Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     503 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Devletler kuran, devletler yıkan yazar merakı
Mehmet Hasret

  Sayı: 96 -

“Bir Anarşist Duygunun Ele Geçirilemez Sim(y)ası mı”, elimdeki… İliğime kadar titredim…

Son günleri bırakın dostlar, son on yıldır “burada olmamanın” eşyasını kurmuş biri olarak yakınlarımın dediklerinden hiç bir şey anlayamam elbette; bir şeyin onda olmadığını çıkarıp attığıyla daha çok ona sahip olanlar bir tarafa, bir şeyi ilk haline getirmeye çalışan kafa soylarına duyulan bu ilgisiz hınç umarım daha fazla apoletlileri çileden çıkarmaz… Çünkü bu ilk hal “her şeyden önce cinas vardı”ya kadar gider veya bir yazarın deyişiyle “anlatacak çok yol vardı, lakin biz bunu bir mecazla geçtik.”…

Mecazla kurulabilen hayatlara; hayatın nazına, cilvesine karışmış gövdelere selam olsun!..

“Bir hünerse, bala bakıp baldıranı içeceğim, ey Nefer…”

Hegel, safkan bir apoletliydi, ama apoletsiz bir general nasıl davranırsa öyle davranabilirdi de…  Felsefe kürsüsü bir naz makamı belki, o vakit ister Hegel ol, ister Kant; antik çağdaki maddeciler gibi harmaninde veya cebinde taşıyacağın kelimelerin değil, sözlerin olmalı… Surlarla çevrili bir şehrin anahtarı, söz kuşamına binip surları, engelleri aşar; söz, fethin en baştaki silahıdır…

Bir veli hakkında diğer büyük bir veliye “falanca uçuyormuş ne dersiniz?” diye sormuşlar; o da “kuş da uçuyor, (maharet uçmakta değil)” demiş… Gündem, medyaya bağlı hadiseler de keza, bu “kuş da uçuyor” ifadesi kadar… Bana “realite”lerden bahsetmesin kimse; bahsedecekse yalnız, doğru olanın şanından bahsetsin…

Gündem,  hangi diyalektik seyrin abaküsü olacak, “homo medyakus”ların mı…  Biraz entelektüel çevre şanına uyulup Frankfurt okulu temsilcilerinin Türkçe’ye çevrilmiş kitapları okunsaydı en azından “diyalektiğin” nasıl bir gerçeklik olduğu, nasıl püf noktalar taşıdığı anlaşılırdı… Üstelik bu adamlar Nietzsche bıyıklı bir süslüme  kitabından güzel birer figürken… (Misal Benjamin, Adorno, Horkheimer figürleri)…

Özür dilerim, ama düşüncenin girift kanallarından bazı basit ve sığ kültür konularının elini çektirmek için ağzımdan kezzap kusmak zorunda kalırsam, kimse bana kızmasın… Bir görüş konusunda taraflık bir tarafa, herkesin taraf olduğu yere saplanıp kalmak bir tarafa…

Herkesin “eşya bilgisi” nedir, ben bunu nereden çıkarıyorum… Karşılık, bu bilgiyi ortaya koyar… Örneğin herkes, “üç kere durur bir gölge, bu görüntü konuşmasını sökmek için” eşyasını bilici hiç bir söz sarf etmedi, bugüne kadar, ne yazık ki… Üç adımın ufku nerede, nasıl çoğalır bilen yok… Bilinmezin listeleri boş, plaklar yivsiz, yüzler renksiz ve mimiksiz…    Herkes bir “üç günün, dört günün” peşinde… zamanda altmış yıl, vb. atılmış yıllar… sonsuz zamana göre nedir ki…  Ama hiç yoksa Nietzsche’nin “son ahlâk” vurgusuna bir göz atılmalı burada… (“Apollon” ve “Diyonisos”cu söylem, nasıl Kızılderili ayinine çevrilebilir daha fazla, o düşünülmeli belki…)

Herkese göre bir “kendilik alanı” var ve zaten kimse o kişiye ait “eşya bilgisi”ni de dolayısıyla ölçemez, kurcalayamaz, değerleyemez ve değerlendiremez; ben hele hiç, çünkü benim apoletlerim yok…

Ben o halde, dünya üzerindekilerin bana, herkesin “eşya bilgisi”ni kurcalayabilecek göstergelerin ne olduğunu tek tek, “Hipokrat”ın ölü yüzlerinin tasviri üzerine verdiği tanımda olduğu gibi tasnif edilmiş bir tanımını vermesini bekliyorum… Göstergeler için de bir apolet meselesi çıkarılırsa, tanımlanmış bir apolet hali belirtiriz… Bu hadden sonra bu benim hakkım… Bakalım o göstergeler sıralandıktan sonra; ben meseleyi değerlendirebilecek miyim, değerlendiremeyecek miyim; bunları elbet, göreceğiz…

Ayrıca beni herkesin günlük bakışıyla değerlendirebileceğini belirtmek isterim; ama ben her şeye rağmen, mutlaka yanlış ve doğrularımla bir mekanizma, bir üslup geliştirebilirim diye düşünüyorum; bu da kendimi düzelterek, kendimi yeniden biçimleyerek olacaktır…

Yaşanılanların ve yaşamın canını kubur şebekelerindeki sinir sistemlerine postalamak üzere bir ilim…   Yaşanılan ortamdaki etkiler nasıl seçiliyor, Spinoza’ya bakıla… Ve dahi Sartre ve Camus’nün varoluşçuluğu, tek pillik bir fener altında, çürümüş kokularla, başlık başlık, incelene… Gerçi bunlara da hiç gerek yok ya… Maksat pil istikrarı ve pil devrimi olsun…

Bir duruşa karşı ben de bir duruş sergiliyim madem; satenden bir gurura karşı bir vakar kreasyonu sergilemek onun sadakasıdır artık…

Dostoyevski, cilt cilt romanlarının bir yerinde şöyle konuşturur kahramanlarından iki kişiyi..:

–Tanrıya inanıyor musunuz?

–Evet, inanıyorum; yalnız herkesin inandığı Tanrı’ ya değil… Kendini bende bulan Tanrı’ya inanıyorum…

Bu ifadeye bazı arızaları bakımından katılmasam da, ben onu apoletsiz bir tavırla şöyle düşünüyor ve akıl imbiğimde şöyle dönüştürüyorum…

“Sanat, sanat içindir veya toplum için… Hayatsa, kendini kurtarmış insana aittir… Hayat da, bu çekim ve örgü içinde bir şeylerden etkilenir, vs… Bu neviden her şey palavra… Ben, kendini bende bulan sanata, etkiye ve her şeye inanıyorum… Bu yüzyıllar diyalektiğinin şekillendirdiği bir var oluş durumudur, dolayısıyla ne sanatı, ne hayatı, ne etkisi, ne her şeyi… Kendini, bir sonsuzluk fikrinde yok etmeyen hiçbir (kendilik hali) varoluştan bahsedecek ehliyete sahip değildir…”

Elvis Presley’i, bir ritme yumuşaklıkla can veren bir kulakla “in the ghetto”sunu dinlerken, her şeyden öte, asıl baskın değer olan duyguyu üzerime yapışmış yakalıyorum… Kederin bu pis saldırısı hoşuma mı gidiyor… Dolayısıyla etrafımda uçuşan şeyleri, bu baskınlığın sönük hali ve bir kaç sinir bozucu dekoru olarak işaretliyorum…

Hasret… Hasret… Hep hasret… Kafamızı gözümüzü kırana kadar hasret… Ben ancak hasretle, her şeyin sahibi olabilen bir devlet kurulabileceğine inanıyorum…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Ağır kefe, baskın tarafı ... - Sayı 98
Körbaykuş... - Sayı 97
Devletler kuran, devletle... - Sayı 96
Karınca günlükleri: üste ... - Sayı 95
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Fıtratımız gereği aslolana yöneliriz. Ne kadar doğru bir söz. Şüphe yok ki tebaa da fıtratı gereği a... Tebaa

 Çok teşekkürler proje ödevime çok yardımcı oldunuz.... Emine

 İnsan düşündüğü için değil sadece, bunun ötesinde öteleri merak ettiği ve her şeyin künhünü kurcalad... Sinan AYHAN

 Soru: "YouTube", "twitter", "Facebook", "instagram" gibi başlıkların altına listelenen kullanıcılar ... Sinan AYHAN

 Yazar hakkında minik bir araştırma yaptım su an yazmıyor ve bir yerde okudum bu yazıları lisedeyken ... Halil Aktan


“Yeni Dünya Düzeni” diye bir şey attılar ortaya… Ondan sonra ne ses çıktı, ne soluk… “Yeni Dünya Düzeni” dedikleri, boşluğun sessizliğini dinlemek gibi bir şey mi acaba?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Makine
İnternete, kulak versek
Son ve tek kıvılcım
Bilgelik çağına doğru
Ağır kefe, baskın tarafı keşif
Makine
Mevlid
İnternete, kulak versek
Alın teri
Çağın bilinçsiz hareketi: İnternet


Ali Erdal - İnternete, kulak ver...
Kadir Bayrak - Tarihin eşiğinde...
Sinan Ayhan - İnternet rüya mı, kâ...
Sinan Ayhan - Dijital (Hermeneutik...
Sinan Ayhan - Hamletten (internet)...
Sinan Ayhan - Yazarlık, Mezarlık v...
Necip Fazıl Kısakürek - Makine
Özgür Alkan Alkış - Bilgelik çağına doğr...
Dergi Editörü - Son ve tek kıvılcım
Site Editörü - İnternetin fâsık hab...
Mehmet Hasret - Ağır kefe, baskın ta...
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Mezar
Necdet Uçak - Ebrehe ve ebabil kuş...
Necdet Uçak - Kürşad
M. Nihat Malkoç - İnternet kumarhane o...
Hızır İrfan Önder - Nerdesin?
Olgun Albayrak - Dervişane
Olgun Albayrak - Millet destanı
Mehmet Balcı - Zamanla
Mehmet Balcı - Kızım
Ahmet Çelebi - Meçhul sevgililer
Ahmet Çelebi - İçimdeki sesler
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu
Av. Mustafa Büyükgüner - Onuncu gün
Muhsin Hamdi Alkış - Sanal âlem mi?
Kubilay Ertekin - Doğum ve sonrası
Halis Arlıoğlu - Hicran
Halis Arlıoğlu - Bir başka açıdan yör...
Ahmet Değirmenci - Buhranların çocuğu
Ahmet Değirmenci - Dinlediğim türküler
Büşra Doğramacı - Çağın bilinçsiz hare...
Bahadır Kaya - 98.sayı medya sepeti
Kürsü Kainatın Efendisi - Kürsü
Hüseyin Selçuk Bozkurt - Sırf gece
Murat Yaramaz - İnternet hayatımız, ...
Murat Yaramaz - Yalnız sen, yalnız b...
Murat Yaramaz - Mevlid
Murat Yaramaz - Masal
Murat Yaramaz - 98.sayı mizah köşesi
Kenan Aydınoğlu - Əlliyə çat...
Ahmet Yalçınkaya - Tuş üstünde savrulan
Kamran Murquzov - Hakdan gelen haber i...
Yarının Büyüklerine Sorduk - Yarının Büyüklerine ...
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Güldərən VƏLİYEVA - QORXURAM
İsmail Güçtaş - İhtiyar çınar
İsmail Güçtaş - Alın teri
Əkbər QOŞALI - MƏN HƏL...
Mehmet Şerif Cebe - Bir an dicleyle
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4917134
 Bugün : 1780
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 452353
 Bugün : 49
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 108
 98. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 13
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 30 Ekim 2018
Künye | Abonelik | İletişim