğim, ey Nefer…”

Hegel, safkan bir apoletliydi, ama apoletsiz bir general nasıl davranırsa öyle davranabilirdi de…  Felsefe kürsüsü bir naz makamı belki, o vakit ister Hegel ol, ister Kant; antik çağdaki maddeciler gibi harmaninde veya cebinde taşıyacağın kelimelerin değil, sözlerin olmalı… Surlarla çevrili bir şehrin anahtarı, söz kuşamına binip surları, engelleri aşar; söz, fethin en baştaki silahıdır…

Bir veli hakkında diğer büyük bir veliye “falanca uçuyormuş ne dersiniz?” diye sormuşlar; o da “kuş da uçuyor, (maharet uçmakta değil)” demiş… Gündem, medyaya bağlı hadiseler de keza, bu “kuş da uçuyor” ifadesi kadar… Bana “realite”lerden bahsetmesin kimse; bahsedecekse yalnız, doğru olanın şanından bahsetsin…

Gündem,  hangi diyalektik seyrin abaküsü olacak, “homo medyakus”ların mı…  Biraz entelektüel çevre şanına uyulup Frankfurt okulu temsilcilerinin Türkçe’ye çevrilmiş kitapları okunsaydı en azından “diyalektiğin” nasıl bir gerçeklik olduğu, nasıl püf noktalar taşıdığı anlaşılırdı… Üstelik bu adamlar Nietzsche bıyıklı bir süslüme  kitabından güzel birer figürken… (Misal Benjamin, Adorno, Horkheimer figürleri)…

Özür dilerim, ama düşüncenin girift kanallarından bazı basit ve sığ kültür konularının elini çektirmek için ağzımdan kezzap kusmak zorunda kalırsam, kimse bana kızmasın… Bir görüş konusunda taraflık bir tarafa, herkesin taraf olduğu yere saplanıp kalmak bir tarafa…

Herkesin “eşya bilgisi” nedir, ben bunu nereden çıkarıyorum… Karşılık, bu bilgiyi ortaya koyar… Örneğin herkes, “üç kere durur bir gölge, bu görüntü konuşmasını sökmek için” eşyasını bilici hiç bir söz sarf etmedi, bugüne kadar, ne yazık ki… Üç adımın ufku nerede, nasıl çoğalır bilen yok… Bilinmezin listeleri boş, plaklar yivsiz, yüzler renksiz ve mimiksiz…    Herkes bir “üç günün, dört günün” peşinde… zamanda altmış yıl, vb. atılmış yıllar… sonsuz zamana göre nedir ki…  Ama hiç yoksa Nietzsche’nin “son ahlâk” vurgusuna bir göz atılmalı burada… (“Apollon” ve “Diyonisos”cu söylem, nasıl Kızılderili ayinine çevrilebilir daha fazla, o düşünülmeli belki…)

Herkese göre bir “kendilik alanı” var ve zaten kimse o kişiye ait “eşya bilgisi”ni de dolayısıyla ölçemez, kurcalayamaz, değerleyemez ve değerlendiremez; ben hele hiç, çünkü benim apoletlerim yok…

Ben o halde, dünya üzerindekilerin bana, herkesin “eşya bilgisi”ni kurcalayabilecek göstergelerin ne olduğunu tek tek, “Hipokrat”ın ölü yüzlerinin tasviri üzerine verdiği tanımda olduğu gibi tasnif edilmiş bir tanımını vermesini bekliyorum… Göstergeler için de bir apolet meselesi çıkarılırsa, tanımlanmış bir apolet hali belirtiriz… Bu hadden sonra bu benim hakkım… Bakalım o göstergeler sıralandıktan sonra; ben meseleyi değerlendirebilecek miyim, değerlendiremeyecek miyim; bunları elbet, göreceğiz…

Ayrıca beni herkesin günlük bakışıyla değerlendirebileceğini belirtmek isterim; ama ben her şeye rağmen, mutlaka yanlış ve doğrularımla bir mekanizma, bir üslup geliştirebilirim diye düşünüyorum; bu da kendimi düzelterek, kendimi yeniden biçimleyerek olacaktır…

Yaşanılanların ve yaşamın canını kubur şebekelerindeki sinir sistemlerine postalamak üzere bir ilim…   Yaşanılan ortamdaki etkiler nasıl seçiliyor, Spinoza’ya bakıla… Ve dahi Sartre ve Camus’nün varoluşçuluğu, tek pillik bir fener altında, çürümüş kokularla, başlık başlık, incelene… Gerçi bunlara da hiç gerek yok ya… Maksat pil istikrarı ve pil devrimi olsun…

Bir duruşa karşı ben de bir duruş sergiliyim madem; satenden bir gurura karşı bir vakar kreasyonu sergilemek onun sadakasıdır artık…

Dostoyevski, cilt cilt romanlarının bir yerinde şöyle konuşturur kahramanlarından iki kişiyi..:

–Tanrıya inanıyor musunuz?

–Evet, inanıyorum; yalnız herkesin inandığı Tanrı’ ya değil… Kendini bende bulan Tanrı’ya inanıyorum…

Bu ifadeye bazı arızaları bakımından katılmasam da, ben onu apoletsiz bir tavırla şöyle düşünüyor ve akıl imbiğimde şöyle dönüştürüyorum…

“Sanat, sanat içindir veya toplum için… Hayatsa, kendini kurtarmış insana aittir… Hayat da, bu çekim ve örgü içinde bir şeylerden etkilenir, vs… Bu neviden her şey palavra… Ben, kendini bende bulan sanata, etkiye ve her şeye inanıyorum… Bu yüzyıllar diyalektiğinin şekillendirdiği bir var oluş durumudur, dolayısıyla ne sanatı, ne hayatı, ne etkisi, ne her şeyi… Kendini, bir sonsuzluk fikrinde yok etmeyen hiçbir (kendilik hali) varoluştan bahsedecek ehliyete sahip değildir…”

Elvis Presley’i, bir ritme yumuşaklıkla can veren bir kulakla “in the ghetto”sunu dinlerken, her şeyden öte, asıl baskın değer olan duyguyu üzerime yapışmış yakalıyorum… Kederin bu pis saldırısı hoşuma mı gidiyor… Dolayısıyla etrafımda uçuşan şeyleri, bu baskınlığın sönük hali ve bir kaç sinir bozucu dekoru olarak işaretliyorum…

Hasret… Hasret… Hep hasret… Kafamızı gözümüzü kırana kadar hasret… Ben ancak hasretle, her şeyin sahibi olabilen bir devlet kurulabileceğine inanıyorum…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Devletler kuran, devletle... - Sayı 96
Karınca günlükleri: üste ... - Sayı 95
Bir küçük kedi için dua... - Sayı 94
DERVİŞ SÖZÜ... - Sayı 93
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (97): Bu sene 737.si yapılacak Ertuğrul Gazi İhtifali'nden hareketle TÜRK TEŞKİLÂTLANMA KABİLİYETİ...


Son Eklenen Yorumlardan
 Allah rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun.O güzel yerler de bir gün sevdiklerimizle buluşacağız... ... BİRSEN YURTSEVER

 necdet amcacıgım.emeğinize kaleminize sağlık... BİRSEN YURTSEVER

 cox mənalı bir şerdir. cox sağ olun. her birinize teşekkür edirəm. ... ruslan

 Məhəbbətsiz ömür sürən kimsədən-Bir aşiqin məzar daşı yaxşıdır.... Ulduz Qəzvini

 Güzel yorumlarla, günüme güneş olan herkese, çok teşekkür ederim. Ne mutlu ki, okuyanlar, mısralara... Işın Erenoğlu Üstündağ


Hislerin hissizleştiği noktada, onlarda kalan aklın varlığını sürdürebilmek için o noktaya varışın yaratıcısını bile inkâr edebilecek kadar “bencil”leşmesine kılıflar uydurarak (bunu) üstünlükmüş gibi gösterenleri iyi tanımak gerekir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Boya sandığı
MƏHƏBBƏT
İnsanın içindeki Hanifliğe ve Ümmiliğe ç
Kudüsü tefekkür
MƏHƏBBƏT
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Kudüs
Vade doldu hanım gitti


Yavuz Sert - Kudüs... Ey Kudüs
Yavuz Sert - Prof. Dr. Ömer Faruk...
Ali Erdal - Kudüs
Kadir Bayrak - Müminleri Emiri: Hz....
Kadir Bayrak - Aynadaki yüz: Mehmed
Sinan Ayhan - İnsanın içindeki Han...
Sinan Ayhan - Can feda...
Bedran Yoldaş - Her yer Kerbelâ
Fatma Pekşen - Peçe
Ahmet Mahir Pekşen - Mescid-i Aksa -Kudüs...
Dergi Editörü - Kudüsü tefekkür
Site Editörü - Kolayı tersten okuma...
Mehmet Hasret - Devletler kuran, dev...
Necip Fazıl - Başyücelik emirleri ...
Necdet Uçak - Kudüs
Necdet Uçak - Kendini hesaba çek
Necdet Uçak - Muhacire ensarız biz
Mustafa Büyükgüner - Nefes
Ayhan Aslan - Hakikat
Ayhan Aslan - Zındık
Ayhan Aslan - Hesap günü
Mehmet Balcı - Susmam ben
Mehmet Balcı - Taşlama
Ahmet Çelebi - Kudüste bir çocuğum
Gelecek sayı konusu -
Vural Gündüz - Boya sandığı
Mustafa Gül - Mekkenin fethinden ç...
Kubilay Ertekin - Rahatizm ve ötesi
Halis Arlıoğlu - Zeytin dalı ve bana ...
Halis Arlıoğlu - Anlayana izafe
Ahmet Değirmenci - Şehadet türküsü
Ahmet Değirmenci - Bir yangındı işte
Kürsü Kainatın Efendisi - Giyim
Er Tuğrul - Kudüs nereden başlar...
Er Tuğrul - Kutlu kıyam
Murat Yaramaz - 6 gün savaşları
Murat Yaramaz - Naci El Ali
Murat Yaramaz - Kan
Murat Yaramaz - Kirli
Murat Yaramaz - Küsme işareti
Işın Erenoğlu Üstündağ - Gün gelir de, hayatı...
Ekrem Esad Altan - Bir oyun oynanır, oy...
Tamer Uysal - İlgisiz bilgililer, ...
Harun Ekici - Hüzün
Şevket Karayiğit - Kudüsün anlattıkları
Hakan Karahan - Bu cemiyetin - Süley...
Harika Ufuk - Birlik beraberlik ka...
Astan QASIMOV - Gəldim
Əlişad CƏFƏROV - Qayçıquyruq qaranquş
Şəfa VƏLİYEVA - Güldüm… Gülüşüm d...
Şəfa EYVAZ - MƏHƏBB'...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4304661
 Bugün : 41
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 435042
 Bugün : 1
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 55
 96. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 11
Son Güncellenme: 5 Şubat 2018
Künye | Abonelik | İletişim