Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3625 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

MASLAK-VENUE(OPENAYR)
Sinan Ayhan

  Sayı: 49 - Temmuz / Eylül 2005

Issızlığımızın altında büyük bir meydan vardı. Bütün görgülü naylonböcekler meydana toplandı. Meydanı boş buldular, dedi; bunu kim seslendirdi, görünürde bir bilgi yer almıyor.

Issız olan görülmedi, yakalar iğnelenmedi. Bir yerlerden sessiz çoğunluğa iyi sözler yoğuran bir grup dudaklar bulundu. Derken düşünceler hastalandı ve bildik düşüncelerden olanlar güneş işlemeli çatılara doğru kapandı. Herkes bir kıskaç içindeydi. Bütün seyredilenler arada kaldı. Seyredenlerin bir çantada gördüğü fonksiyonlar önemliydi. Örneğin çantanın derisi bile bir dış kaplama hafızadan sayılırdı; çantası olmayanların nedense şuurları kapalıydı.

Grup halinde olanların sanki başka bir dilleri ve diğerlerinden farklı bazı düşünceleri, bazı öncelikleri vardı. Bir çorabı olana başka uyumsuz çorap çiftleri hediye edildi. Kokmuş çoraplar fonksiyonu, kokmuş derilerle birleştirilirdi; ama her kokmuş olan da birbiriyle eşleştirilmedi. Her şeyin bir uygunluk derecesi vardı, bunu bilense ayrı bir göze gelirdi, ayrı bir gezegenden gelirdi, ayrı bir pencereden seyrederdi olanı biteni… Göğün perdesini kaydırdılar dedi, hiçbir şey olduğu gibi görünmüyor artık, bunu çorabının tekini kaybetmiş biri söyledi. Çorapların aklı olsaydı, ne güzel olurdu diye ekledi sonra. Kimse dinlemedi… Ondan kalan dünya çünkü bir kayıp çorap tekiydi. Çoraplar bazen bilet gişelerinden dağıtılıyordu. Promosyonsuz evraklar kabul görmüyordu.

Bir çıt sesi bile bir gitar telinden çıkar gibiydi.

Ciddiye alın beni, diye bağırdı saati dizkapa- ğında çıkan… Diğer değişik tanımlı görüler hiç ses vermedi; onların inandığı yalnız kendilerinin özel olduğu, yoksa her birinin dağarcığı keseliydi. Adama benzeyen bir adam çıkıp, ben yoksa her hareketi kangurularla misallendirenlerden miyim, diye sordu; adama benzeyenler arasında bu soruya şaşıran kimse olmadı.

Tanımların bir kampı olduğundan söz ediliyordu, beyinlere düşürülen kelimeler demiri eksik kanlarla yıkanıyordu, o zaman hepsinin özel bir söz kalıbı olmalıydı. Altın tokalı kemer yerine, elastik beller tercih edenler mi dersiniz; havayı ikiye ayırıp bir kısmına bulutları, bir kısmına güneşleri koyanlar mı istersiniz; bütün olağan-dışılıkların hazine sandığını açmış gibiydi kapalı önlerdeki görüntüler… Kapalılar altından sözcük dizileri çıkartabilenler çoğunluktaydı.

Akşamdı, hafif bir rüzgâra yaraşacak kapılar vardı. Genç kızlar kapıları dirsekleriyle açıyordu; genç erkekler kapıları tekmeleyerek rüştlerini ispat ediyordu. Ortada bir şey gidip geliyordu, eşyaların vücutları görülmedi, olmayanların sesi işitilmedi. Bir mendil bir alnı kuruladı, el olduğu yerde geriledi, bir cebe girdi, cüzdan çıkarıldı.

Bir bilet kendini anlattı doğaya, doğa eşyalardan tüten bir serimdi; bir bilet daha konuşturuldu, bu sefer herkes dinledi. Kapıdan elbiseler ayakkabılarla birlikte girdi. Ses tonu olan bir çanta karnından konuşturuldu. Ortada bir şey gerinip duruyordu; bekçiler, görevliler, insanlar rahatsız edildi, rahatsız edilmenin bir sonu yoktu, yokluğun dikiş sesi gerildi, eşyaya uymayan hareketlerin iplerinin koptuğu söyleniyordu, ortalık açık hava söylentilerinden geçilmiyordu. Açık havada durduk yere bir dip kendi dibinde görüldü, herkes dibinde bitmiş bu dibi kınadı, ona bir yüz bulamadı, akşam karanlığında her yüz bir öncekinden zaman çelerek bir yüz geri kalıyordu, kimse yüzlere dik bakamıyordu. Rakamlar bir düzen içinde değildi, zaman havası alınmış bir fanusa sıkışmış gibiydi.

Dizler büküktü. Sesler vardı; küçük torbalarda taşınan, ağızlı, kollu, bacaklı sesler ve sonra vücutlar bir örgüydü. Her şey bitene kadar hiçbir şey işitilmedi. Kapılardan, kapı kollarından, kapı kolları olmayan kapı aralıklarından ve dahi hepsini kapı eşiklerinde bırakan sürgülü kapılardan iç içe geçme bir kurguydu bu. Kapılar kapandığında kapıların dışında her şey yerli yerine oturuyordu. Kapılar ahşaptı belki, belki bir tınısı olmayan çelikti; ama hangi kapı olsa dokunduğumuzda açılırdı. Eller diz kapaklarının üzerine konmuştu; eller, ellere ihtiyacı olan elleri dizkapaklarından alıyordu; kimsenin organ parçası öbürüne karışmıyordu, her şey başlamadan önce düzen kurulmuştu. Sadece olacakların arkasından bağırıp duranlar vardı; olacakların arkası, üzerinde “olayların arkasında ne var?” sorusunun altın- daki ne diye sordu, üstümüzün öncülleri diye bağırdı bir başka olacakların arkası… Hiçbir yerde bir altyazı gö- zükmüyordu; levhalarda, reklam panolarında ve çeşitli broşürlerde yer alan yazılar ise bir türlü okunamıyordu. Her yer dikkati körleştiren bir karanlık oda gibiydi.

Akşamdı. Akşam havada bir ekran gibi asılıydı. Etrafta birkaç naylon parıldayanlar vardı. Saçlar naylondandı, yüzler naylondandı, her şey naylondandı. Akşamın izlence rengi uçmuştu, insanların aortlarına bir çürük renk gelip oturmuştu. Üzerinde akşamı usulüyle taşımayanların sesleri çıkmıyordu. Etrafta bir tek karanlığın elbiselerini yıkayanların sesi işitiliyordu.

Tükürük bezeleri henüz kuruydu. Her ne kadar burası bir yer işgaliyse de, yerlerin çeşitlendirilmiş hallerinde, onlara yaka iğnesi takılmış a,b,c,d,…x,y,z gibi henüz kimsenin tanımadığı denekler vardı.

Issızlığımızın altında “gözlemci”, “ayışığı”, “bayan- bacakbacaküstüneatan”, “üstükalsınbey” diye çağırılan- lar vardı. Meydanda sentetik bir koku dolaşıyordu ve eşyaya değen kelimler olağan görüntüler yaymıyordu. Burada bütün gözlerin altı mor, bütün tenlerse ölüydü.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Yazarlık, Mezarlık veya N... - Sayı 98
Hamletten (internet)e ulv... - Sayı 98
Dijital (Hermeneutik-Yoru... - Sayı 98
İnternet rüya mı, kâbus m... - Sayı 98
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Fıtratımız gereği aslolana yöneliriz. Ne kadar doğru bir söz. Şüphe yok ki tebaa da fıtratı gereği a... Tebaa

 Çok teşekkürler proje ödevime çok yardımcı oldunuz.... Emine

 İnsan düşündüğü için değil sadece, bunun ötesinde öteleri merak ettiği ve her şeyin künhünü kurcalad... Sinan AYHAN

 Soru: "YouTube", "twitter", "Facebook", "instagram" gibi başlıkların altına listelenen kullanıcılar ... Sinan AYHAN

 Yazar hakkında minik bir araştırma yaptım su an yazmıyor ve bir yerde okudum bu yazıları lisedeyken ... Halil Aktan


Çaresizlik yoktur, umutsuzluk vardır. Engellerin yıkılması umut etmeyi umut etmekle başlayacaktır.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Makine
İnternete, kulak versek
Son ve tek kıvılcım
Bilgelik çağına doğru
İnternet hayatımız, hayatımız internet
Makine
Mevlid
Ady; Sen, Ben, O...
İnternete, kulak versek
Alın teri


Ali Erdal - İnternete, kulak ver...
Kadir Bayrak - Tarihin eşiğinde...
Sinan Ayhan - İnternet rüya mı, kâ...
Sinan Ayhan - Dijital (Hermeneutik...
Sinan Ayhan - Hamletten (internet)...
Sinan Ayhan - Yazarlık, Mezarlık v...
Necip Fazıl Kısakürek - Makine
Özgür Alkan Alkış - Bilgelik çağına doğr...
Dergi Editörü - Son ve tek kıvılcım
Site Editörü - İnternetin fâsık hab...
Mehmet Hasret - Ağır kefe, baskın ta...
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Mezar
Necdet Uçak - Ebrehe ve ebabil kuş...
Necdet Uçak - Kürşad
M. Nihat Malkoç - İnternet kumarhane o...
Hızır İrfan Önder - Nerdesin?
Olgun Albayrak - Dervişane
Olgun Albayrak - Millet destanı
Mehmet Balcı - Zamanla
Mehmet Balcı - Kızım
Ahmet Çelebi - Meçhul sevgililer
Ahmet Çelebi - İçimdeki sesler
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu
Av. Mustafa Büyükgüner - Onuncu gün
Muhsin Hamdi Alkış - Sanal âlem mi?
Kubilay Ertekin - Doğum ve sonrası
Halis Arlıoğlu - Hicran
Halis Arlıoğlu - Bir başka açıdan yör...
Ahmet Değirmenci - Buhranların çocuğu
Ahmet Değirmenci - Dinlediğim türküler
Büşra Doğramacı - Çağın bilinçsiz hare...
Bahadır Kaya - 98.sayı medya sepeti
Kürsü Kainatın Efendisi - Kürsü
Hüseyin Selçuk Bozkurt - Sırf gece
Murat Yaramaz - İnternet hayatımız, ...
Murat Yaramaz - Yalnız sen, yalnız b...
Murat Yaramaz - Mevlid
Murat Yaramaz - Masal
Murat Yaramaz - 98.sayı mizah köşesi
Kenan Aydınoğlu - Əlliyə çat...
Ahmet Yalçınkaya - Tuş üstünde savrulan
Kamran Murquzov - Hakdan gelen haber i...
Yarının Büyüklerine Sorduk - Yarının Büyüklerine ...
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Güldərən VƏLİYEVA - QORXURAM
İsmail Güçtaş - İhtiyar çınar
İsmail Güçtaş - Alın teri
Əkbər QOŞALI - MƏN HƏL...
Mehmet Şerif Cebe - Bir an dicleyle
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4912582
 Bugün : 893
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 452207
 Bugün : 11
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 118
 98. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 13
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 30 Ekim 2018
Künye | Abonelik | İletişim