Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1530 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

“Bu dâva âdil değil”(!) “Onu tanımıyoruz!”
Kubilay Ertekin

  Sayı: 78 - Ekim / Aralık 2013

Evet, bence de bu dava; “6 yıl süren 275 sanıklı Ergenekon terör örgütü davası” gerçekten âdil değildi (!). Anadolu'muzun mâsum, mağdur, mükedder insanlarına ve güzel ülkemize musallat olan bir zihniyetin baş münâfığı, tescilli-kışkırtıcısı, bozguncu, Mao- Lenin-Stalin maskeli, 'Alevâ' istismarcısı öyle buyurmuş. (6/8/2013 Basından)

Bu dâvânın; daha âdil(!) daha laik(!) daha çağdaş(!) daha devrimci(!) ve ilerici(!) olması için önce; fikrî-fiilî olarak içinde bulunup alkıştan elleri patlayan iffetsizlerin ve hâlâ özlemiyle yanıp-kavruldukları mezâlimin adı olan; adâlet(!) insanlık ve demokrasinin yüz karası ikinci bir “Yassıada-İmralı” olayı olması gerekirdi. Daha da önemlisi, milletin özgür iradesiyle seçip göreve getirdiği bir başbakanla iki bakanın, yani Tayyip Erdoğan ve bakanlarının da asılması gerekirdi. Üçüncüsü, yaşlısından gencine kadar tüm Ak Parti mensuplarına; “kuyruklar, düşükler, sâbıklar, sâkıtlar” çemkirişi ve seviyesizliği içinde, histerik çığlıklarla, tehdit, baskı, desîse ve bin-bir çeşit hakaret ve aşağılama ile topunu, adı geçen adaya “Sizi buraya getiren kuvvet böyle istiyor” diyerek, tıkılmaları icâp ederdi. İşte o zaman dünya çapında eşi-menendi, benzeri olmayan(!) gerçek adâletin (!) tecellisi mümkün olurdu. 27 Mayıs'ın, 12 Eylül'ün, 28 Şubat'ın şakşakçıları, aynı ayar ve kalitede olmadığı, siyasî emel ve hınçlarına, şahsî kin ve ihtiraslarına, o menhus gayelerine, kirli çıkarlarına âlet olmadıkları için SİLİVRİ'nin, nâmus timsâli yargıçlarına hakâret, kararlarını keen-lemyekün-yok(!)sayma zilletinde bulunuyorlar.. Önemli değil.. Zâten millette onları, tıpkı zanları ve iddiaları gibi sayıyor.

Hattâ içinde sol ideolojinin militanı olan ve boğazına kadar siyasete batmış alt kademedeki bazı TSK mensuplarının, bir siyasî partiyle işbirliği içinde yeni bir “devrim” yapıp TBMM'ni iptal ve iskât etmeleri, o partiyi iş başına getirmeleri için kendi genel kurmay başkanı ve İstiklâl Savaşı gâzisi olan bir adamı; Org. Rüştü Erdelhun'u tokatlayacak kadar iz'an ve insaf yoksunu olmaları gerekirdi. –O zulmün sevinciyle bayram eden iffetsizlerin, ihtilâlde yarım kalan Kuşadası limanına dışkılarını attıkları gibi– Tayyip Erdoğan iktidarının yaptığı bütün eserlerini de aynı muameleye tâbi tutmaları kaçınılmazdı. Nitekim şu boğaz köprüsünden de “kapitalistler geçecek” zihniyetiyle karşı çıkma zilletinde bulunmuşlardı. Ülkemizin karabasanı, terör ve anarşinin hâmisi ve bânisi  olan, varlık sebebi bütün yurt sathını telvis eden bu zihniyetin işledikleri mezalimi, tarihteki  habâsetlerini Karakurt ve Senirkent facialarını, Boraltan köprüsü gibi rezâlet ve zulümlerini saydırmasınlar bize.!. Evet; işte o zaman hazretimiz(!) buyurganımız, müfterimiz, müfsidimiz, çığırtkanımız, kışkırtıcımız ve tahrikçimiz belki, o da belki tatmin olur, rahatlar ve tüm bölgesinin kınalarını uygun olan olmayan taraflarına bolca yakınır, piyasada bir kına krizi bile yaşanırdı.. Fakat ben yine de böylesi gözü dönmüş câni ruhlu insanların tatmin olacağını sanmıyorum. “Alışmış kudurmuştan beterdir.” diye bir tabir vardır. Kuduranlar gerçekleri görmez, hak sözü duymaz, ona söz  kâretmez. Bütün hücreleri hakka, hakikate, insaf ve merhamete, nefâsete kapalıdır. Onlar her şeyi sadece kendi istek ve arzuları istikametinde olsun isterler. Onların olmayan bir şeyin hiç olmaması daha iyidir. Eğer bu dünya bile kendi istekleri etrafında dönmüyorsa, “Batsın bu dünya!” derler ve ellerinden gelse batırırlar. Batıramaz iseler başka yol ve tuzaklar, ihânet ve bozgunculuk içinde olur ve cibilliyetleri gereği bulurlar da.

Bu sefer de milletin kendisi olan TSK'sına, “daha öncekiler gibi” kendileri için hazırdan bir iktidar sağlamadığı, bu müseccel siyasî oluşumla işbirliği yapıp, onlara payanda ve siyasî emellerine âlet olmadığı için saldırıya geçer ve en iğrenç, en erzel hezeyanlarla linç girişiminde bulunur; “içini  oymuşlar oymuşlar” diyerek, ya olmayan(!) bir darbeci zihniyete üye olmak isterler, veya bunun yolunu ararlar. İşlerine geleni çok iyi kullanır, göklere çıkartır, gelmeyeni yedi kat yerin dibine batırıcı bir şekilde itham ve iftiralara boğar “iktidarın emir kulu” gibi gayri ciddi, çok iğrenç bir aşağılık duygusu içinde hücum ederler. Herkesi kendileri gibi ebleh ve geri zekâlı olarak görür, yine de “Âleme nizamât vermeye kalkarlar, ama bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde.”

Aslında bu dâvânın daha âdil ve gerçekçi olması için; sayısız (faili meçhuller, yer altından fışkıran silâhlar, boru değil gerçek roket atarlar-ıslak ve kuru imzalar) gibi hayâli(!) âfâkî şeyler değil; “köpek-bebek davası, Kars'ın-Ardahan'ın Ruslara satıldığı ve Amerika'ya uçak dolusu altın kaçırılması, Yassıadadan, İstanbul'a tünel kazılması, Harp okulunu imha plânı ve gençlerin kıyılıp asfalt yapılması, pek çoğunun boğazdan denize dökülmesi gibi çok ciddi(!) suçların oluşması gerekirdi. Mahkeme heyetinde de bugünkü Silivri hâkimleri gibi iktidarın ve Tayyip'in emrindekiler(!) değil; Sâlim Başol'lar, Altay Egesel'ler. R. Adalıoğlu ve benzeri gerçek bağımsız(!) tarafsız(!) yargıçlar ve özellikle Prof. H. Nâili-Kubalı gibi pahalı şahitler' olmalıydı. Mahkûmlara ise üzerlerinde sigara söndürme dâhil, her tür işkencenin revâ görülmesi gerekirdi. İşte bakındı siz o zaman devrimci ahlâkındaki gerçek adâlet (!) nasıl olurmuş.? Ve ben, adâlet diye ona derim…

Evet A. Menderes için 'köpek-bebek' ve diğerlerini gerekçe göstermişlerdi. Sanırım şartlar değiştiğinden Tayyip Erdoğan içinde; otoyollar, tüneller, alt ve üst geçitler, hava alanları, her il ve ilçeye yapılan adalet sarayları, binalar ve “özellikle irticaın kaynağı olan o camiler” ve ülkenin her alanına yapılan devâsâ yatırımlar, köprüler, vıyadükler, ille de eğitimde bedava verilen kitap ve kırtasiyeler, üniversitelerini tahrip ve talan eden hayta ve hâinlere sağlanan kredi ve burslar (Ben hiç okul yüzü görmemiş bir Anadolu çocuğuyum) bunları sadece basından duyup yazıyorum. O imkânların kırıntısı bize nasip değildir. Ama ülkeme ve iyiliğe nankörlük edenler, dünyanın en şerefsiz, en alçak, en rezil en soysuz, en cibilliyetsiz ve nâmussuz kimseleridir.. Kısaca daha adını ve sayısını bilemediğim hizmetlerini en büyük suç (!) ve cinayet olarak görüp idamına gerekçe gösterebilirlerdi. Tabiî ki davacılarda ülkenin baş belâsı olan müzmin-müfrit-müfsit, ahlâken-siyaseten ve îtibârî açıdan-müflis ve muannit muhâlifleri olurdu..

Silivri'de mahkemeyi basmak ve hâkimlere en adi ve alçakça hakâretlerde bulunup bir eşkıya sürüsünce, ortalığı tahrip ve talan ederek, vatandaşın bağını-bahçesini tarlasını-mahsulünü neronvâri bir şekilde ateşe verme soysuzluğunda bulunmak gibi mâsum(!) şeylerin suç oluşması elbette âdil olmazdı. Bir mahkemenin âdil olması için önce; (suçlunun asılması, sonra da ifadesine bakılması gerekirdi.) Hattâ onların yakınlarından hiç birisinin mahkemeye sokulmaması ve gönderdikleri mektupların bile ya üç-beş cümle ile sınırlandırılması, ya da yırtılıp atılması gerekirdi. Tabiî bir de özel yetkili ve son derece etkili bir isim olan “T. Güryay” benzeri bir adamın(!) baş gardiyan olarak, gerektiğinde suçluları,(!) özellikle başbakan ve benzerlerini bir güzel dövmesi lâzımdı. “İşte ol mahkemenin hükmüne derlerdi adalet” Yoksa bugünküler de mahkeme mi sanki. Hepsi 'faso-fiso' şeyler(!) hiç birinin aslı-esası olmayan, uyduruk iddia ve ithamlardan ibaret kuru ve boş sözler(!) yığınıdır efendim.. Geçin bunları bir kalem..

Adamlar tabiî ki “tanımazlar ve âdil olmadığını” söylerler. Çünkü işi onlara ve onların Kâtillerine  bırakmadınız ve bunları adam yerine koyarak, 'Sizleri tehdit de etseler, Hayâtınız, aile ve çoluk-çocuğunuz büyük bir risk ve tehlike altında da olsa, her hangi bir siyasî ve ideolojik saplantılardan uzak durup, gerçek bir yargıç olarak onlara insan muamelesi yaptınız. Dışlayıp-fişlemediniz. Öyle ise ağzınızla kuş değil, albatros tutsanız yine de yaranamazsınız. Çünkü karşınızdakiler insanî özelliklerini ve değerlerini çoktân kaybetmiş, insanlıktan çıkmış bir güruhtur. Onlardaki şu kine-nefrete ve düşmanlık duygularına bakarsanız, o iğrenç karakterlerini anlar ve görürsünüz..

(Eğer bütün direnmelerimize rağmen, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilirse, ülkeyi yangın  yerine çevirip, ortalığı tahrip ve talan eder, Çankaya yoluna yatarız. Yine de Onu Çankaya'ya sokmayız ve çıkartmayız!)..  İşte siz yargıçlar, böylesi bir zihniyete, inkâr ve isyan kuburunda debelenen kesime karşı, hukuk savaşı veriyorsunuz. Evet, İnsanın özelliklerinden ve en başta gelen hasletlerinden birisi de “hayâ ve iman”dır. Ondan mahrum ve onun olmadığı bir yerde, her şey boş ve mânâsızdır. Zira hayvanla İnsan arasındaki fark; İman ve hayâ nimetidir. İnsanlar sözle, hayvanlar öğendire-modul ve kamçı ile yönetilir. Yani ite ot ve ata et atılmaz. Bu durum eşyanın tabiatına aykırı bir şeydir. Bu bakımdan herkese lâyık olan muamele şart, adaletin de gereğidir.

Aslında işin özü; Kaşarlanmış devrim yobazlarına göre; Anadolu'dan, yalnız (dinci, şeriatçı, gerici, irticacı-yobaz takımı çıkardı.(!)) Öyle devlet idâre edecek, siyasete yön verecek yetenekte-kâbiliyette-dirâyet ve kapasitede genç-dinç bir ekibin varlığı hayal bile edilemezdi.. Bir de TSK'dan bazı kesimler -her dönemdeki gibi- bu Atatürk maskeli Marksist-Leninist devrimbaz haşarâta koltuk çıkar, ayrıcalık tanır ümidindeydiler. Ama çok şükür, bu ülkede gerçekleri gören-bilen-anlayan basiret-insaf ve iz'an sahiplerinin de olduğu- varlığı meydana çıkmış, fakat onlar bunu hiç hesaba katmamışlardı. Olay budur aziz dostlar... Çıkartılan gürültü-zırıltı, öfke-nefret, kin, haset ve taşkınlıklar, şişkinlikler, kızgınlık ve azgınlıkların kaynağı buradan ileri geliyor ve Allah'ın izni-keremiyle kervanlar yürüyor, onlar da ürüyorlar. Evet, “Ağır-ağır giden kervan bizimdir.”

Ey yıllarca bu zihniyet ve ideolojinin mağdûru, mazlûmu olan, muazzep ve mükedder edilen aziz dostlarım, sâkin olunuz.! Kader hükmünü icra ediyor. Zâlim zulmiyle zeval bulacak  Allah'ın izni-keremiyle.. Çünkü değişmez bir kaide dir. “Zulümle âbât olanın, âhiri berbât olur.” ve (Hak tecellî eyleyince her işi âsân eder. Halk eder esbâbını, bir lâhzada ihsân eder.) Onun için, “Allah (cc) bes, bâki heves”


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Doğum ve sonrası... - Sayı 98
Çıban başı... - Sayı 97
Rahatizm ve ötesi... - Sayı 96
Dıştaki alçaklar mı, içte... - Sayı 95
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Sevgili Sehrzad, kalbinin değer kattığı sıcacık yorumun, okuduğum günün en güzel hediyesi oldu. Varl... Işın Erenoğlu Üstündağ

 Sehrzad da derki; bir canlının hayatı, yaşamı anlamlandırmaya çalışması ve yüreğine sığmayan duygul... Sehrzad davudi

 En azından "doğru tarafta olmak" nasıl bir nizam köpürtür... "Geride kalıyor olmak" faslını konuşaca... Sinan AYHAN

 "Demek ki, zaten aslında ve lûgatta bir kavmin ruhunu dayadığı iman kaynağı mânasına gelen ve son za... Sinan AYHAN

 Hocam, kaleminize sağlık, işin ruhunu etraflıca veren, hoş bir yazı olmuş... Allah razı olsun... Güç... Sinan AYHAN


Marksizm’in, her şeyin cevabını veremediği, “ilk insanı ve tabiatı kim yarattı” sorusuna “bunu ortaya atmakla tabiatı ve insanı yok farz etmiş oluyorsun. Bundan vazgeçersen, bu soruyu sormaktan da vazgeçersin” demesinden(diye karşılık vermesinden) anlaşılmaktadır. Ancak her şeyin cevabını verebilecek bir kriteryuma sahip olan “benim düzenimi kabul et, kurtulursun!” deme hakkına sahiptir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Milliyetçilik
Doktor anne
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Çamurdan kale
Türkün halelendiği ufuk, istikamet...
Gün gelir de, hayatı anlat derlerse
Dergi fuarındaydık
Aydınlar üzerine
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Milliyetçilik


Yavuz Sert - Keyif verici cümlele...
Ali Erdal - Türk teşkilâtlanma k...
Kadir Bayrak - Ertuğrul Gazi
Sinan Ayhan - Türkün halelendiği u...
Sinan Ayhan - Arşetip: eşyaların b...
Necip Fazıl Kısakürek - Milliyetçilik
Bedran Yoldaş - Filistin
Fatma Pekşen - Fatmalar ve diğerler...
Ahmet Mahir Pekşen - Sarhoşun saygısı
Ahmet Mahir Pekşen - Sarmaşık günaydını
Dergi Editörü - Dergi fuarındaydık
Site Editörü - Kardelen IX. uluslar...
Mehmet Hasret - Körbaykuş
Gönüldaş - "Ümmetim kötüde itti...
Necdet Uçak - Uyku
Necdet Uçak - İmtihan
Mustafa Büyükgüner - Taşlar dile geldi
M. Nihat Malkoç - Kudüs terennümleri
Hızır İrfan Önder - Az-öz
Ayhan Aslan - Karikatür
Ayhan Aslan - Babam
Ahmet Çelebi - 15 Temmuz
Gelecek sayı konusu -
Vural Gündüz - Çamurdan kale
Muhsin Hamdi Alkış - Türk milletinde devl...
Kubilay Ertekin - Çıban başı
İbrahim Şaşma - Kudüs mektubu
Halis Arlıoğlu - İnanç ve milli irâde...
Halis Arlıoğlu - Can Azerbaycan
Erdem Özçelik - Doktor anne
Mahir Adıbeş - Şahit
Kürsü Kainatın Efendisi - Giyim
Murat Yaramaz - Vicdan
Murat Yaramaz - Belki
Murat Yaramaz - Tavsiye
Tamer Uysal - Aydınlar üzerine
Harun Ekici - Unutmak
Hakan Karahan - Mevlânâ
Zaman Yolcusu - İki soru
Konyalı - Bir anma gününden rö...
Enes Yeşil - Kıyamam
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4700417
 Bugün : 2861
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 445328
 Bugün : 53
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 101
 97. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 7 Ağustos 2018
Künye | Abonelik | İletişim