Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3145 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Bu Ruh: Kyrba?lar, Tufanlar, Syratlar ve Gemiler
Mehmet Hasret

  Sayı: 61 - Temmuz / Eylül 2008

Gün olur, en dar zamanda bir fısıltı, bir dokunuş, bir duruş, bir haslet, bir yazı, bir söz, bir eda icat olur ve onu icat eden aklın üzerinde bir millet yükseliverir, öte zamanlara kalmayı çatan, tarihin sırata benzer çok sahnesi olur çünkü, hiç yoksa dünya bir katliam ve katliama karşı bir hüzün yeridir… Bırakın, bir “Babil Kulesi” palavrası daha, petrol kulelerini kan gölleri üzerinde yükselten lego-kollu, lego-bacaklı canavarlara kalsın ve havada zulmü simgeleyen birkaç Roma kırbacı daha şaklayıversin; biz, asıl yaşatılacak olanın gövdemizdeki, hareketlerimizdeki lisanını keşfedelim; hele bu lisanın yüklendiği şifayı; bize bahşedilmiş pençenin idrak merkezini bulalım, sonra bu pençeyi getirip, tüm dünya adına bir sağlık belirtisi olarak kuduz canavarın gırtlağına yapıştıralım…

Türk Milleti bugüne, tarihi sıratlardan aşıp gelmiştir; ondaki rol ve bu rolü kabullenme iştiyakı insanlığa örnektir ve bu örneklik durumu, “dört-başı mamur”, içinde olgun, makul bir yaşama biçimi, üstün bir yaşam ahlakı, cisimlendirilebilen ve sınanmış bir ortak yaşam keyfiyeti de ihtiva eder… Dolayısıyla iradi olarak seçtiği bu hasleti diri tutmakta boğuşarak gelmiştir o ve bu esnada sıratlardan onu aşıransa cismi yakalanamayan, her an şekil ve içerik değiştiren bir ruhtur, yani dünyaya aksi isimsiz bir cisim olan bir ruh…

Bu ruh Ergenekon'da vardır, Dedekorkut'da vardır; bütün Oğuz illerinde ve adımlarında vardır; Alparslan'ın hitabında, Kılıçarslan'ın kılıcında, Keykubat'ın fikrinde ve basiretinde vardır; Şeyh Edebali'nin nasihatinde, Ertuğrul Gazi'nin vasiyetinde vardır; Osman Bey'in rüyasında, Orhan Bey'in muradında vardır, Selçuklu'nun Anadolu'sunda, Osmanlı'nın Rumeli'sinde vardır; bütün Türk coğrafyasının buğdayında-arpasında, ekmeğinde-lokmasında ve dahi kerevetinde, harmanında, “zümrüd-ü anka” gibi; alın terinde, tabiatında, terbiyesinde, soluğunda Lokman ve Hızır gibi vardır; bu ruh, üzere konmuş bir talih kuşuna benzer her Türk'ün alnında ve kalbinde Allah'ın bir lûtfu olarak vardır…

Kavgasında, edasında, lisanında hep bu ruh:

“Ey gaziler, yol göründü yine garip serime”…

Derviş'inin yazısında, yazgısında hep bu ruh:

“Ah nice bir uyursun uyanmaz mısın

Göçtü kervan kaldık dağlar başında”…

Plevne'sinde, “Kut'ül Amara”sında, Sarıkamış'ında, Sakarya'sında hep bu ruh; tebessümünde, çatık kaşında yine bu ruh; taşarken bu ruh, durulurken bu ruh; bozgununda onu ayakta tutan, hükümranlığında ona eşyaya hem yapı, hem işlev olarak tesir ettiren yine bu ruh, ne varsa bu ruh, hep bu ruh… Bu ruh, gelir Çanakkale'de bir gül gibi Bedir Şehitleri'nin isimlerden bir künye olur ve Mehmetçik'in koynuna girer; adı ya Bekir oğlu Ömer olur, ya Osman oğlu Ali olur; bu ruh bugün de bir eda, bir iklim olmayı ve dahi ete, kemiğe bürünmeyi bekler…

Zaman ilerledikçe, bu ruhun gövdesini bulmak zorlaşır, bu ruhun lisanına dair sesler seyrelir… Ne göz görür olur onu, ne kulak işitir; ama kalp bulmakta direnir… Abdülhamit, kalp hükmünde meydan yerine dökülmüş o nadir rastlanan ses gövdelerindedir işte; zaten bir daha bu millet, Ulu Hakan'dan sonra o ruhun edasını dolduracak başka bir icat cüssesi de görmemiştir… Abdülhamit'in doldurduğu cüsse bizce, tahttan vazgeçerken söylediği sözde saklıdır : “Ben nefsim için tek damla müslüman kanının akmasına razı değilim…” Bu söz, bu bozgun anı gibi görünen bir anda söylenmiş, ancak mütevazi bir yazgıyı taşıyan bu söz ve ondaki altın hikmet dalgaları ve o dalgalardaki ölçü, harf harf bir milleti tarihi bir sırattan atlatmıştır… Fakat işin iç-sırrı odur ki, yer yer Selçuklu'da ve çoğunlukla Osmanlı'da billurlaşmış o basiretli devlet adamı silsilesi Abdülhamit'e yapılan zulümle birlikte kırılmıştır… Bu devirden itibaren de millet sahipsizdir; yalnız kalbiyle baş başadır ve tarihi rolüne karşı, ıssız bir dağ başında, o ses gövdesine benzer bir lider gövdesi çıksın diye beklemektedir…

Hâlâ beklemektedir, sabırla ve bünyesinden beklenmeyecek bir basiretle onu beklemektedir…

İnancımız, irfanımız, imanımız odur ki; Allah tarihteki sıratlarla örülü rolü yüklenen ve onun gereklerini yapmakta inandığına sadık kalan bir milleti, ortada mahzun bırakmamış ve bırakmayacaktır; o halde bu Millet, kalbine işleyen o lideri, kadrosu ve lisanıyla doğurana, yetiştirene ve bulana kadar beklemeye yazgılıdır… Bütün o hasis, hain, melun istihbarat ağızlarına, o küfrün leş kokusuyla beslenen ayak oyunlarına, bütün o dans figürü gibi şehveti havaya işlenen Bizans entrikalarına rağmen; Allah'ın rızası ve takdiriyle; bir milleti öte zamanlara taşıyacak “yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek”, bütün olmaz denilenler olacak, gemiler dağlardan aşırılacak, bu keyfiyet çatılacak, bu keyfiyetin sözleri bulunacak, bu sözlerin metinleri yazılacak, fikir, sanat ve estetik mayası tutturulacak, bu metinlerin sistemleri örülecek, sistemlerin tarzları çatılacak, sonuçta hepsi birden altından bir nefes gibi fiiliyata dökülecek ve bu hiç çözülemezmiş gibi görünen denklem bir kez daha çözülecektir…

Bütün dağlar yürür ve durur, bütün tufanlar durulur, bütün oyunlar biter, bütün sıratlar gerisin geri döner de; kalpleri halden hale koyan, âlemlerin Rabbi olan “Allah, vaadinden dönmez”…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Nasihat... - Sayı 104
Aynı safta olduğumuz omuz... - Sayı 103
Kurbağa kesip biçmeyi kim... - Sayı 101
Askıda şiir... - Sayı 100
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (105): Eğitim, fert ve cemiyet için yarın projesi... Doğumdan ölüme bütün hayatın, zamanın ve mekânın konusu... Hattâ ölümden sonrası, ömrümüzü nasıl geçirdiğimize bağlı olduğuna göre, ölüm ötesi ümidi de, (Allah muhafaza) inkısarı da alınacak eğitime bağlı... Her insan ve her cemiyet onun nasıl olması gerektiği üzerinde düşünmek durumunda.

Son Eklenen Yorumlardan
 "Türk milleti, bütün tarih boyunca kaderinin devamlı ihtar ve ifşa edişleriyle meydanda olduğu gibi,... Sinan AYHAN

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan yakar

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan

 "Hattâ bir unvan vardır hezarfen diye. Hezarfen deyince hemen aklımıza Galata Kulesinden Üsküdara ka... Sinan AYHAN

 16 yıl önce verdiğimiz selâm bir "düşünen adam" tarafından alınmış, ne mutlu bize... Batuhan Bey, 10... Kadir Bayrak


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Tek kelimeyle kurtuluş yolu
Karıncanın gücü
Yolun sonu
Selâm
Doğu Türkistan uzak değil
Tek kelimeyle kurtuluş yolu


Ali Erdal - Karıncanın gücü
Kadir Bayrak - Aşilin topuğu
Sinan Ayhan - Tokat
Necip Fazıl Kısakürek - Tek kelimeyle kurtul...
Dergi Editörü - Selâm
Site Editörü - Yolun sonu
Mehmet Hasret - Nasihat
Gönüldaş - İşte bu!..
Necdet Uçak - Yürüdüm Allah diye
Necdet Uçak - Kafkaslarda Rus zulm...
Altan Atan - Eski dünya
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Âh Doğu Türkistan Âh...
Hızır İrfan Önder - Gelsin bahar
Mehmet Balcı - Güzel
Mehmet Balcı - Öğrenmelisin
Av. Mustafa Büyükgüner - Aradığımız ruh
Muhsin Hamdi Alkış - Ah Türkistan ah Türk...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış (Nisa...
Hasan Ildız - İçimde
Kubilay Ertekin - Sinsi ve pasif siyâs...
Halis Arlıoğlu - Hayat arkadaşıma
İbrahim Ali Uçar - Asyanın kalbi Doğu T...
Ahmet Değirmenci - Oralardan haberler
Ahmet Değirmenci - Röportaj - Seyit Tüm...
Ahmet Değirmenci - Bir ihtilâl...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - İşkence
Murat Yaramaz - 104.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Korkak kahraman
Murat Yaramaz - Çözüm
Mahmut Topbaşlı - Solan yüzüm tende kö...
Erdal Kozankaya - Tarih bizi çağırıyor
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - Tercih
Hacer Taner Bulut - Kötülük eden kötülük...
Mertali Mermer - Hiç gelmeyen
Cemal Karsavan - Dikkat edilmeli sana...
Hakkı Şener - Türkistan
İlkay Coşkun - Doğu Türkistan uzak ...
İlkay Coşkun - "Mübareze" hakkında
Abdushükür Muhammet - Şiir okuma
Abdushükür Muhammet - Ak
Abdurehim imin /paraç - Vatan derim
Turgut Yıldızan - Gök bayrak için şanl...
Amine Vayıt - Güzel yurdum
Nurmuhammet Yasin - Nuzugumun çağrısı
Ferruh Recai - Karanlıkta güneşlene...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7274470
 Bugün : 3938
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 507380
 Bugün : 97
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dçn) Toplam : 163
 104. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim