Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3259 kez okundu.     2 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Sary H?z?n
Fatma Pekşen

  Sayı: 61 - Temmuz / Eylül 2008

Sık sık elimize geçmeyen, sarılı yeşilli, sıcak bir sonbahar günündeyiz. Beton, gürültü ve sıkıntıları geride bırakarak, kendimizi, sağa sola yerleştirilen “Çiçekleri Koparmayın, Çimenlere Basmayın” tabelâlarının bulunduğu, oldukça geniş bir parka atıyoruz. Oldum olası huylanmışımdır şu düzenli parklardan. Yeni tıraş olmuş oğlanları andıran top top ağaççıklar, bilmem hangi memleketten gelme, adını sanını bilmediğim “Yaban” ağaçlar, beton yolların, yapay havuz ve köprülerin şurasına burasına sıkıştırılan çimler ve çiçekler... Hani çingenenin manolya ağacı görünce “Bundan iyi kalbur olur” dediği gibi, gözüm iğde ağacını, akasya ağacını, meşeyi, çınarı arıyor. Şu ulu çamlar da olmasa, iyice gariplik çekeceğim...

Az önce dik sayılabilecek bir yokuşu tırmandığımız için, kendimizi yorgun kabul ediyoruz. İtiraf etmekten kaçınsak bile ihtiyarlık alametleri mi başlıyor ne?... Aheste adımlarla, sıcak görmüş yaşlı uyuşukluğuyla, koca parkı dolaşmaya başlıyor. Yeni tıraşlanmış oğlan kafalarının “Yaban” ağaçların, bir türlü adını öğrenemediğim çiçeklerin arasından, boş bulabildiği alanlara, güz güneşinin son ışıkları ulaşmakta iplik iplik... Gözlerim papatyaları, gelincikleri boş arıyor... Kırmızı bir gülü koklama teşebbüsünde bulunuyor, ta yıllar önce, bir akraba ihtiyarının “Güllerin kokusu eski kadınlarla birlikte kayboldu, boşuna koklamayın.” deyişini hatırlıyor, yaklaştırdığım burnumu geri çekiyorum. Parkın bir ucundaki gazinonun yakınlarına kadar yürüyüp, oyalanmak maksadıyla afişlerdeki sanatçıların isimlerini, programları okuyup, orada bulunan büfeden çerez alıp, aynı uyuşuk adımlarla turumuza devam ediyoruz...

Şemsiye gibi kocaman bir ağacın altından, yeşile boyanmış tahta bir kanepe bize “Gel” mesajı gönderiyor, oturuyoruz. Güneş sırtımızı ana şefkatiyle okşadıkça gevşiyoruz. Şu çerez paketi de olmasa uyumak işten bile değil...

Yeni sulanmış çimlerin içinden, şekilli bir ağacın arkasından, beş-altı yaşlarında bir çocuk beliriveriyor. Sırtını, kurşunî kabuklarla örtülü ulu bir çam ağacına dayayıp bizi süzüyor. Kırış kırış şortu, kareli gömleği ve terlikleri hep uçuk mavi renkte. Bir iki dakikalık duraklamanın ardından elini arkasından çıkarıp, bize yarısı yenmiş bir simit uzatıyor, “Alın teyze, siz de yiyin.” Şaşırıyoruz. Oyuncak bebeklerin saçlarına benzeyen ipek yığınlarının, alnına dökülen parçalarının arasından, güneşe yenik düşmenin verdiği güzellikle, tek gözünü kısarak, derin derin bakan mavi bir göz bizi kendine çekiyor. Ne duru, ne saf, ne temiz bir bakış... Yumuk elleriyle simidi ikiye bölüp, uzatıyor; minik misafirimizi kırmıyor, alıyoruz. Simitten boşalan eline çerez dolduruyoruz. Çam ağacının dibine oturup yemeye başlıyor. Tek tarafına doldurduğu çerezi öyle güzel bir çiğneyişi var ki bakakalıyoruz. Açamadığı, sert kabuklu fıstıkta, yardımımızı istiyor... Öylesine soruyorum; “Adın ne, arkadaşın var mı?”

Bir demet güneş ışığının aydınlattığı güleç yüzüyle cevap veriyor; “Adım Deniz, kardeşim de yok, arkadaşım da” Benimkisi de laf mı yani?... Öyle ya olmayabilir de. Bir çok anne baba çocuklarıyla kardeş, arkadaş olup kimseyi aramıyorlar bile... “Ben terliklerimle konuşuyorum, oynuyorum” diyor, masum ve kırılgan bir ses tonuyla. Yanlış anladığımı zannederek, “Efendim, anlayamadım” diyorum, az işiten ihtiyar edasıyla.

“Akşam beni odaya kilitlediklerinde terliklerimle konuşuyorum” diye tekrarlıyor. Bozulduğumu belli etmemeye çalışarak, “Ne diyor terliklerin, ne konuşuyorsunuz?” diye soruyorum. Bir tutam sarıyla mavinin buluştuğu vitrinlik varlık cevap veriyor: “Başı çok ağrıyormuş, uykusu geliyormuş. Eğer uslu durmazsam aç kalırmışız, patron onu kovarmış... Müşteriler sesini beğenmezmiş, kocası onu dövermiş filan... Öyle diyor işte.” Pek bir şey anlamamakla birlikte “Terliğini kim dövüyor, sen mi?” diyorum. Mavi gözlerini açarak, “Yok, ben değil kocası dövüyor” diyor ve ekliyor; “Eğer uslu durmazsam kocası beni de dövermiş.” Allah Allah, bu ufaklık bizimle dalga mı geçiyor, yoksa biz mi anlayamıyoruz?... “Kocası kim, baban mı?” diyorum. “Babam, şeeyy, Kenan babam var benim, o dövüyor.” diyor. Yüreğimiz burkuluyor, “Terliklerinin canı çok mu acıyor?” diyorum. “Çok acıyor tabi ki... Başı ağrıyor, midesi bulanıyor, gözleri kızarıyor... Hem de çok ağlıyor.” diyor. Birden aklıma geliyor, “Annen yok mu senin?” diyorum. Mavili sarılı yumağın yüzünden kurşuni bir bulut geçiyor. “Annem var ama benimle konuşmuyor ki... Gece çalışıyor, gündüz uyuyor. Ben de terliklerimle konuşuyorum işte” diyor...

Çocuğun bir yandan çerez yiyip bir yandan anlattıklarına, bir tutam hâr düşmüş kalbimiz henüz alışmamışken, yanı başımızdan “Deniz!” diye tiz bir ses patlıyor. İrkiliyoruz. Dizlerinin üzerine çıkan yırtmacıyla, dar, uzun, askılı beyaz bir elbise giymiş kadının (yapılmamış saçlarına, makyajsız yüzüne rağmen) afişlerdeki ses sanatçısı olduğunu anlamakta gecikmiyoruz. Beton zemine döktüğü çerezi, kırışık şortunun cebine tıkıştırmaya çalışan çocuğun elini hırsla çekerek bağırıyor, “Sabahtan beri seni arıyorum, hangi cehennemdesin? Sana kimseyle konuşmayacaksın demedim mi?” Yarı suçlu, yarı kızgın bakışlarını üzerimizde dolandırıyor, yüksek topuklu terlikleriyle, burkula burkula, salına salına gazino tarafına yöneliyor. Zayıf bileğinden çekiştirdiği çocuk, yüreğimizin bir avucunu da yanına alıp giderken, dönüp dönüp bakıyor.

Güneş, sarı ibrişimli eteğini, cılız ziyalarla, son bir kez daha değdiriyor, “Yaban” ağaçlara, çiçeklere. Rüzgâr, bir yerlerden soğuk getiriyor sırtımıza. Üşüyoruz...


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : Fatma Pek?en    24.09.2008
Yorum : Sağolun Ayşe hanım. O andaki duygularım işte. Her zaman yakalayamıyorum bu anı. Hikaye; kendime enyakın bulduğum edebi dal. Varol dergidaşım, kalemin şen olsun.




Ekleyen : Ay?e Sena ?nsal    23.09.2008
Yorum : Hikayelerinizdeki satır aralarını okumak, kelimelerinizin ardında gizlediğiniz duyguları paylaşmak çok güzel. Her hikayenizi okurken; tam da benim anlatmak istediğim şeyler diyorum. Sanki yaşıyorum kimi zaman. Gerçekten çok güzel bir hikaye. Teşekkürler...





 
Bacanak... - Sayı 103
Erik ile kiraz... - Sayı 100
Çıtırtı - Ev yerleşiyor... - Sayı 99
Fatmalar ve diğerleri... - Sayı 97
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (105): Eğitim, fert ve cemiyet için yarın projesi... Doğumdan ölüme bütün hayatın, zamanın ve mekânın konusu... Hattâ ölümden sonrası, ömrümüzü nasıl geçirdiğimize bağlı olduğuna göre, ölüm ötesi ümidi de, (Allah muhafaza) inkısarı da alınacak eğitime bağlı... Her insan ve her cemiyet onun nasıl olması gerektiği üzerinde düşünmek durumunda.

Son Eklenen Yorumlardan
 "Türk milleti, bütün tarih boyunca kaderinin devamlı ihtar ve ifşa edişleriyle meydanda olduğu gibi,... Sinan AYHAN

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan yakar

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan

 "Hattâ bir unvan vardır hezarfen diye. Hezarfen deyince hemen aklımıza Galata Kulesinden Üsküdara ka... Sinan AYHAN

 16 yıl önce verdiğimiz selâm bir "düşünen adam" tarafından alınmış, ne mutlu bize... Batuhan Bey, 10... Kadir Bayrak


Batı’nın Pompei’sinin günlerini andırmasının sebepleri Osmanlı Devleti’ni çökerten “metal yorgunluğu”nun ilk safhası değil midir?
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Tek kelimeyle kurtuluş yolu
Karıncanın gücü
Doğu Türkistan uzak değil
Yolun sonu
Selâm
Tek kelimeyle kurtuluş yolu


Ali Erdal - Karıncanın gücü
Kadir Bayrak - Aşilin topuğu
Sinan Ayhan - Tokat
Necip Fazıl Kısakürek - Tek kelimeyle kurtul...
Dergi Editörü - Selâm
Site Editörü - Yolun sonu
Mehmet Hasret - Nasihat
Gönüldaş - İşte bu!..
Necdet Uçak - Yürüdüm Allah diye
Necdet Uçak - Kafkaslarda Rus zulm...
Altan Atan - Eski dünya
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Âh Doğu Türkistan Âh...
Hızır İrfan Önder - Gelsin bahar
Mehmet Balcı - Güzel
Mehmet Balcı - Öğrenmelisin
Av. Mustafa Büyükgüner - Aradığımız ruh
Muhsin Hamdi Alkış - Ah Türkistan ah Türk...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış (Nisa...
Hasan Ildız - İçimde
Kubilay Ertekin - Sinsi ve pasif siyâs...
Halis Arlıoğlu - Hayat arkadaşıma
İbrahim Ali Uçar - Asyanın kalbi Doğu T...
Ahmet Değirmenci - Oralardan haberler
Ahmet Değirmenci - Röportaj - Seyit Tüm...
Ahmet Değirmenci - Bir ihtilâl...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - İşkence
Murat Yaramaz - 104.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Korkak kahraman
Murat Yaramaz - Çözüm
Mahmut Topbaşlı - Solan yüzüm tende kö...
Erdal Kozankaya - Tarih bizi çağırıyor
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - Tercih
Hacer Taner Bulut - Kötülük eden kötülük...
Mertali Mermer - Hiç gelmeyen
Cemal Karsavan - Dikkat edilmeli sana...
Hakkı Şener - Türkistan
İlkay Coşkun - Doğu Türkistan uzak ...
İlkay Coşkun - "Mübareze" hakkında
Abdushükür Muhammet - Şiir okuma
Abdushükür Muhammet - Ak
Abdurehim imin /paraç - Vatan derim
Turgut Yıldızan - Gök bayrak için şanl...
Amine Vayıt - Güzel yurdum
Nurmuhammet Yasin - Nuzugumun çağrısı
Ferruh Recai - Karanlıkta güneşlene...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7260090
 Bugün : 9000
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 506974
 Bugün : 57
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dçn) Toplam : 141
 104. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim