Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     1660 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Ulu Hakan’ı, askerinden öğrendim
Ali Erdal

  Sayı: 91 - Ocak / Mart 2017

DP iktidarının ilk yılları... Ortaokulun ikinci sınıfındayım. Daha doğrusu 6 yıllık öğretmen okulunun ikinci sınıfı… Tarih hocamız, hararetli bir II. Abdülhamid düşmanı… Zengin hakaret (repertuvar)ını, aşağı yukarı her ders eksiksiz icra ediyor. Bu da, her yerden daha fazla Abdülhamid sevgisine sahip bir memleketin çocuğuna dokunuyor. Hele bir “Kızıl Sultan” deyişi var… Bir kaşık suda boğsam, öfkemi alamam. Allah’a şükür, resmî görüşün cahil aydınlarının bu Abdülhamid düşmanlığı bana hiç işlemedi. “Hemşehrimiz Abdülhamid”; Bilecik, Söğüt ve çevresinden kurdu Muhafız Alayı’nı… Adına da “Ertuğrul Alayı” dedi. Bu çevreden aldığım kültürle okulların, basının, cahil aydınların, resmî görüşün menfi propagandalarına rağmen ondan nefret etmiyordum, hattâ ona, yakınlık duyuyordum.

Karne tatiline gelince babama sordum:

–Abdülhamid Kızıl Sultan mıydı?

Arızası, ithamın kendisinde sırıtan bu hakaret babamı şaşırttı ve galiba biraz da, belli etmedi ama bana öfkelendi. Babama ‘nefes almak çok kötü bir şey midir?” kabilinden bir sual sorduğumu hissediyordum.

–Padişah Kızıl Sultan olur mu?

Dedikten sonra, sualime en doğru cevabı verecek kaynağı söyledi… Köyümüzden Karaoğlanlar’ın Halil Aga! Bunun cevabını hiç şüpheye mahal bırakmayacak şekilde verirmiş. Çünkü o, “Muhafız Alayı”ndanmış. Daha kolay anlaşılacağından emin olarak ekliyor: "Ertuğrul Alayı"... Babamın, ses tonu ve tavrı ile takdirinden ve “muhafız” kelimesinin mânâsını kestirebildiğim için az çok ne olduğunu anladım.

“Ertuğrul Alayı” askerlerinden Halil Aga (Kayacık); sessiz, sakin, o güne kadar hiç konuştuğunu duymadığım, varlığından bile haberdar olmadığım, köyün bize uzak bir köşesinde oturan, camiden eve, evden camiye sessiz bir ihtiyar… Belli çevrelerin resmî görüş haline getirdiği saçma düşüncelerin yılmaz bekçileri olmamız için yetiştirilen bir öğretmen adayının böyle bir ihtiyarla konuşacak neyi olabilirdi? Asıl onların bizim gibi aydınlık, ilerici gençlerden öğrenecekleri çok şey vardı. Ama askerliğini “Ertuğrul Alayı”nda yapmış, padişah sarayında nöbet tutmuş biri ile konuşmanın cazibesi de inkâr edilir gibi değil…

Halil Aga’yı buldum. Selâm verdim, buyur etmesi üzerine yanına oturdum. Konuşmaya cevabının “Evet” olacağından emin olduğum soru ile başladım:

–Halil Aga askerliğinizi Abdülhamid’in sarayında mı yaptınız?

Tahmin ettiğim cevabı alınca can alıcı soruya geldi sıra:

–Abdülhamid ‘Kızıl Sultan’ mıydı?

Pek şaşırmadı… Beni şaşkına çeviren güzel bir mantıkla ve yüksek sesle:

–Bir devletin büyüğü, dünyanın neresinde böyle itham edilir?

Heybetinden sarsıldım. O sessiz, eline vur ekmeğini al, ihtiyar gitmiş; elinde silâh cephede düşmana kurşun sıkan yiğit bir genç adam gelmişti:

–Bu iftira Ermeniler’e aittir. Öldürmek istediler, öldüremediler. Yahudiler, tahttan indirdikleri halde, tesirini ve sevgisini silemediler. Böyle yalan ithamlarla onu karalamak istiyorlar. Daha neler uydurdular neler… Pinti, müsrif, hafiye, sinsi, korkak, zalim, müstebit... Bunların hiç birine millet kanmadı.

Milletin vicdanında iftiraların yer etmediğine mantıklı bir delil söylüyor Halil Aga:

–Öyle olsaydı, çocuklarımıza “Hamit” ismi konmazdı! Komutanımız, İranlılar’ın Ömer ve Osman ismini koymadıklarını söylerdi…

Heyecanlandı… Başını dikleştirdi… Sesini yükseltti:

–Ne Kızıl Sultanı!.. Ne şusu, busu!.. O, evliya idi, evliya!..

Padişahını, büyüğünü müdafaasındaki inanç ve samimiyeti beni sarstı. Devrimlerin yılmaz bekçisi, dedesini hayranlıkla dinleyen bir çocuk oluvermişti. Evliya Sultanını inançla anlatışına bakıp, bu heyecanla bu zamana kadar nasıl sustuğuna, susabildiğine şaşıyorum. Devam ediyor:

–Akşam namazını Mekke’de kılarsa, yatsı namazını İstanbul’da kılardı!

Sesi makul bir seviyeye indi. Ağlamamaya gayret ediyor:

–Ben sarayda nöbet tuttum. Bundan çok memnunum. Allah’a bunu nasip ettiği için şükrediyorum… O günlere dönmek mümkün olsa, yine sarayında, onun kapısında nöbet tutmayı en büyük şeref, en büyük sevap bilirim.

Gözyaşlarını tutamıyor. Sultanını tanımak isteyen birini bulmuş; heyecanla, aşkla, huzurla anlatıyor… Bir çocuğa değil, salon dolusu dinleyiciye hitap ediyor:

–Sabahleyin erken kalkardı. Odasının önündeki nöbetçiye dünyanın en güzel tebessümü ile bakardı. Gözlerinin içine bakarak “Nasılsın evlâdım?” diye sorardı ona...

Gözyaşlarını mahcup bir şekilde sildi, su gibi çağlayan konuşmasına devam etti:

–“Nasılsın evlâdım!..” Bu şefkatli baba sesine, bu engin merhamet yüklü söze muhatap olmak için hepimiz kapıda, kapısında nöbet tutmaya can atardık, birbirimizle yarışırdık. Bu nöbeti tutunca izine ayrılırdık ki, dönünce sıramız kaçmış olmasın ve hemen gelir gelmez kapıda nöbet tutabilelim. Sadece ben değil, saraydaki bütün askerler böyleydi.

Halil Aga öyle anlatıyordu ki, memleketimden aldığım sevgi ile kucaklaşınca, resmî tarihin baskılarını yendi. Propaganda ile nefret ettirilemediği gibi, sevdirilemiyordu da…

İlerde ansiklopedi verme furyası basını sarınca, Üstad Necip Fazıl’ın “Abdülhamid’i anlamak, her şeyi anlamaktır” işaretine uygun olarak, o yayını alıp almamak yönünden benim için ölçü oldu. İlk fasikülde yer alıyor, “Abdülhamid”… Almak veya almamak kararı, ele alışa göre…

Cennetmekân hemşehrimin askerinin sözlerine mi daha çok hayran oldum, anlatımındaki samimiyetine mi? Allah rahmet eylesin. Onda millet ile devlet başkanı kaynaşmasının en güzel örneğini gördüm. Millet, kimi seveceğini, kimi sevmeyeceğini çok iyi biliyor. Nefreti de sevgisi de boşa değil, sebepsiz değil.

Halil Aga, İstiklâl Savaşı’na da katılmış ve madalya almış. Bu yazı kaleme alınırken (Ocak 2000) bir resmini temin etmek ve madalyasının resmini alabilmek için torunu Halil nezdindeki gayretimiz akim kaldı.

Allah, padişahına da askerine de rahmet eylesin.

 

“Le Musee De Sires”, 1896; “Sultan II Abdülhamid

kadın ve çocukların dahi başlarını alan eli kanlı bir katil

olarak tasvir ediliyor.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
İnternete, kulak versek... - Sayı 98
Türk teşkilâtlanma kabili... - Sayı 97
Kudüs... - Sayı 96
Tasavvuf ve cemiyet... - Sayı 95
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Fıtratımız gereği aslolana yöneliriz. Ne kadar doğru bir söz. Şüphe yok ki tebaa da fıtratı gereği a... Tebaa

 Çok teşekkürler proje ödevime çok yardımcı oldunuz.... Emine

 İnsan düşündüğü için değil sadece, bunun ötesinde öteleri merak ettiği ve her şeyin künhünü kurcalad... Sinan AYHAN

 Soru: "YouTube", "twitter", "Facebook", "instagram" gibi başlıkların altına listelenen kullanıcılar ... Sinan AYHAN

 Yazar hakkında minik bir araştırma yaptım su an yazmıyor ve bir yerde okudum bu yazıları lisedeyken ... Halil Aktan


Günümüzde kitaba nazaran paraya rağbeti; mide gurultusunu beyin sancısı zannederek, Tanzimat’tan bu yana, hiçbir şeyin çilesini çekmeden, her şeyi, Avrupa’dan monte eden(alan) yazarlarımıza borçluyuz.
Borcumuzu ödemesek de olur.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Makine
İnternete, kulak versek
Son ve tek kıvılcım
Bilgelik çağına doğru
İnternet hayatımız, hayatımız internet
Makine
Mevlid
Ady; Sen, Ben, O...
İnternete, kulak versek
Alın teri


Ali Erdal - İnternete, kulak ver...
Kadir Bayrak - Tarihin eşiğinde...
Sinan Ayhan - İnternet rüya mı, kâ...
Sinan Ayhan - Dijital (Hermeneutik...
Sinan Ayhan - Hamletten (internet)...
Sinan Ayhan - Yazarlık, Mezarlık v...
Necip Fazıl Kısakürek - Makine
Özgür Alkan Alkış - Bilgelik çağına doğr...
Dergi Editörü - Son ve tek kıvılcım
Site Editörü - İnternetin fâsık hab...
Mehmet Hasret - Ağır kefe, baskın ta...
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Mezar
Necdet Uçak - Ebrehe ve ebabil kuş...
Necdet Uçak - Kürşad
M. Nihat Malkoç - İnternet kumarhane o...
Hızır İrfan Önder - Nerdesin?
Olgun Albayrak - Dervişane
Olgun Albayrak - Millet destanı
Mehmet Balcı - Zamanla
Mehmet Balcı - Kızım
Ahmet Çelebi - Meçhul sevgililer
Ahmet Çelebi - İçimdeki sesler
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu
Av. Mustafa Büyükgüner - Onuncu gün
Muhsin Hamdi Alkış - Sanal âlem mi?
Kubilay Ertekin - Doğum ve sonrası
Halis Arlıoğlu - Hicran
Halis Arlıoğlu - Bir başka açıdan yör...
Ahmet Değirmenci - Buhranların çocuğu
Ahmet Değirmenci - Dinlediğim türküler
Büşra Doğramacı - Çağın bilinçsiz hare...
Bahadır Kaya - 98.sayı medya sepeti
Kürsü Kainatın Efendisi - Kürsü
Hüseyin Selçuk Bozkurt - Sırf gece
Murat Yaramaz - İnternet hayatımız, ...
Murat Yaramaz - Yalnız sen, yalnız b...
Murat Yaramaz - Mevlid
Murat Yaramaz - Masal
Murat Yaramaz - 98.sayı mizah köşesi
Kenan Aydınoğlu - Əlliyə çat...
Ahmet Yalçınkaya - Tuş üstünde savrulan
Kamran Murquzov - Hakdan gelen haber i...
Yarının Büyüklerine Sorduk - Yarının Büyüklerine ...
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Güldərən VƏLİYEVA - QORXURAM
İsmail Güçtaş - İhtiyar çınar
İsmail Güçtaş - Alın teri
Əkbər QOŞALI - MƏN HƏL...
Mehmet Şerif Cebe - Bir an dicleyle
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4912549
 Bugün : 860
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 452207
 Bugün : 11
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 118
 98. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 13
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 30 Ekim 2018
Künye | Abonelik | İletişim