Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     381 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Çıtırtı - Ev yerleşiyor
Fatma Pekşen

  Sayı: 99 -

Siftahını ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum. Ses denilen hissi anlamaya başladığım ilk anlarda olmalı. Kulağıma gelen ilk çıtırtıyı, yattığım beşiğin tavana bağlı, adına sikke denen halka gıcırtısıyla karıştırmışımdır muhtemelen. Odun sobasındaki ince dalların sesiyle, pervaza konan serçelerin ayak sesleriyle birlikte erişmiştir mermerşahiden dikilmiş arakçınlı kulağıma.

Hep öyledir; bizim kuşağın çocuklarının arakçınlarının hepsi mermerşahiden dikilmiştir. Hani başı sımsıkı tutacak, hani kulakların kepçe olmasını önleyecek ya. Eli hünerli bir ninece uydurulup kırmızı mor bebeciğin kafasına geçirilmiştir evvel ezelden bir tarihte. Arkası da gelmiştir.

Yekdaşlarımı net olarak elbette hatırlamam. Ama Nebahat’ın, Hayriye’nin, Hayriye’nin o uzun kafalı kardeşi Süleyman’ın da bu arakçınlardan nasiplendiğini adım gibi biliyorum. Yaban ellerdeki akraba çocuklarımızın, arkasına maniler yazılarak gönderilmiş fotoğraflarındaki tüllü, kirazlı fötr şapkalardan olmadı hiç. Hiç birimizin olmadı.

Büyükannem, nedense tukula derdi, arakçına. Teyzemin epey bir düşükten sonra salimen doğurduğu bebeğine hazırlanan  kundak  takımını bohçalarken duymuştum siftah olarak. “Tukulasını da işlediniz mi kızlar? Büyükbabası yarımlık altın takacak üstüne.”

Büyükbabam, bizim tukulamıza, ya da arakçınımıza altın takmış mıdır, bilemem. “Evet anne, hepsine de uğurböceği işledik. Zıbınına, kundağına, kolbezine, arakçınına varasıya işledik. Sen merak etme.”

Bu konuşmaların olduğu gün de duymuş olmalıyım çıtırtıyı. Annemden küçük iki teyzemin de hazır olduğu unluk eleme günlerinden birinde, eleklere, kalburlara vurulan patırtılı avuç içlerinin sesine karışmış olarak da duymuş olmalıyım.

“Çok çiğneyince sakız oluyor biliyor musun?” diyen küçük teyzemin kızı Selma’nın safiyetle uzattığı bir avuç buğdayı çıtırdatmaya, şişirmeye çalışırken de, işitmiş olmalıyım.

Çıtırtı, dayımın düğününde, hoşaf kaynatan aşçının kepçe tıkırtısına da karışmış olmalı, köyden gelen kirve karılarının çektiği semahla da halleşmiş olmalı. Ezelden gelen o çıtırtıyı mangal başında mırıldanıp duran büyükannemin kedisi Yıldız’ın yaladığı çanak sesiyle, erken çöken kış akşamlarında ısınsın diye, öbür odadan getirilip erkenden serilen, okka çeken yorganın ipek hışırtısıyla birlikte de duymuş olmalıyım.

İlkini ne zaman sormuştum onu da hatırlamıyorum.

“Genuine Draft Beer” yazısını ellinci kere okurken, ellinci kere de alışık olduğum çıtırtıyı duyarken olmalı.

“Büyükanne, ne oluyor böyle çıtır çıtır?”

“Ev yerleşiyor kızım. Ev yerleşiyor.”

Genuine Draft Beer.

Genuine Draft Beer.

Genuine Draft Beer.

Ne olduğunu bilmiyorum bu acayip yazının. Büyükbabamın sactan yaptığı soba altlığında alt alta dizili. Sarı zemine yapılmış olan soba tahtası denilen bu sacın bir kenarında da tavşanayağı bulunmakta. Çoğu kelimeyi yanlış telâffuz etmekte olan büyükannem, bu elimi sürmeye ürktüğüm nesneye de “dovşan ayağı” diyor zaten. “Şu dovşan ayağını ver de zobanın külünü süpürem.”

“Ben ölüden korkarım” diyemiyorum tabii. Gene büyükbabamın el yapımı olan maşayla çekiştirerek, o duman renkli ayağı getiriyorum büyükannemden tarafa.

Tavşanayağı yerine konulurken de çıtırtı duyuyorum, dayım eve geç vakit gelip, dergilerini yatağının altına hışırtıyla koyarken de duyuyorum, “Allahüekber Allahüekber, Lâ İlâhe İllâllahü Allahüekber…” diye yatağının içine oturan büyükbabamın sesli getirdiği tekbirle birlikte de duyuyorum.

Dayıma göre deprem, büyükanneme göre zelzele, büyükbabama göre de hareket-i arz olan, yeryüzünün dengelendiği bu harekette, “Allahümme Salli Alâ…” diye salâvat getirirsen daha fazla sallanırmış yer.

Ne etmeye kadir değilmiş ki Yaradan? Güneşin tutulduğu bir gün, ayı güneşin önünden kaldırmaz, hepimizin ocağını batırabilirmiş. Güneş olmazsa hayat da olmazmış. Yatsıyla ezan arasında çıkan yelden de korkmalıymışız. Çünkü kıyamet o vakitte kopacakmış. İşte bu yüzden ezanın farzı sünnetten önce kılınıyormuş. Büyükannem apansız çıkan rüzgârda ağlıyor. Kırış buruş çehresine aşağı iniyor mecalsiz damlalar.

“Hacı Efendi, tepesinden içeriye üç beş tane karanfil tık da, sobanın közüne ayva koy ki yiyem de yelpememe iyi gele.”

Büyükbabam ayva gömdüğü külün içine, benim için de üç beş tane patates gömüyor. Dayım, sıcak cevizin güzel olduğunu söylüyor. Büyükbabam, sigara yüzünden öksürdüğünü, cevizi bu yüzden istediğini biliyor ama mırıltı halinde “Lâ havle…” çekiyor sadece. Lâ havle’ye de çıtırtı karışıyor.  

Memleketi enine bölen o koca yol, büyükbabamların bahçesini yutup geçtiği zaman da eksilmiyor çıtırtı; gerçek insan ölüsünü ilk gördüğüm kişi olan büyükannemi, rahat döşeğinden alıp, battaniye içinde teneşire götürürlerken de…

Teyzelerim hıçkıra hıçkıra ağlıyor. “Annemi nereye götürüyorsunuz?” diye feryat figan ediyorlar. Mahallenin en bileceni Münevver hatun, hepimizi göz hapsine alıp, ağlayıp ağlamadığımızı kontrol ediyor. Hangi kız, annesini daha çok seviyor, hangi torun büyükannesine daha düşkün…

Ama ben ağlamak istemiyorum ki. Sırt ağrıları bitmiş, hırıltılı öksürükleri kesilmiş, pazen elbiseye sığışmış kemik yığınını alıp götürüyorlar işte. Bundan mantıklı ne olabilir ki?

Hem büyükbabam her sabah lâzımlık atmaktan kurtuluyor. Sobanın külünde ayva pişirmekten, gecelerini bölen öksürük seslerinden, eczanede ilâç kuyruğu beklemekten de. Koca avluda bekleşmekte olan erkek cemaatinde de bu türden bir Münevver hatun var mıdır bilemiyorum.

Çıt, çıt, çıt…

Seher vaktinde de, ikindi gölgesinde de.

Çıt, çıt, çıt…

Zemheri soğuğunda da, Temim Dayı’nın kaybolduğu fırtınalı gecenin koyu karanlığında da…

Çıt, çıt, çıt…

Dayımın ilk çocuğunun göbeği kesilirken de, çatıdaki güvercinlere dadanan sansarı vurmaya kalkan büyükbabamın ayağı kırılırken de…

Çıt çıt çıt…

Artık büyükbabamın yıllardır evde olmadığı, yengemin belinin bükülmeye başladığı demlerde de…

Çıt çıt çıt…

Mahalleye apartman dikerek medeniyet getirecek olan müteahhidin kepçelerinin attığı zafer nâraları ile birlikte de…

Bilgisayar, tablet ve telefon tuşları ile de…

Ruhumuz, beynimiz kalp kırıklıklarıyla, hayal kırıklıklarıyla bilmemkaçıncı kez kırılıp, yeniden tamir yoluna giderken de…

Öyle çok ki çıtırtı!

Artık bembeyaz olmuş saçlarımı arakçınıma, yeni moda deyimle boneme sıkıştırmaya çalıştığım şu son demlerimde de, halen ayakta olan ata evimizin çıtırtıları eksilmiyor.

Burayı mesken tutan kaçıncı kuşağız bilmiyorum ama ev âhenkle yerleşmeye devam ediyor. Çıt çıt çıt… Çıt çıt çıt… Çıt çıt çıt…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Hen�z yorum b�rak�lmad�...
 
Erik ile kiraz... - Say� 100
Çıtırtı - Ev yerleşiyor... - Say� 99
Fatmalar ve diğerleri... - Say� 97
Peçe... - Say� 96
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (102): Bilge Kral Aliya...

Son Eklenen Yorumlardan
 Hocam kelimelerle anlatılmayacak kadar güzel yazıyorsunuz... Düşünerek ddeğil hissederek yazıyorsunu... Tuğba

 imzasını "24.08.2010 " olarak ifade eden değerli yorumcu... Teşekkür ederim. Meseleyi çok güzel anla... Ali ERDAL

 Her şey dinlemek ile başlar, çünkü en başta kulak verilmesi gereken ayetlerdir, ruhlar varken duyula... Galip Nazar

 Merhaba. Günaydın. Hayırlı sabahlar. Kardeş Türkiye Cümhuriyetinin Bilecik şehrinde yayınlanan "Kard... Kənan AYDINOĞLU

 İçinde nice hikmet ve ötesini bulunduran ayetler... Onlara baktıkça tefekkürü sınırsızlık sınırına ç... Sinan AYHAN


Sonsuz karanlıklarıma gömülüşümü anlamayıp bilmeden kendi karanlıklarına denk sayanlar tarihin karanlığında boğulmaya mahkûmdurlar.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Batı’nın üç gözü ve
Eserde nitelik ve iman
Doğu ile batı birlikte bir hayal kurabil
Işık doğudan yükselir
İki Doğu ve iki Batı’nın Rabbi’nin hakkı
Batı’nın üç gözü ve
İki Doğu ve iki Batı’nın Rabbi’nin hakkı
Gelecek sayı konusu hakkında
Ön söz, Öz Söz, S(öz)
"HAYAL" ve "HAKİKAT"


Yavuz Sert - Ben, öteki ve ötesi
Ali Erdal - Eserde nitelik ve im...
Kadir Bayrak - Biz istemeyi bilelim
Sinan Ayhan - Doğu ile batı birlik...
Necip Fazıl Kısakürek - Batı’nın üç gözü ve
Bedran Yoldaş - Sözde ve felsefede y...
Dergi Editörü - Günah bizden gitsin
Site Editörü - Işık doğudan yükseli...
Mehmet Hasret - Kurbağa kesip biçmey...
Necdet Uçak - Gönül
Necdet Uçak - Kitabımı sağ elime v...
Necdet Uçak - Hayır ve şer
Altan Atan - Bir farkla, bir fazl...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Kardelen toplantısın...
Kardelen Dergisi - Bilecikli yazarlar t...
M. Nihat Malkoç - Gecenin ardı nehar
M. Nihat Malkoç - 15 Temmuz ihaneti
Hızır İrfan Önder - Özlü/yorum
Hızır İrfan Önder - Kış bekleyen çocuk
Ayhan Aslan - Kısadan hisse
Ayhan Aslan - Rüşvet
Ayhan Aslan - Netice
Ayhan Aslan - Yıldız
Mehmet Balcı - Çocuk
Mehmet Balcı - Arıyorum
Ahmet Çelebi - Doğuyu özlüyorum
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu ...
Muhsin Hamdi Alkış - İki Doğu ve iki Batı...
Kubilay Ertekin - Hakka sahip çıkmak
İbrahim Şaşma - o mübarek kapıda
Halis Arlıoğlu - İktidar düşmanları
Ahmet Değirmenci - Sen nerdesin
Büşra Doğramacı - Kırkikindi
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - 101.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Anket
Murat Yaramaz - Hitap
Murat Yaramaz - Siyaset
Kenan Aydınoğlu - Elliye çatacak yaşın...
Ekrem Esad Atan - Kaygılanacak ne var
Ferhat Nitin - Deneme/Ne tuhaf
Hakan Karahan - Köroğlu
Mehmet izzet Gülenler - Yürümek
Recep Şen - Yâren
Erkan Karakaya - Filistinlileri topra...
Osman Sarıvelli - Söyle
Hüseyn Arif - Analar
Özgür Erdoğan - Ebeveynlik
Mirvarid Dilbazi - ***
Kerem Yılmaz - Denizde
Nəriman HƏSƏNZADƏ - ÜRƏYİM ANANI İS...
İradə AYTEL - SEVGİ NAĞILI
Samed VURĞUN - Göygöl
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaret�i Say�s� Toplam : 6220701
 Bug�n : 2424
 Tekil Ziyaret�i Say�s� Toplam : 478550
 Bug�n : 50
 Tekil Ziyaret�i Say�s� (d�n) Toplam : 83
 101. Say�ya B�rak�lan Yorum Say�s� Toplam : 10
 ï¿½nceki Say�ya B�rak�lan Yorum Say�s� Toplam : 15
Son Güncellenme: 23 Temmuz 2019
Künye | Abonelik | İletişim