Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 26 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2198 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Kendini Hikâye Etme Hakkı
Sinan Ayhan

  Sayı: 44 - Nisan / Haziran 2004

Ortaçağda dünya, kimilerinin tasavvurunda bir tepsi; okyanuslar ve anakaralar tutan büyük bir tepsi kimliğinde… Çağımızda ise, uzay maddesi ve gezegenler sistemi arasında, “taşplak” miller, değirmenler döndüren kabarcık bilyeler gibi zamanı yivleyen olaylar yumağı…

Ne fark eder, her ikisinde de bir düzleme, bir yere ihtiyaç duymuyor mu insan; her iki çağda da kendisinin nasıl bir zaman ve mekân anlayışı işgal ettiğini, hayatın başat değerinin ne olduğunu merak etmiyor mu ki? Bir fikrin, bir anlayışın bile maddeyi canlandıran –iyi veya kötü- toplumlar üstü bir mekânı vardır. Ortaçağın “majör figürleri”yle çağımızın “post-figürü” karşılaştırıldığı vakit, pek bir ilerleme kaydedildiğine şahitlik edemez hiç kimse… Ortaçağa göre günümüz makyaj malzemelerinin daha çok ve daha parıltılı olması ana-fikri değiştirmez herhalde.

Tek farkla, ortaçağda en azından bir metafizik mevcut; beyin kıvrımlarına daha çok iş düşmüş, daha çok sinir ve duyu icatların içine girmiş; örneğin “Şekspir” günümüz “ingiliz”inden  kıyas kabul etmeyecek ölçüde daha üstün, “Dekart” bugünün plastik peynir “fransızı”na göre daha “kartezyen” kafalı, “Da Vinçi” “evropa”nın hangi bucağına bakarsanız bakın, şimdi misli bulunmayacak derecede disiplinler arası at koşturabilen bir zekâ…

Tabii “Akinalı Tomas”tan beri hatta daha öncesinden; onlar için bu doğal bir mekanizma; her şey yerli yerinde; çünkü onlar bir devam halinde mikronlaşıyorlar ve bunun adına da “uzmanlaşmak” diyorlar…

Ne bileyim, mesela “16. lui”nin peruğu ve pudrasının yerine geçecek sefahati keşfetmek, onların gözünde cennetin kapısını aralayan bir büyü sözü, sanki kutsal bir kâse; oysa dünün prag meydanından tutun, floransa müzelerine, paris meydanlarına dek havuzlarını, şehir meclisi binalarını süsledikleri gotik motiflerle –“gargoyle”larla- bugünün yeni çizgi kahramanlarının zihinlerini kamaştırdıkları ve ellerine tutuşturdukları son model bir “porşe”, bir kameralı cep telefonu veya herhangi bir düzenekte “çipsetler”le örülmüş bir sanal alem, hangi zaman felsefesinden (“diyalektik”ten) bakarsanız bakın birbirine denk ( hatta belki günümüzdekileri daha aşağılık)… Ah bir de bu teknik gargaralarını, bir gün elbet vücutlandıracağız, dedikleri “terminatör”vari yaratıkların burnuna elektronik kıl ve manyetik sümkürüş olarak lehimleyebilseler, gerçekten kendilerini “zeus” tahtında hissedecekler…

Ve bizdeyse manzara, kendi has mayasından kavramlarını oluşturamayan ve zaten köklerinden geleni de çoktan çöpe atmış, atmadıysa bile yavanlaştırmış ve çöpe atılacak ölçüde çarpıtmış bir sosyal mekân ve hareket gardrobu…

Yazık ki yine bizde “ güneşi ceket astarında kaybetmek ne ise, Yunus, Mevlâna, Fuzuli, Şeyh Galip gibi zirve şahsiyetleri, o yol kenarına konulmuş ışık içicisi ve sonra yayıcısı aynalar gibi birbirinin devamı olmuş; bir öz olarak aldıklarını cevheri örselemeden işleyip, o emaneti yeni süslemecilerine bırakmış ender ruhları ve kafaları kaybetmek aynı anlama gelmiş ve sonra asıl onların devamı olacak bir figür bulamayışımız da, kıyım evremizin başlıca emsali olmuştur…

Bir medeniyet bir karakter demektir… Yunus’un devamı olacak majör figürü bir milletten talep etmenin anlamı ne olsa gerek? Dünya ölçeğinde böyle karakterlerin zuhuruna ihtiyaç var mıdır, yok mudur… İşte beyinde uyuşup kalmış kanı bile utandıracak sorular, istifhamlar… Ve daha binlercesi…

Büyük İskender, Makedon ordusunun başında Atina’ya girdiği vakit şöyle der:

“Aristo, Atina bir fikirdir demişti; o zaman, henüz eğitimdeyken, O’nun ne demek istediğini anlamamıştım; ama şimdi, havasını kokladığım bu kentin nasıl bir fikir olduğunu,  varlığına şahit olmam sayesinde anlayabiliyorum…

Atina, (buzdan) bir fikirdir, doğru, Roma ve Paris de keza öyle; ama Gazne, Herat, Konya, İstanbul daha bir fikirdir… Hele İstanbul, “Konstantinapol”den daha has bir fikirdir… “Helen”i öteleyen “Anadolu” başlı başına bir fikirdir. Dünyanın bir yarısı Anadolu ise, öbür yarısı Anadolu mirasının başına akbabalar gibi üşüşenlerindir… Ve belki bütün kavga da buradadır…

Atina, tıpkı bir “gollum” gibi çift karakterli… Atina’nın tarih sayfalarından kaldırdığı anlayış (toz), elişini bile düşünme işinin içinde şekillendiren bir medeniyet mayasını çatmışken, aynı zamanda emperyal olmanın vahşetini ve çelişmesini de üstlerine giymekten mürekkep… Atina bir kafayı okşarken vücudu avlıyor, işte tam da bu yüzden dünyayı yönetecek fikrin elbisesini giymeyi hak etmiyor…

Çetin Altan verdiği bir mülakatta, dilbilim açısından “emperyalizm” kelimesinin “engellemek” fiilinden türediğini hatırlatıyor… (Ve üstelik memlekette askeri bütçeyi sıkı tutmamızın hangi “emperyal”lerin işine yaradığını ve bunun ne menem bir “kapital” engelleme olduğunu ifade ediyor…) Engellemek onlarda bir kültür, çünkü kendileri dışında bir görüntüye tahammülleri yok…

Yine bu bağlamda, Edward Said şöyle der: “ Kapitalizm, bir milletin kendini hikâye etme hakkının elinden alınmasıdır.” Bir nevi sömürücülüğü dişlerine geçirmiş bir “engelleme”… Kapitalizm de, bu “engelleme” haline bağlı, bu karakterdekilerin dünya üzerinde “emperyal” olmasının getirdiği bir sonuç…

Edward Said, “Filistinli”dir, “hıristiyan” dır, “amerika”da kürsü sahibi profesördür, vs… Kimilerine göre de, uslanmaz bir muhaliftir… Yakın zamanda ölmüş olması bazılarını sevindirmiş olsa dahi, isminin ve ona dair edindiğim birkaç kulaktan dolma bilginin ötesinde ben onu sadece iki “hikâye”yle hatırlamak isterim; birincisi yukarıda bahsettiğim söz, ikincisi Filistin’e yaptığı son ziyarette fotoğraf karelerine düşmüş Filistinli çocuklarla birlikte, onların akıllarına tutunarak karşı sınıra savurduğu taş…

Ortaçağda dünya öküzün boynuzları ve kaplumbağanın sırtı arasına kıstırılmış bir oyuncak; günümüzde –işin daha komiği- “jeopolitik yorum ve strateji” hastalarının tatmin noktası, koca bir “masturbasyon” aleti…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Konuşan düşünce... - Sayı 94
Ninemden bana kalan şey, ... - Sayı 94
Dil kavramı üzerine bir d... - Sayı 94
KAHRAMAN MİLLET... - Sayı 93
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (95): Tasavvuf; herkesin içinde fıtrî olarak var olan aşkı, merkezine, hakikatine yerleştirme ve yüceltme mektebi... Yüce kahramanların harcı... Karşı çıkanlar evvelemirde içlerindeki aşk istadına yazık eder.


Son Eklenen Yorumlardan
 "...tefekkür etmek ekmek gibi, su gibi bir ihtiyaç... " belki insan o maddelerden evvel o hassa ile ... ekrem yılmaz

 Ekrem, zaman ayırıp cevap lütfetmişsiniz; takdirleriniz, inşallah dua yerine geçer. Çalakalem yazılm... Ali Erdal

 Çok akademik; kılı kırk yararak, hissedilerek, çilesi çekilerek, araştırması olabildiğince yapılarak... ekrem yılmaz

 İsmini belirtmeyen değerli okuyucu... Çok güzel ifade etmişsiniz... Tebrikler ve teşekkürler...... Ali ERDAL

 ALLAH Türk Milletini seviyor; niçini için bir çok gerekçe sayılabilir. Bir kısmı yazıda mevcut. Ama ...


Nüfuz plânlaması diye bir şey tutturmuş gidiyorlar.
Ülkedeki kazalar, ihmaller ve terör sebebiyle ölenler hiç hesaba katılmıyor.
İnsanımızda bu ibret almamak, hükümetlerimizde bu beceriksizlik olduğu sürece bırakın planlamayı, nüfusu teşvik etmeleri gerekmez mi?
Yoksa bunca ölüme karşı bu tedbirsizlik, nüfuz planlamacılarının işi mi?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Türkçenin serencamı
Topyekûn ölçü
Ninemden bana kalan şey, bahçe ve fındık
Aranan kan
Türk dilini dert edinenler
Türkçenin serencamı
Dil kavramı üzerine bir düşünce havzalar
Yavuz Sert - Türk dilini dert edi...
Yavuz Sert - Annelerimiz-15 - Hz....
Ali Erdal - Türkçenin serencamı
Ali Erdal - Kedicik
Kadir Bayrak - Hangi Türkçe?
Sinan Ayhan - Dil kavramı üzerine ...
Sinan Ayhan - Ninemden bana kalan ...
Sinan Ayhan - Konuşan düşünce
Fatma Pekşen - Ses bayrağımız dilim...
Dergi Editörü - Aranan kan
Site Editörü - Ana dilimiz Türkçe
Mehmet Hasret - Bir küçük kedi için ...
Kürsü Nizam - Gıda
Acıyorum -
Necip Fazıl - Topyekûn ölçü
Necip Fazıl - İllet
Necip Fazıl - Kanun
Necdet Uçak - Anadilim Türkçe
Necdet Uçak - Rabbim
Necdet Uçak - Kucak açtık mazlumla...
Necdet Uçak - Niğbolu meydan savaş...
Mustafa Büyükgüner - Türk Budun(u)
Mustafa Büyükgüner - Budinden Yemene sazı...
M. Nihat Malkoç - Tabelâlarda Türkçe k...
M. Nihat Malkoç - Büyülü kelimeler
Hızır İrfan Önder - Hangi hücremde saklı...
İsimsiz - Dilinizi eşek arası ...
İsimsiz - Dil üzerine söylenen...
İktibas - Necip Fazıl
Muhammed İsa Öztürk - Silâhlar
Kubilay Ertekin - Müslümanın ilk vasfı
İbrahim Şaşma - Lüzum müzekkeresi
Halis Arlıoğlu - "Hero" ne demektir?
Halis Arlıoğlu - Arafatta niyâz
Halis Arlıoğlu - Ah bu yalnızlık
Bahadır Kaya - 94.sayı medya sepeti
Er Tuğrul - Eşek arısı ve kemâla...
Murat Yaramaz - 94.sayı mizah köşesi
Murat Yaramaz - Küs
Murat Yaramaz - Silgi
Murat Yaramaz - Gibi
Kamran Murquzov - Azerbaycan toprağına...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 3696010
 Bugün : 721
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 419052
 Bugün : 28
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 90
 94. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 3
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 16 Kasım 2017
Künye | Abonelik | İletişim