Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 31 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     134 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Beyaz mendil
İlknur Eskioğlu

  Sayı: 110 -

Bir kurban bayramı sabahıydı. İkra, evin içindeki telâşlı ve heyecanlı koşuşturmaların sesiyle uyanmıştı. Gün aydınlanmıştı. Odanın içine, perdenin açık kalan kısmından güneşin ilk huzmeleri süzülüyordu. Bu huzme, İkra’nın geceden hazırlayıp gardırobun kapısına astığı kırmızı tulumunun yakasındaki incilere ve beyaz ışıklı ayakkabısına yansıdıkça göz kamaştırıyordu. Bugün bayramdı. Çocuklar erken kalkmalıydı. İkra’nın babası ile abisi bayram namazından sonra evlerinin bahçelerinde kurbanlarını kesecekler, kurban kesildikten sonra annesi kahvaltıya kavurma hazırlarken İkra da anneciğine yardım edecekti.

 

Yatağından kalktı. Önce kırmızı, yakası incili tulumuna baktı. Çehresine bir tebessüm kondu. Sonra da ayakkabılarını eline aldı, “canım ayakkabılarım” diye bebek sever gibi sevdi. Heyecanlıydı. Eğer İkra’nın derslerinin hepsi pekiyi olursa babası, ona beyaz ışıklı ayakkabı alacağına dair söz vermişti. İkra, ilkokulu birincilikle bitirmişti. Hediyeyi hak etmiş olmanın mutluluğuyla, küçük kızın kalbinde bayram sabahında kelebekler uçuşuyordu. İkra’yı da abisi İbrahim’i de âilesi hep mütevâzi yetiştirdiği için iki kardeş de maddî ağırlığı olan hediyeler yerine küçük şeylerle mutlu olmayı yeğliyordu.

 

İkra, kahvaltıdan sonra elbisesini ve ayakkabısını giyecek, kumral kıvırcık saçlarına kurdeleli kırmızı tacını da takacak, hilâl kaşına da zülüflerini düşürecekti. Ve her bayram yaptığı gibi bu bayram da komşu büyükleriyle bayramlaşmaya gidecekti. Ama önce Nezihe Teyze’ye uğrayacak, onun elini öpecek, bu bayram da Nezihe Teyze’nin hazırladığı beyaz mendili ve beyaz mendilin içine koyduğu harçlığı alacaktı. Eli öpülen büyüklerin çoğu çocuklara şeker veriyordu. Nezihe Teyze ise kapısını çalan her çocuğa ayakkabılığının üstüne hazırladığı, içinde harçlık olan mendillerden veriyordu. Bu yüzden çocuklar, Nezihe Teyze’yi çok seviyorlardı. Öğleden önce çocuklar, aralarında anlaşıp sırayla Nezihe Teyze’nin kapısını çalardı. Öğleden sonra da anneleriyle beraber o leziz baklavalarından yemeye giderlerdi. Nezihe Teyze, öyle güzel ve lezzetli baklava yapardı ki köyün bütün kadınları ona imrenirdi.

 

Nezihe Teyze, “Az veren candan, çok veren maldan” derdi. Hem beyaz mendilleriyle hem de ağızda dağılan baklavasıyla köyde nam salmıştı. Bayram günleri kapının çalışına yetişemediği zamanlar beyi, Şakir Amca kapıya çıkar, çocukları görünce nükteli bir edâ ile hanımına seslenir: “Gel hanım, gel! Seninkiler gelmiş.” der, çocuklarla bayramlaşır, onları Nezihe Teyzeleri ile baş başa bırakır, kendisi içeri geçerdi.

 

Bu tarih kokan teyzeyi, bu denli seven sadece çocuklar değildi elbette. Çocukların anne babaları da çocukluk zamanlarında, Nezihe Teyze’den çok mendil almışlar. O mendilleri genç kızlar çeyizlerine koymuş. Oğlan anneleri de oğlanlarının çeyizine koymuş. Çocukluğunda Nezihe Teyze’nin mendillerine ihtimam gösteren, örnek anne babalardan bir tanesi de İkra’nın anne ve babasıydı.

 

Nezihe Teyze gençlik zamanlarında mendil verdiği çocuklara nasihatler eder, mendillerin de dilinin olduğunu anlatırmış. Artık bir hayli yaşlandığı, haddi aşanlardan olduğu için eski gücü kalmamış, uzun uzadıya gelen çocuklarla ilgilenemez olmuştu. Lâkin onun, zamanında anlattığı hikâyeler yıllarca dilden dile köyün içinde dolaşıp durdu. Asıl ismi “Güneşli” olan bu köye civar köyler, “Mendilli” köyü derlerdi. “Güneşli köyü” denince birden pek hatırlayan olmazdı da “Mendilli köyü” denilince kim olursa olsun çehresine bir tebessüm konardı.

 

Köyün bütün halkı mendilin, hüznün de sevincin de, aşkın da nefretin de dili olduğunu Nezihe Teyze’den öğrenmişler. Delikanlılar sevdikleri kıza Nezihe Teyze’den aldıkları mendilin ucunu yakarak bir işaret gönderirlermiş. Genç kızlar, gönül verdikleri delikanlıların evlerinin önünden geçtiğini görünce, geçtikleri yola camdan mendil atarlarmış. Eğer o delikanlının gönlü de o mendil sahibindeyse delikanlı, kimsecikler görmeden mendili alıp cebine koyar, çaktırmadan etrafına şöyle bir bakınıp genç kıza işveli bir göz kırparmış. Nezihe Teyze’nin mendillerini işaret dili olarak kullanıp da yuva kuran çok genç olmuş. Bu çiftler evlendiklerinde bebeklerinin ağız mendilini de Nezihe Teyze’nin mendillerinden yaparlarmış. Böylece bebek doğar doğmaz hem Nezihe Teyze’nin kokusuna âşına olur hem de mendilin mâzisine alışmaya başlarmış.

 

Sevdiğinin adını mendile işleyen, mendilin kenarlarına da elvan çiçekleri yapan genç kızlar, evlenip barklandıklarında sevdâlarının hikâyesini çocuklarına anlatırken, sandıklarından işlemeli mendillerini çıkarırlarmış.

 

Tabii sevdasına karşılık bulamayan, mendili sahipsiz kalan çok genç de olmuş. Nezihe Teyze’nin mendilleri, aşkına karşılık bulamayıp ucunu yaktığı mendilin hepsini yakıp kül eden delikanlılar, işlediği mendili parçalayıp atan genç kızlar için de “hüzün mendili” olmuş. Kimisi de mendili ortadan kaybetmek yerine dert ortağı bilmiş, gözyaşlarını mendile akıtmış. Hattâ bazen gençler, mendilin dilini unutur, hangi mânâya karşılık geldiğini karıştırır, bir çuval inciri berbat edermiş.

 

İkra da İbrahim de evlerinin duvarlarında asılı olan, içinde F ve B harfleri ve karanfil desenleri ile işlenmiş beyaz mendilin bulunduğu çerçevenin hikâyesi ile büyümüşler. İkra’nın annesi Fadime Hanım, eşi Burhan Bey ile sevdâlarının nişânesini ve Nezihe Teyze’nin nâdide hediyesini sandıklara kapatmaya dâhi kıyamayanlardan sadece birisiydi.

 

Burhan bey, kaptandı. Delikanlılık zamanlarında ucu yanık mendili, Fadime Hanım’ın geçtiği yola bırakıvermiş de aşkına karşılık Fadime’nin düşüncesinin ne olduğunu öğrenemeden gurbete gitmek zorunda kalmış. Bir daha ki sefere köye gelişinde, limanda Fadime’nin köşe başındaki parkta, ıhlamur ağaçlarının altında ürkek bir ceylan misâli, birine görünmekten korkarcasına etrafına bakındığını fark etmiş. Bu ürkek ceylanı, daha fazla ürkütmemek için usulca Fadime’nin yanına doğru yürümeye başlamış. Fadime, Burhan’ın yanına geldiğini fark edince mahcup bir edâya bürünmüş, o da Burhan’ın yanına yaklaşmış ve cebinden beyaz bir mendil çıkarmış. Yüzü al al olan Fadime, Burhan’a hiçbir şey söyleyememiş, onun yüzüne bakmaya bile hayâ etmiş. Sadece cebinden çıkardığı mendili, utancından elleri titreye titreye Burhan’a uzatmış. Burhan, gülümseyerek mendili bir çırpıda alınca Fadime de oracıktan kaçıp gitmiş. Fadime’nin bir şey söylemesine lüzum yoktu ki. Nasıl olsa mendil, mendilin dilinden anlardı! İşte duvarda çerçeve içinde asılı olan mendil, ucu yanık mendile karşılık verilmiş o mendildi! O gün bugündür, Burhan Bey gemiyle yakın mevkiden geçtiği her seferinde, Fadime Hanım karadan beyine o ucu yanık mendili sallardı. Burhan Bey de her gurbetten gelişinde, gülen bir çehre ile “Sallasana sallasana mendilini…” türküsünü mırıldanarak eşini ve çocuklarını selâmlardı.

 

İbrahim, üniversiteye başladığı yıllarda hoşlandığı bir kıza Mendilli köyünün, mendil âdetiyle babası gibi cilve yapmaya kalkmış da mendilin ucunu yakayım derken mendil birden tutuşuvermiş, üstelik elini de yakmış. Rezil olduğuna mı, üniversitede adı “beceriksiz Mendilli” kaldığına mı yansın!

 

Kültürümüzde dilinin bin bir türlü mânâya remiz olduğu, kalpteki duyguların tercümanlığını yapan beyaz mendilin, Mendilli’de de Nezihe Teyzesinin mendilleri vesilesiyle köy halkının gözünde ayrı bir yeri vardı. Maziyi yâd edenin muhakkak bir mendil hikâyesi hatırına gelirdi.

 

İkra da işte bu yüzden çocukluğu boyunca bayramların gelmesini iple çekmiş, her bayram sabahına sevinçle uyanmıştı. Fakat bu kurban bayramı, Nezihe Teyze’den alacağı beyaz mendil sevinciyle uyandığı son bayram olmuştu. Bayramdan birkaç ay sonra Nezihe Teyze Hakka yürüdü. Bu kıymetli, her zaman iyilikleriyle yâd edilecek Nezihe Teyze vefat ettikten sonra ne İkra ne İkra’nın yaşıtları ne de İkra’dan sonraki nesil, bu denli bayram sabahlarına sevinçle uyanamadı. Çünkü Nezihe Teyze ile birlikte mendiller de âdeta toprağa gömülmüştü. Yerini, beceriksiz kâğıt mendillere bırakmıştı. Hiç onlara işleme olur muydu? Onlar, sevdânın veya hüznün nişânesi olabilirler miydi? Heyhat! Mendilli’de Nezihe Teyzeden sonra bu geleneği sürdüren kimse de çıkmadı. Avuç içlerinde, sandıklarda, duvarlarda sadece Nezihe Teyze’nin sağ iken verdiği ve derin mâzileri olan mendiller kaldı.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Beyaz mendil... - Sayı 110
Bir damla... - Sayı 110
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (111):
15. İslâm asrında ümmetin çaresizliği; küfrün postalları altında ezilen vatanlar, göçe zorlanan insanlar.
Peki göç edenler Muhacir, ev sahipleri Ensar ahlâkı üzerine mi?
Hicret ahlâkının, Ensar-Muhacir hukukunun neresindeyiz?..


Son Eklenen Yorumlardan
 Allah şifa versin,bunca emeğiniz elbette okuyanların bilinçlenmesine vesile olmuştur. Allah sizlerde... Ali H. Eroğlu

 Allah şifa versin, bunca emeğiniz elbette okuyanların bilinçlenmesine vesile olmuştur, Allah razı ol... Ali H. Eroğlu

 Gerçekten sanatı hayatını kuşatmış tatlı bir mühendis güzel bir insansın.... Melek Laçin

 Gerçekten çok güzel bir şiirdi. İnsana farklı duygular yaşatan bir derinliği var. Selam olsun yazan ... Selma demir

 Kadir Bayrak Bey... Şiirime gösterdiğiniz ilgi ve beğeni için çok teşekkür ederim. Babalarının alın ... İsmail Güçtaş


Hislerin hissizleştiği noktada, onlarda kalan aklın varlığını sürdürebilmek için o noktaya varışın yaratıcısını bile inkâr edebilecek kadar “bencil”leşmesine kılıflar uydurarak (bunu) üstünlükmüş gibi gösterenleri iyi tanımak gerekir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Şairsiz devir
Geçemiyorsun
Balıkçı
"Bizim Yunus"
Yûnus var Yûnustan içeru
Mazisi olmayanın müstakbeli de olmaz
Çiğ idik piştik elhamdülillah
An susması


Ali Erdal - "Bizim Yunus"
Kadir Bayrak - Âşıklar ölmez
Sinan Ayhan - Yunus Emre ve Lorca ...
Necip Fazıl Kısakürek - Şairsiz devir
Bedran Yoldaş - Kahve
Fatma Pekşen - Gönül hanım
Dergi Editörü - Mâverâ humması Yunus...
Site Editörü - Yûnus var Yûnustan i...
Mehmet Hasret - Gökyüzüne mektuplar....
Gönüldaş - Molla Kasım şiiri üz...
Necip Fazıl - Bu cemiyetin
Necdet Uçak - Ömür bir yol iniş çı...
Necdet Uçak - Gülümse
Necdet Uçak - Gelen gitmiş
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
M. Nihat Malkoç - Hayata Yunusça bakma...
Hızır İrfan Önder - Bizim Yunus
Ayhan Aslan - Tahta tabut
Ayhan Aslan - Anız
Ayhan Aslan - Bayram
Ayhan Aslan - Vefa şiirleri
Mehmet Balcı - Zamansız
Mehmet Balcı - Beni
Ahmet Çelebi - İhtiyar
Muhsin Hamdi Alkış - Ölçüt kişi - Yunus E...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara bakış
Halis Arlıoğlu - Mazisi olmayanın müs...
Büşra Doğramacı - Çiğ idik piştik elha...
Kürsü Kainatın Efendisi - Hususilik
Murat Yaramaz - Değirmen
Murat Yaramaz - Hurda
Murat Yaramaz - Gereksiz
Mahmut Topbaşlı - Yunus misali
İsmail Güçtaş - Mehmetim
Mertali Mermer - Fotoğraflar kıttır
İlham MİKAYIL - Qocalır
Nemət TAHİR - ELƏ BU AXŞAM…
Cemal Karsavan - Ayazda bir yürek
İlkay Coşkun - Sinan Ayhanla sohbet
Mehmet Şirin Aydemir - Kül
Özkan Aydoğan - Balıkçı
Özkan Aydoğan - Geçemiyorsun
Hasan Basri Demir - Anadolu irfanının te...
Aynur Qafarlı - Boynu bükük arzular
Aynur Qafarlı - Bizden bize kim düşe
İlknur Eskioğlu - Bir damla
İlknur Eskioğlu - Beyaz mendil
Umut Rehberi - Korku dışında
Xuraman Hüseyn - Sarışın payız
Neva Ney - An susması
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 9585247
 Bugün : 3871
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 545496
 Bugün : 40
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 41
 110. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
Son Güncellenme: 8 Ağustos 2021
Künye | Abonelik | İletişim