Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 31 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     631 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Mucize
Kürsü Kainatın Efendisi

  Sayı: 104 -

(Mucize bahsi devam ediyor)

Bir de güneşin tasarruf edilişine ait bir mucizeden bahsedilir ki, bunu İslâm âlimlerinden bir kısmı red ve bir kısmı kabul ederler.

Esmâ Bint-i Amîs rivayeti:

“Bir gün Allah’ın Resulüne vahy gelmekteydi. O halde ki, mübarek başları Hazret-i Ali’ye dayalı bulunuyordu. Bu yüzden Ali, Allah’ın Resulünü rahatsız etmemek için öylece kaldığından ikindi namazını kılamadı ve güneşin batmasıyla namaz kaçırılmış oldu. Bunun üzerine, Allah’ın Resulü sordular: ‘İkindi namazını kıldın mı, yâ Ali?’… O da kılamadığı ve şimdi kaçırdığı cevabını verdi. Allah’ın Resulü dua ettiler: ‘Yârab; Ali sana ibadette ve Resulüne itaattedir. Güneşi ona iade et!’”

Esmâ Bint-i Amîs devam ediyor:

“Ben güneşin, battıktan sonra tekrar doğduğunu gördüm. Işığı dağlar üstüne ve yeryüzüne düştü. Bu harika, Hayber’de, sahbâa dedikleri yerde oldu.”

Ama bazı âlimler bu naklin doğruluğuna kani değillerdir. İbn-i Cüzî bu nakli “mevzu”lardan bilmiş ve “şüphesiz mevzudur!” hükmünü vermiştir. Ve bu naklin senedinde Ahmed Bin Davud olduğunu, onun da yalancı bir kimse bilindiğini ve rivayetinin reddi gerektiğini ileriye sürmüştür.

Hadis âlimlerinden birçoğu, bu ölçü üstünde devam ederek derler ki:

“Bu hadisi İbn-i Şahin rivayet ettikten sonra, o da bâtıl olduğunu kabul etmiştir. Bunu uyduranın gafletlerine bakın ki, uydurduğunda bir kıymet ve faide olduğunu sandı. Ama hiçbir kıymet ve faidesi olmadığını anlayamadı. Zira güneş batmakla namaz kaçırılmış ve kazaya kalmış olur. Tekrar doğmakla da eda vaktinin geri geldiği kabul edilemez.”

İbn-i Teymiyye de, râfızîler hakkında neşrettiği bir eserde, bu hadisi, geldiği yol ve rivayetçileriyle gösterip “mevzu” olduğu hükmüne varmıştır. Gariptir ki, Kaadi Ayyad, hadis ilminde son derece yüksek olduğu halde bu mevzuda sükût etmiştir. Hatta “mevzu” olduğuna hükmetmemekle doğruluğuna ima eder gibi bir tavır takındı.

İmam-ı Ahmed bu hadisin aslı olmadığını iddia etti ve İbn-i Cüzî ona katıldı.

(Mucize ve harikulâdelik bahsinde aklî –maddî hesapçılara edilecek tek mukabele, bedahet hissiyle sezilmesi kabil uydurmaları bir yana itecek tefrik kudretine sahip olmak şartıyle bu mevzuda akıl ve hesabın yeri olmadığını yine akılla ispat ve esrar âlemini dar kalıplara sığdırmamaya dikkat ihtarından ibarettir. Yoksa idrakleri kısır hesapçılara onların usulüyle cevap vermeye çalışılırsa bazı yerlerde mağlubiyet kabul edilmiş ve ulvî mânâlara kıyılmış olur. Bu bakımdan İmam-ı Kastâlanî Hazretlerinin pek muteber eserinde gereği kadar sır idrakine yer verilmemiş olduğunu kaydetmek borcumuzdur. Yarım aklın hesaplarını onun yerine geçerek onunla iptal etmeye savaşmak faydasızdır.)

“Güneş Yuşâ Peygamberden başkası için hapsolunmadı!”

Bu hadisin izahı şöyledir:

Yuşâ Peygamber bir Cuma günü kâfirlerle cenkleşmekteydi. Güneş batmaya yaklaşmıştı. Yuşâ Peygamber, cenk sona ermeden gecenin gelmesinden ve Sebt gecesi girince muharebenin kendisi için haram olmasından korktu. Allah’a dua etti ve duası kabul olunarak cenk boyunca güneş batmadı.

Bazıları bu hadisi, içindeki “ahad” kelimesinden ötürü şöyle ifade etmişlerdir:

“Güneş benden başka kimse için haps olunmadı; illâ Yuşâ Peygamber için hapsolundu.”

Hendek muharebesinde de ikindi namazına geç kalınınca güneşin hapsedildiği rivayeti vardır.

Ebu Zer Hazretleri:

“Bir gün öğle sıcağında evden çıktım. Allah’ın Resulüne doğru yol aldım. Hizmetçisine rastlayıp Allah Resulü’nün haberini sordum. Evlerinde olduklarını söyledi. Gittim. Kâinatın Efendisi bir kenarda oturuyorlardı. Yanlarında kimse yoktu. Vahy anında olduklarını sandım; ‘Ya Ebâ Zer, seni bu vakit buraya çeken sebep nedir?’ Ben de, ‘Allah ve Resulü’ cevabını verdim. Mübarek elleriyle oturmamı işaret ettiler. Yanlarına oturdum. Ama hiçbir şey söylemedim ve sormadım. Çok zaman geçmeden Ebu Bekr Hazretleri gelip selâm verdiler. Selâmını aldıktan sonra ona da aynı suali sordular: ‘Seni bu vakit buraya çeken sebep nedir?’… O da benim verdiğim cevabı verdi. O’nu da karşılarına alıp oturttular. Derken Hazret-i Ömer ve Osman… Aynı sual ve cevaplar… Son gelenlerin üçü de yanyana oturdu. O zaman Allah’ın Resulü, yerden, 7 yahut 9 taşçık alıp avuçlarında gösterdiler. Küçük taşlar, Allah’ın Resulü’nün elinde öyle tesbih etmeye başladılar ki, sesleri arı vızıltıları gibi işitilmeye başladı. Taşları Hazret-i Ebu Bekr’in eline verdiler… Aynı tesbih… Alıp yere bıraktılar… Taşlar cansız… Yine alıp Hazret-i Ömer’in avucunu koydular… Yine aynı tesbih…”

Ebu Zer:

“Efendimiz ellerine 7 taşçık aldılar. Taşlar ellerinde tesbih etti. Osman’ın eline bıraktıkları zaman da aynı tesbih…”

İmam-ı Buharî’den İbn-i Mesud:

“Biz Allah’ın Resulüyle yemek yerdik. Yemek yerken de lokmaların tesbihini işitirdik.”

Cafer Bin Muhammed’in annesi:

“Allah’ın Resulü, bir kere hastalandılar. Cebrail bir tabak nar ve üzüm getirdi. Allah’ın Resulü onlardan yediler. Ağızlarına götürdükleri nar ve üzüm taneleri tesbih etmekteydi.”

Kâinatın Efendisine taşların selâm verdiği, herkesçe bilinen bir gerçektir. İmam-ı Müslim’in Câbir’den naklettiği bir hadis, Allah Resulü’nün lisanlarından şu vâkıayı bildirir:

“Ben Mekke’de bir taş bilirim ki, Nebîliğimde bana selâm verirdi. Bazı âlimler bu taşı “Hacer-ül Esved” olarak göstermişlerdir. Bazıları ise bu hususta şöyle demişlerdi:

“Mekke’de tanınmış bir sokak ve orada bir taş vardı. Halk onu tanır ve teberrük olarak bu taşa ellerini ve yüzlerini sürerlerdi. İşte, Allah’ın Resulü’ne selâm veren bu taştır. Âlemin Fahri’ne, önünden geçtikleri her zaman selâm verirdi.”

Hazret-i Ali’den rivayet:

“Mekke’de Allah’ın Resulü’yle dolaşırdım. Bir gün beraberce Mekke dışına çıktık. Önünden geçtiğimiz bir taş ve ağaç, O’na selâm vermeye başladı: “Selâm sana olsun, ey Allah’ın Resulü!..”

Hazret-i Âyişe’den rivayet:

“Allah’ın Resulü buyurdular: Cebrail bana risalet haberini getirince öyle bir hale uğradım ki, hangi taş ve ağacın önünden geçsem bana selâm verdiğine şahit oldum: Selâm sana olsun, ey Allah’ın Resulü!..”

Bir de Allah’ın Resulü’nün dualarına, evdeki duvarların ve kapı eşiklerinin “âmin” diye mukabele etmesi…

İmam-ı Beyhakî:

Bir gün Allah’ın Resulü, amcaları Abbas’a dediler: “Yarın, sen ve oğulların, evden çıkmayın, beni bekleyin! Sizinle görülecek bir işim var…” Ertesi günü kuşluk vaktinde Allah’ın Resulü Abbas’a gittiler ve eve girip selâm verdiler. Ve “Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi size olsun!” buyurdular. Hâl ve hatır sordular, onlar da Allah’a hamdettikleri cevabını verdiler. Allah’ın Resulü onlara “yaklaşın!” emrini verdi. Hepsi birden sokulup Kâinatın Efendisi etrafında halkalandılar. Varlığın Nuru, mübarek örtülerini onların üzerine yaydı ve dua etti: “Yarabbi, bu benim amcamdır. Babamın kardeşidir; bunlar da benim ev halkımdır; sen onları cehennem ateşinden koru!.. Benim, kendilerini bu örtüyle örttüğüm gibi…” O anda kapı eşiği, üç kere “âmin, âmin, âmin!” diye Peygamber duasına karşılık verdi. (Devam edecek)

Mucizelerinden biri de, bir gün dağa çıkarlarken, dağın şevkinden harekete gelmesi üzerine ayaklarını yere vurarak “dur!” diye verdikleri emirle dağın sükûnete gelmesidir.

İmam-ı Buharî’den başlayarak en emin hadis âlimlerine göre Enes Bin Malik nakli:

Bir gün Allah’ın Resulü, beraberinde Hazret-i Ebu Bekr, Ömer ve Osman bulunduğu halde Uhud dağına çıktılar. Dağ harekete geldi. Kâinatın Fahri mübarek ayaklarıyla dağa vurup hitap ettiler: “Dur, yâ Uhud; senin üzerinde bir nebî, bir sıddîk ve iki şehit var…”; ve dağ hareketten kaldı.

Bu mucizede, dağın hareket ve sonra sükûnetine ait harikadan başka Hazret-i Ömer ve Osman’ın şehit olacaklarını keşfetmek fevkalâdeliği vardı.

Mucize bütün âlimlerce kabul edilmişken, dağın hangi dağ olduğu üzerinde ihtilâfa düşülmüştür.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Mucize... - Sayı 109
... - Sayı 108
Mucize... - Sayı 107
Mucize... - Sayı 106
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (110): Bizim Yunus
"Yunus, senin sözlerin, mânâdır bilenlere;
Söyleyeler sözünü, devr ü zaman içinde."


Son Eklenen Yorumlardan
 Kadir Bayrak Bey... Şiirime gösterdiğiniz ilgi ve beğeni için çok teşekkür ederim. Babalarının alın ... İsmail Güçtaş

 Yazan şairin hem kalemini hem yüreğini tebrik ederim naçizane. Harika bir şiirdi. ... Mustafa kaya

 Hasan Bey merhabalar. Evet Gölpazarlıyım. ... Necdet

 Harikasınız, aydınlık çağdaş güzel ve özel insan Sn.Vural GUnduz... Sabahattin ORDUSEVEN

 teşekkürler... osman


*Eskiden Allah için verilen selam, artık “rüşvet deyü” veriliyor.
*İnsanlığın ölçüsü olan selamlaşmak, kaybolalı beri, çevrede insan görmek zorlaştı.
Kardelen-Gazete: Sayı 3, 1989
Vâdeler doldu!
Şimdi vaktidir!..
Kahrın da hoş lütfun da!..
Kafalar karışık
Gün ola, devran döne
Alın teri
Danış


Ali Erdal - Şimdi vaktidir!..
Kadir Bayrak - Hayatı tefekkür
Kadir Bayrak - Röportaj - Mehmet Al...
Kadir Bayrak - Afrika: kurutulmuş i...
Sinan Ayhan - Gün ola, devran döne
Necip Fazıl Kısakürek - Vâdeler doldu!
Dergi Editörü - Kahrın da hoş lütfun...
Site Editörü - Kafalar karışık
Mehmet Hasret - Kudüs, bir sır döküy...
Necdet Uçak - Zaman
Necdet Uçak - Anne
Necdet Uçak - Sen misafir ben misa...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Korona günlerinde öz...
M. Nihat Malkoç - Korona mesnevisi
Hızır İrfan Önder - Pandemi (covid-19) m...
Olgun Albayrak - Virüszede
Mehmet Balcı - İstiyorum
Mehmet Balcı - Dünyada
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 109
İbrahim Şaşma - Yunusun dilinden
Halis Arlıoğlu - Ramazan kime ne kaza...
Erdem Özçelik - Sessiz çığlık
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Medya Sepeti
Murat Yaramaz - Kibir
Murat Yaramaz - Kaynak şehir
Murat Yaramaz - Niyazi tayfası
Mahmut Topbaşlı - Söz sarayı
Erdal Kozankaya - Ellerinden kan damla...
Erdal Kozankaya - Kudüs
Mehmet izzet Gülenler - "Kanlı bayram", Sreb...
Hüseyn Arif - Danış
Hüseyn Arif - Şeir
Qafqaz ƏVƏZOĞLU - Xocalı
Mertali Mermer - Yokoluş sorunsalı
İlkay Coşkun - Koronavirüsün hatırl...
İlkay Coşkun - Alt-Üst hakkında
İlkay Coşkun - Alçaktan uçuş
Turgut Yıldızan - Bayram gelsin isteme...
Vildan Poyraz Coşkun - Dünyanın entübe hali
Rıdvan Yıldız - Dünya çok gelişti
Elvin MÜTALİBOĞLU - Dünyayı
Harun Mermer - Odağın neyse gerçeği...
Zülal Ceylan - Hakikat sürümü
Eyvaz ZEYNELOV - Oğru (Hırsız)
Vahid ƏZİZ - QƏLƏM
Dr.Cevat Doğan - Virüsname
Dr.Cevat Doğan - Filistin
Əli Rza XƏLƏFLİ - Duman basan, çiskin ...
Zəlimxan YAQUB - Ömrün yolları
Şahanə MÜŞFİQ - Sərsəm
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 9156016
 Bugün : 2780
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 539000
 Bugün : 56
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 48
 109. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 8 Ağustos 2021
Künye | Abonelik | İletişim