Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/KardelenDergi_        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     420 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Tercih
Gülşen Ayhan

  Sayı: 104 -

Buralara yine yağmur yağıyor, fakat bu sefer fırlatamıyorum kendimi yağmur altına; bilirsiniz, bu zamanda evler, akşam ezanından sonra dışarı çıkamamanın da çatısıdır. Zaten geçtir vakit, bu saatte bazılarının yeri evinin içinden başka bir yer değildir. Bazıları için evler çok istediği halde dışarıda olamamanın, orada olanların arasına karışamamanın da adıdır. Çünkü orada olmak, oraya karışmak, dışarda olmak bir tercihtir esasında ve her tercih, bir şeylerden vaz geçmeyi gerektirir.

Sabahları doyasıya uyumak varken işe gitmek için kalkmak bir tercihtir meselâ, iş için uykundan vazgeçersin, yani diyorum ki aslında: tercihlerin vazgeçtiğin şey için, içinde 'keşke'ler çoğaltıyorsa, (veya tam tersi) pişmanlık duymana neden oluyorsa, insanı daima ileriye atan, yürümesini kolaylaştıran, atağa kalkmasına yardımcı olan her şey bir süre sonra alır insanı ve oraya kilitler, yani ev içlerine yani orada olmayanların dâhil olduğu yere yani karışamayanların bulunduğu yere, “eve!”; evler, oldukça korunaklıdır çünkü…

“İnsan kalbini”, (ev) gibi düşünenler geldi aklıma; sanırım (ev)lerin en korunaklısı da burası… Çok karmaşık bir sistem şu kalp diye bildiğimiz şey; sarsıntıyı, acıyı, sevinci, insan olmayı ve öyle kalmayı, inancı vs... burada konumlandırırız; sonra ruhumuzu besleyen malzemeleri buradan pompalarız, beni şaşırtan ise şu: Bu kadar iç içe girmiş, birbirinin devamı olan ve bir o kadar da kopuk gözüken insanî duygular neden en temel duyguda (sevgi), hem kendini sınırsız açar, hem de sınırsız kapar; sanırım temel problemlerden biri şu, boşluklar genişledikçe ve derinleştikçe, orayı doldurmak için kullandığımız şeyler bir süreliğine bizi idare eder, aslını bulana kadar.

Örneğin yaşadıklarımız canımızı çok yakmıştır, başımızı asfalta gömerek dolaşmaya başlamışızdır, yüz görmeye tahammülümüz yoktur, vs… Ve farkında olarak veya olmayarak oluşan boşluğu doldurmaya çalışırız, çiçek yetiştiririz meselâ, çocuk büyütürüz, yazı yazarız, kitap okuruz, zamanı dinleriz, vs... Ama bir şey var ki onun oluşturduğu sarsıntı nedeniyle yıkılıp giden şeylerden dolayı oluşan boşluğu hiç bir şey dolduramaz, GÜVEN!.. İnsanın güveni yıkıldığında o boşluk hiç bir malzemeyle dolmuyor işte, sen doluyor sanıyorsun ama dolmuyor; çünkü her şey bir süreliğine idare edebilir; seni, öyle veya böyle bir şekilde adapte olmaya çalışırsan farklı şeyler denersin, ama güven yıkıldığında onu tanımlayabileceğin tek şey koskoca bir dağdır ve dağ, taşlarını üzerine yıkarak yürümüştür.

Tercihler diyordum, biraz da bunun yokluğundan dolayıdır aslında. Kendi evinden dışarıya adım attığında duyduğun şey dağdan kopan taşların seslerini andırır ve koşarak geri dönersin, bu da bir tercihtir ve gene aynı yaraya temas eder. O kadar korkutucu bir şeydir ki bu, günün birinde artık tercih yapamayacak hale gelirsin, tamamen sindirilmişsindir, içine göçersin toprak kayması gibi, güven denilen şey bize hayatta annemizden babamızdan başka kimseye güvenmememiz gerektiğini öğütler, tercihleri “boş ver” der. “Ama ben güvenmek istiyorum.” İstemekle olsaydı keşke, istemek; taş sesleri kaya sesleri yıkılış anındaki gümbürtüsünü hiç düşürmüyor ki...

Nereden çıktı şimdi bunlar diye düşünüyor olabilirsiniz… HİÇ. Allah lütfetti, bildik bir güne daha kavuşuyoruz, ama benim içimde devrilip giden bir şeyin sesini duyuyorum gene, hani şey gibi, ölüm yıl dönümleri olur insanların, o tarih geldiğinde bir şey yapmak gerekir illaki, yapılmazsa zannedilir ki sanki ölen unutulacak. Bende biraz daha farklı, böyle değil tam… Geçip giden günler uzun zamandır bende hep bir boşluğa işaret eder; mesele yukarıda anlatılanlarla biraz bağlantılı, biraz değil; ben yine de anlatırsam, belki daha iyi anlarım diye yazıyorum, yoklama yaptım… Birçok ayrıntıdaki şeyin yeri değişmiş sadece, ama gerçekte her şey aynı; ne kayalar taş olup nehre karışmış, ne de oluşan boşluk başka şeylerle dolmuş... Yani her şey güven denilen şeyin altında kalmış; bu yüzdendir mıhlanıp kalmışlığımız; sonra yürüyüp koşar adımlarla geri dönüşümüz bu yüzdendir vesselam...

 


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Yazı renginde melodiler... - Sayı 106
İki kelime arasındaki boş... - Sayı 105
Tercih... - Sayı 104
Tüm klişeleri yıkmak, tüm... - Sayı 102
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (107): Üstte gök basmasa altta yer delinmese senin ilini ve töreni kim bozabilir? Birlikten kuvvet doğar; doğudan batıya, kuzeyden güneye hepsi bir örgüde, hepsi bir ilmekte; Türk Birliği...

Son Eklenen Yorumlardan
 Güzel tesbitler... Yüreğine kalemine sağlık. Mevlam nice faydalı yazılar kaleme almak nasip etsin in... Süleyman Okur

 Umut mu, umutsuzluk mu; hayali süsleyen güneş, her şeyi tutuşturmaya yeter; ama bir çiçek ki içte ve... Sinan AYHAN

  O kadar güzel kaleme almış ki sevgiyiSözcükler sevgiKağıt o kaleme alşık olmuş.Yüreğine sağlık A... Gülşen Akkaya

 Sevgili Zafer, inceliğin ve yorumun için teşekkür ederim, "yıllar geçse de aramızdan, bu kalp seni u... Sinan AYHAN

 Amin... Okuyucu


Marksizm’in, her şeyin cevabını veremediği, “ilk insanı ve tabiatı kim yarattı” sorusuna “bunu ortaya atmakla tabiatı ve insanı yok farz etmiş oluyorsun. Bundan vazgeçersen, bu soruyu sormaktan da vazgeçersin” demesinden(diye karşılık vermesinden) anlaşılmaktadır. Ancak her şeyin cevabını verebilecek bir kriteryuma sahip olan “benim düzenimi kabul et, kurtulursun!” deme hakkına sahiptir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Kin ve nefretten beslenen müfteri müfsit
Gurur ve hüzün
İrfan işinde plân
Zincirli kaya
Türk kimliğini nerede arayalım?


Yavuz Sert - Röportaj - Abdullah ...
Yavuz Sert - Hazreti Mevlânâ okum...
Yavuz Sert - Bir bürokrat şârih: ...
Ali Erdal - Türk kimliğini nered...
Ali Erdal - Anadolu deyince...
Kadir Bayrak - Anadolu; Âb-ı hayat
Sinan Ayhan - Bizi tutan harç ve m...
Necip Fazıl Kısakürek - İrfan işinde plân
Fatma Pekşen - Parkta bir bayram sa...
Dergi Editörü - Zincirli kaya
Site Editörü - İlim ve irfan
Mehmet Hasret - Ana sütü gibi helâl
Necdet Uçak - Toprak
Necdet Uçak - Kardeşiz
Necdet Uçak - Güne besmeleyle başl...
Altan Atan - Üst akıl
Mustafa Büyükgüner - on dört, otuz yedi, ...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
Hızır İrfan Önder - Erdem Beyazıta mektu...
Hızır İrfan Önder - Yunus Yunus
Ayhan Aslan - Bam teli
Ayhan Aslan - Acı kahve
Ayhan Aslan - Merhaba
Ayhan Aslan - Kemiksiz
Ayhan Aslan - Ulu sevda
Ayhan Aslan - Vicdan
Olgun Albayrak - Hoşgör bizi
Mehmet Balcı - Dedecim
Mehmet Balcı - Şiir hayatımdır
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 106
Kubilay Ertekin - Kin ve nefretten bes...
Halis Arlıoğlu - Gurur ve hüzün
Ahmet Değirmenci - Neler olur neler
Büşra Doğramacı - Kaygı atlası
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Cami duvarı
Murat Yaramaz - Cuma
Murat Yaramaz - Kadir
Erdal Kozankaya - Haydi sil gözyaşları...
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Erkan Karakaya - Son gemi
Gülşen Ayhan - Yazı renginde melodi...
Mertali Mermer - Benliğini arayan
Cemal Karsavan - Risale-i Hayat Mekte...
İlkay Coşkun - Mesnevî bağlamında f...
Erdal Kurtuldu - Modern dünya rüya mı...
Zafer Nefer - Mühür; iyi günlerde ...
Makbule Özdemir - Aşkın uğruna
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7988187
 Bugün : 78
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 518575
 Bugün : 3
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 108
 106. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 15 Kasım 2020
Künye | Abonelik | İletişim