Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     211 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Nasıl bir insan
Ali Erdal

  Sayı: 105 -

Eğitimin binbir tarifi olabilir. Ama kimse maksadın, insanı doğruya, iyiye ve güzele yükseltmek olduğuna itiraz etmez, edemez. “Yetiştirmeyi üstlendiğim kişiyi, kapasitesinin en yükseğine çıkaramam” diyecek bir eğitim sistemine herkes güler. Bu; ya kendisinin, ya programının (hattâ ikisinin de) yetersiz olduğunun itirafı olur. Sadece eğitim sisteminin değil, her sistemin hedefi mükemmellik olmalı. İyi, doğru, güzel ve mükemmel…

İnsan dışındaki varlıklar, kendilerine çizilen bir hayatı yaşarken... Meselâ tavuk hep yumurtlar, inek hep süt verir, arı hep bal yapar, örümcek hep ağ örer ve saire… Kuş pilotluk okuluna, ördek yüzme kursuna gitmez. “Eşref–i mahlûkat” ise, her sahada beşikten mezara kadar eğitime muhtaç. Hattâ anne karnındaki bebeğin, annenin her fiilinden etkilendiği düşünülürse, insan eğitiminin, beşikten önce başladığını bile söyleyebiliriz. Meselâ kitap yazan birinin tesiri, ölümünden sonra da devam eder. Öyleyse insanı, ölümden sonrasını da hesaba katarak eğitmek lâzım. İnsanı rehbere, kılavuza, eğiticiye muhtaç yaratanın, ihtiyacın neyle ve nasıl karşılanacağını takdir etmemesi ve kullarına duyurmaması düşünülebilir mi? İnsan bu; mükemmele ulaştıracak öğretmen ve müfredattan başkasına emanet edilemez.

Mükemmellik... Yaratıcı’nın lütfettiği kabiliyetlerin en yüksek seviyede kullanılması… Kusursuzluk değil... Doğruya, iyiye, güzele tırmanmak… Kendini aşmak… Her an, bir önceki an’dan üstün olmak… Bunu hayat haline getirmek... Başkalarını geçme, başkalarından üstün olma, başkalarını gözden düşürme, nasıl olursa olsun rakiplerini saf dışı etme hırs ve hasediyle kendini de etrafını da perişan etme değil… Kemale erme!.. İşte bunun eğitimi... Ve eğitim bunun için...

İnsanı kemale erdireceğini söylemeyecek dünya görüşü, din, fikir, ideolocya, felsefe olabilir mi? Kim, “insanı varabileceği seviyeye yükseltemem ve yarı yolda bırakırım” diyebilir? Kim benim maksadım iyi insan yetiştirmek değil diyebilir? Bu, sadece yetiştiricinin değil, eğitim programının ve bu programın kaynağı fikir ve inancın da yetersizliği ve kusuru... Öyleyse asıl rekabet, eğitim sistemleri ve yetiştiricileri arasında değil, onların şahsında, yetiştiriciye de müfredata da yön veren, uygulayıcıları harekete geçiren fikir ve inanış sistemleri arasında… Fâni şahıslar arasında değil, inançlar arasında. Öyleyse üstün yetiştiriciye insanı emanet etmeyen, aczini işin başında kabul etmiş, hattâ ilân etmiştir. Şairin dediği gibi:

“Kendisi muhtacı himmet bir dede

Nerde kaldı ki gayrıya himmet ede...”

Sadece İslâm; insan yetiştirme işini en yüce, en üstün, en kabiliyetli, en kapasiteli, en ahlâklı zatlara vermiştir. “Peygamber” denilen bu seçilmiş yüce insanlara, inanmak ve onlarla gönderilen, onların getirdiği, gösterdiği ve örneklerini verdiği, kadrolarını yetiştirdiği disipline göre yaşamak, iman esaslarındandır hem de… Yaratılmışların en üstününe, aralarından seçilmiş en üstünlerin yol göstermesinden tabiî ne olabilir. Onları; Rabb, “en üstün seviyesine kademe kademe inşa edip geliştiren” seçmiştir. Varılabilecek, olunabilecek yere kadar yücelten, terbiye eden; Yaratıcı… Lütfettiği kabiliyetleri, en üst seviyesine çıkarmayı da lütfeden… Her takdiri hikmetli olan, her şeyi hikmetle yaratan...

İlk insan, ilk peygamber!.. İnsana verilen değere bakın. Yetiştirilmesi, bir şerefle ve nimetle başlıyor. Devirlerinin insanlık ufku bu yüce zatlar, insanın, aciz ve fâni putlara takıla takıla değil, kendisini aşa aşa Allah’a ve peygamberlere iman disiplini ile yetişmesi gerektiğini söyleyegelmişlerdir. Örnek olmuşlar, örnek fertler ve kadrolar yetiştirmişler. Sadece kendileri değil, yetiştirdikleri de nesiller boyu insanlığı irşat etmişlerdir. Ve tabiî olarak, o yüce zatların (hepsine selâm olsun) sonuncusu “İnsanlığın Ufku”dur (O’na salât ve selâm)… “Âlimler, peygamberlerin vârisleridir” diyen ve yetiştirme işini nesiller boyu sistemleştiren dindir İslâm. Onun dışındaki fikir ve sistemler, bunun hayalini bile kuramamışlar, iddiasında dahi bulunamamışlardır. Yetiştirmek değil onlarda gaye, kullanacakları kişilere beceriler kazandırmak… Güçlü zalimlerin iş becerir köleleri yapmak… Yetiştirmek, yüceltmek değil… Reklâm, telkin, empoze, kandırma ve teşebbüs kabiliyetini haklı haksız harekete geçirip madde ile ödüllendirerek insanı kullanan mı ararsın, zorbalıkla kibri sistemleştiren mi ararsın…

Hakiki mânâda insanı, sadece peygamberler ve onların yolundan gidenler yetiştirebilir. Peygamberlik öyle elzem bir müessese ki, tarih boyunca ona itiraz eden çıkmamıştır. Peygamberlere isyan eden çıkmamıştır demiyorum; herkes peygamberlere inanmıştır da demiyorum; peygamberliğe itiraz eden çıkmamıştır diyorum. Tarih boyunca peygamberlere inanmayanlar, isyan edenler çıkmıştır ama peygamberliğe, ‘böyle bir müesseseye, insanlığın ihtiyacı yok’ diye itiraz eden çıkmamıştır. Peygamberlere ve peygamberliğe dair sayısız eser yazılmıştır ama peygamberliğe reddiye olarak bir tane ilmî ve fikrî risale bile yazılamamıştır. Bilakis, “ben varken, sana mı kaldı” diye itiraz edilmiştir. Yani zımnen peygamberlik müessesesini kabul. İtirazları esasa ve müesseseye değil, kişiye… Peygamber gönderilmesini önce kabul; sonra gönderilene itiraz... Dün “Elemin”, “emin kişi arıyorsanız, işte bu zat odur” dediğine, bugün itiraz... Menfaat için düşülen çelişkiye bakın. Peygamberlik iddia eden sahtekârlar da öyle. Peygamberlere inanmamak, Allah’ın takdirine isyan ve itiraz… Peygamberleri inkâr edenlerin düzeninde eğitim, ancak güçlülere yaranma mekanizması ve aracı… Patronun, kaba kuvvetin ve devletlinin istediği insanı kalıba dökme marifeti… Olması gereken değil, oldurulmak istenen… Fıtrata aykırı olarak… Nehrin akışına ters yüzmek...

Peygamberleri; o günün güçlülerine yaranmak için ‘senden lâyığı var’ diye inkâr edenler, farkında olmadan insanlığa doğru yolu gösterecek olanın üstün olması gerektiğini de kabul etmiştir. Peygamberlik öyle fıtrata uygun bir müessese ki, itiraz edenler bile lisan–ı hal ile bunu ikrar ediyorlar. Peygamberlik insan için, insanlık için öyle elzem bir müessese ki, –muhal farz– olmasaydı, insanlık onun hasretini çeker, hayalini kurardı. Ne olurdu aramızdan bir yüce çıksaydı da bize yol gösterseydi. Büyücülük, kâhinlik, medyumluk, falcılık, sihirbazlık; üstün insan arayışının tam tersinden ifadesi ve arayışın yanlış noktada sonuçlanması. Uzaydan üstün yaratıklar geleceğini vehmeden filimler, uyduruk olağanüstü kahramanlar, felsefecilerin “üstün insan, üst insan” arayışları da öyle. İnsanlık peygamberlerin rehberliğine, her sahada dün de muhtaçtı, bugün de muhtaç… Onlar, sadece dinin, ahlâkın, ilmin, fikrin ve sanatın değil, teknik gelişmelerin, yani eşyaya hâkimiyetin de ilkleri. Kültürümüz bunun örneklerini, hangi gelişmenin “pirinin” hangi peygamber olduğunu tek tek sayar. İslâm’ın dışındakiler bu hakikatin yalanını bile söyleyemediler, iddiasında bile bulunamadılar.

İnsanı, peygamberler vasıtasıyla yetiştirmenin, pratik değeri olmayan (hâşâ) bir hayal olduğu, tarihteki gerçeklere rağmen, iddiasına, Hz. Ali’den öğrendiğimiz diyalektikle deriz ki: Biz yüce zatlar hayali ile yaşıyor ve kendimizi avutuyorsak, bunun ne bize ne bir başkasına bir zararı olur. Bilakis yücelik hasreti idrakimizi arttırır, seviyemizi yükseltir, bizi ahlâklı olmaya sevkeder. Sadece hasreti bile, sadece hayali bile yücelten hakikatin; kazandıracağını düşünün. Nitekim peygamberlere sadece “sihirbaz, şair, meczup” kabilinden iftiralar atılmış, onlara, “söylediklerin yanlış ve yalan” denilememiştir. “Ne desek” diye çaresizlik içinde kıvranan, “şudur” diye teşhis koyamayan zavallılar. Daha doğrusu, hakikati nefslerine kabul ettiremeyen, kibirlerine yediremeyen zavallılar…

Ne güzel bir tablo:

En üstte “İnsanlığın Ufku”… Üzüm salkımı gibi, insanlığı yetiştiren, irşat eden yüce kahramanların eteklerinde, derecelerine göre yerini almış insan yığınları… Hayali bile güzel… Bunun hakikat olduğunu; hesap günü, yaşadığımız ve tek gerçek sandığımız bu hayattan daha gerçek olduğunu; herkes görecek.

 

 

 

Ülkenin kuş uçmaz, kervan geçmez bir köyündeki bir kabiliyeti keşfedip, ondaki dünyanın en büyük mimarı olma vasfını hayata geçirecek bir değerlendirme sistemi mümkün müdür?

Bir deniz kıyısında ufukları hasretle gözleyen sarı çizmeli bir tayfadaki kapasiteyi görecek ve onu, dünyanın en büyük kaptan–ı deryası, dünyadaki bütün denizlerin, okyanusların kaptanı yapacak bir yetiştirme sistemi mümkün müdür?

Aylarca sürecek mesafelerden kıymetleri başkente çekmek, geldikleri yerin adı ile anılacak büyükleri ve eserlerini cemiyete kazandırmak mümkün müdür?

Değil kendi yurdundakileri, başka ülkelerdeki ilim, fikir, sanat adamlarını bile keşfedecek ve aylarca sürecek meşakkatli yollardan her adımına altın sarf ederek, kuş misali getirtecek bir kudret olabilir mi?

Dünyanın, o günün dar imkânlarına rağmen, bugün bile hayran olunacak haritasını çizecek cevherler yetiştirilebilir mi?

Kısaca dağ başındaki tek evden köye; köyden kasabaya; kasabadan şehre ve oradan devletin merkezine değerleri cezbedecek ve onları kapasitelerinin en yükseğine çıkaracak bir sistem olabilir mi? Kıymetlerin “hoş sadâlarını” yüzyıllarca “bâkî kılacak” bir sistem mümkün mü?.. Her sahayı elekten geçirecek bir sistem?.. Eserleriyle yaşayanlar yetiştirmek mümkün mü?

Büyük şairin, “her yâneden ayağuna altun akıp gelür” dediği gibi cevherleri merkezde topladıktan sonra, yetiştirilen ilim, sanat, fikir yıldızlarını ülkenin her yanına serpiştirmek mümkün mü? Sadece idarenin değil her şeyin, doğrunun, güzelin ve iyinin kalbi ve kafası bir baş şehir meydana getirilebilir mi? Başşehir güneşinin gezeğenleri misali şehirler, gezeğenlerin ayları misali kasabalar, beldeler, köyler kurulabilir mi? En ücra köye kadar ilim meş’aleleri gönderilebilir mi? Ve bu geniş coğrafyada, her biri birer yıldız olan fertler, (hattâ ayrı inançtaki fertler) yüzyıllarca huzur içinde yaşamış olabilir mi?

Üç kıtaya yayılmış bile olsa, beşikten mezara kadar cemiyetin bütün fertlerine, “bir harf öğretenin kölesi olma” ahlâkı kazandırılabilir mi?

Bütün bir ülke okul haline getirilebilir mi? Hem de saatlere, zillere, testlere, dershanelere, barajlara, sınavlara mahkûm olmadan… Çocukları yarış atı haline getirmeden? O derece zamana ve mekâna sahip?..

Kıtalara bile hükmetseler, “denizlerin ve karaların sultanı” da olsalar, “âlimlerin atının ayağından sıçrayan çamuru elbisesisin süsü” görecek ahlâkta devlet adamı yetiştirilebilir mi? Hattâ bizzat kendilerinin; dost ve düşman toplulukların dillerini bilen ilim, sanat ve fikir adamı olmaları sağlanabilir mi? Dünyanın hayran olduğu devletliler yetiştirilebilir mi?

Bütün cemiyeti kucaklayan o yetiştirme sisteminin kesintisiz işlemesi, masraflarının halk tarafından gönüllü karşılanması mümkün olabilir mi?

İnansın inanmasın her insana; hattâ hayvana, hattâ bitkiye, hattâ cansıza merhamet eden; hattâ merhamet müesseselerini kuran insanlar yaşamış olabilir mi?

Bunlar gerçekse, anlatmaya çalıştığımız sistem, lâzım olan sistem, gözler önündedir; daha ne arıyoruz? Yok bunlar birer güzel hayal ise bizim güzel şeyler hayal eden iyi insanlar olduğumuz kabul edilmeli.

 

 

Senelerdir, “Tanrı bir meslek seçseydi, öğretmen olurdu” kabilinden ahmakça sözlerle öğretmenliği yücelttiklerini zanneden, sözüm ona eğitim kurmayları; rüzgârgülü gibi karar değiştirip durmaktadırlar. “Dere geçerken at değiştirilmez” diyen bir milleti “eğitme” iddiasındakiler, ders yılı ortasında bile not verme şeklini ve daha neleri neleri değiştiriyor. Çiçek yetiştirenlerin tohum, toprak, su ve gübre unsurları üzerinde çalışmaları gerekirken ikide bir saksının rengini değiştirmek gibi boş ve lüzumsuz şeylerle uğraşıp durmaktadırlar. Onlar da haklı. (!) Esasa el atacak fikirleri yok. İnsan yetiştirmenin en can alıcı prensibinden mahrumlar... “Nasıl insan” yetiştirmek lâzım, bilmiyorlar. “Nasıl insan?” üzerinde bir idrak sahibi olmadıkları gibi, bunun lüzumunun bile farkında değiller. Bir şeyler yapıyor görünmeleri de lâzım.

Şikâyet edilmeyen sahası, kesimi, kurumu, kuruluşu kalmayan bu cemiyetin insanını kim yetiştirmiştir? Hangi sistem ve programın eseridir bu toplumun fertleri? Cebini doldurmaktan başka gaye, milletvekili olunacak sırayı kapmaktan başka hedef, gününü gün etmek dışında yol, köşe dönmekten başka ahlâk bilmeyen yığınlar, hangi zihniyetin mahsulü? Yetiştirdiği haşhaşın afyonunu bizzat kendisi aldığı ve evinin bir köşesinde gelecek yetkiliye vermek için günlerce açıkta tuttuğu halde uyuşturucuya meyletmemiş bir cemiyetin okulunda cinayet ve uyuşturucu okul önünde eğitimin bir aracı görülecek neredeyse. İlgililerin, aman dikkat kabilinden “genelgeler” yayınlamaktan başka bir çare akıl edebildikleri yok.

Devlet başkanından, sıradan ferdine kadar herkesin ağzında “temiz toplum” sakızı… Ama “temiz toplum” nedir, nasıl olur, nasıl yetiştirilir, mâzide örnekleri var mı diye kafa yoran yok. Bu konuda bırakın “rey sahibi” olmayı, hayal sahibi bile değiller, Tanzimat’tan bugüne, eğitim kurmayları…

Hiçbir fikrimize hak verilmese, hattâ bilmezden gelinse bile, insan plânımıza katılınmasa bile, iddia ettiğimiz gibi öyle bir dünya kurulmamış bile olsa, bizim “iyi insan” ve “temiz toplum” konusunda cihana değecek hayalimizin olduğu olsun kabul edilmeli. Hayalinin bile cihana değecek olanın hakikatinin değerini bir düşünün.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Büyük depremin öncüleri... - Sayı 105
Nasıl bir insan... - Sayı 105
Karıncanın gücü... - Sayı 104
Devlet, vazifeni yap!... - Sayı 103
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (106): Mevlâna, Yunus etrafında Anadolu irfanı...

Son Eklenen Yorumlardan
 Allah(celle celaluhu) razı olsun. Bizim böyle bilimsel makalelere de ihtiyacımız var. Teşekkürler!... Himmet

 Hocam yazılarınızdan istifade ediyoruz. Bu yazınızda da çok faydalı bilgiler ve öğütler mevcut. Yaln... Mustafa GÜNEY

 Göz yaşı dökmemek kabil mi; bu satırlar işte tam göz yaşı pınarının yeri, İsa Yusufalptekin, güzel i... Sinan AYHAN

 Dünyaya düzen verdiklerini düşünenler, ne yazık ki dünyayı çökertiyor... Görünen köy kılavuz istemez... Sinan AYHAN

 Sevgili Mertali, bir yalınlık cevheri yolunu tutmuş, yani sen öyle bir yol tutmuşsun, ne güzel; sorm... Sinan AYHAN


Tüm gazetelerimizin toplam tirajı, 70milyon nüfusa karşılık, 3,5 milyon…
Elâlemin memleketinde tek gazete bile çift rakamlı tiraja sahip. Mesela Japonya’da günde 13 milyon satan gazete var.
Bizde nüfus artıyor, gazete tirajları yerinde sayıyor, hattâ azalıyor. Demek ki “basın” diye piyasaya sürülen kâğıt parçalarına millet güvenmiyor. Bu güvensizliğe rağmen basından ödleri kopanlara yazıklar olsun!
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Maarif
Nasıl bir insan
Çeyrek asır
İki kelime arasındaki boşluktan geçen ku
Kardelenden haberler-105


Ali Erdal - Nasıl bir insan
Ali Erdal - Büyük depremin öncül...
Kadir Bayrak - Filmin sonu
Sinan Ayhan - Türkü, Anadolu harcı...
Necip Fazıl Kısakürek - Maarif
Bedran Yoldaş - Paklanmak
Dergi Editörü - Çeyrek asır
Site Editörü - Maariften eğitime
Mehmet Hasret - Dost cemali
Necdet Uçak - İslâm gelince
Necdet Uçak - Geçer
Necdet Uçak - Değil
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Her şey eğitimle baş...
Hızır İrfan Önder - Elem gazeli
Hızır İrfan Önder - Gafil olma
Ayhan Aslan - İhtiras
Olgun Albayrak - Münacaat
Mehmet Balcı - Kurban açıklaması
Mehmet Balcı - Kalmadı
Mehmet Balcı - Doluyum
Yusuf Karagözoğlu - Kazandıklarımızı kay...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış-105
Kubilay Ertekin - En tehlikeli virüs.....
Halis Arlıoğlu - Hasret ve hüsranla g...
Halis Arlıoğlu - Felek
Büşra Doğramacı - İnsanlığın maarif da...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Tedrisat
Murat Yaramaz - Mizah köşesi-105
Murat Yaramaz - Vesile
Murat Yaramaz - Bıçak
Murat Yaramaz - Eğilim
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - İki kelime arasındak...
Eyyub MEMMEDOV - Deniz boyu sevgim...
Mertali Mermer - İnsanlar anlamaz ben...
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
İlkay Coşkun - Maarif meselemiz
İlkay Coşkun - Mülâkat-105
İlkay Coşkun - Vatanım
Turgut Yıldızan - İnsandan hazreti ins...
Turgut Yıldızan - Öğretmen olabilir mi...
Vildan Poyraz Coşkun - Eğitimde anne eli
Mehmet Şirin Aydemir - Keder kardelenleri
Çakmakçıoğlu - Hangi eğitim
Tuba Kanlıkama - Payitahtın sesi
Mustafa Kadir Atasoy - Göktaşı
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Edilen dualar
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Sevgi notumuz
İlknur Şimşek - 1453
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7610149
 Bugün : 1737
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 512202
 Bugün : 50
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 56
 105. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim