Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     15 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Devletler kuran, devletler yıkan yazar merakı
Mehmet Hasret

  Sayı: 96 -

“Bir Anarşist Duygunun Ele Geçirilemez Sim(y)ası mı”, elimdeki… İliğime kadar titredim…

Son günleri bırakın dostlar, son on yıldır “burada olmamanın” eşyasını kurmuş biri olarak yakınlarımın dediklerinden hiç bir şey anlayamam elbette; bir şeyin onda olmadığını çıkarıp attığıyla daha çok ona sahip olanlar bir tarafa, bir şeyi ilk haline getirmeye çalışan kafa soylarına duyulan bu ilgisiz hınç umarım daha fazla apoletlileri çileden çıkarmaz… Çünkü bu ilk hal “her şeyden önce cinas vardı”ya kadar gider veya bir yazarın deyişiyle “anlatacak çok yol vardı, lakin biz bunu bir mecazla geçtik.”…

Mecazla kurulabilen hayatlara; hayatın nazına, cilvesine karışmış gövdelere selam olsun!..

“Bir hünerse, bala bakıp baldıranı içeceğim, ey Nefer…”

Hegel, safkan bir apoletliydi, ama apoletsiz bir general nasıl davranırsa öyle davranabilirdi de…  Felsefe kürsüsü bir naz makamı belki, o vakit ister Hegel ol, ister Kant; antik çağdaki maddeciler gibi harmaninde veya cebinde taşıyacağın kelimelerin değil, sözlerin olmalı… Surlarla çevrili bir şehrin anahtarı, söz kuşamına binip surları, engelleri aşar; söz, fethin en baştaki silahıdır…

Bir veli hakkında diğer büyük bir veliye “falanca uçuyormuş ne dersiniz?” diye sormuşlar; o da “kuş da uçuyor, (maharet uçmakta değil)” demiş… Gündem, medyaya bağlı hadiseler de keza, bu “kuş da uçuyor” ifadesi kadar… Bana “realite”lerden bahsetmesin kimse; bahsedecekse yalnız, doğru olanın şanından bahsetsin…

Gündem,  hangi diyalektik seyrin abaküsü olacak, “homo medyakus”ların mı…  Biraz entelektüel çevre şanına uyulup Frankfurt okulu temsilcilerinin Türkçe’ye çevrilmiş kitapları okunsaydı en azından “diyalektiğin” nasıl bir gerçeklik olduğu, nasıl püf noktalar taşıdığı anlaşılırdı… Üstelik bu adamlar Nietzsche bıyıklı bir süslüme  kitabından güzel birer figürken… (Misal Benjamin, Adorno, Horkheimer figürleri)…

Özür dilerim, ama düşüncenin girift kanallarından bazı basit ve sığ kültür konularının elini çektirmek için ağzımdan kezzap kusmak zorunda kalırsam, kimse bana kızmasın… Bir görüş konusunda taraflık bir tarafa, herkesin taraf olduğu yere saplanıp kalmak bir tarafa…

Herkesin “eşya bilgisi” nedir, ben bunu nereden çıkarıyorum… Karşılık, bu bilgiyi ortaya koyar… Örneğin herkes, “üç kere durur bir gölge, bu görüntü konuşmasını sökmek için” eşyasını bilici hiç bir söz sarf etmedi, bugüne kadar, ne yazık ki… Üç adımın ufku nerede, nasıl çoğalır bilen yok… Bilinmezin listeleri boş, plaklar yivsiz, yüzler renksiz ve mimiksiz…    Herkes bir “üç günün, dört günün” peşinde… zamanda altmış yıl, vb. atılmış yıllar… sonsuz zamana göre nedir ki…  Ama hiç yoksa Nietzsche’nin “son ahlâk” vurgusuna bir göz atılmalı burada… (“Apollon” ve “Diyonisos”cu söylem, nasıl Kızılderili ayinine çevrilebilir daha fazla, o düşünülmeli belki…)

Herkese göre bir “kendilik alanı” var ve zaten kimse o kişiye ait “eşya bilgisi”ni de dolayısıyla ölçemez, kurcalayamaz, değerleyemez ve değerlendiremez; ben hele hiç, çünkü benim apoletlerim yok…

Ben o halde, dünya üzerindekilerin bana, herkesin “eşya bilgisi”ni kurcalayabilecek göstergelerin ne olduğunu tek tek, “Hipokrat”ın ölü yüzlerinin tasviri üzerine verdiği tanımda olduğu gibi tasnif edilmiş bir tanımını vermesini bekliyorum… Göstergeler için de bir apolet meselesi çıkarılırsa, tanımlanmış bir apolet hali belirtiriz… Bu hadden sonra bu benim hakkım… Bakalım o göstergeler sıralandıktan sonra; ben meseleyi değerlendirebilecek miyim, değerlendiremeyecek miyim; bunları elbet, göreceğiz…

Ayrıca beni herkesin günlük bakışıyla değerlendirebileceğini belirtmek isterim; ama ben her şeye rağmen, mutlaka yanlış ve doğrularımla bir mekanizma, bir üslup geliştirebilirim diye düşünüyorum; bu da kendimi düzelterek, kendimi yeniden biçimleyerek olacaktır…

Yaşanılanların ve yaşamın canını kubur şebekelerindeki sinir sistemlerine postalamak üzere bir ilim…   Yaşanılan ortamdaki etkiler nasıl seçiliyor, Spinoza’ya bakıla… Ve dahi Sartre ve Camus’nün varoluşçuluğu, tek pillik bir fener altında, çürümüş kokularla, başlık başlık, incelene… Gerçi bunlara da hiç gerek yok ya… Maksat pil istikrarı ve pil devrimi olsun…

Bir duruşa karşı ben de bir duruş sergiliyim madem; satenden bir gurura karşı bir vakar kreasyonu sergilemek onun sadakasıdır artık…

Dostoyevski, cilt cilt romanlarının bir yerinde şöyle konuşturur kahramanlarından iki kişiyi..:

–Tanrıya inanıyor musunuz?

–Evet, inanıyorum; yalnız herkesin inandığı Tanrı’ ya değil… Kendini bende bulan Tanrı’ya inanıyorum…

Bu ifadeye bazı arızaları bakımından katılmasam da, ben onu apoletsiz bir tavırla şöyle düşünüyor ve akıl imbiğimde şöyle dönüştürüyorum…

“Sanat, sanat içindir veya toplum için… Hayatsa, kendini kurtarmış insana aittir… Hayat da, bu çekim ve örgü içinde bir şeylerden etkilenir, vs… Bu neviden her şey palavra… Ben, kendini bende bulan sanata, etkiye ve her şeye inanıyorum… Bu yüzyıllar diyalektiğinin şekillendirdiği bir var oluş durumudur, dolayısıyla ne sanatı, ne hayatı, ne etkisi, ne her şeyi… Kendini, bir sonsuzluk fikrinde yok etmeyen hiçbir (kendilik hali) varoluştan bahsedecek ehliyete sahip değildir…”

Elvis Presley’i, bir ritme yumuşaklıkla can veren bir kulakla “in the ghetto”sunu dinlerken, her şeyden öte, asıl baskın değer olan duyguyu üzerime yapışmış yakalıyorum… Kederin bu pis saldırısı hoşuma mı gidiyor… Dolayısıyla etrafımda uçuşan şeyleri, bu baskınlığın sönük hali ve bir kaç sinir bozucu dekoru olarak işaretliyorum…

Hasret… Hasret… Hep hasret… Kafamızı gözümüzü kırana kadar hasret… Ben ancak hasretle, her şeyin sahibi olabilen bir devlet kurulabileceğine inanıyorum…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Devletler kuran, devletle... - Sayı 96
Karınca günlükleri: üste ... - Sayı 95
Bir küçük kedi için dua... - Sayı 94
DERVİŞ SÖZÜ... - Sayı 93
Tüm Yazıları

Son Eklenen Yorumlardan
 Türk Milleti hiçbir zaman dış düşmanlar tarafından yıkılmamıştır. Hep kendi içindeki hainler tarafın... Ahmet Güney

 Amin.Allah razı olsun.Kaleminize kuvvet elinize sağlık hocam.... Faruk Aktı

 Güzel sindire sindire okumak lazımmış ...

 Teşekkürler Sinan abi, devam etmeyi ben de istiyorum inşallah.... Yavuz

 Sevgili Nilgün,Yorumunu okuyunca, koskoca bir tebessüm suratıma geldi yerleşti, kalkmak bilmiyor. Bu... Işın Erenoğlu Üstündağ


Türkçe’nin kırpıla kırpıla ne hale getirildiğine bakmadan kalkmışız, “eser vermeli, eser vermeli” diyoruz.
Halbuki “Güneş Dil Teorileri”nin temel yapılmak istendiği bir dili kullanarak karşımızdakilerle konuşup, anlaşabildiğimize şükretmeliyiz.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Batı tefekkürü ve İslâm tasavvufu (isiml
Gamsız buğday tanesi
Tasavvuf ve cemiyet
Gönül kahramanlarının izinde...

Gamsız buğday tanesi
(Röportaj) Tekkeler tekrar açılacaktır,
Gönül kahramanlarının izinde...
Dıştaki alçaklar mı, içteki hainler mi


Yavuz Sert - Sadırdan satıra
Yavuz Sert - (Röportaj) Tekkeler ...
Ali Erdal - Tasavvuf ve cemiyet
Kadir Bayrak - Şeyhim Edebâli
Kadir Bayrak - Batı tefekkürü ve İs...
Sinan Ayhan - Su sulbünde, gül ile...
Ekrem Yılmaz - İbretlik not ve insa...
Dergi Editörü - Gönül kahramanlarını...
Site Editörü - Tasavvuf: insanı olg...
Haceloğlu - Parti mezarlığının y...
Mehmet Hasret - Karınca günlükleri: ...
Necip Fazıl - Batı tefekkürü ve İs...
Necdet Uçak - Allahtan umudunu kes...
Necdet Uçak - Rabbim
Necdet Uçak - Kibir gururu bırak
Mustafa Büyükgüner - Bir Naim Süleymanoğl...
M. Nihat Malkoç - Sözün özü
Hızır İrfan Önder - Ben değilim!
Hızır İrfan Önder - Aşkullâh
Mehmet Balcı - İnsan gibi
Mehmet Balcı - Bekleyiş
İktibas - Yaşadıklarını Sabaha...
Gelecek sayı konusu -
Kubilay Ertekin - Dıştaki alçaklar mı,...
İbrahim Şaşma - Mescid-i Aksa
Halis Arlıoğlu - Hastane köşeleri
Halis Arlıoğlu - Bir mağrur bakışlıya
Kürsü Kainatın Efendisi - Gıda
Yasin Uçan - O gözler ki
Er Tuğrul - Tasavvuf
Murat Yaramaz - 95.sayı mizah köşesi
Murat Yaramaz - Öte
Murat Yaramaz - Oluşum
Murat Yaramaz - Duvar
Murat Yaramaz - Varı
Kardelen - Kardelen, İDPde
Işın Erenoğlu Üstündağ - Gamsız buğday tanesi
Ekrem Esad Altan - İhtiyaç
Nedim Demirbaş - Sargı bezi
Harun Ekici - Bekleyiş
Harun Ekici - Bir gülümseme
Mert Tahta - Sevda bekçisi
Muammer Çalar - Hani gönlüm
Muammer Zeki Aygur - Kendi kendime
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4125982
 Bugün : 229
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 430275
 Bugün : 7
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 81
 95. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 8
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
Son Güncellenme: 5 Şubat 2018
Künye | Abonelik | İletişim