Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2233 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Vaah vaaah!..
Ali Erdal

  Sayı: 85 - Temmuz / Eylül 2015

“Her nefs, ölümü tadacaktır” buyuruyor yüce Allah, Kitab’ında... Müfessirler, “ölmek” yerine “tatmak” denmesine ve ölecek olanın “ruh” değil, “nefs” olmasına dikkati çekiyorlar. Öyleyse insan; fani şu dünyada boşa bir ömür harcamak için değil, ebedî bir âleme hazırlanmak için yaratılmıştır.

Uzun bir saltanat ve ömürden sonra Süleyman Demirel de ölümü tattı. Son yolculuğunda, –kimin aklıysa– tabutunun üzerine meşhur “şapkasını” koymuşlar. Güzelim çiçeklerin arasına… Canım bayrağımın üstüne…

Vah vaaah!.. Bir asırlık ömrün ve “Muhteşem Süleyman” kadar uzun saltanatın özeti, remzi, hiçbir temsil kabiliyeti olmayan, “Paris’ten getirtilmiş” bize zıt, mânâsız ve ruhsuz bir bez parçası mı? Ne acı bir akıbet… Ne hazin bir uğurlama… Dilimin ucuna Üstad Necip Fazıl’ın “Süleymanname”sinden mısralar geliyor:

“Sen gül diyarının yapma gülüsün!

Aynı yapmacıkla Çoban Sülü’sün!

Yoktur izlediğin bir dâvâ yolu;

Bir bu yan, bir şu yan, büküntülüsün!

Fikir dağlar boyu kocaman kitap;

Sen de o kocaman kitabın bir virgülüsün!

Türk’ e Amerikan püskürtülüsün!

İncir çekirdeğini dolduracak fikir bulunmayan uzun konuşmalarından, yabancılığı muhakkak olan şapkasına kadar neler söylenmez neler… Bunları zamana bırakıp, sağlığında yayınlanmış pek çok yazımdan ikisini takdim etmenin daha yerinde olacağını düşündüm:

Demirel’i unutmayın!..

Darbe; mevcut iradeyi, kuvvet kullanarak alaşağı edip başka bir iradeyi zorla hâkim kılma… Başarılı olunmazsa akıbetini göze alanların hareketi… Meşru olmayan işe kalkışanlar, akıbetini göze alıyorlarsa, devleti idare edenler, tedbirli, adaletli ve en az darbeciler kadar cesur olmalılar; “höt!” denince “şapka”yı alıp gitmemeliler.

Haydi diyelim, güçleri yetmedi, tankları meydana sürenlerin cüreti karşısında “tankın önüne dikilecek” cesareti gösteremediler ve “şapka”larını alıp gösterilen kafese girdiler… Bir daha, koruyamadıkları millet iradesini temsile talip olmamalılar… Oldularsa aynı basiretsizliği ikinci defa göstermemeliler.

İkinci defa… Kendine, milletine hattâ silâh doğrultana merhameten, önünü kesmedikleri namluyu görünce yine ellerini kaldırıp teslim oldu ve yine “şapka”sını alıp, gönderilen yere yine kuzu kuzu gittiyse, yani millet emanetini ikinci defa koruyamadıysa; artık bir daha değil iktidara talip olmak, insan içine bile çıkmamalı.

Diyelim on yılda bir düdük çalıp millet iradesini rafa kaldıran ve demokrasi futboluna son veren cahil kabadayılar karşısında milleti, ‘benim seçtiğimi indirirsen, ben de onu tekrar iktidar yaparım’ psikolojisiyle etrafına topladı… Kabadayıların karşısında gösteremediği marifeti, “Kurtarıcı Baba” rolünü oynamakta gösterdi… Ve yine iktidara geldiyse… Millet iradesini silâh zoruyla alaşağı edenlerden bu sefer olsun hesap sormalı ve önceki basiretsizliklerinin kefaretini ödemeli… Bunu yapmadıysa bari korkaklığının simgesi “şapkasını” sallayıp, gerdan kırarak, sahte gülücükler dağıtarak demokrasi nutukları atmaktan utanmalı… Kaç defa geldiğini ve kaç defa gittiğini kendisinin bile şaşırdığını düşünüp, bundan sonra millete karşı efelenenlerin yollarını kapamalı, çanlarına ot tıkamalı.

Şimdi 80 ihtilâlini yapanlar yargılanıyor. CHP bile milletin yanında darbecilerin karşısında, “müdahil” olarak yer aldığı halde, Demirel “müdahil” olmuyor. Kendisini defalarca en yüksek makamlara oturtan milletin yanında, sembolik bir müdahillik yoluyla bile yer almıyor. Bunu da “Ben 80 darbesi ile hesaplaştım” diyerek izah ediyor aklınca… “Höt” denince kuzu kuzu “şapka”sını alıp, gösterilen kafese giren o değilmiş gibi… Darbecilere rağmen, seçim kazandım, diyor. Milletin darbecilerin yanında yer almamak için kendisini iktidar yaptığını anlamıyor. Daha doğrusu anlamazlıktan geliyor. Görüyor musunuz “Ben” diyor, “ben”… “Ben seçim kazandım, ben hesaplaştım!”. Milletin hakkını, hesabını, hesaplaşmasını kaale almıyor. Kendisini defalarca devletli yapan, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı makamına oturtan millet ve hesaplaşması onu ilgilendirmiyor. Bu hesaplaşmada milletin yanında değil… Üstelik bunu, ne halin varsa gör mânâsına “Ben hesaplaştım” diyerek ifade edebiliyor. Herkes hesabı kendisi ödesin… “Alman usulü…” Senin kazanman, darbecilere karşı milletin başarısı olmuyorsa, sen de hesaplaşmış olamazsın… ‘Darbecilere hesap sorulmasını doğru görmem’ demenin Demirelcesi…

28 Şubat darbecilerinin faaliyetlerinden haberdar edildiği halde, cumhurbaşkanı olmasına rağmen sessiz kalmayı içine sindiren ve böylece darbecilere gaz veren… “Şartlar tamam olunca ihtilâl kaçınılmaz olur” diyen zihniyetin karşısında dağ gibi durmak, gök gibi gürlemek yerine duvar gibi susarak, millet iradesine kabadayılığı meşrulaştırmaya çanak tutan… Düşmanın yapmayacağı entrikalarla “ihtilâl ortamı” meydana getirmeye çalışanlara, güçlüyken bile en ufak bir tepki göstermeyen… Hiçbir konuda, kesin ve keskin konuşmadığı halde, millet iradesini hedef alan silâhlı ve silâhsız “cuntalar” karşısında kesin ve keskin olarak susan…

Şükürler olsun darbecilerin hesaba çekileceği günleri de gördük… Öyleyken darbe sanıklarını milletvekili seçtirerek kurtarma aklını veren… Darbelerden sonra idamlar olduğu halde; darbelerde işkenceler yapıldığı halde; yıllarca çekilen eziyetleri unutamayanlar, hafakanlar geçirenler, psikolojik tedavi görenler olduğu halde; darbeler pek çok kimsenin yolunu tıkadığı halde, her darbeden sonra daha güçlü hale gelen Demirel’i unutmayın!..

(17 Nisan 2012)

Pişman olmakta mıdır?

Türkiye Cumhuriyeti devlet adamları içinde en büyük sorumluluk –şu anda devlet ve millet olarak hakkımız olan yerde değilsek– muhakkak ki, Süleyman Demirel’indir.

Her şeyden önce, bir zamanlar, Macaristan’daki heykeli önünde “Ne büyük adamlarmış, ta buralara kadar gelmişler” şeklinde hayranlığını belirttiği adaşı Kanunî Sultan Süleyman gibi uzun bir saltanatı oldu. Sadece bu bile en büyük sorumluluğu ona yükler.

İkincisi… İktidardan düşüşleri de, iktidara gelişleri de hata… Hele dava olarak gördüğünü ve müdafaa ettiğini söylediği demokrasi yönünden… Biz bunu söylerken demokrasiyi müdafaa etmiş olmuyoruz, onun bağlılık iddiasının halini göstermiş oluyoruz.

Üçüncüsü… Bu kadar uzun süre kaldığı halde, bir tane bile kalıcı bir iş beceremedi. Bir gelenek tesis edemedi. Özal’a öfkesi, ondaki bu başarıyı görmekten olmalı.

Dördüncüsü… “Şapkayı alıp gitmesi” ile verdiği zarar yetmiyormuş gibi Türk kültürü ile taban tabana zıt “şapka”yı bir sembol yapmaya kalktı. Yapamayınca, mahcup olup çöpe atmak yerine yavaşça “şapka”yı saygı duyulması gereken bir eşya gibi bir kenara koymak pişkinliğini gösterdi.

Beşincisi… Bir tek vecize olacak söz söyleyemedi. Üstelik “Dün dündür, bugün bugündür” gibi, “Terörle yaşamaya alışmalıyız” gibi Tanzimat’la ortaya çıkan idare-i maslahatçılığın en bariz lâfını etti.

Sayılamayacak kadar söz verdi. Kaçını ve hangilerini yerine getirdi sorusuna vereceği cevap, pek uzun konuşma becerisine rağmen pek kısa olacaktır.

Allah’ın hikmetine bakın… Devlet koltuğundan “7 defa giden” devlet koltuğuna “6 defa dönen” sık sık kaza geçiren ve sık sık düşen, her seferinde korumaları tarafından kurtarılan bu zat, başına gelenlerden –meselâ sık sık düşmesinden– ders almış mıdır?

12 Eylül’le “ben hesaplaştım” diyerek, milletin hesaplaşmasını umursamadığının, ihtilâlcileri kayırdığının farkında mıdır?

Her faninin öleceğinden, istese de istemese de burada kaçtığın hesapların orada görüleceğinin şuurunda mıdır? Ve ahir ömründe, her saniye milletten koptuğunun farkında mıdır?

(24 Nisan 2012)


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Büyük depremin öncüleri... - Sayı 105
Nasıl bir insan... - Sayı 105
Karıncanın gücü... - Sayı 104
Devlet, vazifeni yap!... - Sayı 103
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (106): Mevlâna, Yunus etrafında Anadolu irfanı...

Son Eklenen Yorumlardan
 Sevgili Zafer, inceliğin ve yorumun için teşekkür ederim, "yıllar geçse de aramızdan, bu kalp seni u... Sinan AYHAN

 Amin... Okuyucu

 Maalesef bu virüsün aşısı da ilacı da Yok. Allah ıslah etsin... Ahmet Güney

 Allah(celle celaluhu) razı olsun. Bizim böyle bilimsel makalelere de ihtiyacımız var. Teşekkürler!... Himmet

 Hocam yazılarınızdan istifade ediyoruz. Bu yazınızda da çok faydalı bilgiler ve öğütler mevcut. Yaln... Mustafa GÜNEY


Batı; kaybettiği noktanın idrâkinde ve kazanacağı noktanın gafili olduğunu -yalnız kendine- ihtar ederek bugünkü buhranını yaşıyor. Biz; tüm taklitçiliğimize rağmen hem birincisinin, hem ikincisinin gafletindeyiz.
Eğer batı gibi kaybettiğimiz noktanın idrakinde olabilseydik, elimizden kaçırdığımız bunca zamandan ötürü eyvahlar eder; kazanacağımız noktanın gafletinden de sıyrılabilirdik…
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Maarif
Nasıl bir insan
İki kelime arasındaki boşluktan geçen ku
Çeyrek asır
Maariften eğitime
Zikir ve ?nemi
En tehlikeli virüs...
Benim 'Caparka'm: G?z? ?ekik Olmayan Bir


Ali Erdal - Nasıl bir insan
Ali Erdal - Büyük depremin öncül...
Kadir Bayrak - Filmin sonu
Sinan Ayhan - Türkü, Anadolu harcı...
Necip Fazıl Kısakürek - Maarif
Bedran Yoldaş - Paklanmak
Dergi Editörü - Çeyrek asır
Site Editörü - Maariften eğitime
Mehmet Hasret - Dost cemali
Necdet Uçak - İslâm gelince
Necdet Uçak - Geçer
Necdet Uçak - Değil
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Her şey eğitimle baş...
Hızır İrfan Önder - Elem gazeli
Hızır İrfan Önder - Gafil olma
Ayhan Aslan - İhtiras
Olgun Albayrak - Münacaat
Mehmet Balcı - Kurban açıklaması
Mehmet Balcı - Kalmadı
Mehmet Balcı - Doluyum
Yusuf Karagözoğlu - Kazandıklarımızı kay...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış-105
Kubilay Ertekin - En tehlikeli virüs.....
Halis Arlıoğlu - Hasret ve hüsranla g...
Halis Arlıoğlu - Felek
Büşra Doğramacı - İnsanlığın maarif da...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Tedrisat
Murat Yaramaz - Mizah köşesi-105
Murat Yaramaz - Vesile
Murat Yaramaz - Bıçak
Murat Yaramaz - Eğilim
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - İki kelime arasındak...
Eyyub MEMMEDOV - Deniz boyu sevgim...
Mertali Mermer - İnsanlar anlamaz ben...
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
İlkay Coşkun - Maarif meselemiz
İlkay Coşkun - Mülâkat-105
İlkay Coşkun - Vatanım
Turgut Yıldızan - İnsandan hazreti ins...
Turgut Yıldızan - Öğretmen olabilir mi...
Vildan Poyraz Coşkun - Eğitimde anne eli
Mehmet Şirin Aydemir - Keder kardelenleri
Çakmakçıoğlu - Hangi eğitim
Tuba Kanlıkama - Payitahtın sesi
Mustafa Kadir Atasoy - Göktaşı
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Edilen dualar
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Sevgi notumuz
İlknur Şimşek - 1453
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7791319
 Bugün : 1030
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 514727
 Bugün : 23
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 60
 105. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 3
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim