Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1074 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Devletler kuran, devletler yıkan yazar merakı
Mehmet Hasret

  Sayı: 96 -

“Bir Anarşist Duygunun Ele Geçirilemez Sim(y)ası mı”, elimdeki… İliğime kadar titredim…

Son günleri bırakın dostlar, son on yıldır “burada olmamanın” eşyasını kurmuş biri olarak yakınlarımın dediklerinden hiç bir şey anlayamam elbette; bir şeyin onda olmadığını çıkarıp attığıyla daha çok ona sahip olanlar bir tarafa, bir şeyi ilk haline getirmeye çalışan kafa soylarına duyulan bu ilgisiz hınç umarım daha fazla apoletlileri çileden çıkarmaz… Çünkü bu ilk hal “her şeyden önce cinas vardı”ya kadar gider veya bir yazarın deyişiyle “anlatacak çok yol vardı, lakin biz bunu bir mecazla geçtik.”…

Mecazla kurulabilen hayatlara; hayatın nazına, cilvesine karışmış gövdelere selam olsun!..

“Bir hünerse, bala bakıp baldıranı içeceğim, ey Nefer…”

Hegel, safkan bir apoletliydi, ama apoletsiz bir general nasıl davranırsa öyle davranabilirdi de…  Felsefe kürsüsü bir naz makamı belki, o vakit ister Hegel ol, ister Kant; antik çağdaki maddeciler gibi harmaninde veya cebinde taşıyacağın kelimelerin değil, sözlerin olmalı… Surlarla çevrili bir şehrin anahtarı, söz kuşamına binip surları, engelleri aşar; söz, fethin en baştaki silahıdır…

Bir veli hakkında diğer büyük bir veliye “falanca uçuyormuş ne dersiniz?” diye sormuşlar; o da “kuş da uçuyor, (maharet uçmakta değil)” demiş… Gündem, medyaya bağlı hadiseler de keza, bu “kuş da uçuyor” ifadesi kadar… Bana “realite”lerden bahsetmesin kimse; bahsedecekse yalnız, doğru olanın şanından bahsetsin…

Gündem,  hangi diyalektik seyrin abaküsü olacak, “homo medyakus”ların mı…  Biraz entelektüel çevre şanına uyulup Frankfurt okulu temsilcilerinin Türkçe’ye çevrilmiş kitapları okunsaydı en azından “diyalektiğin” nasıl bir gerçeklik olduğu, nasıl püf noktalar taşıdığı anlaşılırdı… Üstelik bu adamlar Nietzsche bıyıklı bir süslüme  kitabından güzel birer figürken… (Misal Benjamin, Adorno, Horkheimer figürleri)…

Özür dilerim, ama düşüncenin girift kanallarından bazı basit ve sığ kültür konularının elini çektirmek için ağzımdan kezzap kusmak zorunda kalırsam, kimse bana kızmasın… Bir görüş konusunda taraflık bir tarafa, herkesin taraf olduğu yere saplanıp kalmak bir tarafa…

Herkesin “eşya bilgisi” nedir, ben bunu nereden çıkarıyorum… Karşılık, bu bilgiyi ortaya koyar… Örneğin herkes, “üç kere durur bir gölge, bu görüntü konuşmasını sökmek için” eşyasını bilici hiç bir söz sarf etmedi, bugüne kadar, ne yazık ki… Üç adımın ufku nerede, nasıl çoğalır bilen yok… Bilinmezin listeleri boş, plaklar yivsiz, yüzler renksiz ve mimiksiz…    Herkes bir “üç günün, dört günün” peşinde… zamanda altmış yıl, vb. atılmış yıllar… sonsuz zamana göre nedir ki…  Ama hiç yoksa Nietzsche’nin “son ahlâk” vurgusuna bir göz atılmalı burada… (“Apollon” ve “Diyonisos”cu söylem, nasıl Kızılderili ayinine çevrilebilir daha fazla, o düşünülmeli belki…)

Herkese göre bir “kendilik alanı” var ve zaten kimse o kişiye ait “eşya bilgisi”ni de dolayısıyla ölçemez, kurcalayamaz, değerleyemez ve değerlendiremez; ben hele hiç, çünkü benim apoletlerim yok…

Ben o halde, dünya üzerindekilerin bana, herkesin “eşya bilgisi”ni kurcalayabilecek göstergelerin ne olduğunu tek tek, “Hipokrat”ın ölü yüzlerinin tasviri üzerine verdiği tanımda olduğu gibi tasnif edilmiş bir tanımını vermesini bekliyorum… Göstergeler için de bir apolet meselesi çıkarılırsa, tanımlanmış bir apolet hali belirtiriz… Bu hadden sonra bu benim hakkım… Bakalım o göstergeler sıralandıktan sonra; ben meseleyi değerlendirebilecek miyim, değerlendiremeyecek miyim; bunları elbet, göreceğiz…

Ayrıca beni herkesin günlük bakışıyla değerlendirebileceğini belirtmek isterim; ama ben her şeye rağmen, mutlaka yanlış ve doğrularımla bir mekanizma, bir üslup geliştirebilirim diye düşünüyorum; bu da kendimi düzelterek, kendimi yeniden biçimleyerek olacaktır…

Yaşanılanların ve yaşamın canını kubur şebekelerindeki sinir sistemlerine postalamak üzere bir ilim…   Yaşanılan ortamdaki etkiler nasıl seçiliyor, Spinoza’ya bakıla… Ve dahi Sartre ve Camus’nün varoluşçuluğu, tek pillik bir fener altında, çürümüş kokularla, başlık başlık, incelene… Gerçi bunlara da hiç gerek yok ya… Maksat pil istikrarı ve pil devrimi olsun…

Bir duruşa karşı ben de bir duruş sergiliyim madem; satenden bir gurura karşı bir vakar kreasyonu sergilemek onun sadakasıdır artık…

Dostoyevski, cilt cilt romanlarının bir yerinde şöyle konuşturur kahramanlarından iki kişiyi..:

–Tanrıya inanıyor musunuz?

–Evet, inanıyorum; yalnız herkesin inandığı Tanrı’ ya değil… Kendini bende bulan Tanrı’ya inanıyorum…

Bu ifadeye bazı arızaları bakımından katılmasam da, ben onu apoletsiz bir tavırla şöyle düşünüyor ve akıl imbiğimde şöyle dönüştürüyorum…

“Sanat, sanat içindir veya toplum için… Hayatsa, kendini kurtarmış insana aittir… Hayat da, bu çekim ve örgü içinde bir şeylerden etkilenir, vs… Bu neviden her şey palavra… Ben, kendini bende bulan sanata, etkiye ve her şeye inanıyorum… Bu yüzyıllar diyalektiğinin şekillendirdiği bir var oluş durumudur, dolayısıyla ne sanatı, ne hayatı, ne etkisi, ne her şeyi… Kendini, bir sonsuzluk fikrinde yok etmeyen hiçbir (kendilik hali) varoluştan bahsedecek ehliyete sahip değildir…”

Elvis Presley’i, bir ritme yumuşaklıkla can veren bir kulakla “in the ghetto”sunu dinlerken, her şeyden öte, asıl baskın değer olan duyguyu üzerime yapışmış yakalıyorum… Kederin bu pis saldırısı hoşuma mı gidiyor… Dolayısıyla etrafımda uçuşan şeyleri, bu baskınlığın sönük hali ve bir kaç sinir bozucu dekoru olarak işaretliyorum…

Hasret… Hasret… Hep hasret… Kafamızı gözümüzü kırana kadar hasret… Ben ancak hasretle, her şeyin sahibi olabilen bir devlet kurulabileceğine inanıyorum…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Nasihat... - Sayı 104
Aynı safta olduğumuz omuz... - Sayı 103
Kurbağa kesip biçmeyi kim... - Sayı 101
Askıda şiir... - Sayı 100
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (105): Eğitim, fert ve cemiyet için yarın projesi... Doğumdan ölüme bütün hayatın, zamanın ve mekânın konusu... Hattâ ölümden sonrası, ömrümüzü nasıl geçirdiğimize bağlı olduğuna göre, ölüm ötesi ümidi de, (Allah muhafaza) inkısarı da alınacak eğitime bağlı... Her insan ve her cemiyet onun nasıl olması gerektiği üzerinde düşünmek durumunda.

Son Eklenen Yorumlardan
 "Türk milleti, bütün tarih boyunca kaderinin devamlı ihtar ve ifşa edişleriyle meydanda olduğu gibi,... Sinan AYHAN

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan yakar

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan

 "Hattâ bir unvan vardır hezarfen diye. Hezarfen deyince hemen aklımıza Galata Kulesinden Üsküdara ka... Sinan AYHAN

 16 yıl önce verdiğimiz selâm bir "düşünen adam" tarafından alınmış, ne mutlu bize... Batuhan Bey, 10... Kadir Bayrak


Hislerin hissizleştiği noktada, onlarda kalan aklın varlığını sürdürebilmek için o noktaya varışın yaratıcısını bile inkâr edebilecek kadar “bencil”leşmesine kılıflar uydurarak (bunu) üstünlükmüş gibi gösterenleri iyi tanımak gerekir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Tek kelimeyle kurtuluş yolu
Karıncanın gücü
Selâm
Yolun sonu
Doğu Türkistan uzak değil
Tek kelimeyle kurtuluş yolu


Ali Erdal - Karıncanın gücü
Kadir Bayrak - Aşilin topuğu
Sinan Ayhan - Tokat
Necip Fazıl Kısakürek - Tek kelimeyle kurtul...
Dergi Editörü - Selâm
Site Editörü - Yolun sonu
Mehmet Hasret - Nasihat
Gönüldaş - İşte bu!..
Necdet Uçak - Yürüdüm Allah diye
Necdet Uçak - Kafkaslarda Rus zulm...
Altan Atan - Eski dünya
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Âh Doğu Türkistan Âh...
Hızır İrfan Önder - Gelsin bahar
Mehmet Balcı - Güzel
Mehmet Balcı - Öğrenmelisin
Av. Mustafa Büyükgüner - Aradığımız ruh
Muhsin Hamdi Alkış - Ah Türkistan ah Türk...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış (Nisa...
Hasan Ildız - İçimde
Kubilay Ertekin - Sinsi ve pasif siyâs...
Halis Arlıoğlu - Hayat arkadaşıma
İbrahim Ali Uçar - Asyanın kalbi Doğu T...
Ahmet Değirmenci - Oralardan haberler
Ahmet Değirmenci - Röportaj - Seyit Tüm...
Ahmet Değirmenci - Bir ihtilâl...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - İşkence
Murat Yaramaz - 104.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Korkak kahraman
Murat Yaramaz - Çözüm
Mahmut Topbaşlı - Solan yüzüm tende kö...
Erdal Kozankaya - Tarih bizi çağırıyor
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - Tercih
Hacer Taner Bulut - Kötülük eden kötülük...
Mertali Mermer - Hiç gelmeyen
Cemal Karsavan - Dikkat edilmeli sana...
Hakkı Şener - Türkistan
İlkay Coşkun - Doğu Türkistan uzak ...
İlkay Coşkun - "Mübareze" hakkında
Abdushükür Muhammet - Şiir okuma
Abdushükür Muhammet - Ak
Abdurehim imin /paraç - Vatan derim
Turgut Yıldızan - Gök bayrak için şanl...
Amine Vayıt - Güzel yurdum
Nurmuhammet Yasin - Nuzugumun çağrısı
Ferruh Recai - Karanlıkta güneşlene...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7286266
 Bugün : 2626
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 507554
 Bugün : 8
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dçn) Toplam : 86
 104. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim