Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     4623 kez okundu.     2 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Muktedir Ol!
Ali Erdal

  Sayı: 69 - Temmuz / Eylül 2011

Efendimiz, İnsanlığın Ufku (sav)!.. “Ümmetim, kötüde ittifak etmez” buyuruyorlar. Ümmetinin bir parçası olarak milletimiz, bu seçimde de basiretle hareket etmiştir…

Parti kavramının hayatımıza girişinden beri, milletin gönül rızası ile rey vereceği bir parti kurulamadı. Milletin istediği zuhurun olmaması için de elden gelen her şey yapıldı. Her seçimde 'al birini, vur ötekine' demek ve tercihini, önüne getirilenler arasından yapmak zorunda kaldı. Partiler, canım canım seçilmediklerini bildikleri (hissettikleri) için kendilerini ve fikirlerini ifade etmek yerine (daha doğrusu olmadığı için fikir ortaya koyamadıklarından), diğerlerini kötülemekle oy toplamaya çalıştılar; ta başından beri... Her biri, kendisinin dışındakiler için felâket tellâlı: O seçilirse halin harap (beni seç)! Türk milletinin bir buçuk yüzyılı, parti didişmeleri ve politikacıların günübirlik boş sözleri ve şahsî menfaat çatışmalarıyla heba oldu. Hatt⠓Dün dündür, bugün bugündür” vecizesi (!) ile meseleleri çözmeyip yarınlara yığma abesi, aczi, suçu ve şahsiyetsizliği fikirmiş, bir idare tarzıymış gibi “ekol” (!) oldu.

Çözülmeyen ve yarınlara ertelenen meselelerin her sahayı kangren haline getireceği belliydi. “Anarşi” adı altında basit zabıta vakaları olarak başlayan; terör olarak devam eden; isyan, bölücülük ve hainlik haline gelen zihniyet, bunun (günün moda tabiri ile) en “çarpıcı” örneği... İsyanın ve hainliğin zeminini bilerek veya bilmeyerek hazırlayan politikacılar, yarım asra yakın sürede problemi; bırakın çözmeyi, tespit ve teşhis bile edemediler. Bu yüzden dış güçlerin maşası, Kürtler'in lideri cakasıyla bir adadan talimatlar yağdırabilmekte… Hain demek varken, politikacıların aczine, fikir yoksunluğuna bakın; masum adanın ismi “İmralı”, ona lâkap oldu… “İmralı sakini” diyenler, kendi arzusuyla adada ikamet buyuran kişi sıfatı verdiklerinin farkında bile değiller. Bu yüzden, zalimin zulmünü yüzüne haykırır gibi şirret talepler yapılabiliyor, ileri gelenleri “ekselânsları” payesi ile Meclis'e girebiliyor. Hadlerinin bildirilmeyeceğinden emin olmanın yüzsüzlüğüyle, şirretliklerini arttırabiliyorlar. Politikacıların beceriksizliğine, hamakatına bundan âlâ delil mi olur? Bunların yüzünden hainlik; çocukları bile kullanarak, çocukları bile öldürerek icra edilebiliyor. Sıkılmadan buna demokratik tepki diyebiliyorlar. Bu belâyı başımıza tek parti diktatoryası sardı. Hâlâ adını bile koyamayan, üstelik “terörle yaşamaya alışmalıyız” diyen politikacı(lar) palazlandırdı.

“Hüvelbaki”!.. “Baki olan O!”… Allah (cc)… O'nun dışında her şeyin sonu var… Bütün çöpleri halının atına gizleyen, her sahayı kangren haline getiren, taklitçi, Avrupa'dan düşünmeden her şeyi aparmayı hak ve beceriklilik sanan politikanın da, politikacının da sonu geldi. Türk'ü ruh kökünden koparmak isteyen politikaların ve politikacıların memleketi ne hale getirdiği artık görülmeyecek ve anlaşılmayacak gibi değil. Milletin cahil olduğunu; ona yemesinden giymesine, düşünmesinden hislenmesine, ağlamasından gülmesine, uyumasından çalışmasına kadar her şeyi kendisinin öğretmesi gerektiğini, bu sebeple kendisinin memlekete ve millete ekmek ve sudan daha fazla lâzım olduğunu sananların foyası döküldü.

İşte Ak Parti, böyle bir zamanda kuruldu… Hiçbir partide aradığını bulamayan millet; can simidi gibi sarıldı ve statükocuların dışında gördüğü için iktidar yaptı. Aranan bulunduğu için değil… Ümit olduğu için değil… Diğerlerinde ümit kalmadığı defalarca görüldüğü, yeni kurulanda ümit olma ihtimali bulunduğu için… Ve ihtimalin gerçeğe dönmesi ümidiyle, diğerleri koalisyonla bile iktidar olmasın diye, üç seçimdir tek başına iktidar yapıyor. Diğerlerinin üstüne çıkararak başlattığı desteğini her seferinde biraz daha arttırarak onu başarılı bir öğretmen gibi şevklendiriyor, yetiştiriyor. Büyük oynama cesareti veriyor… Bir yandan da, idare-i maslahatçı, statükocu, darbeci zihniyetlerin gücünü kırıyor. Bunları kaal ile değil, hal ile yapıyor. Sözle değil, fiille… Göstererek, uygulayarak… “Muktedir ol, ben seninleyim!”…

Bu seçimde de, yüksek katılım oldu. Demokrasi örneği diye sunulan Avrupa'da hayal bile edilemeyen katılımla... Oylama günü yurt dışında olmamak basiretini, bir gazete, oylama günü Kâbe'de Türk olmadığı manşeti ile ifade etti. Yurt dışındakiler; yol meşakkatine katlanma, para ve zaman harcama pahasına oy kullandılar. Öyle ki İstanbul'da bir milletvekili yurt dışından gelen oylarla son anda değişti. Oy kullanamayan yurtdışındaki bir hanım, o gece hacet namazı kılıyor ve oyunun uygun olan yere nasip olması için dua ediyor… “Benim olmadığım yerde, kimse yoktur!”

Bu kadar basiretli bir millet, dünyanın haline bakıp, bütün şartların Türk milletini büyük olmaya ve büyük oynamaya ittiğini, bunun için de istikrarlı bir iktidar gerektiğini hissetmeyecek mi? En yüksek oy oranının, Dışişleri Bakanı'nın seçim bölgesi Konya'da olması bunun ispatı… Millet, şanına yakışır dış politikayı nasıl benimsiyor ve destekliyor görüyor musunuz? Başka partilerden alenen ona destek ifadeleri bu sebeple... Kamuoyunun bunu takdirle karşılayacağından herkes emin… Türkiye'nin neresinden olsa seçilebilir bir kişi söyleyin desem, bu kim olur? Milet, büyüklüğünü hissedene ve hissettirene desteğini esirgemiyor.

Öyle bir coğrafyadayız ki… Dünyanın düğüm noktası… Her tarafla, her devletle, her milletle, her kültürle, her kıta ile irtibat halinde olmayı gerektiriyor. Ve her yerle, her yönle, herkesle ittifaklar kurma imkânı veriyor… Napolyon, “Dünyanın başkenti bir tane olacaksa o İstanbul'dur” diyor. Sadece böyle bir şehre sahip olmak bile cihanşümul düşünmeyi ve hareket etmeyi gerektirir. Sadece İstanbul'un yükleyeceği sorumluluk bile, bunu anlamaya yeter. Böyle bir coğrafyada yaşayan millet, hele bir de buna uygun tarihe sahipse, büyük düşünmek, büyük olmak, ona göre kuvvetli olmak, denge ve otorite kurmak zorundadır.

Coğrafya bizi büyük oynamaya mecbur ediyor…

Bir yabancı, 'Türk milletinden bahsetmeden, hiçbir millet kendi tarihini anlatamaz ve böyle ikinci bir millet de yoktur' diyor… Büyük devletler, büyük zaferler, büyük kahramanlıklar, büyük şahsiyetlerle dolu bir tarih… Büyük fetihler… Büyük zaferler… Büyük olaylar… Sadece Müslüman olmamız, Fransız İhtilâli'nden daha mühim bir hadise… Dünya için de… İstanbul'un fethi keza… Lider olmamız, cihan devleti olmamız… Yanılgılar, yenilgiler, hatalar… Hepsi birlikte muhteşem bir tecrübe... Böyle bir tecrübe, bir akvaryuma hapsedilebilir mi? İslâm dünyasının lideri ve hamisi olmuş bir millet, “Arap kıyamı” gerçeğine sünepe bir seyirci olabilir mi? Meselâ Suriye'ye ne halin varsa gör diyebilecek miyiz? Meselâ Yunanistan'ın iflâsına bakıp, ne yapmak gerektiğini düşünmeyecek miyiz? Başbakanımızı, “Ağabeyim gelecek diye dün gece uyuyamadım” diye karşılayan Türklük dünyasını, çocuklarına Başbakanımızın ismini veren İslâm âlemini görmezlikten gelebilecek miyiz? “Yepyeni bir dünya kuruluyor”… Bu dünyada yerimiz neresi olacak diye düşünmeyecek miyiz?

Ulaşımın, iletişimin, haberleşmenin; bilgi toplamanın ve yaymanın, belge toplamanın ve ifşa etmenin bu kadar hızlı, yaygın, yönlendirici ve kural tanımadan yapılabilmesi ile küçülen, âdeta bir köy haline gelen dünyada, sadece biz değil hiç kimse, hiçbir şeye karşı ilgisiz kalamaz. Pireneler'in tepesindeki inzivaya çekilmiş bir papaz misali yalnız minik Andora bile…

Coğrafya gibi tarih de bizi büyük oynamaya mecbur ediyor…

Şartlar bizi büyük oynamaya mecbur ediyor…

Olaylar ve zaman mecbur ediyor…

Ve millet bunu istiyor!

Bütün bunlara rağmen, son kullanım tarihi geçmiş politikacıların, cuntacıların, masasından başka bir şeyi göremeyen bürokratların hazırladığı, herkesin yetersizliğinde ittifak ettiği bir anayasa ile devam diyorsanız; pes doğrusu…

Kimsenin böyle bir şey dediği yok. Öyleyse, Nasrettin Hoca'nın un var, şeker var, yağ var; niye helva yapıp yemiyorsunuz dediği gibi bu milletin ruh köküne uygun anayasayı niye yapmıyoruz?

“Üstte mavi gök çökmese, altta yağız yer yarılmasa, senin ilini ve töreni kim bozabilir?” diyen Bilge Kağan'ın, “Halka baş olmak istersen, doğru yoldan şaşma” diyen Yusuf Has Hacib'in, “Bu kapıdan, odunun bile eğrisi giremez” diyen Yunus'un, “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” diyen Mevlâna’nın, “Kıyamete kadar ayakta kalsın diye yaptım” diyen Sinan'ın, “Yiğidi doğuran ana, bin yaşa!” diyen Köroğlu'nun ve dilimizin ucuna geliveren bu örneklerden başka daha nice millet büyüğünün “EVET” diyeceği bir anayasa!.. Yani milletin “EVET” diyeceği bir anayasa… Türk ruh köküne uygun bir anayasa…

Üstelik elimizde, mevzuumuzun kaşıkçı elması mesabesinde, derin tefekkür ve çile eseri, sahasında tek, bütün dünya dillerine çevrilmiş, defalarca baskısı yapılmış “İdeolocya Örgüsü” gibi bir kaynak varken…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : HASAN ALİ SOLAK    05.08.2011
Yorum : HOCAM BU YAZINIZI OKUDUKTAN SONRA DİYORUM Kİ BENDE;ÜLKEMİZİN İHTİYACI OLAN YENİ ANAYASA NIN OLUŞTURULMASINDA LÜTFEN BU MECLİSE IŞIK TUTUN.BUNLARIN YAKASINDAN TUTUP KENDİNİZE GELİN,SİZ NASIL BİR MİLLETİN EVLATLARISINIZ DEYİN VE SÖYLEDİĞİNİZ GİBİ ANAYASAYI OLUŞTURSUNLAR ARTIK. YETER ARTIK DİMİ HOCAM.BUNCA YILDIR GAVUR İCADI ANAYASA İLE YAŞADIKLARIMIZ. SELAMLARIMI HÜRMETLERİMİ ARZ EDİYORUM EFENDİM.




Ekleyen : ekrem yılmaz    24.07.2011
Yorum : Bütün dile getirilmesi gerekenlerden sonra, ihtiyaç duyulan: DUYACAK OLAN KULAKTIR; başımızda da "sağarlar" artık olmadığına göre duyacaklardır diye ümit (!) ediyoruz. Eğer bu da olmazsa yapılacak iş "Milletin Gerçek Parti"sini kurmaktır. Söylendiği gibi hem tüzük, hem yol haritası ve hem anayasa taslağı mesabesinde olan kitap: İdeolocya Örgüsü varken... Hükümet Anayasa için kopya çekebileceği gibi bu kitaptan, kanunlar için de kaynak olarak kullanabilir yani, ne dersiniz? Öyle düşünmeden edmiyorum. Hocam (Ali ERDAL) başka platformlarda da görüşleriniz dillendirilmelidir, maşaallah, ağzınıza ve yüreğinize sağlık: ALLAH RAZI OLSUN SİZDEN... ekrem yılmaz





 
Büyük depremin öncüleri... - Sayı 105
Nasıl bir insan... - Sayı 105
Karıncanın gücü... - Sayı 104
Devlet, vazifeni yap!... - Sayı 103
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (106): Mevlâna, Yunus etrafında Anadolu irfanı...

Son Eklenen Yorumlardan
 Sevgili Zafer, inceliğin ve yorumun için teşekkür ederim, "yıllar geçse de aramızdan, bu kalp seni u... Sinan AYHAN

 Amin... Okuyucu

 Maalesef bu virüsün aşısı da ilacı da Yok. Allah ıslah etsin... Ahmet Güney

 Allah(celle celaluhu) razı olsun. Bizim böyle bilimsel makalelere de ihtiyacımız var. Teşekkürler!... Himmet

 Hocam yazılarınızdan istifade ediyoruz. Bu yazınızda da çok faydalı bilgiler ve öğütler mevcut. Yaln... Mustafa GÜNEY


Milli Eğitim Bakanlığı’nın anketine göre, gençlerin %61’i kitap okuyormuş.
Hayret! Ya gizli gizli okuyorlar, ya büyüklerinden ders almamışlar ve gizli gizli okuyorlar.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Maarif
Nasıl bir insan
İki kelime arasındaki boşluktan geçen ku
Çeyrek asır
Maariften eğitime
Zikir ve ?nemi
En tehlikeli virüs...
Benim 'Caparka'm: G?z? ?ekik Olmayan Bir


Ali Erdal - Nasıl bir insan
Ali Erdal - Büyük depremin öncül...
Kadir Bayrak - Filmin sonu
Sinan Ayhan - Türkü, Anadolu harcı...
Necip Fazıl Kısakürek - Maarif
Bedran Yoldaş - Paklanmak
Dergi Editörü - Çeyrek asır
Site Editörü - Maariften eğitime
Mehmet Hasret - Dost cemali
Necdet Uçak - İslâm gelince
Necdet Uçak - Geçer
Necdet Uçak - Değil
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Her şey eğitimle baş...
Hızır İrfan Önder - Elem gazeli
Hızır İrfan Önder - Gafil olma
Ayhan Aslan - İhtiras
Olgun Albayrak - Münacaat
Mehmet Balcı - Kurban açıklaması
Mehmet Balcı - Kalmadı
Mehmet Balcı - Doluyum
Yusuf Karagözoğlu - Kazandıklarımızı kay...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış-105
Kubilay Ertekin - En tehlikeli virüs.....
Halis Arlıoğlu - Hasret ve hüsranla g...
Halis Arlıoğlu - Felek
Büşra Doğramacı - İnsanlığın maarif da...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Tedrisat
Murat Yaramaz - Mizah köşesi-105
Murat Yaramaz - Vesile
Murat Yaramaz - Bıçak
Murat Yaramaz - Eğilim
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - İki kelime arasındak...
Eyyub MEMMEDOV - Deniz boyu sevgim...
Mertali Mermer - İnsanlar anlamaz ben...
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
İlkay Coşkun - Maarif meselemiz
İlkay Coşkun - Mülâkat-105
İlkay Coşkun - Vatanım
Turgut Yıldızan - İnsandan hazreti ins...
Turgut Yıldızan - Öğretmen olabilir mi...
Vildan Poyraz Coşkun - Eğitimde anne eli
Mehmet Şirin Aydemir - Keder kardelenleri
Çakmakçıoğlu - Hangi eğitim
Tuba Kanlıkama - Payitahtın sesi
Mustafa Kadir Atasoy - Göktaşı
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Edilen dualar
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Sevgi notumuz
İlknur Şimşek - 1453
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7791271
 Bugün : 982
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 514725
 Bugün : 21
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 60
 105. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 3
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim