Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 26 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3367 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

MASLAK-VENUE(OPENAYR)
Sinan Ayhan

  Sayı: 49 - Temmuz / Eylül 2005

Issızlığımızın altında büyük bir meydan vardı. Bütün görgülü naylonböcekler meydana toplandı. Meydanı boş buldular, dedi; bunu kim seslendirdi, görünürde bir bilgi yer almıyor.

Issız olan görülmedi, yakalar iğnelenmedi. Bir yerlerden sessiz çoğunluğa iyi sözler yoğuran bir grup dudaklar bulundu. Derken düşünceler hastalandı ve bildik düşüncelerden olanlar güneş işlemeli çatılara doğru kapandı. Herkes bir kıskaç içindeydi. Bütün seyredilenler arada kaldı. Seyredenlerin bir çantada gördüğü fonksiyonlar önemliydi. Örneğin çantanın derisi bile bir dış kaplama hafızadan sayılırdı; çantası olmayanların nedense şuurları kapalıydı.

Grup halinde olanların sanki başka bir dilleri ve diğerlerinden farklı bazı düşünceleri, bazı öncelikleri vardı. Bir çorabı olana başka uyumsuz çorap çiftleri hediye edildi. Kokmuş çoraplar fonksiyonu, kokmuş derilerle birleştirilirdi; ama her kokmuş olan da birbiriyle eşleştirilmedi. Her şeyin bir uygunluk derecesi vardı, bunu bilense ayrı bir göze gelirdi, ayrı bir gezegenden gelirdi, ayrı bir pencereden seyrederdi olanı biteni… Göğün perdesini kaydırdılar dedi, hiçbir şey olduğu gibi görünmüyor artık, bunu çorabının tekini kaybetmiş biri söyledi. Çorapların aklı olsaydı, ne güzel olurdu diye ekledi sonra. Kimse dinlemedi… Ondan kalan dünya çünkü bir kayıp çorap tekiydi. Çoraplar bazen bilet gişelerinden dağıtılıyordu. Promosyonsuz evraklar kabul görmüyordu.

Bir çıt sesi bile bir gitar telinden çıkar gibiydi.

Ciddiye alın beni, diye bağırdı saati dizkapa- ğında çıkan… Diğer değişik tanımlı görüler hiç ses vermedi; onların inandığı yalnız kendilerinin özel olduğu, yoksa her birinin dağarcığı keseliydi. Adama benzeyen bir adam çıkıp, ben yoksa her hareketi kangurularla misallendirenlerden miyim, diye sordu; adama benzeyenler arasında bu soruya şaşıran kimse olmadı.

Tanımların bir kampı olduğundan söz ediliyordu, beyinlere düşürülen kelimeler demiri eksik kanlarla yıkanıyordu, o zaman hepsinin özel bir söz kalıbı olmalıydı. Altın tokalı kemer yerine, elastik beller tercih edenler mi dersiniz; havayı ikiye ayırıp bir kısmına bulutları, bir kısmına güneşleri koyanlar mı istersiniz; bütün olağan-dışılıkların hazine sandığını açmış gibiydi kapalı önlerdeki görüntüler… Kapalılar altından sözcük dizileri çıkartabilenler çoğunluktaydı.

Akşamdı, hafif bir rüzgâra yaraşacak kapılar vardı. Genç kızlar kapıları dirsekleriyle açıyordu; genç erkekler kapıları tekmeleyerek rüştlerini ispat ediyordu. Ortada bir şey gidip geliyordu, eşyaların vücutları görülmedi, olmayanların sesi işitilmedi. Bir mendil bir alnı kuruladı, el olduğu yerde geriledi, bir cebe girdi, cüzdan çıkarıldı.

Bir bilet kendini anlattı doğaya, doğa eşyalardan tüten bir serimdi; bir bilet daha konuşturuldu, bu sefer herkes dinledi. Kapıdan elbiseler ayakkabılarla birlikte girdi. Ses tonu olan bir çanta karnından konuşturuldu. Ortada bir şey gerinip duruyordu; bekçiler, görevliler, insanlar rahatsız edildi, rahatsız edilmenin bir sonu yoktu, yokluğun dikiş sesi gerildi, eşyaya uymayan hareketlerin iplerinin koptuğu söyleniyordu, ortalık açık hava söylentilerinden geçilmiyordu. Açık havada durduk yere bir dip kendi dibinde görüldü, herkes dibinde bitmiş bu dibi kınadı, ona bir yüz bulamadı, akşam karanlığında her yüz bir öncekinden zaman çelerek bir yüz geri kalıyordu, kimse yüzlere dik bakamıyordu. Rakamlar bir düzen içinde değildi, zaman havası alınmış bir fanusa sıkışmış gibiydi.

Dizler büküktü. Sesler vardı; küçük torbalarda taşınan, ağızlı, kollu, bacaklı sesler ve sonra vücutlar bir örgüydü. Her şey bitene kadar hiçbir şey işitilmedi. Kapılardan, kapı kollarından, kapı kolları olmayan kapı aralıklarından ve dahi hepsini kapı eşiklerinde bırakan sürgülü kapılardan iç içe geçme bir kurguydu bu. Kapılar kapandığında kapıların dışında her şey yerli yerine oturuyordu. Kapılar ahşaptı belki, belki bir tınısı olmayan çelikti; ama hangi kapı olsa dokunduğumuzda açılırdı. Eller diz kapaklarının üzerine konmuştu; eller, ellere ihtiyacı olan elleri dizkapaklarından alıyordu; kimsenin organ parçası öbürüne karışmıyordu, her şey başlamadan önce düzen kurulmuştu. Sadece olacakların arkasından bağırıp duranlar vardı; olacakların arkası, üzerinde “olayların arkasında ne var?” sorusunun altın- daki ne diye sordu, üstümüzün öncülleri diye bağırdı bir başka olacakların arkası… Hiçbir yerde bir altyazı gö- zükmüyordu; levhalarda, reklam panolarında ve çeşitli broşürlerde yer alan yazılar ise bir türlü okunamıyordu. Her yer dikkati körleştiren bir karanlık oda gibiydi.

Akşamdı. Akşam havada bir ekran gibi asılıydı. Etrafta birkaç naylon parıldayanlar vardı. Saçlar naylondandı, yüzler naylondandı, her şey naylondandı. Akşamın izlence rengi uçmuştu, insanların aortlarına bir çürük renk gelip oturmuştu. Üzerinde akşamı usulüyle taşımayanların sesleri çıkmıyordu. Etrafta bir tek karanlığın elbiselerini yıkayanların sesi işitiliyordu.

Tükürük bezeleri henüz kuruydu. Her ne kadar burası bir yer işgaliyse de, yerlerin çeşitlendirilmiş hallerinde, onlara yaka iğnesi takılmış a,b,c,d,…x,y,z gibi henüz kimsenin tanımadığı denekler vardı.

Issızlığımızın altında “gözlemci”, “ayışığı”, “bayan- bacakbacaküstüneatan”, “üstükalsınbey” diye çağırılan- lar vardı. Meydanda sentetik bir koku dolaşıyordu ve eşyaya değen kelimler olağan görüntüler yaymıyordu. Burada bütün gözlerin altı mor, bütün tenlerse ölüydü.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Konuşan düşünce... - Sayı 94
Ninemden bana kalan şey, ... - Sayı 94
Dil kavramı üzerine bir d... - Sayı 94
KAHRAMAN MİLLET... - Sayı 93
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (95): Tasavvuf; herkesin içinde fıtrî olarak var olan aşkı, merkezine, hakikatine yerleştirme ve yüceltme mektebi... Yüce kahramanların harcı... Karşı çıkanlar evvelemirde içlerindeki aşk istadına yazık eder.


Son Eklenen Yorumlardan
 "...tefekkür etmek ekmek gibi, su gibi bir ihtiyaç... " belki insan o maddelerden evvel o hassa ile ... ekrem yılmaz

 Ekrem, zaman ayırıp cevap lütfetmişsiniz; takdirleriniz, inşallah dua yerine geçer. Çalakalem yazılm... Ali Erdal

 Çok akademik; kılı kırk yararak, hissedilerek, çilesi çekilerek, araştırması olabildiğince yapılarak... ekrem yılmaz

 İsmini belirtmeyen değerli okuyucu... Çok güzel ifade etmişsiniz... Tebrikler ve teşekkürler...... Ali ERDAL

 ALLAH Türk Milletini seviyor; niçini için bir çok gerekçe sayılabilir. Bir kısmı yazıda mevcut. Ama ...


Bayramlar da insan ilişkilerinin koparılması için bir vesile haline getirildi. Yakında bayramlar da “bayram tatili”ne çıkarsa hiç şaşmayın!...
Kardelen-Gazete: Sayı 3, 1989
Türkçenin serencamı
Topyekûn ölçü
Ninemden bana kalan şey, bahçe ve fındık
Aranan kan
Türk dilini dert edinenler
Türkçenin serencamı
Dil kavramı üzerine bir düşünce havzalar
Yavuz Sert - Türk dilini dert edi...
Yavuz Sert - Annelerimiz-15 - Hz....
Ali Erdal - Türkçenin serencamı
Ali Erdal - Kedicik
Kadir Bayrak - Hangi Türkçe?
Sinan Ayhan - Dil kavramı üzerine ...
Sinan Ayhan - Ninemden bana kalan ...
Sinan Ayhan - Konuşan düşünce
Fatma Pekşen - Ses bayrağımız dilim...
Dergi Editörü - Aranan kan
Site Editörü - Ana dilimiz Türkçe
Mehmet Hasret - Bir küçük kedi için ...
Kürsü Nizam - Gıda
Acıyorum -
Necip Fazıl - Topyekûn ölçü
Necip Fazıl - İllet
Necip Fazıl - Kanun
Necdet Uçak - Anadilim Türkçe
Necdet Uçak - Rabbim
Necdet Uçak - Kucak açtık mazlumla...
Necdet Uçak - Niğbolu meydan savaş...
Mustafa Büyükgüner - Türk Budun(u)
Mustafa Büyükgüner - Budinden Yemene sazı...
M. Nihat Malkoç - Tabelâlarda Türkçe k...
M. Nihat Malkoç - Büyülü kelimeler
Hızır İrfan Önder - Hangi hücremde saklı...
İsimsiz - Dilinizi eşek arası ...
İsimsiz - Dil üzerine söylenen...
İktibas - Necip Fazıl
Muhammed İsa Öztürk - Silâhlar
Kubilay Ertekin - Müslümanın ilk vasfı
İbrahim Şaşma - Lüzum müzekkeresi
Halis Arlıoğlu - "Hero" ne demektir?
Halis Arlıoğlu - Arafatta niyâz
Halis Arlıoğlu - Ah bu yalnızlık
Bahadır Kaya - 94.sayı medya sepeti
Er Tuğrul - Eşek arısı ve kemâla...
Murat Yaramaz - 94.sayı mizah köşesi
Murat Yaramaz - Küs
Murat Yaramaz - Silgi
Murat Yaramaz - Gibi
Kamran Murquzov - Azerbaycan toprağına...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 3696013
 Bugün : 724
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 419052
 Bugün : 28
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 90
 94. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 3
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 16 Kasım 2017
Künye | Abonelik | İletişim