Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     4070 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

MASLAK-VENUE(OPENAYR)
Sinan Ayhan

  Sayı: 49 - Temmuz / Eylül 2005

Issızlığımızın altında büyük bir meydan vardı. Bütün görgülü naylonböcekler meydana toplandı. Meydanı boş buldular, dedi; bunu kim seslendirdi, görünürde bir bilgi yer almıyor.

Issız olan görülmedi, yakalar iğnelenmedi. Bir yerlerden sessiz çoğunluğa iyi sözler yoğuran bir grup dudaklar bulundu. Derken düşünceler hastalandı ve bildik düşüncelerden olanlar güneş işlemeli çatılara doğru kapandı. Herkes bir kıskaç içindeydi. Bütün seyredilenler arada kaldı. Seyredenlerin bir çantada gördüğü fonksiyonlar önemliydi. Örneğin çantanın derisi bile bir dış kaplama hafızadan sayılırdı; çantası olmayanların nedense şuurları kapalıydı.

Grup halinde olanların sanki başka bir dilleri ve diğerlerinden farklı bazı düşünceleri, bazı öncelikleri vardı. Bir çorabı olana başka uyumsuz çorap çiftleri hediye edildi. Kokmuş çoraplar fonksiyonu, kokmuş derilerle birleştirilirdi; ama her kokmuş olan da birbiriyle eşleştirilmedi. Her şeyin bir uygunluk derecesi vardı, bunu bilense ayrı bir göze gelirdi, ayrı bir gezegenden gelirdi, ayrı bir pencereden seyrederdi olanı biteni… Göğün perdesini kaydırdılar dedi, hiçbir şey olduğu gibi görünmüyor artık, bunu çorabının tekini kaybetmiş biri söyledi. Çorapların aklı olsaydı, ne güzel olurdu diye ekledi sonra. Kimse dinlemedi… Ondan kalan dünya çünkü bir kayıp çorap tekiydi. Çoraplar bazen bilet gişelerinden dağıtılıyordu. Promosyonsuz evraklar kabul görmüyordu.

Bir çıt sesi bile bir gitar telinden çıkar gibiydi.

Ciddiye alın beni, diye bağırdı saati dizkapa- ğında çıkan… Diğer değişik tanımlı görüler hiç ses vermedi; onların inandığı yalnız kendilerinin özel olduğu, yoksa her birinin dağarcığı keseliydi. Adama benzeyen bir adam çıkıp, ben yoksa her hareketi kangurularla misallendirenlerden miyim, diye sordu; adama benzeyenler arasında bu soruya şaşıran kimse olmadı.

Tanımların bir kampı olduğundan söz ediliyordu, beyinlere düşürülen kelimeler demiri eksik kanlarla yıkanıyordu, o zaman hepsinin özel bir söz kalıbı olmalıydı. Altın tokalı kemer yerine, elastik beller tercih edenler mi dersiniz; havayı ikiye ayırıp bir kısmına bulutları, bir kısmına güneşleri koyanlar mı istersiniz; bütün olağan-dışılıkların hazine sandığını açmış gibiydi kapalı önlerdeki görüntüler… Kapalılar altından sözcük dizileri çıkartabilenler çoğunluktaydı.

Akşamdı, hafif bir rüzgâra yaraşacak kapılar vardı. Genç kızlar kapıları dirsekleriyle açıyordu; genç erkekler kapıları tekmeleyerek rüştlerini ispat ediyordu. Ortada bir şey gidip geliyordu, eşyaların vücutları görülmedi, olmayanların sesi işitilmedi. Bir mendil bir alnı kuruladı, el olduğu yerde geriledi, bir cebe girdi, cüzdan çıkarıldı.

Bir bilet kendini anlattı doğaya, doğa eşyalardan tüten bir serimdi; bir bilet daha konuşturuldu, bu sefer herkes dinledi. Kapıdan elbiseler ayakkabılarla birlikte girdi. Ses tonu olan bir çanta karnından konuşturuldu. Ortada bir şey gerinip duruyordu; bekçiler, görevliler, insanlar rahatsız edildi, rahatsız edilmenin bir sonu yoktu, yokluğun dikiş sesi gerildi, eşyaya uymayan hareketlerin iplerinin koptuğu söyleniyordu, ortalık açık hava söylentilerinden geçilmiyordu. Açık havada durduk yere bir dip kendi dibinde görüldü, herkes dibinde bitmiş bu dibi kınadı, ona bir yüz bulamadı, akşam karanlığında her yüz bir öncekinden zaman çelerek bir yüz geri kalıyordu, kimse yüzlere dik bakamıyordu. Rakamlar bir düzen içinde değildi, zaman havası alınmış bir fanusa sıkışmış gibiydi.

Dizler büküktü. Sesler vardı; küçük torbalarda taşınan, ağızlı, kollu, bacaklı sesler ve sonra vücutlar bir örgüydü. Her şey bitene kadar hiçbir şey işitilmedi. Kapılardan, kapı kollarından, kapı kolları olmayan kapı aralıklarından ve dahi hepsini kapı eşiklerinde bırakan sürgülü kapılardan iç içe geçme bir kurguydu bu. Kapılar kapandığında kapıların dışında her şey yerli yerine oturuyordu. Kapılar ahşaptı belki, belki bir tınısı olmayan çelikti; ama hangi kapı olsa dokunduğumuzda açılırdı. Eller diz kapaklarının üzerine konmuştu; eller, ellere ihtiyacı olan elleri dizkapaklarından alıyordu; kimsenin organ parçası öbürüne karışmıyordu, her şey başlamadan önce düzen kurulmuştu. Sadece olacakların arkasından bağırıp duranlar vardı; olacakların arkası, üzerinde “olayların arkasında ne var?” sorusunun altın- daki ne diye sordu, üstümüzün öncülleri diye bağırdı bir başka olacakların arkası… Hiçbir yerde bir altyazı gö- zükmüyordu; levhalarda, reklam panolarında ve çeşitli broşürlerde yer alan yazılar ise bir türlü okunamıyordu. Her yer dikkati körleştiren bir karanlık oda gibiydi.

Akşamdı. Akşam havada bir ekran gibi asılıydı. Etrafta birkaç naylon parıldayanlar vardı. Saçlar naylondandı, yüzler naylondandı, her şey naylondandı. Akşamın izlence rengi uçmuştu, insanların aortlarına bir çürük renk gelip oturmuştu. Üzerinde akşamı usulüyle taşımayanların sesleri çıkmıyordu. Etrafta bir tek karanlığın elbiselerini yıkayanların sesi işitiliyordu.

Tükürük bezeleri henüz kuruydu. Her ne kadar burası bir yer işgaliyse de, yerlerin çeşitlendirilmiş hallerinde, onlara yaka iğnesi takılmış a,b,c,d,…x,y,z gibi henüz kimsenin tanımadığı denekler vardı.

Issızlığımızın altında “gözlemci”, “ayışığı”, “bayan- bacakbacaküstüneatan”, “üstükalsınbey” diye çağırılan- lar vardı. Meydanda sentetik bir koku dolaşıyordu ve eşyaya değen kelimler olağan görüntüler yaymıyordu. Burada bütün gözlerin altı mor, bütün tenlerse ölüydü.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Türkü, Anadolu harcı "ili... - Sayı 105
Tokat... - Sayı 104
Maya... - Sayı 103
Nefse Hakimiyet... - Sayı 103
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (106): Mevlâna, Yunus etrafında Anadolu irfanı...

Son Eklenen Yorumlardan
 Sevgili Zafer, inceliğin ve yorumun için teşekkür ederim, "yıllar geçse de aramızdan, bu kalp seni u... Sinan AYHAN

 Amin... Okuyucu

 Maalesef bu virüsün aşısı da ilacı da Yok. Allah ıslah etsin... Ahmet Güney

 Allah(celle celaluhu) razı olsun. Bizim böyle bilimsel makalelere de ihtiyacımız var. Teşekkürler!... Himmet

 Hocam yazılarınızdan istifade ediyoruz. Bu yazınızda da çok faydalı bilgiler ve öğütler mevcut. Yaln... Mustafa GÜNEY


Sonsuz karanlıklarıma gömülüşümü anlamayıp bilmeden kendi karanlıklarına denk sayanlar tarihin karanlığında boğulmaya mahkûmdurlar.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Maarif
Nasıl bir insan
İki kelime arasındaki boşluktan geçen ku
Çeyrek asır
Maariften eğitime
Zikir ve ?nemi
En tehlikeli virüs...
Benim 'Caparka'm: G?z? ?ekik Olmayan Bir


Ali Erdal - Nasıl bir insan
Ali Erdal - Büyük depremin öncül...
Kadir Bayrak - Filmin sonu
Sinan Ayhan - Türkü, Anadolu harcı...
Necip Fazıl Kısakürek - Maarif
Bedran Yoldaş - Paklanmak
Dergi Editörü - Çeyrek asır
Site Editörü - Maariften eğitime
Mehmet Hasret - Dost cemali
Necdet Uçak - İslâm gelince
Necdet Uçak - Geçer
Necdet Uçak - Değil
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Her şey eğitimle baş...
Hızır İrfan Önder - Elem gazeli
Hızır İrfan Önder - Gafil olma
Ayhan Aslan - İhtiras
Olgun Albayrak - Münacaat
Mehmet Balcı - Kurban açıklaması
Mehmet Balcı - Kalmadı
Mehmet Balcı - Doluyum
Yusuf Karagözoğlu - Kazandıklarımızı kay...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış-105
Kubilay Ertekin - En tehlikeli virüs.....
Halis Arlıoğlu - Hasret ve hüsranla g...
Halis Arlıoğlu - Felek
Büşra Doğramacı - İnsanlığın maarif da...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Tedrisat
Murat Yaramaz - Mizah köşesi-105
Murat Yaramaz - Vesile
Murat Yaramaz - Bıçak
Murat Yaramaz - Eğilim
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - İki kelime arasındak...
Eyyub MEMMEDOV - Deniz boyu sevgim...
Mertali Mermer - İnsanlar anlamaz ben...
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
İlkay Coşkun - Maarif meselemiz
İlkay Coşkun - Mülâkat-105
İlkay Coşkun - Vatanım
Turgut Yıldızan - İnsandan hazreti ins...
Turgut Yıldızan - Öğretmen olabilir mi...
Vildan Poyraz Coşkun - Eğitimde anne eli
Mehmet Şirin Aydemir - Keder kardelenleri
Çakmakçıoğlu - Hangi eğitim
Tuba Kanlıkama - Payitahtın sesi
Mustafa Kadir Atasoy - Göktaşı
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Edilen dualar
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Sevgi notumuz
İlknur Şimşek - 1453
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7796850
 Bugün : 280
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 514815
 Bugün : 1
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 48
 105. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 3
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim