Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     193 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Taşlar dile geldi
Mustafa Büyükgüner

  Sayı: 97 -

Dünyayı despotlukla yönetmeye çalışan ve “Her şey benim” kibri ile yaşayan Amerika Birleşik Devletleri, hepi topu 250 yıllık bir devlet… Devletin bulunduğu kıtanın keşfi bile insanlık için çok kısa bir zaman öncesine dayanıyor; 500 yıl…

100 Yıl öncesine kadar “Güneş Batmayan İmparatorluk” kuran İngilizler’in, Britanya adalarında kurdukları Birleşik Krallık’ın kuruluşu 1707… Daha öncesinde adada İrlandalılar, İskoçlar, Britanyalılar ayrı ayrı ve bağımsız olarak yaşıyorlardı… Ne var ki, Sultan Alparslan’ın Malazgirt’te Bizans İmparatorluğu’nu yenip imparatoru esir aldığı 1070’li yıllarda Britanya adasında “İngiliz” diye bir millet henüz bulunmuyordu. 11. Yüzyılda Kuzeydoğu Avrupa’dan göçen Anglosaksonlar, adanın yerlileri olan Britonlar’la birlikte yeni küçük krallıklar kurarken, Kuzey Avrupa’nın işgalci kavmi Vikingler’in saldırıları ile uğraşmaktaydı. Bundan 5 asır önce yani 6. Yüzyılda ise, ada Anglosaksonlar tarafından işgal ve istila edilmişti.

Vikingler, 11. yüzyıl boyunca Britanya Adaları’nı işgal ettikten sonra, buradan yeniden kıta Avrupası’na dönmüşler ve Franklar’ın yaşadıkları şimdiki Fransız bölgesini işgal etmişlerdi. Fransa’nın ilk sakinleri Keltler, yıllarca Roma İmparatorluğu’nun hâkimiyetinde yaşadılar, Roma, güçten düşünce küçük derebeylikler ortaya çıkmaya başladı. Fransa’nın Avrupa’da söz sahibi olmaya başladığı yıllar 14. asırdır.

Ruslar 17. Yüzyılda Sibirya ovalarından Karadeniz’in Kuzeyine ve Doğu Avrupa’ya doğru inmişler ve 1. Petro zamanında isimlerini duyurmaya başlamışlardır. Bundan önce küçük şehir devletleri şeklinde bu bölgeyi yöneten Altınordu Türk Devleti’nin hâkimiyetinde yaşamaktayken, Almanlar ve İtalyanlar, birliklerini 1800’lü yılların ikinci yarısında ancak kurdular ve dünya sahnesine çıktılar.

Avrupa’da elbette bu devletlerden önce de pek çok millet yaşadı ve devletler kuruldu. Elbette geçmişte kurulan bu devletler de dünyanın tamamını etkileyen güçlere ulaştılar. Yunan şehir devletleri, Roma İmparatorluğu, İskender’in Makedonyası, Roma-Germen İmparatorluğu bugünkü modern Avrupa’nın inanç, estetik ve nizam bakımından temelini oluşturmaktadır. Ancak Roma ırk değil bir statüydü, Yunan şehir devletleri güçlerini kaybettikten sonra Homeros’un ezgilerinde kalmış, Makedonya ise İskender’in ölümüyle sona ermişti.

Günümüzde dünyayı yöneten, yönlendiren, sömüren, devletler arasındaki ihtilafları ve iç karışıklıkları kullanarak terör estiren bu devletler henüz ortada yokken, bundan çok uzun yıllar önce 6. asırda atalarımız “Türk” ismi ile bilinmekte ve Orta Asya’da yaşamaktaydılar. Göktürkler’in soyundan gelen Bilge Kağan 700’lü yıllarda kadim Türk şehri olan Ötügen’de, taş bir kaplumbağanın sırtına diktiği kitabesinde “Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insanoğlu kılınmış. İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk Milletinin ilini töresini tutuvermiş, düzenleyivermiş” demekte ve milletine “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında oturursa ilde sıkıntı yoktur” diye nasihat etmekteydi.

Elbette Göktürk Devleti’nden önce ve sonra da atalarımız pek çok devletler kurmuş, dünyanın değişik yerlerinde hüküm sürmüşlerdir. Ancak Bilge Kağan’ın, ondan da önce Oğuz Han’ın töresinden hiç vaz geçmemişler ve Türk adını, Türk örfünü yedi iklim dört bucak üzerinde yaşatmışlardır. Özellikle devlet yapısı, askerî yapı, ast üst ilişkileri, devlet tebaa ilişkileri, meselelere bakış, problem çözme, cihangirlik duygusu Türkler’de kadimden beri aynen süre gelmiştir.

Buna en büyük örneklerden birisi, atalarımızın yaşadığı her yerde örnekleri görülen taş heykellerdir. Bu heykeller incelendiğinde, Türk Hakanı’nın belirli bir oturuş şekli ve düzeni olduğu açık ve net bir şekilde görülmektedir. Yazımıza eklediğimiz resimlerde de görüleceği üzere, Türk Hakanı bağdaş kurup oturmakta, elinin birini kuşağına koymakta veya bazen bir mendil tutmakta, diğer eli ile “Ant kadehi” ismi verilen ve hükümdarlık alâmeti olan bir kadeh, bazen de “Lotus çiçeği” denilen ve yine hükümdarlık alâmeti olan bir çiçek tutmaktadır.

İnanç değişmiş, yerleşim yeri değişmiş, şartlar değişmiş, üretim koşulları değişmiş, kısaca hem dünya genelinde hem de milletimiz özelinde yaklaşık 15 asır boyunca pek çok değişiklik olmuş ancak simgesel anlamda bu oturuş şekli Türk Hakanlarında değişmemiştir. İnternette yapmış olduğum araştırmada budizme inanan Uygur sultanlarının, eski dinlerine inanan Hun ve Göktürk hakanlarının ve hatta Osmanlı hükümdarlarının da benzer oturuş şekliyle simgesel olarak bu pozu vermiş olduklarını gördüm.

Dünyayı yönetme iddiasındaki devletlerin henüz isimlerinin dahi yaşamadığı tarihlerde büyük imparatorluklar kuran, duruşuyla, bakışıyla, inancıyla hep dünyaya hükmetme gayesi güden milletimiz bu vasıflarını nesilden nesile aktararak bu günlere kadar getirmiş ve kökleri çok derinlerde bulunan sağlam bir medeniyet ve vizyon sahibi olmuştur.

Bununla ilgili elbette verilebilecek pek çok örnek vardır ve bulunabilir. Ancak sadece Türk Hakanlarının simgesel oturuş şekli dahi, şimdilik meramımızı anlatmaya yetmekte ve bu taşlar dile gelerek hepimize “bir şeyler” anlatmaktadır.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Taşlar dile geldi... - Sayı 97
Nefes... - Sayı 96
Bir Naim Süleymanoğlu por... - Sayı 95
Budinden Yemene sazım çal... - Sayı 94
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (98): İNTERNET


Son Eklenen Yorumlardan
 Sayın Halis bey, bu şiirde yönteminizi değiştirip beyitler halinde denemeniz olmuş. Bence güzelde ol... Ahmet Güney

 Sevgili Özgür, meselenin can alıcı yerini gösteren, esaslı bir yazı olmuş, Allah razı olsun; eşya ve... Sinan AYHAN

 "Vurgun köleler" devrinine hoşgeldiniz..! Tuş ve parmak arası cennet ve cehennem... Geçmişte misalle... Sinan AYHAN

 Evet Sinan Her meselede ölçü olacak söz: "İslâma nüfuz etmeden bu âlemde nüfuz edebileceğimiz hiçb... Ali ERDAL

 "İslâma nüfuz etmeden bu âlemde nüfuz edebileceğimiz hiçbir şey yoktur."Her meselede ölçü olacak söz... Sinan AYHAN


Batı; kaybettiği noktanın idrâkinde ve kazanacağı noktanın gafili olduğunu -yalnız kendine- ihtar ederek bugünkü buhranını yaşıyor. Biz; tüm taklitçiliğimize rağmen hem birincisinin, hem ikincisinin gafletindeyiz.
Eğer batı gibi kaybettiğimiz noktanın idrakinde olabilseydik, elimizden kaçırdığımız bunca zamandan ötürü eyvahlar eder; kazanacağımız noktanın gafletinden de sıyrılabilirdik…
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Makine
İnternete, kulak versek
Ağır kefe, baskın tarafı keşif
İçimdeki sesler
Bilgelik çağına doğru
Makine
Alın teri
Tuş üstünde savrulan
Bir başka açıdan yörükler
Bilgelik çağına doğru


Ali Erdal - İnternete, kulak ver...
Kadir Bayrak - Tarihin eşiğinde...
Sinan Ayhan - İnternet rüya mı, kâ...
Sinan Ayhan - Dijital (Hermeneutik...
Sinan Ayhan - Hamletten (internet)...
Sinan Ayhan - Yazarlık, Mezarlık v...
Necip Fazıl Kısakürek - Makine
Özgür Alkan Alkış - Bilgelik çağına doğr...
Dergi Editörü - Son ve tek kıvılcım
Site Editörü - İnternetin fâsık hab...
Mehmet Hasret - Ağır kefe, baskın ta...
Acıyorum - Acıyorum
Necdet Uçak - Mezar
Necdet Uçak - Ebrehe ve ebabil kuş...
Necdet Uçak - Kürşad
M. Nihat Malkoç - İnternet kumarhane o...
Hızır İrfan Önder - Nerdesin?
Olgun Albayrak - Dervişane
Olgun Albayrak - Millet destanı
Mehmet Balcı - Zamanla
Mehmet Balcı - Kızım
Ahmet Çelebi - Meçhul sevgililer
Ahmet Çelebi - İçimdeki sesler
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu
Av. Mustafa Büyükgüner - Onuncu gün
Muhsin Hamdi Alkış - Sanal âlem mi?
Kubilay Ertekin - Doğum ve sonrası
Halis Arlıoğlu - Hicran
Halis Arlıoğlu - Bir başka açıdan yör...
Ahmet Değirmenci - Buhranların çocuğu
Ahmet Değirmenci - Dinlediğim türküler
Büşra Doğramacı - Çağın bilinçsiz hare...
Bahadır Kaya - 98.sayı medya sepeti
Kürsü Kainatın Efendisi - Kürsü
Hüseyin Selçuk Bozkurt - Sırf gece
Murat Yaramaz - İnternet hayatımız, ...
Murat Yaramaz - Yalnız sen, yalnız b...
Murat Yaramaz - Mevlid
Murat Yaramaz - Masal
Murat Yaramaz - 98.sayı mizah köşesi
Kenan Aydınoğlu - Əlliyə çat...
Ahmet Yalçınkaya - Tuş üstünde savrulan
Kamran Murquzov - Hakdan gelen haber i...
Yarının Büyüklerine Sorduk - Yarının Büyüklerine ...
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Güldərən VƏLİYEVA - QORXURAM
İsmail Güçtaş - İhtiyar çınar
İsmail Güçtaş - Alın teri
Əkbər QOŞALI - MƏN HƏL...
Mehmet Şerif Cebe - Bir an dicleyle
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 4800398
 Bugün : 6031
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 448758
 Bugün : 100
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 172
 98. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 30 Ekim 2018
Künye | Abonelik | İletişim