Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/KardelenDergi_        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     394 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Mucize
Kürsü Kainatın Efendisi

  Sayı: 104 -

(Mucize bahsi devam ediyor)

Bir de güneşin tasarruf edilişine ait bir mucizeden bahsedilir ki, bunu İslâm âlimlerinden bir kısmı red ve bir kısmı kabul ederler.

Esmâ Bint-i Amîs rivayeti:

“Bir gün Allah’ın Resulüne vahy gelmekteydi. O halde ki, mübarek başları Hazret-i Ali’ye dayalı bulunuyordu. Bu yüzden Ali, Allah’ın Resulünü rahatsız etmemek için öylece kaldığından ikindi namazını kılamadı ve güneşin batmasıyla namaz kaçırılmış oldu. Bunun üzerine, Allah’ın Resulü sordular: ‘İkindi namazını kıldın mı, yâ Ali?’… O da kılamadığı ve şimdi kaçırdığı cevabını verdi. Allah’ın Resulü dua ettiler: ‘Yârab; Ali sana ibadette ve Resulüne itaattedir. Güneşi ona iade et!’”

Esmâ Bint-i Amîs devam ediyor:

“Ben güneşin, battıktan sonra tekrar doğduğunu gördüm. Işığı dağlar üstüne ve yeryüzüne düştü. Bu harika, Hayber’de, sahbâa dedikleri yerde oldu.”

Ama bazı âlimler bu naklin doğruluğuna kani değillerdir. İbn-i Cüzî bu nakli “mevzu”lardan bilmiş ve “şüphesiz mevzudur!” hükmünü vermiştir. Ve bu naklin senedinde Ahmed Bin Davud olduğunu, onun da yalancı bir kimse bilindiğini ve rivayetinin reddi gerektiğini ileriye sürmüştür.

Hadis âlimlerinden birçoğu, bu ölçü üstünde devam ederek derler ki:

“Bu hadisi İbn-i Şahin rivayet ettikten sonra, o da bâtıl olduğunu kabul etmiştir. Bunu uyduranın gafletlerine bakın ki, uydurduğunda bir kıymet ve faide olduğunu sandı. Ama hiçbir kıymet ve faidesi olmadığını anlayamadı. Zira güneş batmakla namaz kaçırılmış ve kazaya kalmış olur. Tekrar doğmakla da eda vaktinin geri geldiği kabul edilemez.”

İbn-i Teymiyye de, râfızîler hakkında neşrettiği bir eserde, bu hadisi, geldiği yol ve rivayetçileriyle gösterip “mevzu” olduğu hükmüne varmıştır. Gariptir ki, Kaadi Ayyad, hadis ilminde son derece yüksek olduğu halde bu mevzuda sükût etmiştir. Hatta “mevzu” olduğuna hükmetmemekle doğruluğuna ima eder gibi bir tavır takındı.

İmam-ı Ahmed bu hadisin aslı olmadığını iddia etti ve İbn-i Cüzî ona katıldı.

(Mucize ve harikulâdelik bahsinde aklî –maddî hesapçılara edilecek tek mukabele, bedahet hissiyle sezilmesi kabil uydurmaları bir yana itecek tefrik kudretine sahip olmak şartıyle bu mevzuda akıl ve hesabın yeri olmadığını yine akılla ispat ve esrar âlemini dar kalıplara sığdırmamaya dikkat ihtarından ibarettir. Yoksa idrakleri kısır hesapçılara onların usulüyle cevap vermeye çalışılırsa bazı yerlerde mağlubiyet kabul edilmiş ve ulvî mânâlara kıyılmış olur. Bu bakımdan İmam-ı Kastâlanî Hazretlerinin pek muteber eserinde gereği kadar sır idrakine yer verilmemiş olduğunu kaydetmek borcumuzdur. Yarım aklın hesaplarını onun yerine geçerek onunla iptal etmeye savaşmak faydasızdır.)

“Güneş Yuşâ Peygamberden başkası için hapsolunmadı!”

Bu hadisin izahı şöyledir:

Yuşâ Peygamber bir Cuma günü kâfirlerle cenkleşmekteydi. Güneş batmaya yaklaşmıştı. Yuşâ Peygamber, cenk sona ermeden gecenin gelmesinden ve Sebt gecesi girince muharebenin kendisi için haram olmasından korktu. Allah’a dua etti ve duası kabul olunarak cenk boyunca güneş batmadı.

Bazıları bu hadisi, içindeki “ahad” kelimesinden ötürü şöyle ifade etmişlerdir:

“Güneş benden başka kimse için haps olunmadı; illâ Yuşâ Peygamber için hapsolundu.”

Hendek muharebesinde de ikindi namazına geç kalınınca güneşin hapsedildiği rivayeti vardır.

Ebu Zer Hazretleri:

“Bir gün öğle sıcağında evden çıktım. Allah’ın Resulüne doğru yol aldım. Hizmetçisine rastlayıp Allah Resulü’nün haberini sordum. Evlerinde olduklarını söyledi. Gittim. Kâinatın Efendisi bir kenarda oturuyorlardı. Yanlarında kimse yoktu. Vahy anında olduklarını sandım; ‘Ya Ebâ Zer, seni bu vakit buraya çeken sebep nedir?’ Ben de, ‘Allah ve Resulü’ cevabını verdim. Mübarek elleriyle oturmamı işaret ettiler. Yanlarına oturdum. Ama hiçbir şey söylemedim ve sormadım. Çok zaman geçmeden Ebu Bekr Hazretleri gelip selâm verdiler. Selâmını aldıktan sonra ona da aynı suali sordular: ‘Seni bu vakit buraya çeken sebep nedir?’… O da benim verdiğim cevabı verdi. O’nu da karşılarına alıp oturttular. Derken Hazret-i Ömer ve Osman… Aynı sual ve cevaplar… Son gelenlerin üçü de yanyana oturdu. O zaman Allah’ın Resulü, yerden, 7 yahut 9 taşçık alıp avuçlarında gösterdiler. Küçük taşlar, Allah’ın Resulü’nün elinde öyle tesbih etmeye başladılar ki, sesleri arı vızıltıları gibi işitilmeye başladı. Taşları Hazret-i Ebu Bekr’in eline verdiler… Aynı tesbih… Alıp yere bıraktılar… Taşlar cansız… Yine alıp Hazret-i Ömer’in avucunu koydular… Yine aynı tesbih…”

Ebu Zer:

“Efendimiz ellerine 7 taşçık aldılar. Taşlar ellerinde tesbih etti. Osman’ın eline bıraktıkları zaman da aynı tesbih…”

İmam-ı Buharî’den İbn-i Mesud:

“Biz Allah’ın Resulüyle yemek yerdik. Yemek yerken de lokmaların tesbihini işitirdik.”

Cafer Bin Muhammed’in annesi:

“Allah’ın Resulü, bir kere hastalandılar. Cebrail bir tabak nar ve üzüm getirdi. Allah’ın Resulü onlardan yediler. Ağızlarına götürdükleri nar ve üzüm taneleri tesbih etmekteydi.”

Kâinatın Efendisine taşların selâm verdiği, herkesçe bilinen bir gerçektir. İmam-ı Müslim’in Câbir’den naklettiği bir hadis, Allah Resulü’nün lisanlarından şu vâkıayı bildirir:

“Ben Mekke’de bir taş bilirim ki, Nebîliğimde bana selâm verirdi. Bazı âlimler bu taşı “Hacer-ül Esved” olarak göstermişlerdir. Bazıları ise bu hususta şöyle demişlerdi:

“Mekke’de tanınmış bir sokak ve orada bir taş vardı. Halk onu tanır ve teberrük olarak bu taşa ellerini ve yüzlerini sürerlerdi. İşte, Allah’ın Resulü’ne selâm veren bu taştır. Âlemin Fahri’ne, önünden geçtikleri her zaman selâm verirdi.”

Hazret-i Ali’den rivayet:

“Mekke’de Allah’ın Resulü’yle dolaşırdım. Bir gün beraberce Mekke dışına çıktık. Önünden geçtiğimiz bir taş ve ağaç, O’na selâm vermeye başladı: “Selâm sana olsun, ey Allah’ın Resulü!..”

Hazret-i Âyişe’den rivayet:

“Allah’ın Resulü buyurdular: Cebrail bana risalet haberini getirince öyle bir hale uğradım ki, hangi taş ve ağacın önünden geçsem bana selâm verdiğine şahit oldum: Selâm sana olsun, ey Allah’ın Resulü!..”

Bir de Allah’ın Resulü’nün dualarına, evdeki duvarların ve kapı eşiklerinin “âmin” diye mukabele etmesi…

İmam-ı Beyhakî:

Bir gün Allah’ın Resulü, amcaları Abbas’a dediler: “Yarın, sen ve oğulların, evden çıkmayın, beni bekleyin! Sizinle görülecek bir işim var…” Ertesi günü kuşluk vaktinde Allah’ın Resulü Abbas’a gittiler ve eve girip selâm verdiler. Ve “Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi size olsun!” buyurdular. Hâl ve hatır sordular, onlar da Allah’a hamdettikleri cevabını verdiler. Allah’ın Resulü onlara “yaklaşın!” emrini verdi. Hepsi birden sokulup Kâinatın Efendisi etrafında halkalandılar. Varlığın Nuru, mübarek örtülerini onların üzerine yaydı ve dua etti: “Yarabbi, bu benim amcamdır. Babamın kardeşidir; bunlar da benim ev halkımdır; sen onları cehennem ateşinden koru!.. Benim, kendilerini bu örtüyle örttüğüm gibi…” O anda kapı eşiği, üç kere “âmin, âmin, âmin!” diye Peygamber duasına karşılık verdi. (Devam edecek)

Mucizelerinden biri de, bir gün dağa çıkarlarken, dağın şevkinden harekete gelmesi üzerine ayaklarını yere vurarak “dur!” diye verdikleri emirle dağın sükûnete gelmesidir.

İmam-ı Buharî’den başlayarak en emin hadis âlimlerine göre Enes Bin Malik nakli:

Bir gün Allah’ın Resulü, beraberinde Hazret-i Ebu Bekr, Ömer ve Osman bulunduğu halde Uhud dağına çıktılar. Dağ harekete geldi. Kâinatın Fahri mübarek ayaklarıyla dağa vurup hitap ettiler: “Dur, yâ Uhud; senin üzerinde bir nebî, bir sıddîk ve iki şehit var…”; ve dağ hareketten kaldı.

Bu mucizede, dağın hareket ve sonra sükûnetine ait harikadan başka Hazret-i Ömer ve Osman’ın şehit olacaklarını keşfetmek fevkalâdeliği vardı.

Mucize bütün âlimlerce kabul edilmişken, dağın hangi dağ olduğu üzerinde ihtilâfa düşülmüştür.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Mucize... - Sayı 106
Mucize... - Sayı 105
Mucize... - Sayı 104
Mucize... - Sayı 103
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (107): Üstte gök basmasa altta yer delinmese senin ilini ve töreni kim bozabilir? Birlikten kuvvet doğar; doğudan batıya, kuzeyden güneye hepsi bir örgüde, hepsi bir ilmekte; Türk Birliği...

Son Eklenen Yorumlardan
 Güzel tesbitler... Yüreğine kalemine sağlık. Mevlam nice faydalı yazılar kaleme almak nasip etsin in... Süleyman Okur

 Umut mu, umutsuzluk mu; hayali süsleyen güneş, her şeyi tutuşturmaya yeter; ama bir çiçek ki içte ve... Sinan AYHAN

  O kadar güzel kaleme almış ki sevgiyiSözcükler sevgiKağıt o kaleme alşık olmuş.Yüreğine sağlık A... Gülşen Akkaya

 Sevgili Zafer, inceliğin ve yorumun için teşekkür ederim, "yıllar geçse de aramızdan, bu kalp seni u... Sinan AYHAN

 Amin... Okuyucu


40
Kin ve nefretten beslenen müfteri müfsit
Gurur ve hüzün
İrfan işinde plân
Zincirli kaya
Türk kimliğini nerede arayalım?


Yavuz Sert - Röportaj - Abdullah ...
Yavuz Sert - Hazreti Mevlânâ okum...
Yavuz Sert - Bir bürokrat şârih: ...
Ali Erdal - Türk kimliğini nered...
Ali Erdal - Anadolu deyince...
Kadir Bayrak - Anadolu; Âb-ı hayat
Sinan Ayhan - Bizi tutan harç ve m...
Necip Fazıl Kısakürek - İrfan işinde plân
Fatma Pekşen - Parkta bir bayram sa...
Dergi Editörü - Zincirli kaya
Site Editörü - İlim ve irfan
Mehmet Hasret - Ana sütü gibi helâl
Necdet Uçak - Toprak
Necdet Uçak - Kardeşiz
Necdet Uçak - Güne besmeleyle başl...
Altan Atan - Üst akıl
Mustafa Büyükgüner - on dört, otuz yedi, ...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
Hızır İrfan Önder - Erdem Beyazıta mektu...
Hızır İrfan Önder - Yunus Yunus
Ayhan Aslan - Bam teli
Ayhan Aslan - Acı kahve
Ayhan Aslan - Merhaba
Ayhan Aslan - Kemiksiz
Ayhan Aslan - Ulu sevda
Ayhan Aslan - Vicdan
Olgun Albayrak - Hoşgör bizi
Mehmet Balcı - Dedecim
Mehmet Balcı - Şiir hayatımdır
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 106
Kubilay Ertekin - Kin ve nefretten bes...
Halis Arlıoğlu - Gurur ve hüzün
Ahmet Değirmenci - Neler olur neler
Büşra Doğramacı - Kaygı atlası
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Cami duvarı
Murat Yaramaz - Cuma
Murat Yaramaz - Kadir
Erdal Kozankaya - Haydi sil gözyaşları...
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Erkan Karakaya - Son gemi
Gülşen Ayhan - Yazı renginde melodi...
Mertali Mermer - Benliğini arayan
Cemal Karsavan - Risale-i Hayat Mekte...
İlkay Coşkun - Mesnevî bağlamında f...
Erdal Kurtuldu - Modern dünya rüya mı...
Zafer Nefer - Mühür; iyi günlerde ...
Makbule Özdemir - Aşkın uğruna
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7988124
 Bugün : 15
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 518574
 Bugün : 2
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 108
 106. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 15 Kasım 2020
Künye | Abonelik | İletişim