Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     6408 kez okundu.     6 yorum bırakıldı.

Mekke ve K?be
Necip Fazıl Kısakürek

  Sayı: 46 - Ekim / Aralık 2005

Davud Peygambere ait Zebur’un 86’ncı mezmurunda şu kayıt var:

“Senin evine giden yollara gönül bağlamış adam Bekke vâdisinden geçerken...”

Sonradan yahudiler, Mekke ve Kâbe’yi, semavî kitaplarda azizleştiren bu kelimeyi, Mekke şehriyle alâkasız, mücerred gözyaşı mânasına gelen bir mefhum diye tevile kalkışacaklardır. Hattâ (Bekke) kelimesi muharref kitapta mezmurlardan da çıkarılacak, yerinde sadece “Gözyaşı vâdisi” diye mücerret bir delâlet bırakılacak, fakat, “Kitab-ı Mukaddes”lerinin bazı tercümelerinde (Bekke) yine görünecektir.

Hangi iz yok edilebilmiş ki?

Eğer Bekke, gerçekten gözyaşı vadisi demekse, daha ne isteriz? Bundan güzel ne olabilir? Buyurun, rahmet isteyen bütün insanlık, gözyaşı vâdisinden geçsin!

Şu muhakkak ve Kur’ân ile sabit ki; Mekke’nin asıl ismi Bekke...

Muharref kitabın “Ahd-i Kadîm” faslında, Davud Peygamber’in Zebur’una ait mezmurun tercümesi kendi kalemleriyle ve ayniyle şudur:

“Ne mübarektir senin evinin sekenesi ki, daima sana hamdeder. Ne mübarektir o insan ki, kuvveti sendedir. Beytine giden yollara gönül veren adam, (Bekke) Gözyaşı Vâdisi’nden geçerken anı bîkarar eder.”

Kâbe, evvelâ istikametten münezzeh olan Allah’a döneceklere mahsus, yeryüzünde bir nokta. Evet; bir madde noktası üzerinde madde ötesi mânaların en azametlisini görmek isteyen, Kâbe’ye dönsün...

Kâbe her mekândan münezzeh ve mücerret Yaradan’ın, tenzihî sıfatı bozulmaksızın, maddeye aksetmiş en üstün tecelli remzi.

Ve bu remz, madde ifadesiyle, zaten tavla zarı gibi bir mik’ab mânasına gelen Arapça’daki medlûlüne eş olarak, hacim mefhumunun, sekiz köşe ve altı satıh intizamlı bir hendese şekli içinde billûrlaşmasından ibaret...

Bu esrar noktasının hakikati ise nâmütenahi derin...

Bu nokta sahabîlerden sonra ümmetin en üstün ferdi olan İmam-ı Rabbanî Hazretlerine, İkinci Bin yıllık devrenin yenileyicisi sıfatını taşıyan Velîler Velîsine göre bir sûrettir; bir hakikatin sûreti. Bir sûret ki, insan, melek ve cin, bütün mükellef mahlûkların sûretleri için secde noktası... Ve yine o büyük zâtın beyanıyla, bütün mahlûk sûretlerinin gizli hakikatleri de, Kâbe’nin hakikatinde ayrıca secde noktasına ermekte... Yani sûretler Kâbe’nin sûretinde secdeyi bulurken, hakikatleri de onun hakikatinde secdeye eriyor.

İmam-ı Rabbanî:

“Kâbe’nin hakikati, tereddütsüz, bütün hakikatlerin üstüdür. Ona bağlı kemâller de, başka hakikatlere bağlı kemâllerin üstü...”

Nihayet İmam-ı Rabbanî Hazretleri; Kâbe’nin hakikatini, hiçbir kavrayışın uzanamayacağı şu muazzam tarifle çerçeveliyorlar.

“Sanki, Kâbe’nin hakikati kevnî (yaratılmış ve oldurulmuş) hakikatlerle, ilahî hakikatler arasında berzah (geçit)...”

Mümine mirâç olan namaz, onun ayakları yere basarken bu dünyadan ötelere geçişini temsil eder. Namazda, ötelerin mâna ve havasından bu dünyada alınan bir râyiha var.

İşte İmam-ı Rabbanî:

“Bu devletin ele geçmesi için, biricik ölçü namazda, ilâhî hakikatlerin zuhuruna vatan olan Kâbe’ye yönelmektir. Kâbe o çözülmüş esrar tecellisine mihraktır ki, bu dünyada, dış suretiyle dünyadır; fakat hakikati ötelerden bir ifade... İşte namaz, (Kâbe)nin vasıta oluşuyla bu mertebeyi temsil etmiş; ve Kâbe, hem sûreti, hem de hakikati bakımından dünya ile ahireti toplamıştır.”

Kimse, Kâbe’nin hakikatine, kalem ve kıyas âleminde, söz ve fikirle, Nebîler Nebîsinin büyük bağlısı Velîler Velîsi İmam-ı Rabbanî derecesinde nüfuz edemezdi. Kâbe öyle bir hakikattir ki, kaskatı madde şeklinde, esiri ve lâtif mânaların en yakıcısı... En sert bir müşahhas, en ulvî mücerret ve en üstün münezzehe, kıldan ince bir köprüyle yol buluyor. Bunun içindir ki ismi, (Beytullah) Allah’ın evi...

Ayrıca, Allah mekândan münezzehtir demeye lüzum var mı? “Neyi zannedersen, zannettiğin o şey, ona hicap (perde) olur.” düstûru mutlaktır...

Kâbe sırrını Adem Peygamberden beri muhafaza ediyor. Adem Peygamberden başlıyor. İlk büyük ve sarahatli inşası İbrahim Peygambere düşüyor. Bütün mânaları ile izhar ve tesbiti de, her şey gibi, Kıble tâyin edildiği günden beri Kâinatın Efendisi’ne kalıyor.

O güne kadar, gittikçe mânası kalblerden silinen, unutulan, putlarla doldurulan Kâbe, Mekke ve etrafındakilerin, müphem bir sezişle gözlerinde yine daima aziz ve muhteremdir. Fakat vahdâni mihrakını kaybetmiş bir ihtiram... Hattâ Arap, mutlak mücerred ve münezzeh Zâtın, alemi olan “Allah” kelimesini de biliyor amma, Yaradan’a köşebaşlarını putların tuttuğu bir yoldan gidebileceğini sanıyor. Putları vasıta kabul ediyor.

En büyük “doğru” bile o kadar büyük bir yanlışa batırılmıştır ki, tekrar doğrultulması için, ancak O’nun gelmesi lâzımdır.

Her sene yüzbinlerce müslümanın aktığı ve her müslümana ömründe bir kere, dere tepe düz, haccı farz olan Kâbe’nin hakikatine son bir nazar:

Hendesenin nokta mefhumundaki hudutsuz mücerredi düşünerek, gerçek nokta diye Kâbe’yi hayal edelim ve bütün noktaları ondan sıçramış ve sönmüş birer kıvılcım farzedelim. Allah, kendi nuruna karşı bir esrar adesesi tutmakta; ve bu adesenin, bütün ışıkları bir yerde toplayan mihrâk noktası, yeryüzü perdesinde Kâbe’ye düşmektedir. İşte sadece esrar idrakiyle sezilebilecek ve yüzüne nazar ederken insan ruhunu ne nisbette şahlandırdığı duyulabilecek olan Kâbe’nin sır heybeti...

Ayet meâli:

“Biz, İbrahim’e, Mükerrem Ev’in yerini göstermiştik. Demiştik ki, bana hiçbir şerik koşma; evimi, tavaf edenler için, Mekke’de kalanlar için, rükû ve sücûd edenler için temizle... İnsanları hacca çağır; ister yaya olarak ister develere binerek gelsinler!”

Tek nokta içinde, tek nokta istikâmetinde kâinatı toplayacak olan Nur, Mekke dairesinde pırıldamakta...

Çöle İnen Nur, Ekim 2004, 30.basım


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : ryza    
Yorum : n.fazıl müthiş bir kişilik bu asırda örnek alınacak ve itaaat edilecek bir şahsiyet ruhu şad mekanı cennet olsun...




Ekleyen : MYNYELY    
Yorum : Bana ıztırap veren, yalnız İslâm’ın mâruz kaldığı tehlikelerdir… Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da iman kalesinin istikbali selâmette olsa! Ben, cemiyetin iç hayatını, mânevî varlığını, vicdan ve imanını terennüm ediyorum. Yalnız Kur’ân’ın tesis ettiği tevhid ve iman esası üzerinde işliyorum ki, İslâm cemiyetinin ana direği budur. Bu sarsıldığı gün, cemiyet yoktur. Bana, ‘Sen şuna buna niçin sataştın?’ diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler! Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum.” diyor büyük insan...Hiç insan başkalarının günahlarına ağlar mı?Bahar çiçeklerinin solmasına üzülür mü insan?Vay kardlenim,,, şanlı akıncı ne zaman dönecek yurduna?Çınarlar artık ağlamaz oldu.Hepimiz nefislerimizin çarmıhında üryan,yolcu ağlar,yağmur ağlar,gözyaşı ağlar...




Ekleyen : Recep    
Yorum : Öncelikle çalışmalarınızda başarılarınızın devamını dilerim. Herhangi bir yorumda bulunacak değilim.Ricam şimdiki yüzyılda okutulan(!) Türkçemizde olan kelimelerin daha sıkça kullanılmasıdır. Amaçlarımızdan birisi de gençlerimizi düşünceye sevketmek, kaldığımız yerden gençlerin devam etmesini sağlamak olacaksa; mümkün olduğunca ne söylediğimiz değil söylediklerimizi nasıl anladıklarını, anlamaya çalışmak olmalıdır. Hürmet ve sevgilerimle




Ekleyen : Alp TUN    
Yorum : Üstadın yazdıkları hakkında yorum yapmaktan haya ediyorum




Ekleyen : minyeli    
Yorum : Yağmurlar ıslatsın sinemizi..ta ki pak olarak varalım sevgiliye...kandiller yansın yüreklerimizde ve birer rahip bahira gibi gaflet perdeleri yırtılsın gözlerimizden..ta ki en sevgiliyi görelim binlerce çift göz arasından...vay kardelenim niçin mahsunluk sarmıs yemyesil kubbeni,göremiyorsun değil mi ihlastan örülmüs yemeni...yemen de gitti mekke de geride hüzünlü sokaklar kaldı sanlı orduya hasret...SEN RAHAT OL..BİZİM SARKIMIZ HERKES SUSTUĞU ZAMAN BASLAYACAK...Sev,bağısla ve bekle..mor dağların ciceğine de bu yakısır...




Ekleyen : ahmet    
Yorum : üstadın yazılarına ne denir.yayınlayrada teşeekür





 
İHTİLAL... - Sayı 93
Ulu Hakan Abdülhamîd Han... - Sayı 91
Doğan dünya ve biz... - Sayı 90
Dua... - Sayı 89
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (97): Bu sene 737.si yapılacak Ertuğrul Gazi İhtifali'nden hareketle TÜRK TEŞKİLÂTLANMA KABİLİYETİ...


Son Eklenen Yorumlardan
 Allah rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun.O güzel yerler de bir gün sevdiklerimizle buluşacağız... ... BİRSEN YURTSEVER

 necdet amcacıgım.emeğinize kaleminize sağlık... BİRSEN YURTSEVER

 cox mənalı bir şerdir. cox sağ olun. her birinize teşekkür edirəm. ... ruslan

 Məhəbbətsiz ömür sürən kimsədən-Bir aşiqin məzar daşı yaxşıdır.... Ulduz Qəzvini

 Güzel yorumlarla, günüme güneş olan herkese, çok teşekkür ederim. Ne mutlu ki, okuyanlar, mısralara... Işın Erenoğlu Üstündağ


Kim demiş okumuyoruz diye?
*Sevmediklerimizin, televizyon ekranlarında ve gazete sayfalarında canına okuyoruz!
*Trafik kazalarında ölenler ve PKK canilerinin katlettikleri için rahmet okuyoruz!
*Törenlerde nutuk okuyoruz!
*Kim ne derse desin, bildiğimizi okuyoruz.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Boya sandığı
MƏHƏBBƏT
İnsanın içindeki Hanifliğe ve Ümmiliğe ç
Kudüsü tefekkür
MƏHƏBBƏT
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Kudüs
Vade doldu hanım gitti


Yavuz Sert - Kudüs... Ey Kudüs
Yavuz Sert - Prof. Dr. Ömer Faruk...
Ali Erdal - Kudüs
Kadir Bayrak - Müminleri Emiri: Hz....
Kadir Bayrak - Aynadaki yüz: Mehmed
Sinan Ayhan - İnsanın içindeki Han...
Sinan Ayhan - Can feda...
Bedran Yoldaş - Her yer Kerbelâ
Fatma Pekşen - Peçe
Ahmet Mahir Pekşen - Mescid-i Aksa -Kudüs...
Dergi Editörü - Kudüsü tefekkür
Site Editörü - Kolayı tersten okuma...
Mehmet Hasret - Devletler kuran, dev...
Necip Fazıl - Başyücelik emirleri ...
Necdet Uçak - Kudüs
Necdet Uçak - Kendini hesaba çek
Necdet Uçak - Muhacire ensarız biz
Mustafa Büyükgüner - Nefes
Ayhan Aslan - Hakikat
Ayhan Aslan - Zındık
Ayhan Aslan - Hesap günü
Mehmet Balcı - Susmam ben
Mehmet Balcı - Taşlama
Ahmet Çelebi - Kudüste bir çocuğum
Gelecek sayı konusu -
Vural Gündüz - Boya sandığı
Mustafa Gül - Mekkenin fethinden ç...
Kubilay Ertekin - Rahatizm ve ötesi
Halis Arlıoğlu - Zeytin dalı ve bana ...
Halis Arlıoğlu - Anlayana izafe
Ahmet Değirmenci - Şehadet türküsü
Ahmet Değirmenci - Bir yangındı işte
Kürsü Kainatın Efendisi - Giyim
Er Tuğrul - Kudüs nereden başlar...
Er Tuğrul - Kutlu kıyam
Murat Yaramaz - 6 gün savaşları
Murat Yaramaz - Naci El Ali
Murat Yaramaz - Kan
Murat Yaramaz - Kirli
Murat Yaramaz - Küsme işareti
Işın Erenoğlu Üstündağ - Gün gelir de, hayatı...
Ekrem Esad Altan - Bir oyun oynanır, oy...
Tamer Uysal - İlgisiz bilgililer, ...
Harun Ekici - Hüzün
Şevket Karayiğit - Kudüsün anlattıkları
Hakan Karahan - Bu cemiyetin - Süley...
Harika Ufuk - Birlik beraberlik ka...
Astan QASIMOV - Gəldim
Əlişad CƏFƏROV - Qayçıquyruq qaranquş
Şəfa VƏLİYEVA - Güldüm… Gülüşüm d...
Şəfa EYVAZ - MƏHƏBB'...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4312843
 Bugün : 5535
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 435176
 Bugün : 62
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 73
 96. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 11
Son Güncellenme: 5 Şubat 2018
Künye | Abonelik | İletişim