Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2466 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Kendini Hikâye Etme Hakkı
Sinan Ayhan

  Sayı: 44 - Nisan / Haziran 2004

Ortaçağda dünya, kimilerinin tasavvurunda bir tepsi; okyanuslar ve anakaralar tutan büyük bir tepsi kimliğinde… Çağımızda ise, uzay maddesi ve gezegenler sistemi arasında, “taşplak” miller, değirmenler döndüren kabarcık bilyeler gibi zamanı yivleyen olaylar yumağı…

Ne fark eder, her ikisinde de bir düzleme, bir yere ihtiyaç duymuyor mu insan; her iki çağda da kendisinin nasıl bir zaman ve mekân anlayışı işgal ettiğini, hayatın başat değerinin ne olduğunu merak etmiyor mu ki? Bir fikrin, bir anlayışın bile maddeyi canlandıran –iyi veya kötü- toplumlar üstü bir mekânı vardır. Ortaçağın “majör figürleri”yle çağımızın “post-figürü” karşılaştırıldığı vakit, pek bir ilerleme kaydedildiğine şahitlik edemez hiç kimse… Ortaçağa göre günümüz makyaj malzemelerinin daha çok ve daha parıltılı olması ana-fikri değiştirmez herhalde.

Tek farkla, ortaçağda en azından bir metafizik mevcut; beyin kıvrımlarına daha çok iş düşmüş, daha çok sinir ve duyu icatların içine girmiş; örneğin “Şekspir” günümüz “ingiliz”inden  kıyas kabul etmeyecek ölçüde daha üstün, “Dekart” bugünün plastik peynir “fransızı”na göre daha “kartezyen” kafalı, “Da Vinçi” “evropa”nın hangi bucağına bakarsanız bakın, şimdi misli bulunmayacak derecede disiplinler arası at koşturabilen bir zekâ…

Tabii “Akinalı Tomas”tan beri hatta daha öncesinden; onlar için bu doğal bir mekanizma; her şey yerli yerinde; çünkü onlar bir devam halinde mikronlaşıyorlar ve bunun adına da “uzmanlaşmak” diyorlar…

Ne bileyim, mesela “16. lui”nin peruğu ve pudrasının yerine geçecek sefahati keşfetmek, onların gözünde cennetin kapısını aralayan bir büyü sözü, sanki kutsal bir kâse; oysa dünün prag meydanından tutun, floransa müzelerine, paris meydanlarına dek havuzlarını, şehir meclisi binalarını süsledikleri gotik motiflerle –“gargoyle”larla- bugünün yeni çizgi kahramanlarının zihinlerini kamaştırdıkları ve ellerine tutuşturdukları son model bir “porşe”, bir kameralı cep telefonu veya herhangi bir düzenekte “çipsetler”le örülmüş bir sanal alem, hangi zaman felsefesinden (“diyalektik”ten) bakarsanız bakın birbirine denk ( hatta belki günümüzdekileri daha aşağılık)… Ah bir de bu teknik gargaralarını, bir gün elbet vücutlandıracağız, dedikleri “terminatör”vari yaratıkların burnuna elektronik kıl ve manyetik sümkürüş olarak lehimleyebilseler, gerçekten kendilerini “zeus” tahtında hissedecekler…

Ve bizdeyse manzara, kendi has mayasından kavramlarını oluşturamayan ve zaten köklerinden geleni de çoktan çöpe atmış, atmadıysa bile yavanlaştırmış ve çöpe atılacak ölçüde çarpıtmış bir sosyal mekân ve hareket gardrobu…

Yazık ki yine bizde “ güneşi ceket astarında kaybetmek ne ise, Yunus, Mevlâna, Fuzuli, Şeyh Galip gibi zirve şahsiyetleri, o yol kenarına konulmuş ışık içicisi ve sonra yayıcısı aynalar gibi birbirinin devamı olmuş; bir öz olarak aldıklarını cevheri örselemeden işleyip, o emaneti yeni süslemecilerine bırakmış ender ruhları ve kafaları kaybetmek aynı anlama gelmiş ve sonra asıl onların devamı olacak bir figür bulamayışımız da, kıyım evremizin başlıca emsali olmuştur…

Bir medeniyet bir karakter demektir… Yunus’un devamı olacak majör figürü bir milletten talep etmenin anlamı ne olsa gerek? Dünya ölçeğinde böyle karakterlerin zuhuruna ihtiyaç var mıdır, yok mudur… İşte beyinde uyuşup kalmış kanı bile utandıracak sorular, istifhamlar… Ve daha binlercesi…

Büyük İskender, Makedon ordusunun başında Atina’ya girdiği vakit şöyle der:

“Aristo, Atina bir fikirdir demişti; o zaman, henüz eğitimdeyken, O’nun ne demek istediğini anlamamıştım; ama şimdi, havasını kokladığım bu kentin nasıl bir fikir olduğunu,  varlığına şahit olmam sayesinde anlayabiliyorum…

Atina, (buzdan) bir fikirdir, doğru, Roma ve Paris de keza öyle; ama Gazne, Herat, Konya, İstanbul daha bir fikirdir… Hele İstanbul, “Konstantinapol”den daha has bir fikirdir… “Helen”i öteleyen “Anadolu” başlı başına bir fikirdir. Dünyanın bir yarısı Anadolu ise, öbür yarısı Anadolu mirasının başına akbabalar gibi üşüşenlerindir… Ve belki bütün kavga da buradadır…

Atina, tıpkı bir “gollum” gibi çift karakterli… Atina’nın tarih sayfalarından kaldırdığı anlayış (toz), elişini bile düşünme işinin içinde şekillendiren bir medeniyet mayasını çatmışken, aynı zamanda emperyal olmanın vahşetini ve çelişmesini de üstlerine giymekten mürekkep… Atina bir kafayı okşarken vücudu avlıyor, işte tam da bu yüzden dünyayı yönetecek fikrin elbisesini giymeyi hak etmiyor…

Çetin Altan verdiği bir mülakatta, dilbilim açısından “emperyalizm” kelimesinin “engellemek” fiilinden türediğini hatırlatıyor… (Ve üstelik memlekette askeri bütçeyi sıkı tutmamızın hangi “emperyal”lerin işine yaradığını ve bunun ne menem bir “kapital” engelleme olduğunu ifade ediyor…) Engellemek onlarda bir kültür, çünkü kendileri dışında bir görüntüye tahammülleri yok…

Yine bu bağlamda, Edward Said şöyle der: “ Kapitalizm, bir milletin kendini hikâye etme hakkının elinden alınmasıdır.” Bir nevi sömürücülüğü dişlerine geçirmiş bir “engelleme”… Kapitalizm de, bu “engelleme” haline bağlı, bu karakterdekilerin dünya üzerinde “emperyal” olmasının getirdiği bir sonuç…

Edward Said, “Filistinli”dir, “hıristiyan” dır, “amerika”da kürsü sahibi profesördür, vs… Kimilerine göre de, uslanmaz bir muhaliftir… Yakın zamanda ölmüş olması bazılarını sevindirmiş olsa dahi, isminin ve ona dair edindiğim birkaç kulaktan dolma bilginin ötesinde ben onu sadece iki “hikâye”yle hatırlamak isterim; birincisi yukarıda bahsettiğim söz, ikincisi Filistin’e yaptığı son ziyarette fotoğraf karelerine düşmüş Filistinli çocuklarla birlikte, onların akıllarına tutunarak karşı sınıra savurduğu taş…

Ortaçağda dünya öküzün boynuzları ve kaplumbağanın sırtı arasına kıstırılmış bir oyuncak; günümüzde –işin daha komiği- “jeopolitik yorum ve strateji” hastalarının tatmin noktası, koca bir “masturbasyon” aleti…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Yazarlık, Mezarlık veya N... - Sayı 98
Hamletten (internet)e ulv... - Sayı 98
Dijital (Hermeneutik-Yoru... - Sayı 98
İnternet rüya mı, kâbus m... - Sayı 98
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Fıtratımız gereği aslolana yöneliriz. Ne kadar doğru bir söz. Şüphe yok ki tebaa da fıtratı gereği a... Tebaa

 Çok teşekkürler proje ödevime çok yardımcı oldunuz.... Emine

 İnsan düşündüğü için değil sadece, bunun ötesinde öteleri merak ettiği ve her şeyin künhünü kurcalad... Sinan AYHAN

 Soru: "YouTube", "twitter", "Facebook", "instagram" gibi başlıkların altına listelenen kullanıcılar ... Sinan AYHAN

 Yazar hakkında minik bir araştırma yaptım su an yazmıyor ve bir yerde okudum bu yazıları lisedeyken ... Halil Aktan


Öğretmen ve öğrenciye “okul sigortası” hakkı verilmiş. Pek yerinde, artık disiplinsizlik yüzünden okutmak da, okumak da “risk unsuru” taşır oldu. 
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Makine
İnternete, kulak versek
Son ve tek kıvılcım
Bilgelik çağına doğru
İnternet hayatımız, hayatımız internet
Makine
Mevlid
Ady; Sen, Ben, O...
İnternete, kulak versek
Alın teri


Ali Erdal - İnternete, kulak ver...
Kadir Bayrak - Tarihin eşiğinde...
Sinan Ayhan - İnternet rüya mı, kâ...
Sinan Ayhan - Dijital (Hermeneutik...
Sinan Ayhan - Hamletten (internet)...
Sinan Ayhan - Yazarlık, Mezarlık v...
Necip Fazıl Kısakürek - Makine
Özgür Alkan Alkış - Bilgelik çağına doğr...
Dergi Editörü - Son ve tek kıvılcım
Site Editörü - İnternetin fâsık hab...
Mehmet Hasret - Ağır kefe, baskın ta...
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Mezar
Necdet Uçak - Ebrehe ve ebabil kuş...
Necdet Uçak - Kürşad
M. Nihat Malkoç - İnternet kumarhane o...
Hızır İrfan Önder - Nerdesin?
Olgun Albayrak - Dervişane
Olgun Albayrak - Millet destanı
Mehmet Balcı - Zamanla
Mehmet Balcı - Kızım
Ahmet Çelebi - Meçhul sevgililer
Ahmet Çelebi - İçimdeki sesler
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu
Av. Mustafa Büyükgüner - Onuncu gün
Muhsin Hamdi Alkış - Sanal âlem mi?
Kubilay Ertekin - Doğum ve sonrası
Halis Arlıoğlu - Hicran
Halis Arlıoğlu - Bir başka açıdan yör...
Ahmet Değirmenci - Buhranların çocuğu
Ahmet Değirmenci - Dinlediğim türküler
Büşra Doğramacı - Çağın bilinçsiz hare...
Bahadır Kaya - 98.sayı medya sepeti
Kürsü Kainatın Efendisi - Kürsü
Hüseyin Selçuk Bozkurt - Sırf gece
Murat Yaramaz - İnternet hayatımız, ...
Murat Yaramaz - Yalnız sen, yalnız b...
Murat Yaramaz - Mevlid
Murat Yaramaz - Masal
Murat Yaramaz - 98.sayı mizah köşesi
Kenan Aydınoğlu - Əlliyə çat...
Ahmet Yalçınkaya - Tuş üstünde savrulan
Kamran Murquzov - Hakdan gelen haber i...
Yarının Büyüklerine Sorduk - Yarının Büyüklerine ...
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Güldərən VƏLİYEVA - QORXURAM
İsmail Güçtaş - İhtiyar çınar
İsmail Güçtaş - Alın teri
Əkbər QOŞALI - MƏN HƏL...
Mehmet Şerif Cebe - Bir an dicleyle
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4912526
 Bugün : 837
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 452206
 Bugün : 11
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 118
 98. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 13
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 30 Ekim 2018
Künye | Abonelik | İletişim