Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1548 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Ulu Hakan’ı, askerinden öğrendim
Ali Erdal

  Sayı: 91 - Ocak / Mart 2017

DP iktidarının ilk yılları... Ortaokulun ikinci sınıfındayım. Daha doğrusu 6 yıllık öğretmen okulunun ikinci sınıfı… Tarih hocamız, hararetli bir II. Abdülhamid düşmanı… Zengin hakaret (repertuvar)ını, aşağı yukarı her ders eksiksiz icra ediyor. Bu da, her yerden daha fazla Abdülhamid sevgisine sahip bir memleketin çocuğuna dokunuyor. Hele bir “Kızıl Sultan” deyişi var… Bir kaşık suda boğsam, öfkemi alamam. Allah’a şükür, resmî görüşün cahil aydınlarının bu Abdülhamid düşmanlığı bana hiç işlemedi. “Hemşehrimiz Abdülhamid”; Bilecik, Söğüt ve çevresinden kurdu Muhafız Alayı’nı… Adına da “Ertuğrul Alayı” dedi. Bu çevreden aldığım kültürle okulların, basının, cahil aydınların, resmî görüşün menfi propagandalarına rağmen ondan nefret etmiyordum, hattâ ona, yakınlık duyuyordum.

Karne tatiline gelince babama sordum:

–Abdülhamid Kızıl Sultan mıydı?

Arızası, ithamın kendisinde sırıtan bu hakaret babamı şaşırttı ve galiba biraz da, belli etmedi ama bana öfkelendi. Babama ‘nefes almak çok kötü bir şey midir?” kabilinden bir sual sorduğumu hissediyordum.

–Padişah Kızıl Sultan olur mu?

Dedikten sonra, sualime en doğru cevabı verecek kaynağı söyledi… Köyümüzden Karaoğlanlar’ın Halil Aga! Bunun cevabını hiç şüpheye mahal bırakmayacak şekilde verirmiş. Çünkü o, “Muhafız Alayı”ndanmış. Daha kolay anlaşılacağından emin olarak ekliyor: "Ertuğrul Alayı"... Babamın, ses tonu ve tavrı ile takdirinden ve “muhafız” kelimesinin mânâsını kestirebildiğim için az çok ne olduğunu anladım.

“Ertuğrul Alayı” askerlerinden Halil Aga (Kayacık); sessiz, sakin, o güne kadar hiç konuştuğunu duymadığım, varlığından bile haberdar olmadığım, köyün bize uzak bir köşesinde oturan, camiden eve, evden camiye sessiz bir ihtiyar… Belli çevrelerin resmî görüş haline getirdiği saçma düşüncelerin yılmaz bekçileri olmamız için yetiştirilen bir öğretmen adayının böyle bir ihtiyarla konuşacak neyi olabilirdi? Asıl onların bizim gibi aydınlık, ilerici gençlerden öğrenecekleri çok şey vardı. Ama askerliğini “Ertuğrul Alayı”nda yapmış, padişah sarayında nöbet tutmuş biri ile konuşmanın cazibesi de inkâr edilir gibi değil…

Halil Aga’yı buldum. Selâm verdim, buyur etmesi üzerine yanına oturdum. Konuşmaya cevabının “Evet” olacağından emin olduğum soru ile başladım:

–Halil Aga askerliğinizi Abdülhamid’in sarayında mı yaptınız?

Tahmin ettiğim cevabı alınca can alıcı soruya geldi sıra:

–Abdülhamid ‘Kızıl Sultan’ mıydı?

Pek şaşırmadı… Beni şaşkına çeviren güzel bir mantıkla ve yüksek sesle:

–Bir devletin büyüğü, dünyanın neresinde böyle itham edilir?

Heybetinden sarsıldım. O sessiz, eline vur ekmeğini al, ihtiyar gitmiş; elinde silâh cephede düşmana kurşun sıkan yiğit bir genç adam gelmişti:

–Bu iftira Ermeniler’e aittir. Öldürmek istediler, öldüremediler. Yahudiler, tahttan indirdikleri halde, tesirini ve sevgisini silemediler. Böyle yalan ithamlarla onu karalamak istiyorlar. Daha neler uydurdular neler… Pinti, müsrif, hafiye, sinsi, korkak, zalim, müstebit... Bunların hiç birine millet kanmadı.

Milletin vicdanında iftiraların yer etmediğine mantıklı bir delil söylüyor Halil Aga:

–Öyle olsaydı, çocuklarımıza “Hamit” ismi konmazdı! Komutanımız, İranlılar’ın Ömer ve Osman ismini koymadıklarını söylerdi…

Heyecanlandı… Başını dikleştirdi… Sesini yükseltti:

–Ne Kızıl Sultanı!.. Ne şusu, busu!.. O, evliya idi, evliya!..

Padişahını, büyüğünü müdafaasındaki inanç ve samimiyeti beni sarstı. Devrimlerin yılmaz bekçisi, dedesini hayranlıkla dinleyen bir çocuk oluvermişti. Evliya Sultanını inançla anlatışına bakıp, bu heyecanla bu zamana kadar nasıl sustuğuna, susabildiğine şaşıyorum. Devam ediyor:

–Akşam namazını Mekke’de kılarsa, yatsı namazını İstanbul’da kılardı!

Sesi makul bir seviyeye indi. Ağlamamaya gayret ediyor:

–Ben sarayda nöbet tuttum. Bundan çok memnunum. Allah’a bunu nasip ettiği için şükrediyorum… O günlere dönmek mümkün olsa, yine sarayında, onun kapısında nöbet tutmayı en büyük şeref, en büyük sevap bilirim.

Gözyaşlarını tutamıyor. Sultanını tanımak isteyen birini bulmuş; heyecanla, aşkla, huzurla anlatıyor… Bir çocuğa değil, salon dolusu dinleyiciye hitap ediyor:

–Sabahleyin erken kalkardı. Odasının önündeki nöbetçiye dünyanın en güzel tebessümü ile bakardı. Gözlerinin içine bakarak “Nasılsın evlâdım?” diye sorardı ona...

Gözyaşlarını mahcup bir şekilde sildi, su gibi çağlayan konuşmasına devam etti:

–“Nasılsın evlâdım!..” Bu şefkatli baba sesine, bu engin merhamet yüklü söze muhatap olmak için hepimiz kapıda, kapısında nöbet tutmaya can atardık, birbirimizle yarışırdık. Bu nöbeti tutunca izine ayrılırdık ki, dönünce sıramız kaçmış olmasın ve hemen gelir gelmez kapıda nöbet tutabilelim. Sadece ben değil, saraydaki bütün askerler böyleydi.

Halil Aga öyle anlatıyordu ki, memleketimden aldığım sevgi ile kucaklaşınca, resmî tarihin baskılarını yendi. Propaganda ile nefret ettirilemediği gibi, sevdirilemiyordu da…

İlerde ansiklopedi verme furyası basını sarınca, Üstad Necip Fazıl’ın “Abdülhamid’i anlamak, her şeyi anlamaktır” işaretine uygun olarak, o yayını alıp almamak yönünden benim için ölçü oldu. İlk fasikülde yer alıyor, “Abdülhamid”… Almak veya almamak kararı, ele alışa göre…

Cennetmekân hemşehrimin askerinin sözlerine mi daha çok hayran oldum, anlatımındaki samimiyetine mi? Allah rahmet eylesin. Onda millet ile devlet başkanı kaynaşmasının en güzel örneğini gördüm. Millet, kimi seveceğini, kimi sevmeyeceğini çok iyi biliyor. Nefreti de sevgisi de boşa değil, sebepsiz değil.

Halil Aga, İstiklâl Savaşı’na da katılmış ve madalya almış. Bu yazı kaleme alınırken (Ocak 2000) bir resmini temin etmek ve madalyasının resmini alabilmek için torunu Halil nezdindeki gayretimiz akim kaldı.

Allah, padişahına da askerine de rahmet eylesin.

 

“Le Musee De Sires”, 1896; “Sultan II Abdülhamid

kadın ve çocukların dahi başlarını alan eli kanlı bir katil

olarak tasvir ediliyor.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Türk teşkilâtlanma kabili... - Sayı 97
Kudüs... - Sayı 96
Tasavvuf ve cemiyet... - Sayı 95
Kedicik... - Sayı 94
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 En azından "doğru tarafta olmak" nasıl bir nizam köpürtür... "Geride kalıyor olmak" faslını konuşaca... Sinan AYHAN

 "Demek ki, zaten aslında ve lûgatta bir kavmin ruhunu dayadığı iman kaynağı mânasına gelen ve son za... Sinan AYHAN

 Hocam, kaleminize sağlık, işin ruhunu etraflıca veren, hoş bir yazı olmuş... Allah razı olsun... Güç... Sinan AYHAN

 Manzaraya bakıp, bir şeylerin yanlış gittiğini görmek için pek de büyük bir çaba sarfetmeye gerek yo...

 Allah rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun.O güzel yerler de bir gün sevdiklerimizle buluşacağız... ... BİRSEN YURTSEVER


ACI-YORUM nedir?
Bugün toplumumuzda, özellikle düşünce alanında aksayan yönler ve anlamsızlıklar var.
ACIYORUM, bu aksaklıkları ve anlamsızlıkları, sadece fikirle en can alıcı yerinden, en vurucu sözlerle, yanlışlıkların mantıksızlıklarını yakalamayı usul bilerek, en doğru yargıları, hiç itiraza yer vermeyecek şekilde ifade etmeyi ve daha sonra düzeltmeyi yapacak olanlar için fikri çözüm yolları açmak düşüncesinin ifadeye dökülmüş şeklidir.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Milliyetçilik
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Dergi fuarındaydık
Kardelen IX. uluslararası dergi fuarında
Türkün halelendiği ufuk, istikamet...
Türk teşkilâtlanma kabiliyeti ve kapasit
Milliyetçilik
Dergi fuarındaydık
Aydınlar üzerine


Yavuz Sert - Keyif verici cümlele...
Ali Erdal - Türk teşkilâtlanma k...
Kadir Bayrak - Ertuğrul Gazi
Sinan Ayhan - Türkün halelendiği u...
Sinan Ayhan - Arşetip: eşyaların b...
Necip Fazıl Kısakürek - Milliyetçilik
Bedran Yoldaş - Filistin
Fatma Pekşen - Fatmalar ve diğerler...
Ahmet Mahir Pekşen - Sarhoşun saygısı
Ahmet Mahir Pekşen - Sarmaşık günaydını
Dergi Editörü - Dergi fuarındaydık
Site Editörü - Kardelen IX. uluslar...
Mehmet Hasret - Körbaykuş
Gönüldaş - "Ümmetim kötüde itti...
Necdet Uçak - Uyku
Necdet Uçak - İmtihan
Mustafa Büyükgüner - Taşlar dile geldi
M. Nihat Malkoç - Kudüs terennümleri
Hızır İrfan Önder - Az-öz
Ayhan Aslan - Karikatür
Ayhan Aslan - Babam
Ahmet Çelebi - 15 Temmuz
Gelecek sayı konusu -
Vural Gündüz - Çamurdan kale
Muhsin Hamdi Alkış - Türk milletinde devl...
Kubilay Ertekin - Çıban başı
İbrahim Şaşma - Kudüs mektubu
Halis Arlıoğlu - İnanç ve milli irâde...
Halis Arlıoğlu - Can Azerbaycan
Erdem Özçelik - Doktor anne
Mahir Adıbeş - Şahit
Kürsü Kainatın Efendisi - Giyim
Murat Yaramaz - Vicdan
Murat Yaramaz - Belki
Murat Yaramaz - Tavsiye
Tamer Uysal - Aydınlar üzerine
Harun Ekici - Unutmak
Hakan Karahan - Mevlânâ
Zaman Yolcusu - İki soru
Konyalı - Bir anma gününden rö...
Enes Yeşil - Kıyamam
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4507272
 Bugün : 2021
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 439882
 Bugün : 27
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 74
 97. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 7 Ağustos 2018
Künye | Abonelik | İletişim