Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3587 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

MASLAK-VENUE(OPENAYR)
Sinan Ayhan

  Sayı: 49 - Temmuz / Eylül 2005

Issızlığımızın altında büyük bir meydan vardı. Bütün görgülü naylonböcekler meydana toplandı. Meydanı boş buldular, dedi; bunu kim seslendirdi, görünürde bir bilgi yer almıyor.

Issız olan görülmedi, yakalar iğnelenmedi. Bir yerlerden sessiz çoğunluğa iyi sözler yoğuran bir grup dudaklar bulundu. Derken düşünceler hastalandı ve bildik düşüncelerden olanlar güneş işlemeli çatılara doğru kapandı. Herkes bir kıskaç içindeydi. Bütün seyredilenler arada kaldı. Seyredenlerin bir çantada gördüğü fonksiyonlar önemliydi. Örneğin çantanın derisi bile bir dış kaplama hafızadan sayılırdı; çantası olmayanların nedense şuurları kapalıydı.

Grup halinde olanların sanki başka bir dilleri ve diğerlerinden farklı bazı düşünceleri, bazı öncelikleri vardı. Bir çorabı olana başka uyumsuz çorap çiftleri hediye edildi. Kokmuş çoraplar fonksiyonu, kokmuş derilerle birleştirilirdi; ama her kokmuş olan da birbiriyle eşleştirilmedi. Her şeyin bir uygunluk derecesi vardı, bunu bilense ayrı bir göze gelirdi, ayrı bir gezegenden gelirdi, ayrı bir pencereden seyrederdi olanı biteni… Göğün perdesini kaydırdılar dedi, hiçbir şey olduğu gibi görünmüyor artık, bunu çorabının tekini kaybetmiş biri söyledi. Çorapların aklı olsaydı, ne güzel olurdu diye ekledi sonra. Kimse dinlemedi… Ondan kalan dünya çünkü bir kayıp çorap tekiydi. Çoraplar bazen bilet gişelerinden dağıtılıyordu. Promosyonsuz evraklar kabul görmüyordu.

Bir çıt sesi bile bir gitar telinden çıkar gibiydi.

Ciddiye alın beni, diye bağırdı saati dizkapa- ğında çıkan… Diğer değişik tanımlı görüler hiç ses vermedi; onların inandığı yalnız kendilerinin özel olduğu, yoksa her birinin dağarcığı keseliydi. Adama benzeyen bir adam çıkıp, ben yoksa her hareketi kangurularla misallendirenlerden miyim, diye sordu; adama benzeyenler arasında bu soruya şaşıran kimse olmadı.

Tanımların bir kampı olduğundan söz ediliyordu, beyinlere düşürülen kelimeler demiri eksik kanlarla yıkanıyordu, o zaman hepsinin özel bir söz kalıbı olmalıydı. Altın tokalı kemer yerine, elastik beller tercih edenler mi dersiniz; havayı ikiye ayırıp bir kısmına bulutları, bir kısmına güneşleri koyanlar mı istersiniz; bütün olağan-dışılıkların hazine sandığını açmış gibiydi kapalı önlerdeki görüntüler… Kapalılar altından sözcük dizileri çıkartabilenler çoğunluktaydı.

Akşamdı, hafif bir rüzgâra yaraşacak kapılar vardı. Genç kızlar kapıları dirsekleriyle açıyordu; genç erkekler kapıları tekmeleyerek rüştlerini ispat ediyordu. Ortada bir şey gidip geliyordu, eşyaların vücutları görülmedi, olmayanların sesi işitilmedi. Bir mendil bir alnı kuruladı, el olduğu yerde geriledi, bir cebe girdi, cüzdan çıkarıldı.

Bir bilet kendini anlattı doğaya, doğa eşyalardan tüten bir serimdi; bir bilet daha konuşturuldu, bu sefer herkes dinledi. Kapıdan elbiseler ayakkabılarla birlikte girdi. Ses tonu olan bir çanta karnından konuşturuldu. Ortada bir şey gerinip duruyordu; bekçiler, görevliler, insanlar rahatsız edildi, rahatsız edilmenin bir sonu yoktu, yokluğun dikiş sesi gerildi, eşyaya uymayan hareketlerin iplerinin koptuğu söyleniyordu, ortalık açık hava söylentilerinden geçilmiyordu. Açık havada durduk yere bir dip kendi dibinde görüldü, herkes dibinde bitmiş bu dibi kınadı, ona bir yüz bulamadı, akşam karanlığında her yüz bir öncekinden zaman çelerek bir yüz geri kalıyordu, kimse yüzlere dik bakamıyordu. Rakamlar bir düzen içinde değildi, zaman havası alınmış bir fanusa sıkışmış gibiydi.

Dizler büküktü. Sesler vardı; küçük torbalarda taşınan, ağızlı, kollu, bacaklı sesler ve sonra vücutlar bir örgüydü. Her şey bitene kadar hiçbir şey işitilmedi. Kapılardan, kapı kollarından, kapı kolları olmayan kapı aralıklarından ve dahi hepsini kapı eşiklerinde bırakan sürgülü kapılardan iç içe geçme bir kurguydu bu. Kapılar kapandığında kapıların dışında her şey yerli yerine oturuyordu. Kapılar ahşaptı belki, belki bir tınısı olmayan çelikti; ama hangi kapı olsa dokunduğumuzda açılırdı. Eller diz kapaklarının üzerine konmuştu; eller, ellere ihtiyacı olan elleri dizkapaklarından alıyordu; kimsenin organ parçası öbürüne karışmıyordu, her şey başlamadan önce düzen kurulmuştu. Sadece olacakların arkasından bağırıp duranlar vardı; olacakların arkası, üzerinde “olayların arkasında ne var?” sorusunun altın- daki ne diye sordu, üstümüzün öncülleri diye bağırdı bir başka olacakların arkası… Hiçbir yerde bir altyazı gö- zükmüyordu; levhalarda, reklam panolarında ve çeşitli broşürlerde yer alan yazılar ise bir türlü okunamıyordu. Her yer dikkati körleştiren bir karanlık oda gibiydi.

Akşamdı. Akşam havada bir ekran gibi asılıydı. Etrafta birkaç naylon parıldayanlar vardı. Saçlar naylondandı, yüzler naylondandı, her şey naylondandı. Akşamın izlence rengi uçmuştu, insanların aortlarına bir çürük renk gelip oturmuştu. Üzerinde akşamı usulüyle taşımayanların sesleri çıkmıyordu. Etrafta bir tek karanlığın elbiselerini yıkayanların sesi işitiliyordu.

Tükürük bezeleri henüz kuruydu. Her ne kadar burası bir yer işgaliyse de, yerlerin çeşitlendirilmiş hallerinde, onlara yaka iğnesi takılmış a,b,c,d,…x,y,z gibi henüz kimsenin tanımadığı denekler vardı.

Issızlığımızın altında “gözlemci”, “ayışığı”, “bayan- bacakbacaküstüneatan”, “üstükalsınbey” diye çağırılan- lar vardı. Meydanda sentetik bir koku dolaşıyordu ve eşyaya değen kelimler olağan görüntüler yaymıyordu. Burada bütün gözlerin altı mor, bütün tenlerse ölüydü.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Yazarlık, Mezarlık veya N... - Sayı 98
Hamletten (internet)e ulv... - Sayı 98
Dijital (Hermeneutik-Yoru... - Sayı 98
İnternet rüya mı, kâbus m... - Sayı 98
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Sevgili Sehrzad, kalbinin değer kattığı sıcacık yorumun, okuduğum günün en güzel hediyesi oldu. Varl... Işın Erenoğlu Üstündağ

 Sehrzad da derki; bir canlının hayatı, yaşamı anlamlandırmaya çalışması ve yüreğine sığmayan duygul... Sehrzad davudi

 En azından "doğru tarafta olmak" nasıl bir nizam köpürtür... "Geride kalıyor olmak" faslını konuşaca... Sinan AYHAN

 "Demek ki, zaten aslında ve lûgatta bir kavmin ruhunu dayadığı iman kaynağı mânasına gelen ve son za... Sinan AYHAN

 Hocam, kaleminize sağlık, işin ruhunu etraflıca veren, hoş bir yazı olmuş... Allah razı olsun... Güç... Sinan AYHAN


Tüm gazetelerimizin toplam tirajı, 70milyon nüfusa karşılık, 3,5 milyon…
Elâlemin memleketinde tek gazete bile çift rakamlı tiraja sahip. Mesela Japonya’da günde 13 milyon satan gazete var.
Bizde nüfus artıyor, gazete tirajları yerinde sayıyor, hattâ azalıyor. Demek ki “basın” diye piyasaya sürülen kâğıt parçalarına millet güvenmiyor. Bu güvensizliğe rağmen basından ödleri kopanlara yazıklar olsun!
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Milliyetçilik
Doktor anne
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Çamurdan kale
Türkün halelendiği ufuk, istikamet...
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Milliyetçilik
Dergi fuarındaydık
Aydınlar üzerine
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit


Yavuz Sert - Keyif verici cümlele...
Ali Erdal - Türk teşkilâtlanma k...
Kadir Bayrak - Ertuğrul Gazi
Sinan Ayhan - Türkün halelendiği u...
Sinan Ayhan - Arşetip: eşyaların b...
Necip Fazıl Kısakürek - Milliyetçilik
Bedran Yoldaş - Filistin
Fatma Pekşen - Fatmalar ve diğerler...
Ahmet Mahir Pekşen - Sarhoşun saygısı
Ahmet Mahir Pekşen - Sarmaşık günaydını
Dergi Editörü - Dergi fuarındaydık
Site Editörü - Kardelen IX. uluslar...
Mehmet Hasret - Körbaykuş
Gönüldaş - "Ümmetim kötüde itti...
Necdet Uçak - Uyku
Necdet Uçak - İmtihan
Mustafa Büyükgüner - Taşlar dile geldi
M. Nihat Malkoç - Kudüs terennümleri
Hızır İrfan Önder - Az-öz
Ayhan Aslan - Karikatür
Ayhan Aslan - Babam
Ahmet Çelebi - 15 Temmuz
Gelecek sayı konusu -
Vural Gündüz - Çamurdan kale
Muhsin Hamdi Alkış - Türk milletinde devl...
Kubilay Ertekin - Çıban başı
İbrahim Şaşma - Kudüs mektubu
Halis Arlıoğlu - İnanç ve milli irâde...
Halis Arlıoğlu - Can Azerbaycan
Erdem Özçelik - Doktor anne
Mahir Adıbeş - Şahit
Kürsü Kainatın Efendisi - Giyim
Murat Yaramaz - Vicdan
Murat Yaramaz - Belki
Murat Yaramaz - Tavsiye
Tamer Uysal - Aydınlar üzerine
Harun Ekici - Unutmak
Hakan Karahan - Mevlânâ
Zaman Yolcusu - İki soru
Konyalı - Bir anma gününden rö...
Enes Yeşil - Kıyamam
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4720154
 Bugün : 798
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 445836
 Bugün : 21
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 100
 97. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 7 Ağustos 2018
Künye | Abonelik | İletişim