Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     983 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Zincirli kaya
Dergi Editörü

  Sayı: 106 -

Kardelen’e can suyunu veren Bilecik ve civarında, içinde olağan dışı hadiseler barındıran, yaşanmış hayat hikâyeleri anlatılır. İçindeki fevkalâdeliklere rağmen kimse bu hikâyeleri yadırgamaz, can kulağı ile dinler, anlatılanlara kalpten inanır. “Yanmayan tahta kaşıklar” bunlardan sadece biridir. Bu hikâyeyi, dergimizin sahibi Ali Hocamdan daha önce dinlemiştim. Geçen sene iştirak ettiğimiz bir organizasyonda, Bilecik’in Bozüyük ilçesinde yaşayan yazar Kurulay Yılmaz, “Flamingo Yolu-Yaşanmış Hikâyeler” kitabını hediye etti. O kitapta bu hikâyenin kâğıda döküldüğünü gördüm ve mutlu oldum. Zira kaleme alınan metin, artık hikâye olmaktan çıkmış, anlatanın büyük dedesinden nakledilen bir hatıra haline gelmişti. Buyurun okuyalım;

“Anlatan; Sabahattin Yavuz

Büyük dedem bilgisine müracaat edilen bir din adamıymış. Bulgaristan’da odaları varmış. Odaya kim olduklarını dahi bilmedikleri, gelen gidenler çok olurmuş. Herkese yemek verilirmiş. Kendisi sanatkârmış. Yemekte kullanılan tahta kaşıkları kendisi yapıyormuş. Her yemekten sonra da kaşıkları ateşe atıp yakıyormuş. Ancak kaşıklardan yanmayan bir kaşık olurmuş. Bu durum, yemek yiyenlerin içinde Hızır’ın (as) bulunduğuna yorumlanmış. Hızır’ın kullandığı kaşık yanmazmış. Bu şekilde 12 kaşık birikiyor. Türkiye’ye göç ederken bu kaşıklarla yine yemek yenen iki ahşap sofrayı da beraberinde getirmiş. Kaşıklar ve sofra Ayvalı Köyümüzdeki camiye konuluyor. Yakın zamana kadar duruyordu. Düğün dernek gibi özel günlerde kullanılıyordu. Büyüklerimizin anlatımı. Misafir geleceği zaman sofra sallanıp ses çıkarıyormuş. Önceden misafir geleceği anlaşılıyormuş. Ancak gençler bu sofrada içki içmişler. Bu özellik de kaybolmuş.” (Kurulay Yılmaz, Flamingo Yolu-Yaşanmış Hikâyeler, Haziran 2018)

İstiklâl harbi esnasında, Bilecik, üç defa Yunan tarafından yakılmış ve talan edilmiştir. Şeyh Edebâli Hazretlerinin türbesindeki yanmış ama kül olmamış ahşap direk hâlâ o günlerin izlerini taşır, tıpkı Ertuğrul Gazi ceddimizin türbesinin pencerelerindeki kurşun izleri gibi…

O günlerin izlerini taşıyan bir de Zincirli Kayamız vardır. Hemen türbe yolunun kenarında bütün haşmetiyle sizi karşılayan Zincirli Kaya, aslında adı üstünde bir yüce kaya, taştır. Ama o, Bilecikli için sadece bir kaya, taş değildir, hiç olmamıştır da. Bağlı olduğu daha doğrusu bağlı olması gerektiği ana kayalıktan gözle görülür mesafede ayrık, kopuk, tek başına bir karakter arz eden heybeti vardır. Ziyaretçiler türbe yolunda ilerlerken doğru bir açıyla bakarlarsa Zincirli Kaya’nın arkasındaki tepelikten ayrı ve bağımsız bir duruşu olduğunu rahatlıkla görürler. Bilecikli, bu kayanın, Yunan harbi esnasında gâvur askerlerinin üzerine kapaklandığını ve sonra yine eski yerine kalktığına inanır. İnanırız. Adını, memleket kurtulduktan sonra bir daha devrilmesin diye önüne çekilen zincirden alır.

Biz yaşadığımız coğrafyayı bildiğimiz için bunları anlattık. Yoksa Anadolunun her köşesinde bunlara benzer nice yaşanmış hikâye vardır. Bugün, bu hikâyeleri anlatan, dinleyen ve inananları hor ve hakir gören, yabanî ot misali anlayışlar türedi. Bunlara inananlar, eğitim seviyesi düşükse cahil, eli kalem tutuyorsa şirk koşan olarak itham ediliyor. Oysaki Bilecik’teki Şeyh Edebâli türbesinde, Küre’deki Dursun Fâkih türbesinde, Söğüt’teki Ertuğrul Gazi türbesinde, Bozüyük’teki Kumral Abdal ve İnhisar’daki Abdullah Mihal Gazi türbelerinde, ziyaretler esnasında, itikada aykırı en ufak bir anlayış, emare görmediğimi tarihe not düşmek için belirtmek zorundayım. Evim, arabam olsun, evde kalmış kızım koca bulsun diye bu türbelerin ziyaret edildiğine, Allah korusun orasına, burasına, ağacına, dalına en ufak bir bez, çaput bağlandığına bir kere bile şahit olmadım, olmadık.

Kardelen, bütün bunları bilerek, bir plan ve program çerçevesinde, tıpkı Abdülhamid Han, Üstad, Esma-ül Hüsna, Tasavvuf sayılarında olduğu gibi şimdi de Anadolu irfanını ele aldı. Millet olarak bizi ayakta tutan ve tutacak kodların adı geçen şahsiyetlerde ve kavramlarda saklı olduğuna inanan Kardelen’den selâmlar.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Fikir sancısı çekenlere d... - Sayı 108
Birliğimizi daim eyle... - Sayı 107
Zincirli kaya... - Sayı 106
Çeyrek asır... - Sayı 105
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?
Son Eklenen Yorumlardan
 Dua o kadar güzel ki... Emrenin duası o kadar güzel ki, Ben de aynı duayı edeyim, ondan sonra amin d... Ali ERDAL

 İnşallah bizler de bu mübarek hadisi şerifin muhatapları olarak, ilim ve hidayet yağmurlarında ilikl... Emre Kaymaz

 Rubaileriniz de şiirleriniz gibi duygu ve mana dolu, yüreğinize ve emeğinize sağlık hocam...... Cemil

 Maşallah, yüreğine sağlık. ... Murat Çimen

 Süper olmuş ... Aslanlar


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Sünnet edebi
Elmacık
Röportaj - Muhammed Emin Yıldırım
Aşk uğruna
Muhteşem kadro


Ali Erdal - Muhteşem kadro
Kadir Bayrak - Etle tırnak...
Sinan Ayhan - Okumayı öğrenen pıht...
Necip Fazıl Kısakürek - Sünnet edebi
Fatma Pekşen - Hastalığın adı ne?
Dergi Editörü - Fikir sancısı çekenl...
Site Editörü - Anadolu irfanının ka...
Mehmet Hasret - Gökyüzüne mektuplar
Necdet Uçak - Geldi
Necdet Uçak - İbretle bak
Necdet Uçak - Yerlere bak, göğe ba...
Altan Atan - Vesair
Altan Atan - Müjde
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Röportaj - Muhammed ...
M. Nihat Malkoç - Gül yüzlü Muhammed (...
Hızır İrfan Önder - Efendim
Mehmet Balcı - Karabağ
Mehmet Balcı - Korona
Mehmet Balcı - Karadenizli
Ahmet Çelebi - Nasihat
Ahmet Çelebi - Meczup
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış - 108
Halis Arlıoğlu - 46 sabıkası olan 70 ...
Erdem Özçelik - Aşk uğruna
Muzaffer Doğan - Öfke, mukaddes öfke
Kürsü Kainatın Efendisi -
Murat Yaramaz - Sünnet
Murat Yaramaz - Medya Sepeti
Murat Yaramaz - Homurtu
Murat Yaramaz - Mizah köşesi-108
Murat Yaramaz - Esas
Murat Yaramaz - Dayatma
Mahmut Topbaşlı - Vuslatın kapısı
Mehmet izzet Gülenler - Pembe peçeteler
İsmail Güçtaş - Eşyanın dilinden red...
Gülşen Ayhan - Bir derdi olan adama...
Mertali Mermer - Fırtına
Cemal Karsavan - Muştudur üçüncü baha...
İlkay Coşkun - Toplumumuzda sünnet ...
İlkay Coşkun - Karşı
İlkay Coşkun - Afrika: kurutulmuş i...
Vildan Poyraz Coşkun - Tıbb-ı Nebevî
Özkan Aydoğan - Elmacık
Elvin MÜTALİBOĞLU - Ben de çocuk olmuşum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 8646151
 Bugün : 1015
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 531928
 Bugün : 33
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 64
 108. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 7
Son Güncellenme: 9 Mayıs 2021
Künye | Abonelik | İletişim