Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1705 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Vaah vaaah!..
Ali Erdal

  Sayı: 85 - Temmuz / Eylül 2015

“Her nefs, ölümü tadacaktır” buyuruyor yüce Allah, Kitab’ında... Müfessirler, “ölmek” yerine “tatmak” denmesine ve ölecek olanın “ruh” değil, “nefs” olmasına dikkati çekiyorlar. Öyleyse insan; fani şu dünyada boşa bir ömür harcamak için değil, ebedî bir âleme hazırlanmak için yaratılmıştır.

Uzun bir saltanat ve ömürden sonra Süleyman Demirel de ölümü tattı. Son yolculuğunda, –kimin aklıysa– tabutunun üzerine meşhur “şapkasını” koymuşlar. Güzelim çiçeklerin arasına… Canım bayrağımın üstüne…

Vah vaaah!.. Bir asırlık ömrün ve “Muhteşem Süleyman” kadar uzun saltanatın özeti, remzi, hiçbir temsil kabiliyeti olmayan, “Paris’ten getirtilmiş” bize zıt, mânâsız ve ruhsuz bir bez parçası mı? Ne acı bir akıbet… Ne hazin bir uğurlama… Dilimin ucuna Üstad Necip Fazıl’ın “Süleymanname”sinden mısralar geliyor:

“Sen gül diyarının yapma gülüsün!

Aynı yapmacıkla Çoban Sülü’sün!

Yoktur izlediğin bir dâvâ yolu;

Bir bu yan, bir şu yan, büküntülüsün!

Fikir dağlar boyu kocaman kitap;

Sen de o kocaman kitabın bir virgülüsün!

Türk’ e Amerikan püskürtülüsün!

İncir çekirdeğini dolduracak fikir bulunmayan uzun konuşmalarından, yabancılığı muhakkak olan şapkasına kadar neler söylenmez neler… Bunları zamana bırakıp, sağlığında yayınlanmış pek çok yazımdan ikisini takdim etmenin daha yerinde olacağını düşündüm:

Demirel’i unutmayın!..

Darbe; mevcut iradeyi, kuvvet kullanarak alaşağı edip başka bir iradeyi zorla hâkim kılma… Başarılı olunmazsa akıbetini göze alanların hareketi… Meşru olmayan işe kalkışanlar, akıbetini göze alıyorlarsa, devleti idare edenler, tedbirli, adaletli ve en az darbeciler kadar cesur olmalılar; “höt!” denince “şapka”yı alıp gitmemeliler.

Haydi diyelim, güçleri yetmedi, tankları meydana sürenlerin cüreti karşısında “tankın önüne dikilecek” cesareti gösteremediler ve “şapka”larını alıp gösterilen kafese girdiler… Bir daha, koruyamadıkları millet iradesini temsile talip olmamalılar… Oldularsa aynı basiretsizliği ikinci defa göstermemeliler.

İkinci defa… Kendine, milletine hattâ silâh doğrultana merhameten, önünü kesmedikleri namluyu görünce yine ellerini kaldırıp teslim oldu ve yine “şapka”sını alıp, gönderilen yere yine kuzu kuzu gittiyse, yani millet emanetini ikinci defa koruyamadıysa; artık bir daha değil iktidara talip olmak, insan içine bile çıkmamalı.

Diyelim on yılda bir düdük çalıp millet iradesini rafa kaldıran ve demokrasi futboluna son veren cahil kabadayılar karşısında milleti, ‘benim seçtiğimi indirirsen, ben de onu tekrar iktidar yaparım’ psikolojisiyle etrafına topladı… Kabadayıların karşısında gösteremediği marifeti, “Kurtarıcı Baba” rolünü oynamakta gösterdi… Ve yine iktidara geldiyse… Millet iradesini silâh zoruyla alaşağı edenlerden bu sefer olsun hesap sormalı ve önceki basiretsizliklerinin kefaretini ödemeli… Bunu yapmadıysa bari korkaklığının simgesi “şapkasını” sallayıp, gerdan kırarak, sahte gülücükler dağıtarak demokrasi nutukları atmaktan utanmalı… Kaç defa geldiğini ve kaç defa gittiğini kendisinin bile şaşırdığını düşünüp, bundan sonra millete karşı efelenenlerin yollarını kapamalı, çanlarına ot tıkamalı.

Şimdi 80 ihtilâlini yapanlar yargılanıyor. CHP bile milletin yanında darbecilerin karşısında, “müdahil” olarak yer aldığı halde, Demirel “müdahil” olmuyor. Kendisini defalarca en yüksek makamlara oturtan milletin yanında, sembolik bir müdahillik yoluyla bile yer almıyor. Bunu da “Ben 80 darbesi ile hesaplaştım” diyerek izah ediyor aklınca… “Höt” denince kuzu kuzu “şapka”sını alıp, gösterilen kafese giren o değilmiş gibi… Darbecilere rağmen, seçim kazandım, diyor. Milletin darbecilerin yanında yer almamak için kendisini iktidar yaptığını anlamıyor. Daha doğrusu anlamazlıktan geliyor. Görüyor musunuz “Ben” diyor, “ben”… “Ben seçim kazandım, ben hesaplaştım!”. Milletin hakkını, hesabını, hesaplaşmasını kaale almıyor. Kendisini defalarca devletli yapan, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı makamına oturtan millet ve hesaplaşması onu ilgilendirmiyor. Bu hesaplaşmada milletin yanında değil… Üstelik bunu, ne halin varsa gör mânâsına “Ben hesaplaştım” diyerek ifade edebiliyor. Herkes hesabı kendisi ödesin… “Alman usulü…” Senin kazanman, darbecilere karşı milletin başarısı olmuyorsa, sen de hesaplaşmış olamazsın… ‘Darbecilere hesap sorulmasını doğru görmem’ demenin Demirelcesi…

28 Şubat darbecilerinin faaliyetlerinden haberdar edildiği halde, cumhurbaşkanı olmasına rağmen sessiz kalmayı içine sindiren ve böylece darbecilere gaz veren… “Şartlar tamam olunca ihtilâl kaçınılmaz olur” diyen zihniyetin karşısında dağ gibi durmak, gök gibi gürlemek yerine duvar gibi susarak, millet iradesine kabadayılığı meşrulaştırmaya çanak tutan… Düşmanın yapmayacağı entrikalarla “ihtilâl ortamı” meydana getirmeye çalışanlara, güçlüyken bile en ufak bir tepki göstermeyen… Hiçbir konuda, kesin ve keskin konuşmadığı halde, millet iradesini hedef alan silâhlı ve silâhsız “cuntalar” karşısında kesin ve keskin olarak susan…

Şükürler olsun darbecilerin hesaba çekileceği günleri de gördük… Öyleyken darbe sanıklarını milletvekili seçtirerek kurtarma aklını veren… Darbelerden sonra idamlar olduğu halde; darbelerde işkenceler yapıldığı halde; yıllarca çekilen eziyetleri unutamayanlar, hafakanlar geçirenler, psikolojik tedavi görenler olduğu halde; darbeler pek çok kimsenin yolunu tıkadığı halde, her darbeden sonra daha güçlü hale gelen Demirel’i unutmayın!..

(17 Nisan 2012)

Pişman olmakta mıdır?

Türkiye Cumhuriyeti devlet adamları içinde en büyük sorumluluk –şu anda devlet ve millet olarak hakkımız olan yerde değilsek– muhakkak ki, Süleyman Demirel’indir.

Her şeyden önce, bir zamanlar, Macaristan’daki heykeli önünde “Ne büyük adamlarmış, ta buralara kadar gelmişler” şeklinde hayranlığını belirttiği adaşı Kanunî Sultan Süleyman gibi uzun bir saltanatı oldu. Sadece bu bile en büyük sorumluluğu ona yükler.

İkincisi… İktidardan düşüşleri de, iktidara gelişleri de hata… Hele dava olarak gördüğünü ve müdafaa ettiğini söylediği demokrasi yönünden… Biz bunu söylerken demokrasiyi müdafaa etmiş olmuyoruz, onun bağlılık iddiasının halini göstermiş oluyoruz.

Üçüncüsü… Bu kadar uzun süre kaldığı halde, bir tane bile kalıcı bir iş beceremedi. Bir gelenek tesis edemedi. Özal’a öfkesi, ondaki bu başarıyı görmekten olmalı.

Dördüncüsü… “Şapkayı alıp gitmesi” ile verdiği zarar yetmiyormuş gibi Türk kültürü ile taban tabana zıt “şapka”yı bir sembol yapmaya kalktı. Yapamayınca, mahcup olup çöpe atmak yerine yavaşça “şapka”yı saygı duyulması gereken bir eşya gibi bir kenara koymak pişkinliğini gösterdi.

Beşincisi… Bir tek vecize olacak söz söyleyemedi. Üstelik “Dün dündür, bugün bugündür” gibi, “Terörle yaşamaya alışmalıyız” gibi Tanzimat’la ortaya çıkan idare-i maslahatçılığın en bariz lâfını etti.

Sayılamayacak kadar söz verdi. Kaçını ve hangilerini yerine getirdi sorusuna vereceği cevap, pek uzun konuşma becerisine rağmen pek kısa olacaktır.

Allah’ın hikmetine bakın… Devlet koltuğundan “7 defa giden” devlet koltuğuna “6 defa dönen” sık sık kaza geçiren ve sık sık düşen, her seferinde korumaları tarafından kurtarılan bu zat, başına gelenlerden –meselâ sık sık düşmesinden– ders almış mıdır?

12 Eylül’le “ben hesaplaştım” diyerek, milletin hesaplaşmasını umursamadığının, ihtilâlcileri kayırdığının farkında mıdır?

Her faninin öleceğinden, istese de istemese de burada kaçtığın hesapların orada görüleceğinin şuurunda mıdır? Ve ahir ömründe, her saniye milletten koptuğunun farkında mıdır?

(24 Nisan 2012)


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
İnternete, kulak versek... - Sayı 98
Türk teşkilâtlanma kabili... - Sayı 97
Kudüs... - Sayı 96
Tasavvuf ve cemiyet... - Sayı 95
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Fıtratımız gereği aslolana yöneliriz. Ne kadar doğru bir söz. Şüphe yok ki tebaa da fıtratı gereği a... Tebaa

 Çok teşekkürler proje ödevime çok yardımcı oldunuz.... Emine

 İnsan düşündüğü için değil sadece, bunun ötesinde öteleri merak ettiği ve her şeyin künhünü kurcalad... Sinan AYHAN

 Soru: "YouTube", "twitter", "Facebook", "instagram" gibi başlıkların altına listelenen kullanıcılar ... Sinan AYHAN

 Yazar hakkında minik bir araştırma yaptım su an yazmıyor ve bir yerde okudum bu yazıları lisedeyken ... Halil Aktan


Sanatımızın, özellikle şiirimizin şu andaki seviyesini güneş ışığının yokluğuna mı, yoksa ondan gelen ışığın yansımasını engelleyip, bizi suni bir güneş tutulmasıyla karşı karşıya bırakanlara mı bağlamalı?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Makine
İnternete, kulak versek
Son ve tek kıvılcım
Bilgelik çağına doğru
Ağır kefe, baskın tarafı keşif
Mevlid
Makine
Tuş üstünde savrulan
Bir başka açıdan yörükler
Bilgelik çağına doğru


Ali Erdal - İnternete, kulak ver...
Kadir Bayrak - Tarihin eşiğinde...
Sinan Ayhan - İnternet rüya mı, kâ...
Sinan Ayhan - Dijital (Hermeneutik...
Sinan Ayhan - Hamletten (internet)...
Sinan Ayhan - Yazarlık, Mezarlık v...
Necip Fazıl Kısakürek - Makine
Özgür Alkan Alkış - Bilgelik çağına doğr...
Dergi Editörü - Son ve tek kıvılcım
Site Editörü - İnternetin fâsık hab...
Mehmet Hasret - Ağır kefe, baskın ta...
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Mezar
Necdet Uçak - Ebrehe ve ebabil kuş...
Necdet Uçak - Kürşad
M. Nihat Malkoç - İnternet kumarhane o...
Hızır İrfan Önder - Nerdesin?
Olgun Albayrak - Dervişane
Olgun Albayrak - Millet destanı
Mehmet Balcı - Zamanla
Mehmet Balcı - Kızım
Ahmet Çelebi - Meçhul sevgililer
Ahmet Çelebi - İçimdeki sesler
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu
Av. Mustafa Büyükgüner - Onuncu gün
Muhsin Hamdi Alkış - Sanal âlem mi?
Kubilay Ertekin - Doğum ve sonrası
Halis Arlıoğlu - Hicran
Halis Arlıoğlu - Bir başka açıdan yör...
Ahmet Değirmenci - Buhranların çocuğu
Ahmet Değirmenci - Dinlediğim türküler
Büşra Doğramacı - Çağın bilinçsiz hare...
Bahadır Kaya - 98.sayı medya sepeti
Kürsü Kainatın Efendisi - Kürsü
Hüseyin Selçuk Bozkurt - Sırf gece
Murat Yaramaz - İnternet hayatımız, ...
Murat Yaramaz - Yalnız sen, yalnız b...
Murat Yaramaz - Mevlid
Murat Yaramaz - Masal
Murat Yaramaz - 98.sayı mizah köşesi
Kenan Aydınoğlu - Əlliyə çat...
Ahmet Yalçınkaya - Tuş üstünde savrulan
Kamran Murquzov - Hakdan gelen haber i...
Yarının Büyüklerine Sorduk - Yarının Büyüklerine ...
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Güldərən VƏLİYEVA - QORXURAM
İsmail Güçtaş - İhtiyar çınar
İsmail Güçtaş - Alın teri
Əkbər QOŞALI - MƏN HƏL...
Mehmet Şerif Cebe - Bir an dicleyle
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4935046
 Bugün : 2120
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 452808
 Bugün : 53
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 85
 98. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 13
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 30 Ekim 2018
Künye | Abonelik | İletişim