Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     4513 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Düşünen adam
Ali Erdal

  Sayı: 71 - Ocak / Mart 2012

İnsan!.. Değil bilmek ve kuşatmak, büyüklüğünü dahi hayal edemediği engin kâinat içinde bir nokta bile değil. Ferdi bir yana, bütün insanlık bir nokta değil... Allah'ın mülkünde, sayısız varlıklardan biri… Sayısını bilmekten aciz olduğu mahlûkatın içinde ve vasfını bilemediği zaman içinde bir hiç… İnsan, kemiyet hesabıyla bir hiç…

Ama… İnsan düşünen, düşünmenin heykelini yapan mahlûk… Yemek, içmek, üremek ve yok olup gitmekten ibaret değil… Varoluşu, varoluşunu, eşyayı, mekânı, zamanı bilmek istiyor… “Düşünüyorum; öyleyse varım! Ben varsam Allah da vardır” diyebiliyor. Hayat, ölüm, ezel, ebed, madde, mânâ üzerinde düşünüyor ve sorguluyor:

“Sonum yokluk olsa, bu varlık niye?..”

Tefekkür ediyor, sonuca varıyor. Hiç yaşamamış gibi yok olup gidemez… İnsan; ebediyeti düşünen, ebediyeti arzu eden, ölümle ebediyetin bağlantısını düşünen varlık…

“Oyuncak kırılır, haydi, ya insan,

Nasıl parçalanır, nasıl bölünür?

Söylerler, mezara kulak dayasan;

Bir daha ölmemek için ölünür.”

Ufku geniş, ümidi yüksek... Her şey bu dünyadan ibaret değil… Asıl yaşanması gereken bir ebedî hayat olmalı…

“Ölümden ne korkarsın;

Korkma, ebedî varsın!”

Hattâ ölüm vakti, sevgiliye kavuşulacağı için “düğün gecesi”dir...

İnsan, bilinmesi gerekeni bilme kapasitesinde… Allah'ın düşündürdüğü varlık… Kendisine inanması için düşündürdüğü… Muhatap kabul ettiği… Mahlûkatın içinde bu sayede sütün kaymağı misali “zübde-i âlem”… Âlemin seçkini… Ve “dide-i ekvan”… Kevnin gözü… Bütün varlığın gözbebeği… Kendisine (ve kâinata) ibretle bakmalı; âlemin özü olduğunu bilerek bakmalı:

“Hoşça bak zatına kim, zübde-i âlemsin sen;

Merdüm-i dide-i ekvan olan âdemsin sen”

Kemiyette bir hiçken, keyfiyette en üst…

Bir yarışmada kazanmadı bu seviyeyi, en ufak bir gayret de sarfetmedi onun için… Yaratıcı'nın takdiri; lütfu ve ihsanı… Yaratılmışların efendisi, Yaratılmışların en şereflisi… Hattâ kâinat onun için… Allah buyuruyor: “Ben insanı eşya ve hadiseleri zapt ve teshir etmesi için kendime halife olarak yarattım. Kâinat onun için, o da Allah için… “Eşref-i mahlûkat”... Şeref ve sorumluluk…

İnsan; “Hak bir iman ve fikir manzumesi varsa, o sadece bugünün değil, dünün de yarının da cevabını vermeli” diye düşünebilen mahlûk… Hiçbir şeyi, hiçbir varlığı, hiçbir zamanı eksik bırakmayacak bir iman ve fikir manzumesi iştiyakında… Verilecek ki, düşündürülüyor… Ayette buyuruluyor: “Âlemlerin Rabbi olan Allah, dilemeyince siz dileyemezsiniz.”

Düşünen varlığa ihsanlar yağmur gibi… Sadece meselemizle ilgili olanları bile saymaya güç yetmez. Anlama, konuşma, okuma, yazma ve daha ne nimetler… En güzel şekilde yaratıldıktan ve en güzel şekilde donatıldıktan sonra “halife”; ıssız ada sakini gibi engin kâinat içinde yalnız bırakılacak değil ya… Pusulasız, rehbersiz, ne halin varsa gör, denilecek değil… Bir maksatla, yüce bir maksatla yaratıldı... Başıboş da bırakılacak değil… Şairin

“Garibe sensin vatan,

Nur yurdunu aratan!

Sensin, sensin yaratan,

Rahmetli analarda.”

Dediği gibi gönlümüze sevgisini ve haşyetini de koyduktan sonra, -görüyor musunuz şah damarımızdan yakın- aramızdan seçtiği seçkin kılavuzlar vasıtasıyla bizi muhatap kabul edecek elbette? Doğruyu, iyiyi ve güzeli bildirecek; yanlışı, kötüyü ve çirkini belirtecek; mükâfatlarını, engin affını ve cezalarını açıklayacak. Ya kendisine ihsan edilen nimetlere ve sorumluluğa göre yaşanacak… Ebedî saadet… Ya iki dünyası da harap… Ya mahlûkatın en şereflisi, ya en aşağısı… İkisinin ortası yok, insan için. Tercih kendisinin…

Her yeni eşyanın, her yeni hadisenin üstüne çıkan… Her şeyin değerini tam tespit eden… Mihenk taşı… Üzerine ne örterseniz örtün üstüne çıkan gölge… Eksiği ve fazlası olmayan... Her şeyin fevkinde, her şeyi kuşatan; her şeye, akla gelen ve gelmeyen her şeye ruh veren, böylece her şeyin disiplin ve kontrol altına alınmasını, her şeye ayar verilmesini sağlayan bir iman ve fikir manzumesi… İnsan'a verilmiştir ve adı İslâm'dır. İlk insandan son insana kadar…

 

*

 

Artık iyice anlaşılmaya başlanıyor... Işıktan uzaklaştıkça, küfür inanmadığı, İslâm dünyası da aşkını kaybettiği için eşya ve hadiseler üzerinde insan; gücünü kaybetti. Herkesin tüketim ekonomisi deyip bir izah yaptığını sandığı ve tabiî bulduğu eşyaya heves, eşya hırsı, bu yüzden…

Sanayi devrimi dedikleri yeni icat ve keşiflerin başlamasından sonra, sadece eşya için çalışıyor, yaşıyor ve ölüyor… Lâzım olduğu için aldığı kanaatiyle… Bir güç sembolü olduğu, statükoda söz sahibi yapması, mevki sağlaması için eşya alıyor. Daha iyi ev, daha çok mal, son model araba, marka giymek, kıymetli takılar ve aksesuar vesaire… Elindeki her şeye ayar veren ruhu; küfür reddettiği, İslâm dünyası, elindeki mihenk taşına göre hareket etmediği için…

Aşağı yukarı iki asırdır, gittikçe artan bir ivmeyle insan, eşyanın; kendi icat ettiği makinenin, kendi icat ettiği teknik verimlerin altında eziliyor. Zengin olma hırsından başka dava yok. İnsanı hırsı idare ediyor. Sadece silâh sanayinin gelişmesi bunu ispata yeter. Sadece uyuşturucu satışları ispata yeter… Sadece dinleme imkânının kontrol edilemeyişi ispata yeter… Sadece alkol… Sadece fuhuş… Vesaire… Her şeye ayar ve ruh veren, böylece yaşanması gereken hayatı kazandıran mihenk taşını küfür anlamak istemediği, İslâm âlemi, ona güvenini kaybettiği için…

Güzelim icat buzdolabı israfı önlemiyor, oburluğa ve şişmanlık hastalığına lojistik destek veriyor… Her eşya nefse hizmet için... Hayatı kolay yaşanır kılmak için yapılmış icatlar, insan kendini ve eşyayı disiplin altına alamadığı için, hayatı çekilmez hale getiriyor. Her yeni icat, yeni hastalıklarla geliyor… Cep telefonu saatsiz bomba… Silâhları bırak, oyuncaklar bile ölüm makinesi… Cinayet, spor… Spor, dedikodu ve uyuşturucu… Uyuşturucu, ölüm çetelerinin, hattâ devletlerin ve devlet gibi baronların gelir kaynağı… Dünyanın doktoru, ilâcı, zamanı ve parası harcanıyor ortaya çıkan felâketlerden kurtulmak için. Zayıflama salonları, tedavi merkezleri vesaire vesaire...

Hakkıyla kullanılmayan dünyada toplu felâketler… Delinen gökyüzü, eriyen kutuplar, hormonlu tohumlar, genleriyle oynanmış hilkat garibesi ürünler… Ve hastalıklar; heyelânlardan, hortumlardan, depremlerden, tsunamilerden beter… Çare için dünyanın parası, emeği…

Her gün bir yenisi çıkan; mesajlaşma, (feysbuk), (tivıtır) gibi iletişim araçları, kaybolan sohbet ihtiyacını ilân ve ifşa ediyor… Su yerine benzin... Her gün gelişen, daha net, daha büyük ve boyutlu görüntüler veren, ebadı büyüyen, yeni şekillere bürünen televizyon… Yan yana oturanların arasına uçurumlar açıyor… Şairin apartman için “yakınlık kayboldu, yakınlıktan ötürü” dediği gibi… Ortak güzellikleri, edebî eserleri bütün insanlığa göstermek yerine nelerle insanlığın oyalandığını, zamanının heder edildiğini anlatmaya bile lüzum yok… Evimizin başköşesinde… Yayınlara ruh ve ayar verilemediği için, verilme zarureti bile anlaşılmadığı için, güzelim ibret dersi verecek icat nelere vesile… Ve internet… Kontrolü daha zor bir icat daha…

Sadece eşyaya hâkimiyet üzerinde durduğumuzun, meselenin bunun dışındaki hususlarını bilhassa ihmal ettiğimizin farkındasınızdır. Allah adına “eşya ve hadiseleri zapt ve teshir etmesi”, her şeyi kontrol ve disiplin altın alması, her şeyin hakkını vermesi, her şeye ayar ve ruh vermesi gereken insan, maddeye hâkim olması gereken insan; maddeye hâkim olduğu vehmi ve böbürlenmesi içinde maddenin altında, hem de kendi icatlarının altında eziliyor… Eşyanın gücünden değil, kendi aczinden… “Nefsine hâkim olan, dünyaya hâkim olur”… Bu yüzden icat ettiği eşyanın altında eziliyor… Küfür, bu canavarı disiplin altına alacak ve ona ayar verecek ruhtan mahrum olduğu, İslâm dünyası o ruhu “ceketinin astarında kaybettiği için”…

Her şeye hâkim olacak ruh olmayınca insan, kısa vadedeki kazançlarla aldanan nefsi azdıran bir hayat yaşıyor… Veya ölüyor… Hâkimi olamadığının esiri… Allah'a kul olamayınca, maddeye esir… Gülünç bir zavallı… Halinin nasıl bir felâket olduğunu bilmemesi bir yana, yaşamaya değer hayat sanan bir zavallı. Elinde, her şeye üstün olmasını sağlayacak, “eşref-i mahlûkat” olmasını sağlayacak iman ve fikir manzumesi olduğu halde…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
İnternete, kulak versek... - Sayı 98
Türk teşkilâtlanma kabili... - Sayı 97
Kudüs... - Sayı 96
Tasavvuf ve cemiyet... - Sayı 95
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Fıtratımız gereği aslolana yöneliriz. Ne kadar doğru bir söz. Şüphe yok ki tebaa da fıtratı gereği a... Tebaa

 Çok teşekkürler proje ödevime çok yardımcı oldunuz.... Emine

 İnsan düşündüğü için değil sadece, bunun ötesinde öteleri merak ettiği ve her şeyin künhünü kurcalad... Sinan AYHAN

 Soru: "YouTube", "twitter", "Facebook", "instagram" gibi başlıkların altına listelenen kullanıcılar ... Sinan AYHAN

 Yazar hakkında minik bir araştırma yaptım su an yazmıyor ve bir yerde okudum bu yazıları lisedeyken ... Halil Aktan


Sonsuz karanlıklarıma gömülüşümü anlamayıp bilmeden kendi karanlıklarına denk sayanlar tarihin karanlığında boğulmaya mahkûmdurlar.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Makine
İnternete, kulak versek
Son ve tek kıvılcım
Bilgelik çağına doğru
Ağır kefe, baskın tarafı keşif
Makine
Mevlid
İnternete, kulak versek
Alın teri
Çağın bilinçsiz hareketi: İnternet


Ali Erdal - İnternete, kulak ver...
Kadir Bayrak - Tarihin eşiğinde...
Sinan Ayhan - İnternet rüya mı, kâ...
Sinan Ayhan - Dijital (Hermeneutik...
Sinan Ayhan - Hamletten (internet)...
Sinan Ayhan - Yazarlık, Mezarlık v...
Necip Fazıl Kısakürek - Makine
Özgür Alkan Alkış - Bilgelik çağına doğr...
Dergi Editörü - Son ve tek kıvılcım
Site Editörü - İnternetin fâsık hab...
Mehmet Hasret - Ağır kefe, baskın ta...
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Mezar
Necdet Uçak - Ebrehe ve ebabil kuş...
Necdet Uçak - Kürşad
M. Nihat Malkoç - İnternet kumarhane o...
Hızır İrfan Önder - Nerdesin?
Olgun Albayrak - Dervişane
Olgun Albayrak - Millet destanı
Mehmet Balcı - Zamanla
Mehmet Balcı - Kızım
Ahmet Çelebi - Meçhul sevgililer
Ahmet Çelebi - İçimdeki sesler
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu
Av. Mustafa Büyükgüner - Onuncu gün
Muhsin Hamdi Alkış - Sanal âlem mi?
Kubilay Ertekin - Doğum ve sonrası
Halis Arlıoğlu - Hicran
Halis Arlıoğlu - Bir başka açıdan yör...
Ahmet Değirmenci - Buhranların çocuğu
Ahmet Değirmenci - Dinlediğim türküler
Büşra Doğramacı - Çağın bilinçsiz hare...
Bahadır Kaya - 98.sayı medya sepeti
Kürsü Kainatın Efendisi - Kürsü
Hüseyin Selçuk Bozkurt - Sırf gece
Murat Yaramaz - İnternet hayatımız, ...
Murat Yaramaz - Yalnız sen, yalnız b...
Murat Yaramaz - Mevlid
Murat Yaramaz - Masal
Murat Yaramaz - 98.sayı mizah köşesi
Kenan Aydınoğlu - Əlliyə çat...
Ahmet Yalçınkaya - Tuş üstünde savrulan
Kamran Murquzov - Hakdan gelen haber i...
Yarının Büyüklerine Sorduk - Yarının Büyüklerine ...
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Güldərən VƏLİYEVA - QORXURAM
İsmail Güçtaş - İhtiyar çınar
İsmail Güçtaş - Alın teri
Əkbər QOŞALI - MƏN HƏL...
Mehmet Şerif Cebe - Bir an dicleyle
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4930096
 Bugün : 1102
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 452688
 Bugün : 18
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 138
 98. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 13
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 30 Ekim 2018
Künye | Abonelik | İletişim