Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 26 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     3607 kez okundu.     2 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Muktedir Ol!
Ali Erdal

  Sayı: 69 - Temmuz / Eylül 2011

Efendimiz, İnsanlığın Ufku (sav)!.. “Ümmetim, kötüde ittifak etmez” buyuruyorlar. Ümmetinin bir parçası olarak milletimiz, bu seçimde de basiretle hareket etmiştir…

Parti kavramının hayatımıza girişinden beri, milletin gönül rızası ile rey vereceği bir parti kurulamadı. Milletin istediği zuhurun olmaması için de elden gelen her şey yapıldı. Her seçimde 'al birini, vur ötekine' demek ve tercihini, önüne getirilenler arasından yapmak zorunda kaldı. Partiler, canım canım seçilmediklerini bildikleri (hissettikleri) için kendilerini ve fikirlerini ifade etmek yerine (daha doğrusu olmadığı için fikir ortaya koyamadıklarından), diğerlerini kötülemekle oy toplamaya çalıştılar; ta başından beri... Her biri, kendisinin dışındakiler için felâket tellâlı: O seçilirse halin harap (beni seç)! Türk milletinin bir buçuk yüzyılı, parti didişmeleri ve politikacıların günübirlik boş sözleri ve şahsî menfaat çatışmalarıyla heba oldu. Hatt⠓Dün dündür, bugün bugündür” vecizesi (!) ile meseleleri çözmeyip yarınlara yığma abesi, aczi, suçu ve şahsiyetsizliği fikirmiş, bir idare tarzıymış gibi “ekol” (!) oldu.

Çözülmeyen ve yarınlara ertelenen meselelerin her sahayı kangren haline getireceği belliydi. “Anarşi” adı altında basit zabıta vakaları olarak başlayan; terör olarak devam eden; isyan, bölücülük ve hainlik haline gelen zihniyet, bunun (günün moda tabiri ile) en “çarpıcı” örneği... İsyanın ve hainliğin zeminini bilerek veya bilmeyerek hazırlayan politikacılar, yarım asra yakın sürede problemi; bırakın çözmeyi, tespit ve teşhis bile edemediler. Bu yüzden dış güçlerin maşası, Kürtler'in lideri cakasıyla bir adadan talimatlar yağdırabilmekte… Hain demek varken, politikacıların aczine, fikir yoksunluğuna bakın; masum adanın ismi “İmralı”, ona lâkap oldu… “İmralı sakini” diyenler, kendi arzusuyla adada ikamet buyuran kişi sıfatı verdiklerinin farkında bile değiller. Bu yüzden, zalimin zulmünü yüzüne haykırır gibi şirret talepler yapılabiliyor, ileri gelenleri “ekselânsları” payesi ile Meclis'e girebiliyor. Hadlerinin bildirilmeyeceğinden emin olmanın yüzsüzlüğüyle, şirretliklerini arttırabiliyorlar. Politikacıların beceriksizliğine, hamakatına bundan âlâ delil mi olur? Bunların yüzünden hainlik; çocukları bile kullanarak, çocukları bile öldürerek icra edilebiliyor. Sıkılmadan buna demokratik tepki diyebiliyorlar. Bu belâyı başımıza tek parti diktatoryası sardı. Hâlâ adını bile koyamayan, üstelik “terörle yaşamaya alışmalıyız” diyen politikacı(lar) palazlandırdı.

“Hüvelbaki”!.. “Baki olan O!”… Allah (cc)… O'nun dışında her şeyin sonu var… Bütün çöpleri halının atına gizleyen, her sahayı kangren haline getiren, taklitçi, Avrupa'dan düşünmeden her şeyi aparmayı hak ve beceriklilik sanan politikanın da, politikacının da sonu geldi. Türk'ü ruh kökünden koparmak isteyen politikaların ve politikacıların memleketi ne hale getirdiği artık görülmeyecek ve anlaşılmayacak gibi değil. Milletin cahil olduğunu; ona yemesinden giymesine, düşünmesinden hislenmesine, ağlamasından gülmesine, uyumasından çalışmasına kadar her şeyi kendisinin öğretmesi gerektiğini, bu sebeple kendisinin memlekete ve millete ekmek ve sudan daha fazla lâzım olduğunu sananların foyası döküldü.

İşte Ak Parti, böyle bir zamanda kuruldu… Hiçbir partide aradığını bulamayan millet; can simidi gibi sarıldı ve statükocuların dışında gördüğü için iktidar yaptı. Aranan bulunduğu için değil… Ümit olduğu için değil… Diğerlerinde ümit kalmadığı defalarca görüldüğü, yeni kurulanda ümit olma ihtimali bulunduğu için… Ve ihtimalin gerçeğe dönmesi ümidiyle, diğerleri koalisyonla bile iktidar olmasın diye, üç seçimdir tek başına iktidar yapıyor. Diğerlerinin üstüne çıkararak başlattığı desteğini her seferinde biraz daha arttırarak onu başarılı bir öğretmen gibi şevklendiriyor, yetiştiriyor. Büyük oynama cesareti veriyor… Bir yandan da, idare-i maslahatçı, statükocu, darbeci zihniyetlerin gücünü kırıyor. Bunları kaal ile değil, hal ile yapıyor. Sözle değil, fiille… Göstererek, uygulayarak… “Muktedir ol, ben seninleyim!”…

Bu seçimde de, yüksek katılım oldu. Demokrasi örneği diye sunulan Avrupa'da hayal bile edilemeyen katılımla... Oylama günü yurt dışında olmamak basiretini, bir gazete, oylama günü Kâbe'de Türk olmadığı manşeti ile ifade etti. Yurt dışındakiler; yol meşakkatine katlanma, para ve zaman harcama pahasına oy kullandılar. Öyle ki İstanbul'da bir milletvekili yurt dışından gelen oylarla son anda değişti. Oy kullanamayan yurtdışındaki bir hanım, o gece hacet namazı kılıyor ve oyunun uygun olan yere nasip olması için dua ediyor… “Benim olmadığım yerde, kimse yoktur!”

Bu kadar basiretli bir millet, dünyanın haline bakıp, bütün şartların Türk milletini büyük olmaya ve büyük oynamaya ittiğini, bunun için de istikrarlı bir iktidar gerektiğini hissetmeyecek mi? En yüksek oy oranının, Dışişleri Bakanı'nın seçim bölgesi Konya'da olması bunun ispatı… Millet, şanına yakışır dış politikayı nasıl benimsiyor ve destekliyor görüyor musunuz? Başka partilerden alenen ona destek ifadeleri bu sebeple... Kamuoyunun bunu takdirle karşılayacağından herkes emin… Türkiye'nin neresinden olsa seçilebilir bir kişi söyleyin desem, bu kim olur? Milet, büyüklüğünü hissedene ve hissettirene desteğini esirgemiyor.

Öyle bir coğrafyadayız ki… Dünyanın düğüm noktası… Her tarafla, her devletle, her milletle, her kültürle, her kıta ile irtibat halinde olmayı gerektiriyor. Ve her yerle, her yönle, herkesle ittifaklar kurma imkânı veriyor… Napolyon, “Dünyanın başkenti bir tane olacaksa o İstanbul'dur” diyor. Sadece böyle bir şehre sahip olmak bile cihanşümul düşünmeyi ve hareket etmeyi gerektirir. Sadece İstanbul'un yükleyeceği sorumluluk bile, bunu anlamaya yeter. Böyle bir coğrafyada yaşayan millet, hele bir de buna uygun tarihe sahipse, büyük düşünmek, büyük olmak, ona göre kuvvetli olmak, denge ve otorite kurmak zorundadır.

Coğrafya bizi büyük oynamaya mecbur ediyor…

Bir yabancı, 'Türk milletinden bahsetmeden, hiçbir millet kendi tarihini anlatamaz ve böyle ikinci bir millet de yoktur' diyor… Büyük devletler, büyük zaferler, büyük kahramanlıklar, büyük şahsiyetlerle dolu bir tarih… Büyük fetihler… Büyük zaferler… Büyük olaylar… Sadece Müslüman olmamız, Fransız İhtilâli'nden daha mühim bir hadise… Dünya için de… İstanbul'un fethi keza… Lider olmamız, cihan devleti olmamız… Yanılgılar, yenilgiler, hatalar… Hepsi birlikte muhteşem bir tecrübe... Böyle bir tecrübe, bir akvaryuma hapsedilebilir mi? İslâm dünyasının lideri ve hamisi olmuş bir millet, “Arap kıyamı” gerçeğine sünepe bir seyirci olabilir mi? Meselâ Suriye'ye ne halin varsa gör diyebilecek miyiz? Meselâ Yunanistan'ın iflâsına bakıp, ne yapmak gerektiğini düşünmeyecek miyiz? Başbakanımızı, “Ağabeyim gelecek diye dün gece uyuyamadım” diye karşılayan Türklük dünyasını, çocuklarına Başbakanımızın ismini veren İslâm âlemini görmezlikten gelebilecek miyiz? “Yepyeni bir dünya kuruluyor”… Bu dünyada yerimiz neresi olacak diye düşünmeyecek miyiz?

Ulaşımın, iletişimin, haberleşmenin; bilgi toplamanın ve yaymanın, belge toplamanın ve ifşa etmenin bu kadar hızlı, yaygın, yönlendirici ve kural tanımadan yapılabilmesi ile küçülen, âdeta bir köy haline gelen dünyada, sadece biz değil hiç kimse, hiçbir şeye karşı ilgisiz kalamaz. Pireneler'in tepesindeki inzivaya çekilmiş bir papaz misali yalnız minik Andora bile…

Coğrafya gibi tarih de bizi büyük oynamaya mecbur ediyor…

Şartlar bizi büyük oynamaya mecbur ediyor…

Olaylar ve zaman mecbur ediyor…

Ve millet bunu istiyor!

Bütün bunlara rağmen, son kullanım tarihi geçmiş politikacıların, cuntacıların, masasından başka bir şeyi göremeyen bürokratların hazırladığı, herkesin yetersizliğinde ittifak ettiği bir anayasa ile devam diyorsanız; pes doğrusu…

Kimsenin böyle bir şey dediği yok. Öyleyse, Nasrettin Hoca'nın un var, şeker var, yağ var; niye helva yapıp yemiyorsunuz dediği gibi bu milletin ruh köküne uygun anayasayı niye yapmıyoruz?

“Üstte mavi gök çökmese, altta yağız yer yarılmasa, senin ilini ve töreni kim bozabilir?” diyen Bilge Kağan'ın, “Halka baş olmak istersen, doğru yoldan şaşma” diyen Yusuf Has Hacib'in, “Bu kapıdan, odunun bile eğrisi giremez” diyen Yunus'un, “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” diyen Mevlâna’nın, “Kıyamete kadar ayakta kalsın diye yaptım” diyen Sinan'ın, “Yiğidi doğuran ana, bin yaşa!” diyen Köroğlu'nun ve dilimizin ucuna geliveren bu örneklerden başka daha nice millet büyüğünün “EVET” diyeceği bir anayasa!.. Yani milletin “EVET” diyeceği bir anayasa… Türk ruh köküne uygun bir anayasa…

Üstelik elimizde, mevzuumuzun kaşıkçı elması mesabesinde, derin tefekkür ve çile eseri, sahasında tek, bütün dünya dillerine çevrilmiş, defalarca baskısı yapılmış “İdeolocya Örgüsü” gibi bir kaynak varken…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : HASAN ALİ SOLAK    05.08.2011
Yorum : HOCAM BU YAZINIZI OKUDUKTAN SONRA DİYORUM Kİ BENDE;ÜLKEMİZİN İHTİYACI OLAN YENİ ANAYASA NIN OLUŞTURULMASINDA LÜTFEN BU MECLİSE IŞIK TUTUN.BUNLARIN YAKASINDAN TUTUP KENDİNİZE GELİN,SİZ NASIL BİR MİLLETİN EVLATLARISINIZ DEYİN VE SÖYLEDİĞİNİZ GİBİ ANAYASAYI OLUŞTURSUNLAR ARTIK. YETER ARTIK DİMİ HOCAM.BUNCA YILDIR GAVUR İCADI ANAYASA İLE YAŞADIKLARIMIZ. SELAMLARIMI HÜRMETLERİMİ ARZ EDİYORUM EFENDİM.




Ekleyen : ekrem yılmaz    24.07.2011
Yorum : Bütün dile getirilmesi gerekenlerden sonra, ihtiyaç duyulan: DUYACAK OLAN KULAKTIR; başımızda da "sağarlar" artık olmadığına göre duyacaklardır diye ümit (!) ediyoruz. Eğer bu da olmazsa yapılacak iş "Milletin Gerçek Parti"sini kurmaktır. Söylendiği gibi hem tüzük, hem yol haritası ve hem anayasa taslağı mesabesinde olan kitap: İdeolocya Örgüsü varken... Hükümet Anayasa için kopya çekebileceği gibi bu kitaptan, kanunlar için de kaynak olarak kullanabilir yani, ne dersiniz? Öyle düşünmeden edmiyorum. Hocam (Ali ERDAL) başka platformlarda da görüşleriniz dillendirilmelidir, maşaallah, ağzınıza ve yüreğinize sağlık: ALLAH RAZI OLSUN SİZDEN... ekrem yılmaz





 
Kedicik... - Sayı 94
Türkçenin serencamı... - Sayı 94
‘PEYGAMBER OCAĞI BENDE TÜ... - Sayı 93
Tek mısra yeter... - Sayı 92
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (95): Tasavvuf; herkesin içinde fıtrî olarak var olan aşkı, merkezine, hakikatine yerleştirme ve yüceltme mektebi... Yüce kahramanların harcı... Karşı çıkanlar evvelemirde içlerindeki aşk istadına yazık eder.


Son Eklenen Yorumlardan
 Ekrem, zaman ayırıp cevap lütfetmişsiniz; takdirleriniz, inşallah dua yerine geçer. Çalakalem yazılm... Ali Erdal

 Çok akademik; kılı kırk yararak, hissedilerek, çilesi çekilerek, araştırması olabildiğince yapılarak... ekrem yılmaz

 İsmini belirtmeyen değerli okuyucu... Çok güzel ifade etmişsiniz... Tebrikler ve teşekkürler...... Ali ERDAL

 ALLAH Türk Milletini seviyor; niçini için bir çok gerekçe sayılabilir. Bir kısmı yazıda mevcut. Ama ...

 Bir yazar için en değerli anlardan biri, "Anlaşıldığı An" olmalı...Yazılan bir yarımın, okuyucularıy... Işın Erenoğlu Üstündağ


Cinayet, hırsızlık, fuhuş, içki, kumar ve uyuşturucu karışımından ibaret düzeni ambalajlayıp medeniyetin ta kendisi diye yutturmak isteyen “tek dişi kalmış canavar”a karşı hani, “iman dolu göğsümüz” vardı?
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Türkçenin serencamı
Topyekûn ölçü
Ninemden bana kalan şey, bahçe ve fındık
Aranan kan
Türk dilini dert edinenler
Türkçenin serencamı
Yavuz Sert - Türk dilini dert edi...
Yavuz Sert - Annelerimiz-15 - Hz....
Ali Erdal - Türkçenin serencamı
Ali Erdal - Kedicik
Kadir Bayrak - Hangi Türkçe?
Sinan Ayhan - Dil kavramı üzerine ...
Sinan Ayhan - Ninemden bana kalan ...
Sinan Ayhan - Konuşan düşünce
Fatma Pekşen - Ses bayrağımız dilim...
Dergi Editörü - Aranan kan
Site Editörü - Ana dilimiz Türkçe
Mehmet Hasret - Bir küçük kedi için ...
Kürsü Nizam - Gıda
Acıyorum -
Necip Fazıl - Topyekûn ölçü
Necip Fazıl - İllet
Necip Fazıl - Kanun
Necdet Uçak - Anadilim Türkçe
Necdet Uçak - Rabbim
Necdet Uçak - Kucak açtık mazlumla...
Necdet Uçak - Niğbolu meydan savaş...
Mustafa Büyükgüner - Türk Budun(u)
Mustafa Büyükgüner - Budinden Yemene sazı...
M. Nihat Malkoç - Tabelâlarda Türkçe k...
M. Nihat Malkoç - Büyülü kelimeler
Hızır İrfan Önder - Hangi hücremde saklı...
İsimsiz - Dilinizi eşek arası ...
İsimsiz - Dil üzerine söylenen...
İktibas - Necip Fazıl
Muhammed İsa Öztürk - Silâhlar
Kubilay Ertekin - Müslümanın ilk vasfı
İbrahim Şaşma - Lüzum müzekkeresi
Halis Arlıoğlu - "Hero" ne demektir?
Halis Arlıoğlu - Arafatta niyâz
Halis Arlıoğlu - Ah bu yalnızlık
Bahadır Kaya - 94.sayı medya sepeti
Er Tuğrul - Eşek arısı ve kemâla...
Murat Yaramaz - 94.sayı mizah köşesi
Murat Yaramaz - Küs
Murat Yaramaz - Silgi
Murat Yaramaz - Gibi
Kamran Murquzov - Azerbaycan toprağına...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 3585665
 Bugün : 1151
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 415388
 Bugün : 42
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 88
 94. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 16 Kasım 2017
Künye | Abonelik | İletişim