Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 26 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     551 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Namazda bir tad var ki...
Ahmet Mahir Pekşen

  Sayı: 89 - Temmuz / Eylül 2016

Namazda bir tad var ki; alabilmek mesele,

Yaradanla başbaşa kalabilmek mesele...

Bir pencere. Ve bu pencereden zaman zaman dışarı bakıyorum. Osmanlının Anadolu sathına serptiği kubbelerden biriyle göz göze geliyorum; “Ali Ağa Camii”nin kubbesi bu.

Şehrin merkezinde oldukça küçük bir camii. Bahçesinde kocaman bir çınar ağacı, bu ağacın sağ ve solunda her bahar rengârenk çiçekler açıp, her sonbahar sarıdan kızıla birçok renk tonunu göz zevkimize sunan, dört mevsim, her haliyle yaratılış hikmetini düşündüren ağaçlar. Şadırvanın su sesine karışan kuş sesleri ve harikulade bir manevî iklim.

Camiin müdavimleri genellikle esnaf ve çoğu orta yaşın üzerinde. Ancak ezan okunurken dükkânının kepengini indirebilen ya da çırağına emanet eden meslek erbabı kişiler, yüzlerinde işleriyle ilgili soruları okuyabileceğiniz ifadelerle, hızlı adımlarla dalıyorlar camiye.

Yüzler çok önemli. Onun için camiye koşturarak gelen insanların yüzlerindeki ifadeleri okumaya çalışıyorum;

Soru, yığın yığın... İşlerin durgunluğu, vergilerin çokluğu, rekabet...

Endişe; “yarın daha mı kötü olur?” soruları.

Telâş; gelirken bırakılan yarım işlerin kamçısı.

Ve yüzdeki genel ifade; gerginlik. Tebessüm noksanlığı.

 

*

 

Cami cemaati dağılıyor. Az önceki insanların yüz ifadeleri yumuşamış... Endişe yerini güvene bırakmış; “Allah Kerim... Allah vekil. O ne güzel dost, o ne güzel vekildir” inanışı bir kere daha ısıtılmış yüreklerde. Yüzlere yansımış ışıl ışıl.

Huzurlu bir dağılış… Gelirken birbirleriyle fazla ilgilenmeyenler, giderken “Allah kabul etsin” dileklerini, dualarını iletiyorlar karşısındakine. Dualara destek geliyor komşu dualarından.

Günün stresi, cami atmosferini çeyrek saatlik soluyuşta dağılıvermiş.

Bir memur, buzdolabının son taksitini ödeyip çıktığı mağazadan nasıl mutlu çıkarsa... Onun on katı, yüz katı bir mutluluk. Bir hafifleme, kanatlanma. Bir borcun edası… Güzel bir borcun, en güzel olan ve hep en güzeli yaratan Allah’a en güzel şekilde ödenmesi... İşte mutluluğun kaynağı…

 

*

 

Ve sonra kendi üzerimde test ettim. Şu dünyanın bütün problemlerini elimin tersiyle arkaya itemediğim ibadet anlarından sonra bile, üzerimdeki negatif enerjinin alnımdan toprağa akışını hissediyorum. Ve aklımın bir bölümü dünya işlerine kayıp durduğu dua anlarımda, açılan ellerime pozitif enerjinin dolduğunu duyuyorum.

İçime sinmiyor bu güzel duygu insanlardan... İstiyorum ki namazdaki duygularımı, düşüncelerimi paylaşayım.

Şunu baştan söylemek istiyorum ki; eksiklerimi, noksanlarımı, hatalarımı, günahlarımı gizleyeceğim. Bunların yaygınlaşmasını önlemek için tabiî ki. Ve yine tabiî ki “kötülüklerinizi açıklamayın” buyurulduğu için.

Ve belki de zaman zaman yapabildiğimi değil, yapmam ya da yapmamız gerekenleri anlatacağım. Yakalayabildiğim zirveyi değil, yakalamamız gereken zirveyi tarif edeceğim.

 

*

 

NAMAZDA HANGİ SÛRE OKUNDU?..

Ali Ağa Camii için çok ama çok ilginç bir hikâye anlatılır. Bu camiyi, Sivas’ta çok meşhur olan Behram Paşa’nın oğlu, Mustafa Bey 1589 yılında inşaa etmiş. Camiler genellikle bânisinin adıyla anılmasına rağmen, Ali Ağa adıyla anılmasının bir sebebi var tabiî ki.

Mustafa Bey, camiinin hemen karşısında bulunan konağında iftar yemeği verir ve uşağı Ali Ağa’ya “Camiye git, namaz kılanları eve yemeğe getir” der. Namazı da camide eda eden uşak, cemaat dağılacağı sırada kapıda durur ve çıkanlara hocanın ilk rekâtta hangi sûreyi okuduğunu sorar. Yüz civarında cemaati olan camide yalnız yedi kişi doğru bilir ve bunları alıp iftara götürür.

Mustafa Bey, cami cemaatini takip ettiğinden, bu yedi kişi oldukça azına gelir ve uşağına; “Hepsi bu kadar mıydı?” diye sorar. Ali Ağa; “Efendim siz, namaz kılanları getirin dediniz, hepsi yedi kişiydi” açıklamasında bulunur ve bu yedi kişinin seçimini nasıl yaptığını anlatır. Bu cevabı çok mânâlı bulan Mustafa Bey de camiye Ali Ağa’nın adının verilmesini emreder.

 

*

 

Ali Ağa’nın bize verdiği bir mesaj var yılların ötesinden;

İmama uymak gaflete dalmayı gerektirmez. Namazda, namazın gerektirdiği uyanıklık içinde olmalıyız.

İmamın okuduğu sûreleri dikkatle dinlemeli, bütün güzellikleri emrimize amade kılan Yüce Rabbimizin karşısında olduğumuzu unutmamalıyız.

O zaman namazla mutlu, imanla umutlu, duayla huzurlu, secdeyle onurlu ve tesbihatla nurlu oluruz...

 

*

 

“RABBİM BOŞ GELMEDİM, BEN SUÇ GETİRDİM”

Ve Allah’ın elçisi konuşuyorlar. Sahabe tek kelimeyi zayi etmemek için pür dikkat dinliyor;

“Zat-ı Zülcelal’e yemin olsun ki;”

Merak zirvede. Herkes nur dudaklardan dökülecek hikmetli sözleri bekliyor yudum yudum içmek için. Ve tane tane dökülüyor hikmet dudaklardan; “Günah işlemediğiniz takdirde ondan daha büyük olan ucb’e (İbadetine güvenme, kendini beğenme) düşeceğinizden korkarım.

Demek ki insanın gurur ve kibrini kıran günah bile bazen faydamıza olabiliyor.

“İbadetine güvenmek, kendini beğenmek... Ben iyi yaptım, çok sevap işledim, hiç günah işlemedim demek...”

Aman Allah’ım. Sana sığınırım bu kuru güvenden.

Niçin böyle?.. Çünkü ibadetlere güvenmekte efelik var. “Ben ibadetimi yaptım, haşa haşa sen de karşılığını vermek zorundasın”...

Bir başka ifadeyle; “Senin affına ve mağfiretine gerek yok. Ben yeteri kadar ibadet getirdim. Bu halimle imtihanı kazandım”...

Böyle demek yerine

Mesnevî şârihi Tâhiru'l-Mevlevî’nin ifadesiyle;

“Eli boş gidilmez gidilen yere;

Rabbim, boş gelmedim ben suç getirdim!..

Dağlar çekemezken o ağır yükü;

İki kat sırtımda pek güç getirdim!”

Demek tabiî ki daha hoştur.

Ne diyordu Allah’ın elçisi;

“Allah’ın af ve mağfireti olmasa hiç kimse cennete giremezdi.”

Sahabe hayrette. Ve soruyorlar;

“Ey Allah’ın Resulü sen de mi giremezdin?”

Cevap kesin ve net;

“Evet ben de giremezdim.”

Ve şimdi madalyonun öbür yüzü;

Deki; “Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zümer; 53)

Ve insan, kendisini gurura kibre sevk edecek ibadetin mi, boynu büküklüğe ve tövbeye yöneltecek günahın mı daha hayırlı olduğunu düşünüyor. Buna bir karar vermek zor gibi görünse de asıl olan;

“Gurura ve kibre sürüklemeyecek, kimseye üstünlük taslatmayacak kulluk, kaçınılacak ama işlenildiğinde de tövbeyle yıkanacak günah...”

Ve onun için ümitsizlik büyüklerin büyüğü bir günah... Niçin; çünkü ümitsizlikte; “Günahlarım o kadar çok ki ‘sen bunları affedemezsin’ yanlışlığı var.”…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
O'ndan sonrası... - Sayı 92
Necip Fazıl ve internet s... - Sayı 92
Aşk... - Sayı 90
Namazda bir tad var ki...... - Sayı 89
Tüm Yazıları

Son Eklenen Yorumlardan
 maşallah çok güzel... Dertli İnsan

 Allah razı olsun abi gerçekten çok güzel bir yazı kaleme almışsın... Yasin orhan

 Üstad sayısını hazırlayanların emeğine sağlık.... M.Kemal

 Eşek ölür kalır semeri, İnsan ölür kalır eseri. Yaratılan herkes, dünyadada ahirette de eseriyle kar... Ahmet Güney

 Çok içli, çok duygu dolu bir eser olmuş. Ellerinize sağlık. ... B. Rahmet


ACI-YORUM nedir?
Bugün toplumumuzda, özellikle düşünce alanında aksayan yönler ve anlamsızlıklar var.
ACIYORUM, bu aksaklıkları ve anlamsızlıkları, sadece fikirle en can alıcı yerinden, en vurucu sözlerle, yanlışlıkların mantıksızlıklarını yakalamayı usul bilerek, en doğru yargıları, hiç itiraza yer vermeyecek şekilde ifade etmeyi ve daha sonra düzeltmeyi yapacak olanlar için fikri çözüm yolları açmak düşüncesinin ifadeye dökülmüş şeklidir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Üstad için yazı kaleme almak
Son ve tek kıvılcım
“Benim Adım Bay Necip, babamınki Fazıl B
Hamd ve şükür...
Necip Fazıl'ı anlatmak
Kurtuluş
Sesleniş
TBMM'deki olaylar ve referandum
Köyüm ve köylüm
“Benim Adım Bay Necip, babamınki Fazıl B
Yavuz Sert - Annelerimiz -13-
Ali Erdal - Üstad için yazı kale...
Ali Erdal - Tek mısra yeter
Kadir Bayrak - Durun kalabalıklar
Kadir Bayrak - Çile
Sinan Ayhan - Büyük Doğu: Anahtarl...
Sinan Ayhan - Üstad ve poetik duru...
Mustafa Kınıkoğlu - Necip Fazıl hakkında...
Turgay Ertem - Benim de söyleyecekl...
Fatma Pekşen - Gençliğim eyvah!
Ahmet Mahir Pekşen - Necip Fazıl ve inter...
Ahmet Mahir Pekşen - O'ndan sonrası
Dergi Editörü - Hamd ve şükür...
Site Editörü - “Benim Adım Bay Neci...
Mehmet Hasret - Bir mısra, bir söz k...
Necip Fazıl - Son ve tek kıvılcım
Necdet Uçak - Necip Fazıl Kısaküre...
Necdet Uçak - Allah için ne yaptın...
Hızır İrfan Önder - Sevgi de öldü
Gelecek sayı konusu -
Av. Mustafa Büyükgüner - Necip Fazıl'ı anlatm...
Halis Arlıoğlu - TBMM'deki olaylar ve...
Halis Arlıoğlu - Sesleniş
Halis Arlıoğlu - Köyüm ve köylüm
Av. Özgür Alkan ALKIŞ - Ne Fa Ka, Bedenini A...
Kubilây Ertekin - Kurtuluş
Ahmet Değirmenci - Izdırap
Muzaffer Doğan - Özdemir İnce ve 'Mih...
Muzaffer Doğan - Sabah yakındır
Bahadır Kaya - 92.Sayı Medya Sepeti...
Kürsü Kainatın Efendisi -
Murat Yaramaz - Necip Fazıl hakkında...
Murat Yaramaz - Üstad ve mizah
Murat Yaramaz - Sebep
Murat Yaramaz - Rahmet
Murat Yaramaz - Mizan
Bahçıvan - Necip Fazıl'ı takdim
Şadi Erdal - Üstad Kısakürek ve K...
Birsen Eraslan - Üstad'ın izinden
Cahit Ay - Peşin hükümler
Melih Aydoğ - İdrâk
Onur Abalı - Yarım
Mehmet Akif Bozkurt - Bu şehir (Halep)
Rahile Dövran - Ağrı Dağı
Fazlı Humar - Canlarım
Rafiq Oday - Bir de (mi) gelsin
Fatih Zeyrek - Şule
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 3052816
 Bugün : 1450
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 399900
 Bugün : 32
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 73
 92. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 8
Son Güncellenme: 1 Mayıs 2017
Künye | Abonelik | İletişim