Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     303 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

6 gün savaşları
Murat Yaramaz

  Sayı: 96 -

Savaşa  Sürükleyen Süreç:

İkinci Dünya Savaşı’nın neden olduğu yıkım nedeniyle ekonomik bir çöküntü yaşamakta olan ve bölgedeki şiddet olaylarını kontrol altına alamayan İngiltere, Arap-Yahudi meselesini Birleşmiş Milletler (BM) platformuna taşımayı tercih etmiştir. 

2 Nisan 1947’de BM’ye başvurarak Filistin sorununun BM Genel Kurulu gündemine alınmasını talep eden İngiltere için Hindistan’daki yönetiminin sona ermesiyle Ortadoğu’da manda yönetimini sürdürmesinde etkili olan birincil neden ortadan kalkmıştı. İngilizler bir yıl daha Filistin’de kalmışlarsa da geçici bir hükümette görev almışlar, bölgenin geleceğinin sorumluluğunu BM’ye devretmişlerdir. BM bu tarih itibariyle Filistin sorununu ele almıştır. 

Mısır, Suudi Arabistan ve Suriye öncülüğündeki Arap devletleri, Filistin’deki manda rejimine son verilmesi ile birlikte Filistinlilerin bağımsızlığının tanınması yönünde çalışırken, Yahudiler de Filistin’de kendi bağımsız devletlerinin kurulması için BM’yi etkilemeye yönelik faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Bunun üzerine BM Genel Kurulu Filistin sorununun çözümü için bir komite kurulması kararı almıştır. Avustralya, Kanada, Çekoslovakya, Guatemala, Hindistan, İran, Hollanda, Peru, İsveç, Uruguay ve Yugoslavya’dan oluşan 11 üyeli BM Filistin Özel Komitesi (UNSCOP) Filistin’de incelemeler yapmış, çalışmaları sonucunda çoğunluk planı ve azınlık planı adında iki tasarı hazırlamıştır. Bunlardan çoğunluğun desteklediği Taksim Planı, Filistin’de bağımsız bir Yahudi devleti, bağımsız bir Arap devleti ve Kudüs’te BM gözetimi altında uluslararası bir bölge kurulmasını öngörüyordu. Azınlığın desteklediği diğer görüş ise bağımsızlık yerine Filistin’de Yahudi ve Arap topluluklarından oluşan, başkenti Kudüs olan federatif bir Filistin devletinin kurulmasını öngörüyordu. 

İki ayrı devlet kurulmasını teklif eden plan Yahudiler tarafından şartlı olarak olumlu karşılanmış, Araplar ise çoğunluk planının Filistin’in toprak bütünlüğünü parçaladığı, azınlık planının gizli bir şekilde bölücü amaçlar izlediği için her iki plana da karşı çıkmışlardır. Arapların önerileri Filistin’deki bütün insanların ve azınlıkların haklarına saygı gösterecek demokratik bir devlet sisteminin sağlanması yönünde olmuştur. 

Ülke temsilcileri arasındaki fikir ayrılıkları nedeniyle özel komitenin çalışmaları incelemek üzere kurduğu iki alt komitede 19 Kasım 1947’de yapılan oylamalar sonucunda, Filistin sorununun Uluslararası Adalet Divanı’na gönderilmesi teklifi reddedilmiş, BM’nin Filistin sorununu görüşmeye yetkili olduğu kararı alınmış, Filistin’de bağımsız demokratik bir devlet kurma teklifi kabul edilmemiş, nihayet özel komisyon Filistin konusu ile ilgili kesin kararı oylayarak taksim planını kabul etmiştir. Bu plana göre politik olarak bağımsız, ancak ekonomik olarak birbirleriyle ilişkilerini sürdürmeleri gereken iki devlet oluşturulacaktı. 29 Kasım 1947’de BM Genel Kurulu’nun yaptığı oylama sonucunda 10 çekimser, 13 ret ve 33 kabul oyu ile Filistin’in Arap ve Yahudi devletine bölünmesi, Kudüs kentinin uluslararası gözetim altında olacağı ayrı bir bölge olmasına karar verildi. 

Manda yönetimi altında devam eden Arap-Yahudi çatışması, BM kararlarıyla daha çözümsüz hale gelmiştir. Genel kurulun bölünme kararı Filistin sorununu çözmediği gibi, İngiltere 15 Mayıs 1948’de manda rejimine son vereceğini açıklayıp, Filistin’i sorunlu halde terk ederek iki toplum arasında kalıcı çözüm yolu bulmak yerine geride nefreti temellendirdiği, çatışmaların arttığı bir bölge bırakmıştır. Görüldüğü gibi bölünme planı Filistin sorunu için barışçı bir çözüm olamamıştır. Bu plandan sonra hem Yahudiler hem de Araplar gönüllüleri silahlandırmış, sivillere yönelik eylemlerin artmasına yol açmışlardır. İngiltere’nin Filistin’den çekilmesi ile Yahudiler yayılma politikasına girişmişlerdir. Yahudilerin kuvvet kullanarak yürüttükleri politikalar neticesinde, birçok Filistinli baskılara dayanamayıp topraklarını terk ederek başka ülkelere göç etmek mecburiyetinde kalmıştır. 

14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti’nin kurulduğu ilânından 11 dakika sonra devleti tanıyan ilk ülke ABD olmuş, ABD’nin tutumu, İsrail’in uluslararası alanda tanınmasının yolunu açmıştır. Bir gün sonra Guatemala, 18 Mayıs’ta da Sovyetler Birliği İsrail’i tanımışlardır. Hiçbir Arap ülkesi İsrail Devleti’ni tanımamıştır. İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilân etmesi ile Arap Birliği’ne üye ülkelerden Suriye, Mısır, Ürdün, Lübnan ve Irak askerî birlikleri harekete geçerek bu devleti ortadan kaldırma kararı almışlar ve BM tarafından yapılan taksimde Arap devleti için ayrılan bölgeye girerek ilk Arap-İsrail Savaşı’nı başlatmışlardır. Bu tarih itibariyle İsrail ile Arap devletleri arasında yıllarca sürecek savaşların fitili ateşlenmiştir. Bu anlaşmazlık ve çatışmalar günümüzde de devam etmekte olup daha uzun yıllar sürmeye namzet görünmektedir. 

1948 yılının sonunda Arap komşuları yeni kurulan İsrail devletini yok etmek için bir harekat başlattılar ve yenildiler. Mısır ordusu yenildi fakat “Felluce Cebi” diye anılan bölgede kuşatılan Mısır birlikleri teslim olmayı reddetti. Bir grup genç Mısırlı ve İsrailli subay bu kilitlenmeye son vermek için görüşmeler yaptılar. Bunlar arasında daha 26 yaşında İsrail’in güney cephesi harekatının başına getirilmiş olan İzak Rabin ve 30 yaşında bir Mısırlı binbaşı Cemal Abdül Nasır da vardı. Nazilerin Avrupa’da 6 milyon yahudiyi katletmesinden sadece birkaç yıl sonra, Yahudilerin “kutsal topraklarda” bir devlet kurma rüyası gerçek olmuştu. Filistinliler ise 1948’i “El Nakba” yani “Felaket” diye anarlar. Çünkü İsrail’in kuruluşu ile 750 bin Filistinli, topraklarından, evlerinden kaçmak zorunda bırakıldı veya sürüldü ve bir daha geri gelmelerine asla izin verilmedi. Araplar için ise daha yeni kurulmuş İsrail devleti karşısında alınan yenilgi yıllarca çalkantıları sürecek siyasî bir deprem meydana getirdi. 

1956’da Nasır, Mısır Cumhurbaşkanı oldu. Aynı yıl Süveyş krizinde İngiltere, Fransa ve İsrail’e meydan okuyarak Arap dünyasının ulusal kahramanı haline geldi. İsrail’de ise İzak Rabin orduda kaldı ve 1967’de Genel Kurmay Başkanı oldu. Araplar yenilginin acısını atlatamıyordu. İsrail ise komşularının onu yok etmek için birleştiğini hiç unutmadı. İki taraf da yeni bir savaşın er veya geç kaçınılmaz olduğunu biliyordu. İsrail ve Arap komşularının birbirinden nefret etmek ve karşılıklı kuşkulanmak için bol bol sebepleri vardı. Fakat 1950’ler ve 60’ların Soğuk Savaş ortamı bunu iyice besledi. Sovyetler Birliği Mısır’ı hava gücüyle donattı. İsrail ABD ile yakınlaşmış fakat henüz ABD’den en büyük askeri yardımı alan ülke olmamıştı. 1960’larda İsrail Fransa’dan savaş uçağı ve İngiltere’den tank da aldı. 1948’den sonra İsrail, “kendisini istemeyen komşular” arasında yaşamanın dezavantajına karşı savunmasını güçlendirmek için müthiş bir çaba gösterdi. Ayrıca dışarıdan 1 milyonu aşkın Yahudi göçmen çekti ve askerlik hizmeti yapacak vatandaşlarının sayısını iyice arttırdı. 

Rabin, İsrail’in silâhlı kuvvetlerinin gücüne güveniyordu. İsrail’in tek bir yenilgiyi bile kaldıramayacağı inancı temelinde, ordunun misyonu girdiği her savaşı kazanmaktı.Mısır ve müttefiki Suriye’nin silahlı kuvvetleri ise hem daha az eğitimli, hem fazlaca şişirilmiş hem de 1956 Süveyş krizinde elde edilen politik zaferle birlikte daha önce İsrail karşısında alınan yenilgiyi çoktan unutmuştu. 

Savaşın Başlaması:

BİRİNCİ GÜN:

İlk saldırı 1967 yılının 5 Haziran günü 07:30'dan itibaren İsrail’den geldi. İsrail savaş uçakları Mısır, Suriye ve Ürdün havaalanlarını bombalamaya başladılar.  İsrail uçakları, Mısır radarlarına yakalanmamak için Akdeniz üzerinde çok alçaktan uçarak, Mısır'ın Batı sınırlarına ulaştılar. 5 Haziran günü akşamı olduğunda 16 Mısır havaalanı yerle bir edildi. 280 Mısır uçağı, 52 Suriye uçağı, 20 Ürdün uçağı ve birçok da Irak uçağı henüz yerdeyken tahrip edildi. İsrail bu ani baskınla Arap ülkelerinin bütün hava kuvvetlerini neredeyse yok etmiş oldu. Suriye, Irak, Ürdün, Cezayir, Yemen, Sudan, Kuveyt ve Suudi Arabistan İsrail´e savaş açtı. ABD tarafsızlığını ilan etti. 

İKİNCİ GÜN:

İsrail ordusu Gazze’yi kuşattı ve sonra da Ürdün cephesinden Gazze’ye girdi. ABD ile SSCB’nin uzun süren baş başa görüşmesinin ardından BM Güvenlik Konseyi, acil ateşkes isteyen bir karar tasarısını oy birliğiyle kabul etti. 

ÜÇÜNCÜ GÜN:

İsrail ordusu Süveyş Kanalı’nın doğu kıyısını ve Sina Yarımadasını işgal etti. İsrail donanması Şarm El Şeyh´i kuşattı ve Akabe Körfezi’ni açtı. Batı Şeria ve Doğu Kudüs´ü kaybeden Ürdün ateşkesi kabul etti. 

DÖRDÜNCÜ GÜN:

İsrail-Suriye sınırında top atışları yaşandı. Aynı gün Kahire de ateşkesi kabul etti. 

BEŞİNCİ GÜN:

İsrail ordusu Golan Tepeleri´ne girdi. Nasır sokaktan gelen baskılar üzerine istifa etti, ama kararından vazgeçti.

ALTINCI GÜN:

SSCB İsrail ile diplomatik ilişkilerini kesti. Şam´a 40 kilometre uzaktaki Kuneitra’nın düşmesi üzerine Suriye de ateşkesi kabul etti ve çatışmalara son verdi. 

Savaşın Sonuçları:

6 gün savaşlarının sonucunda;

●İsrail Ürdün , Suriye ve Mısır topraklarının bir kısmını işgal ederek sınırlarını 4 kat genişletti. İsrail bu toprakları Birleşmiş Milletler karalarına rağmen elinde tutmaya devam ediyor.

●Kudüs hiçbir devlet tarafından kabul edilmese de İsrail’in başkenti ilan edildi.

●Bu savaştan sonra Arap politikası tamamıyla değişti. Artık İsrail’i yok edemeyeceğini anlayan Arap ülkeleri Pan-Arabizmi terk etti. Her ülke İsrail tarafından işgal edilen topraklarını almak için çaba içerisine girdi. İsrail, bu savaş sonunda bölgenin tartışmasız tek gücü haline geldi. Filistin meselesinin Pan-Arabizm ile çözüleceği fikri sona erdi. Filistinliler kendi sorunlarını kendileri çözmek için harekete geçtiler. Filistin meselesinde El-Fetih  ve Yaser Arafat öne çıkmaya başladı.

●Savaş sonunda 250 binden fazla Filistinli, 100 binden fazla da Suriyeli mülteci durumuna düştü.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
98.sayı mizah köşesi... - Sayı 98
Masal... - Sayı 98
Mevlid... - Sayı 98
Yalnız sen, yalnız ben... - Sayı 98
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Fıtratımız gereği aslolana yöneliriz. Ne kadar doğru bir söz. Şüphe yok ki tebaa da fıtratı gereği a... Tebaa

 Çok teşekkürler proje ödevime çok yardımcı oldunuz.... Emine

 İnsan düşündüğü için değil sadece, bunun ötesinde öteleri merak ettiği ve her şeyin künhünü kurcalad... Sinan AYHAN

 Soru: "YouTube", "twitter", "Facebook", "instagram" gibi başlıkların altına listelenen kullanıcılar ... Sinan AYHAN

 Yazar hakkında minik bir araştırma yaptım su an yazmıyor ve bir yerde okudum bu yazıları lisedeyken ... Halil Aktan


Kalem, İlahi Kelam’ın yazılmasına ve yayılmasına, yani insanın iki dünyasının da saadetle olmasına vasıta oluyor.
Kalem, insanın iki dünyasını da mahveden bâtıl fikirlerin yazılmasına ve yayılmasına alet edilebiliyor…
Kalemle kazığın şekil olarak birbirine benzemesini bir inceliğe işaret olarak göremez misiniz?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Makine
İnternete, kulak versek
Son ve tek kıvılcım
Bilgelik çağına doğru
Ağır kefe, baskın tarafı keşif
Makine
Mevlid
İnternete, kulak versek
Alın teri
Çağın bilinçsiz hareketi: İnternet


Ali Erdal - İnternete, kulak ver...
Kadir Bayrak - Tarihin eşiğinde...
Sinan Ayhan - İnternet rüya mı, kâ...
Sinan Ayhan - Dijital (Hermeneutik...
Sinan Ayhan - Hamletten (internet)...
Sinan Ayhan - Yazarlık, Mezarlık v...
Necip Fazıl Kısakürek - Makine
Özgür Alkan Alkış - Bilgelik çağına doğr...
Dergi Editörü - Son ve tek kıvılcım
Site Editörü - İnternetin fâsık hab...
Mehmet Hasret - Ağır kefe, baskın ta...
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Mezar
Necdet Uçak - Ebrehe ve ebabil kuş...
Necdet Uçak - Kürşad
M. Nihat Malkoç - İnternet kumarhane o...
Hızır İrfan Önder - Nerdesin?
Olgun Albayrak - Dervişane
Olgun Albayrak - Millet destanı
Mehmet Balcı - Zamanla
Mehmet Balcı - Kızım
Ahmet Çelebi - Meçhul sevgililer
Ahmet Çelebi - İçimdeki sesler
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu
Av. Mustafa Büyükgüner - Onuncu gün
Muhsin Hamdi Alkış - Sanal âlem mi?
Kubilay Ertekin - Doğum ve sonrası
Halis Arlıoğlu - Hicran
Halis Arlıoğlu - Bir başka açıdan yör...
Ahmet Değirmenci - Buhranların çocuğu
Ahmet Değirmenci - Dinlediğim türküler
Büşra Doğramacı - Çağın bilinçsiz hare...
Bahadır Kaya - 98.sayı medya sepeti
Kürsü Kainatın Efendisi - Kürsü
Hüseyin Selçuk Bozkurt - Sırf gece
Murat Yaramaz - İnternet hayatımız, ...
Murat Yaramaz - Yalnız sen, yalnız b...
Murat Yaramaz - Mevlid
Murat Yaramaz - Masal
Murat Yaramaz - 98.sayı mizah köşesi
Kenan Aydınoğlu - Əlliyə çat...
Ahmet Yalçınkaya - Tuş üstünde savrulan
Kamran Murquzov - Hakdan gelen haber i...
Yarının Büyüklerine Sorduk - Yarının Büyüklerine ...
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Güldərən VƏLİYEVA - QORXURAM
İsmail Güçtaş - İhtiyar çınar
İsmail Güçtaş - Alın teri
Əkbər QOŞALI - MƏN HƏL...
Mehmet Şerif Cebe - Bir an dicleyle
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4917089
 Bugün : 1735
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 452353
 Bugün : 49
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 108
 98. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 13
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 30 Ekim 2018
Künye | Abonelik | İletişim