Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     4188 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Düşünen adam
Ali Erdal

  Sayı: 71 - Ocak / Mart 2012

İnsan!.. Değil bilmek ve kuşatmak, büyüklüğünü dahi hayal edemediği engin kâinat içinde bir nokta bile değil. Ferdi bir yana, bütün insanlık bir nokta değil... Allah'ın mülkünde, sayısız varlıklardan biri… Sayısını bilmekten aciz olduğu mahlûkatın içinde ve vasfını bilemediği zaman içinde bir hiç… İnsan, kemiyet hesabıyla bir hiç…

Ama… İnsan düşünen, düşünmenin heykelini yapan mahlûk… Yemek, içmek, üremek ve yok olup gitmekten ibaret değil… Varoluşu, varoluşunu, eşyayı, mekânı, zamanı bilmek istiyor… “Düşünüyorum; öyleyse varım! Ben varsam Allah da vardır” diyebiliyor. Hayat, ölüm, ezel, ebed, madde, mânâ üzerinde düşünüyor ve sorguluyor:

“Sonum yokluk olsa, bu varlık niye?..”

Tefekkür ediyor, sonuca varıyor. Hiç yaşamamış gibi yok olup gidemez… İnsan; ebediyeti düşünen, ebediyeti arzu eden, ölümle ebediyetin bağlantısını düşünen varlık…

“Oyuncak kırılır, haydi, ya insan,

Nasıl parçalanır, nasıl bölünür?

Söylerler, mezara kulak dayasan;

Bir daha ölmemek için ölünür.”

Ufku geniş, ümidi yüksek... Her şey bu dünyadan ibaret değil… Asıl yaşanması gereken bir ebedî hayat olmalı…

“Ölümden ne korkarsın;

Korkma, ebedî varsın!”

Hattâ ölüm vakti, sevgiliye kavuşulacağı için “düğün gecesi”dir...

İnsan, bilinmesi gerekeni bilme kapasitesinde… Allah'ın düşündürdüğü varlık… Kendisine inanması için düşündürdüğü… Muhatap kabul ettiği… Mahlûkatın içinde bu sayede sütün kaymağı misali “zübde-i âlem”… Âlemin seçkini… Ve “dide-i ekvan”… Kevnin gözü… Bütün varlığın gözbebeği… Kendisine (ve kâinata) ibretle bakmalı; âlemin özü olduğunu bilerek bakmalı:

“Hoşça bak zatına kim, zübde-i âlemsin sen;

Merdüm-i dide-i ekvan olan âdemsin sen”

Kemiyette bir hiçken, keyfiyette en üst…

Bir yarışmada kazanmadı bu seviyeyi, en ufak bir gayret de sarfetmedi onun için… Yaratıcı'nın takdiri; lütfu ve ihsanı… Yaratılmışların efendisi, Yaratılmışların en şereflisi… Hattâ kâinat onun için… Allah buyuruyor: “Ben insanı eşya ve hadiseleri zapt ve teshir etmesi için kendime halife olarak yarattım. Kâinat onun için, o da Allah için… “Eşref-i mahlûkat”... Şeref ve sorumluluk…

İnsan; “Hak bir iman ve fikir manzumesi varsa, o sadece bugünün değil, dünün de yarının da cevabını vermeli” diye düşünebilen mahlûk… Hiçbir şeyi, hiçbir varlığı, hiçbir zamanı eksik bırakmayacak bir iman ve fikir manzumesi iştiyakında… Verilecek ki, düşündürülüyor… Ayette buyuruluyor: “Âlemlerin Rabbi olan Allah, dilemeyince siz dileyemezsiniz.”

Düşünen varlığa ihsanlar yağmur gibi… Sadece meselemizle ilgili olanları bile saymaya güç yetmez. Anlama, konuşma, okuma, yazma ve daha ne nimetler… En güzel şekilde yaratıldıktan ve en güzel şekilde donatıldıktan sonra “halife”; ıssız ada sakini gibi engin kâinat içinde yalnız bırakılacak değil ya… Pusulasız, rehbersiz, ne halin varsa gör, denilecek değil… Bir maksatla, yüce bir maksatla yaratıldı... Başıboş da bırakılacak değil… Şairin

“Garibe sensin vatan,

Nur yurdunu aratan!

Sensin, sensin yaratan,

Rahmetli analarda.”

Dediği gibi gönlümüze sevgisini ve haşyetini de koyduktan sonra, -görüyor musunuz şah damarımızdan yakın- aramızdan seçtiği seçkin kılavuzlar vasıtasıyla bizi muhatap kabul edecek elbette? Doğruyu, iyiyi ve güzeli bildirecek; yanlışı, kötüyü ve çirkini belirtecek; mükâfatlarını, engin affını ve cezalarını açıklayacak. Ya kendisine ihsan edilen nimetlere ve sorumluluğa göre yaşanacak… Ebedî saadet… Ya iki dünyası da harap… Ya mahlûkatın en şereflisi, ya en aşağısı… İkisinin ortası yok, insan için. Tercih kendisinin…

Her yeni eşyanın, her yeni hadisenin üstüne çıkan… Her şeyin değerini tam tespit eden… Mihenk taşı… Üzerine ne örterseniz örtün üstüne çıkan gölge… Eksiği ve fazlası olmayan... Her şeyin fevkinde, her şeyi kuşatan; her şeye, akla gelen ve gelmeyen her şeye ruh veren, böylece her şeyin disiplin ve kontrol altına alınmasını, her şeye ayar verilmesini sağlayan bir iman ve fikir manzumesi… İnsan'a verilmiştir ve adı İslâm'dır. İlk insandan son insana kadar…

 

*

 

Artık iyice anlaşılmaya başlanıyor... Işıktan uzaklaştıkça, küfür inanmadığı, İslâm dünyası da aşkını kaybettiği için eşya ve hadiseler üzerinde insan; gücünü kaybetti. Herkesin tüketim ekonomisi deyip bir izah yaptığını sandığı ve tabiî bulduğu eşyaya heves, eşya hırsı, bu yüzden…

Sanayi devrimi dedikleri yeni icat ve keşiflerin başlamasından sonra, sadece eşya için çalışıyor, yaşıyor ve ölüyor… Lâzım olduğu için aldığı kanaatiyle… Bir güç sembolü olduğu, statükoda söz sahibi yapması, mevki sağlaması için eşya alıyor. Daha iyi ev, daha çok mal, son model araba, marka giymek, kıymetli takılar ve aksesuar vesaire… Elindeki her şeye ayar veren ruhu; küfür reddettiği, İslâm dünyası, elindeki mihenk taşına göre hareket etmediği için…

Aşağı yukarı iki asırdır, gittikçe artan bir ivmeyle insan, eşyanın; kendi icat ettiği makinenin, kendi icat ettiği teknik verimlerin altında eziliyor. Zengin olma hırsından başka dava yok. İnsanı hırsı idare ediyor. Sadece silâh sanayinin gelişmesi bunu ispata yeter. Sadece uyuşturucu satışları ispata yeter… Sadece dinleme imkânının kontrol edilemeyişi ispata yeter… Sadece alkol… Sadece fuhuş… Vesaire… Her şeye ayar ve ruh veren, böylece yaşanması gereken hayatı kazandıran mihenk taşını küfür anlamak istemediği, İslâm âlemi, ona güvenini kaybettiği için…

Güzelim icat buzdolabı israfı önlemiyor, oburluğa ve şişmanlık hastalığına lojistik destek veriyor… Her eşya nefse hizmet için... Hayatı kolay yaşanır kılmak için yapılmış icatlar, insan kendini ve eşyayı disiplin altına alamadığı için, hayatı çekilmez hale getiriyor. Her yeni icat, yeni hastalıklarla geliyor… Cep telefonu saatsiz bomba… Silâhları bırak, oyuncaklar bile ölüm makinesi… Cinayet, spor… Spor, dedikodu ve uyuşturucu… Uyuşturucu, ölüm çetelerinin, hattâ devletlerin ve devlet gibi baronların gelir kaynağı… Dünyanın doktoru, ilâcı, zamanı ve parası harcanıyor ortaya çıkan felâketlerden kurtulmak için. Zayıflama salonları, tedavi merkezleri vesaire vesaire...

Hakkıyla kullanılmayan dünyada toplu felâketler… Delinen gökyüzü, eriyen kutuplar, hormonlu tohumlar, genleriyle oynanmış hilkat garibesi ürünler… Ve hastalıklar; heyelânlardan, hortumlardan, depremlerden, tsunamilerden beter… Çare için dünyanın parası, emeği…

Her gün bir yenisi çıkan; mesajlaşma, (feysbuk), (tivıtır) gibi iletişim araçları, kaybolan sohbet ihtiyacını ilân ve ifşa ediyor… Su yerine benzin... Her gün gelişen, daha net, daha büyük ve boyutlu görüntüler veren, ebadı büyüyen, yeni şekillere bürünen televizyon… Yan yana oturanların arasına uçurumlar açıyor… Şairin apartman için “yakınlık kayboldu, yakınlıktan ötürü” dediği gibi… Ortak güzellikleri, edebî eserleri bütün insanlığa göstermek yerine nelerle insanlığın oyalandığını, zamanının heder edildiğini anlatmaya bile lüzum yok… Evimizin başköşesinde… Yayınlara ruh ve ayar verilemediği için, verilme zarureti bile anlaşılmadığı için, güzelim ibret dersi verecek icat nelere vesile… Ve internet… Kontrolü daha zor bir icat daha…

Sadece eşyaya hâkimiyet üzerinde durduğumuzun, meselenin bunun dışındaki hususlarını bilhassa ihmal ettiğimizin farkındasınızdır. Allah adına “eşya ve hadiseleri zapt ve teshir etmesi”, her şeyi kontrol ve disiplin altın alması, her şeyin hakkını vermesi, her şeye ayar ve ruh vermesi gereken insan, maddeye hâkim olması gereken insan; maddeye hâkim olduğu vehmi ve böbürlenmesi içinde maddenin altında, hem de kendi icatlarının altında eziliyor… Eşyanın gücünden değil, kendi aczinden… “Nefsine hâkim olan, dünyaya hâkim olur”… Bu yüzden icat ettiği eşyanın altında eziliyor… Küfür, bu canavarı disiplin altına alacak ve ona ayar verecek ruhtan mahrum olduğu, İslâm dünyası o ruhu “ceketinin astarında kaybettiği için”…

Her şeye hâkim olacak ruh olmayınca insan, kısa vadedeki kazançlarla aldanan nefsi azdıran bir hayat yaşıyor… Veya ölüyor… Hâkimi olamadığının esiri… Allah'a kul olamayınca, maddeye esir… Gülünç bir zavallı… Halinin nasıl bir felâket olduğunu bilmemesi bir yana, yaşamaya değer hayat sanan bir zavallı. Elinde, her şeye üstün olmasını sağlayacak, “eşref-i mahlûkat” olmasını sağlayacak iman ve fikir manzumesi olduğu halde…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Türk teşkilâtlanma kabili... - Sayı 97
Kudüs... - Sayı 96
Tasavvuf ve cemiyet... - Sayı 95
Kedicik... - Sayı 94
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 En azından "doğru tarafta olmak" nasıl bir nizam köpürtür... "Geride kalıyor olmak" faslını konuşaca... Sinan AYHAN

 "Demek ki, zaten aslında ve lûgatta bir kavmin ruhunu dayadığı iman kaynağı mânasına gelen ve son za... Sinan AYHAN

 Hocam, kaleminize sağlık, işin ruhunu etraflıca veren, hoş bir yazı olmuş... Allah razı olsun... Güç... Sinan AYHAN

 Manzaraya bakıp, bir şeylerin yanlış gittiğini görmek için pek de büyük bir çaba sarfetmeye gerek yo...

 Allah rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun.O güzel yerler de bir gün sevdiklerimizle buluşacağız... ... BİRSEN YURTSEVER


Kalem, İlahi Kelam’ın yazılmasına ve yayılmasına, yani insanın iki dünyasının da saadetle olmasına vasıta oluyor.
Kalem, insanın iki dünyasını da mahveden bâtıl fikirlerin yazılmasına ve yayılmasına alet edilebiliyor…
Kalemle kazığın şekil olarak birbirine benzemesini bir inceliğe işaret olarak göremez misiniz?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Milliyetçilik
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Dergi fuarındaydık
Kardelen IX. uluslararası dergi fuarında
Türkün halelendiği ufuk, istikamet...
Dergi fuarındaydık
Aydınlar üzerine
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Milliyetçilik


Yavuz Sert - Keyif verici cümlele...
Ali Erdal - Türk teşkilâtlanma k...
Kadir Bayrak - Ertuğrul Gazi
Sinan Ayhan - Türkün halelendiği u...
Sinan Ayhan - Arşetip: eşyaların b...
Necip Fazıl Kısakürek - Milliyetçilik
Bedran Yoldaş - Filistin
Fatma Pekşen - Fatmalar ve diğerler...
Ahmet Mahir Pekşen - Sarhoşun saygısı
Ahmet Mahir Pekşen - Sarmaşık günaydını
Dergi Editörü - Dergi fuarındaydık
Site Editörü - Kardelen IX. uluslar...
Mehmet Hasret - Körbaykuş
Gönüldaş - "Ümmetim kötüde itti...
Necdet Uçak - Uyku
Necdet Uçak - İmtihan
Mustafa Büyükgüner - Taşlar dile geldi
M. Nihat Malkoç - Kudüs terennümleri
Hızır İrfan Önder - Az-öz
Ayhan Aslan - Karikatür
Ayhan Aslan - Babam
Ahmet Çelebi - 15 Temmuz
Gelecek sayı konusu -
Vural Gündüz - Çamurdan kale
Muhsin Hamdi Alkış - Türk milletinde devl...
Kubilay Ertekin - Çıban başı
İbrahim Şaşma - Kudüs mektubu
Halis Arlıoğlu - İnanç ve milli irâde...
Halis Arlıoğlu - Can Azerbaycan
Erdem Özçelik - Doktor anne
Mahir Adıbeş - Şahit
Kürsü Kainatın Efendisi - Giyim
Murat Yaramaz - Vicdan
Murat Yaramaz - Belki
Murat Yaramaz - Tavsiye
Tamer Uysal - Aydınlar üzerine
Harun Ekici - Unutmak
Hakan Karahan - Mevlânâ
Zaman Yolcusu - İki soru
Konyalı - Bir anma gününden rö...
Enes Yeşil - Kıyamam
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4502618
 Bugün : 177
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 439784
 Bugün : 3
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 67
 97. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 7 Ağustos 2018
Künye | Abonelik | İletişim