Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     4430 kez okundu.     2 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Sary H?z?n
Fatma Pekşen

  Sayı: 61 - Temmuz / Eylül 2008

Sık sık elimize geçmeyen, sarılı yeşilli, sıcak bir sonbahar günündeyiz. Beton, gürültü ve sıkıntıları geride bırakarak, kendimizi, sağa sola yerleştirilen “Çiçekleri Koparmayın, Çimenlere Basmayın” tabelâlarının bulunduğu, oldukça geniş bir parka atıyoruz. Oldum olası huylanmışımdır şu düzenli parklardan. Yeni tıraş olmuş oğlanları andıran top top ağaççıklar, bilmem hangi memleketten gelme, adını sanını bilmediğim “Yaban” ağaçlar, beton yolların, yapay havuz ve köprülerin şurasına burasına sıkıştırılan çimler ve çiçekler... Hani çingenenin manolya ağacı görünce “Bundan iyi kalbur olur” dediği gibi, gözüm iğde ağacını, akasya ağacını, meşeyi, çınarı arıyor. Şu ulu çamlar da olmasa, iyice gariplik çekeceğim...

Az önce dik sayılabilecek bir yokuşu tırmandığımız için, kendimizi yorgun kabul ediyoruz. İtiraf etmekten kaçınsak bile ihtiyarlık alametleri mi başlıyor ne?... Aheste adımlarla, sıcak görmüş yaşlı uyuşukluğuyla, koca parkı dolaşmaya başlıyor. Yeni tıraşlanmış oğlan kafalarının “Yaban” ağaçların, bir türlü adını öğrenemediğim çiçeklerin arasından, boş bulabildiği alanlara, güz güneşinin son ışıkları ulaşmakta iplik iplik... Gözlerim papatyaları, gelincikleri boş arıyor... Kırmızı bir gülü koklama teşebbüsünde bulunuyor, ta yıllar önce, bir akraba ihtiyarının “Güllerin kokusu eski kadınlarla birlikte kayboldu, boşuna koklamayın.” deyişini hatırlıyor, yaklaştırdığım burnumu geri çekiyorum. Parkın bir ucundaki gazinonun yakınlarına kadar yürüyüp, oyalanmak maksadıyla afişlerdeki sanatçıların isimlerini, programları okuyup, orada bulunan büfeden çerez alıp, aynı uyuşuk adımlarla turumuza devam ediyoruz...

Şemsiye gibi kocaman bir ağacın altından, yeşile boyanmış tahta bir kanepe bize “Gel” mesajı gönderiyor, oturuyoruz. Güneş sırtımızı ana şefkatiyle okşadıkça gevşiyoruz. Şu çerez paketi de olmasa uyumak işten bile değil...

Yeni sulanmış çimlerin içinden, şekilli bir ağacın arkasından, beş-altı yaşlarında bir çocuk beliriveriyor. Sırtını, kurşunî kabuklarla örtülü ulu bir çam ağacına dayayıp bizi süzüyor. Kırış kırış şortu, kareli gömleği ve terlikleri hep uçuk mavi renkte. Bir iki dakikalık duraklamanın ardından elini arkasından çıkarıp, bize yarısı yenmiş bir simit uzatıyor, “Alın teyze, siz de yiyin.” Şaşırıyoruz. Oyuncak bebeklerin saçlarına benzeyen ipek yığınlarının, alnına dökülen parçalarının arasından, güneşe yenik düşmenin verdiği güzellikle, tek gözünü kısarak, derin derin bakan mavi bir göz bizi kendine çekiyor. Ne duru, ne saf, ne temiz bir bakış... Yumuk elleriyle simidi ikiye bölüp, uzatıyor; minik misafirimizi kırmıyor, alıyoruz. Simitten boşalan eline çerez dolduruyoruz. Çam ağacının dibine oturup yemeye başlıyor. Tek tarafına doldurduğu çerezi öyle güzel bir çiğneyişi var ki bakakalıyoruz. Açamadığı, sert kabuklu fıstıkta, yardımımızı istiyor... Öylesine soruyorum; “Adın ne, arkadaşın var mı?”

Bir demet güneş ışığının aydınlattığı güleç yüzüyle cevap veriyor; “Adım Deniz, kardeşim de yok, arkadaşım da” Benimkisi de laf mı yani?... Öyle ya olmayabilir de. Bir çok anne baba çocuklarıyla kardeş, arkadaş olup kimseyi aramıyorlar bile... “Ben terliklerimle konuşuyorum, oynuyorum” diyor, masum ve kırılgan bir ses tonuyla. Yanlış anladığımı zannederek, “Efendim, anlayamadım” diyorum, az işiten ihtiyar edasıyla.

“Akşam beni odaya kilitlediklerinde terliklerimle konuşuyorum” diye tekrarlıyor. Bozulduğumu belli etmemeye çalışarak, “Ne diyor terliklerin, ne konuşuyorsunuz?” diye soruyorum. Bir tutam sarıyla mavinin buluştuğu vitrinlik varlık cevap veriyor: “Başı çok ağrıyormuş, uykusu geliyormuş. Eğer uslu durmazsam aç kalırmışız, patron onu kovarmış... Müşteriler sesini beğenmezmiş, kocası onu dövermiş filan... Öyle diyor işte.” Pek bir şey anlamamakla birlikte “Terliğini kim dövüyor, sen mi?” diyorum. Mavi gözlerini açarak, “Yok, ben değil kocası dövüyor” diyor ve ekliyor; “Eğer uslu durmazsam kocası beni de dövermiş.” Allah Allah, bu ufaklık bizimle dalga mı geçiyor, yoksa biz mi anlayamıyoruz?... “Kocası kim, baban mı?” diyorum. “Babam, şeeyy, Kenan babam var benim, o dövüyor.” diyor. Yüreğimiz burkuluyor, “Terliklerinin canı çok mu acıyor?” diyorum. “Çok acıyor tabi ki... Başı ağrıyor, midesi bulanıyor, gözleri kızarıyor... Hem de çok ağlıyor.” diyor. Birden aklıma geliyor, “Annen yok mu senin?” diyorum. Mavili sarılı yumağın yüzünden kurşuni bir bulut geçiyor. “Annem var ama benimle konuşmuyor ki... Gece çalışıyor, gündüz uyuyor. Ben de terliklerimle konuşuyorum işte” diyor...

Çocuğun bir yandan çerez yiyip bir yandan anlattıklarına, bir tutam hâr düşmüş kalbimiz henüz alışmamışken, yanı başımızdan “Deniz!” diye tiz bir ses patlıyor. İrkiliyoruz. Dizlerinin üzerine çıkan yırtmacıyla, dar, uzun, askılı beyaz bir elbise giymiş kadının (yapılmamış saçlarına, makyajsız yüzüne rağmen) afişlerdeki ses sanatçısı olduğunu anlamakta gecikmiyoruz. Beton zemine döktüğü çerezi, kırışık şortunun cebine tıkıştırmaya çalışan çocuğun elini hırsla çekerek bağırıyor, “Sabahtan beri seni arıyorum, hangi cehennemdesin? Sana kimseyle konuşmayacaksın demedim mi?” Yarı suçlu, yarı kızgın bakışlarını üzerimizde dolandırıyor, yüksek topuklu terlikleriyle, burkula burkula, salına salına gazino tarafına yöneliyor. Zayıf bileğinden çekiştirdiği çocuk, yüreğimizin bir avucunu da yanına alıp giderken, dönüp dönüp bakıyor.

Güneş, sarı ibrişimli eteğini, cılız ziyalarla, son bir kez daha değdiriyor, “Yaban” ağaçlara, çiçeklere. Rüzgâr, bir yerlerden soğuk getiriyor sırtımıza. Üşüyoruz...


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : Fatma Pek?en    24.09.2008
Yorum : Sağolun Ayşe hanım. O andaki duygularım işte. Her zaman yakalayamıyorum bu anı. Hikaye; kendime enyakın bulduğum edebi dal. Varol dergidaşım, kalemin şen olsun.




Ekleyen : Ay?e Sena ?nsal    23.09.2008
Yorum : Hikayelerinizdeki satır aralarını okumak, kelimelerinizin ardında gizlediğiniz duyguları paylaşmak çok güzel. Her hikayenizi okurken; tam da benim anlatmak istediğim şeyler diyorum. Sanki yaşıyorum kimi zaman. Gerçekten çok güzel bir hikaye. Teşekkürler...





 
Dağlara çen düşende... - Sayı 126
Mustafa... - Sayı 123
Pehlivan dayının elmaları... - Sayı 120
Armudun Son Çiçeği... - Sayı 115
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (127):
Sünnete uygun beslenme...

Son Eklenen Yorumlardan
 Bugün 18.11.2025Konu nedir? ...

 Deprem kuşağında yer alan ülkemizde: çok katlı yapılar yerine, tek katlı bahçeli evlerde yaşamak asl... yusuf

 Muazzam bir çalışma olmuş,tebrik ediyorum.... Ahmet Durmuş

 yukarıdaki hikayeyi ve eklemeleri yazan kişi biraz zorlamayla günün modasına uymuş işi dış güçlere a... HALİL KÖSE

 test"... test


Nüfuz plânlaması diye bir şey tutturmuş gidiyorlar.
Ülkedeki kazalar, ihmaller ve terör sebebiyle ölenler hiç hesaba katılmıyor.
İnsanımızda bu ibret almamak, hükümetlerimizde bu beceriksizlik olduğu sürece bırakın planlamayı, nüfusu teşvik etmeleri gerekmez mi?
Yoksa bunca ölüme karşı bu tedbirsizlik, nüfuz planlamacılarının işi mi?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Hakkın hâdimleri ve bâtılın vekâlet sava
Ehl-i gönül
Nesl-i muazzez
Nereye kadar?
Gazze, ümmetin imtihanıdır
Gelecek sayı (127) konusu


Ali Erdal - Nereye kadar?
Kadir Bayrak - Mukaddes beldelere-2
Ekrem Yılmaz - Korkaklar
Ekrem Yılmaz - Nerdeyiz
Fatma Pekşen - Dağlara çen düşende
Dergi Editörü - Ben kazandım, biz ka...
Site Editörü - Vekâlet savaşları
Necip Fazıl - Yahudi (Terkip ve Te...
Necdet Uçak - Annem var güzel anne...
Necdet Uçak - Bu vatan bizim
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı (127) k...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gazze ateşkes görüşm...
M. Nihat Malkoç - Gördüm seni, gördüm ...
M. Nihat Malkoç - Gazze, ümmetin imtih...
Zaimoğlu - Gündüz, geceye muhta...
Zaimoğlu - Sağlam kulp
Halis Arlıoğlu - Hâramiler
Halis Arlıoğlu - Meçhule hitap
Ahmet Değirmenci - Geri verin
Ahmet Değirmenci - Kurban
Ahmet Değirmenci - İki ara bir dere
Büşra Duru - İslâmın meşalesi ile...
Remzi Kokargül - Malatya suskun, durg...
Murat Yaramaz - Şüphe
Murat Yaramaz - Amnezi
Gözlemci - Hadiselere bakış
Mahmut Topbaşlı - Duruldum
Mahmut Topbaşlı - Cemre sancıları
Cahit Ay - Kimdendir
Cahit Ay - Ondördünde
Cahit Ay - Sana geliyor
Rıdvan Yıldız - Kaş ve bulut
Vahid Aslan - Adam olmaq derdi
Vahid Aslan - Günəbaxanlar
Emine Öztürk - Yolun sonu
Osman Akçay - Büyük camgözlerle yü...
Mustafa Makas - Vesâyet savaşları
Yaşar Akyay - Hakkın hâdimleri ve ...
İbrahim Durmaz - Kızılelma
Mehmet Emin Armağan - Nesl-i muazzez
Mehmet Emin Armağan - Ehl-i gönül
Mustafa Kozlu - Mutluluk
Uğur Utkan - Hz. Ebubekir Sıddık
Kemal Çerçibaşı - Bir yıldırım çarptı ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16314678
 Bugün : 2442
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 693907
 Bugün : 190
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 233
 126. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 1
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim