Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     866 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Taşlar dile geldi
Mustafa Büyükgüner

  Sayı: 97 -

Dünyayı despotlukla yönetmeye çalışan ve “Her şey benim” kibri ile yaşayan Amerika Birleşik Devletleri, hepi topu 250 yıllık bir devlet… Devletin bulunduğu kıtanın keşfi bile insanlık için çok kısa bir zaman öncesine dayanıyor; 500 yıl…

100 Yıl öncesine kadar “Güneş Batmayan İmparatorluk” kuran İngilizler’in, Britanya adalarında kurdukları Birleşik Krallık’ın kuruluşu 1707… Daha öncesinde adada İrlandalılar, İskoçlar, Britanyalılar ayrı ayrı ve bağımsız olarak yaşıyorlardı… Ne var ki, Sultan Alparslan’ın Malazgirt’te Bizans İmparatorluğu’nu yenip imparatoru esir aldığı 1070’li yıllarda Britanya adasında “İngiliz” diye bir millet henüz bulunmuyordu. 11. Yüzyılda Kuzeydoğu Avrupa’dan göçen Anglosaksonlar, adanın yerlileri olan Britonlar’la birlikte yeni küçük krallıklar kurarken, Kuzey Avrupa’nın işgalci kavmi Vikingler’in saldırıları ile uğraşmaktaydı. Bundan 5 asır önce yani 6. Yüzyılda ise, ada Anglosaksonlar tarafından işgal ve istila edilmişti.

Vikingler, 11. yüzyıl boyunca Britanya Adaları’nı işgal ettikten sonra, buradan yeniden kıta Avrupası’na dönmüşler ve Franklar’ın yaşadıkları şimdiki Fransız bölgesini işgal etmişlerdi. Fransa’nın ilk sakinleri Keltler, yıllarca Roma İmparatorluğu’nun hâkimiyetinde yaşadılar, Roma, güçten düşünce küçük derebeylikler ortaya çıkmaya başladı. Fransa’nın Avrupa’da söz sahibi olmaya başladığı yıllar 14. asırdır.

Ruslar 17. Yüzyılda Sibirya ovalarından Karadeniz’in Kuzeyine ve Doğu Avrupa’ya doğru inmişler ve 1. Petro zamanında isimlerini duyurmaya başlamışlardır. Bundan önce küçük şehir devletleri şeklinde bu bölgeyi yöneten Altınordu Türk Devleti’nin hâkimiyetinde yaşamaktayken, Almanlar ve İtalyanlar, birliklerini 1800’lü yılların ikinci yarısında ancak kurdular ve dünya sahnesine çıktılar.

Avrupa’da elbette bu devletlerden önce de pek çok millet yaşadı ve devletler kuruldu. Elbette geçmişte kurulan bu devletler de dünyanın tamamını etkileyen güçlere ulaştılar. Yunan şehir devletleri, Roma İmparatorluğu, İskender’in Makedonyası, Roma-Germen İmparatorluğu bugünkü modern Avrupa’nın inanç, estetik ve nizam bakımından temelini oluşturmaktadır. Ancak Roma ırk değil bir statüydü, Yunan şehir devletleri güçlerini kaybettikten sonra Homeros’un ezgilerinde kalmış, Makedonya ise İskender’in ölümüyle sona ermişti.

Günümüzde dünyayı yöneten, yönlendiren, sömüren, devletler arasındaki ihtilafları ve iç karışıklıkları kullanarak terör estiren bu devletler henüz ortada yokken, bundan çok uzun yıllar önce 6. asırda atalarımız “Türk” ismi ile bilinmekte ve Orta Asya’da yaşamaktaydılar. Göktürkler’in soyundan gelen Bilge Kağan 700’lü yıllarda kadim Türk şehri olan Ötügen’de, taş bir kaplumbağanın sırtına diktiği kitabesinde “Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insanoğlu kılınmış. İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk Milletinin ilini töresini tutuvermiş, düzenleyivermiş” demekte ve milletine “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında oturursa ilde sıkıntı yoktur” diye nasihat etmekteydi.

Elbette Göktürk Devleti’nden önce ve sonra da atalarımız pek çok devletler kurmuş, dünyanın değişik yerlerinde hüküm sürmüşlerdir. Ancak Bilge Kağan’ın, ondan da önce Oğuz Han’ın töresinden hiç vaz geçmemişler ve Türk adını, Türk örfünü yedi iklim dört bucak üzerinde yaşatmışlardır. Özellikle devlet yapısı, askerî yapı, ast üst ilişkileri, devlet tebaa ilişkileri, meselelere bakış, problem çözme, cihangirlik duygusu Türkler’de kadimden beri aynen süre gelmiştir.

Buna en büyük örneklerden birisi, atalarımızın yaşadığı her yerde örnekleri görülen taş heykellerdir. Bu heykeller incelendiğinde, Türk Hakanı’nın belirli bir oturuş şekli ve düzeni olduğu açık ve net bir şekilde görülmektedir. Yazımıza eklediğimiz resimlerde de görüleceği üzere, Türk Hakanı bağdaş kurup oturmakta, elinin birini kuşağına koymakta veya bazen bir mendil tutmakta, diğer eli ile “Ant kadehi” ismi verilen ve hükümdarlık alâmeti olan bir kadeh, bazen de “Lotus çiçeği” denilen ve yine hükümdarlık alâmeti olan bir çiçek tutmaktadır.

İnanç değişmiş, yerleşim yeri değişmiş, şartlar değişmiş, üretim koşulları değişmiş, kısaca hem dünya genelinde hem de milletimiz özelinde yaklaşık 15 asır boyunca pek çok değişiklik olmuş ancak simgesel anlamda bu oturuş şekli Türk Hakanlarında değişmemiştir. İnternette yapmış olduğum araştırmada budizme inanan Uygur sultanlarının, eski dinlerine inanan Hun ve Göktürk hakanlarının ve hatta Osmanlı hükümdarlarının da benzer oturuş şekliyle simgesel olarak bu pozu vermiş olduklarını gördüm.

Dünyayı yönetme iddiasındaki devletlerin henüz isimlerinin dahi yaşamadığı tarihlerde büyük imparatorluklar kuran, duruşuyla, bakışıyla, inancıyla hep dünyaya hükmetme gayesi güden milletimiz bu vasıflarını nesilden nesile aktararak bu günlere kadar getirmiş ve kökleri çok derinlerde bulunan sağlam bir medeniyet ve vizyon sahibi olmuştur.

Bununla ilgili elbette verilebilecek pek çok örnek vardır ve bulunabilir. Ancak sadece Türk Hakanlarının simgesel oturuş şekli dahi, şimdilik meramımızı anlatmaya yetmekte ve bu taşlar dile gelerek hepimize “bir şeyler” anlatmaktadır.


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Taşlar dile geldi... - Sayı 97
Nefes... - Sayı 96
Bir Naim Süleymanoğlu por... - Sayı 95
Budinden Yemene sazım çal... - Sayı 94
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (106): Mevlâna, Yunus etrafında Anadolu irfanı...

Son Eklenen Yorumlardan
 Amin... Okuyucu

 Maalesef bu virüsün aşısı da ilacı da Yok. Allah ıslah etsin... Ahmet Güney

 Allah(celle celaluhu) razı olsun. Bizim böyle bilimsel makalelere de ihtiyacımız var. Teşekkürler!... Himmet

 Hocam yazılarınızdan istifade ediyoruz. Bu yazınızda da çok faydalı bilgiler ve öğütler mevcut. Yaln... Mustafa GÜNEY

 Göz yaşı dökmemek kabil mi; bu satırlar işte tam göz yaşı pınarının yeri, İsa Yusufalptekin, güzel i... Sinan AYHAN


Batı; kaybettiği noktanın idrâkinde ve kazanacağı noktanın gafili olduğunu -yalnız kendine- ihtar ederek bugünkü buhranını yaşıyor. Biz; tüm taklitçiliğimize rağmen hem birincisinin, hem ikincisinin gafletindeyiz.
Eğer batı gibi kaybettiğimiz noktanın idrakinde olabilseydik, elimizden kaçırdığımız bunca zamandan ötürü eyvahlar eder; kazanacağımız noktanın gafletinden de sıyrılabilirdik…
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Maarif
Nasıl bir insan
İki kelime arasındaki boşluktan geçen ku
Çeyrek asır
Maariften eğitime
Zikir ve ?nemi
En tehlikeli virüs...


Ali Erdal - Nasıl bir insan
Ali Erdal - Büyük depremin öncül...
Kadir Bayrak - Filmin sonu
Sinan Ayhan - Türkü, Anadolu harcı...
Necip Fazıl Kısakürek - Maarif
Bedran Yoldaş - Paklanmak
Dergi Editörü - Çeyrek asır
Site Editörü - Maariften eğitime
Mehmet Hasret - Dost cemali
Necdet Uçak - İslâm gelince
Necdet Uçak - Geçer
Necdet Uçak - Değil
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Her şey eğitimle baş...
Hızır İrfan Önder - Elem gazeli
Hızır İrfan Önder - Gafil olma
Ayhan Aslan - İhtiras
Olgun Albayrak - Münacaat
Mehmet Balcı - Kurban açıklaması
Mehmet Balcı - Kalmadı
Mehmet Balcı - Doluyum
Yusuf Karagözoğlu - Kazandıklarımızı kay...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış-105
Kubilay Ertekin - En tehlikeli virüs.....
Halis Arlıoğlu - Hasret ve hüsranla g...
Halis Arlıoğlu - Felek
Büşra Doğramacı - İnsanlığın maarif da...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Tedrisat
Murat Yaramaz - Mizah köşesi-105
Murat Yaramaz - Vesile
Murat Yaramaz - Bıçak
Murat Yaramaz - Eğilim
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - İki kelime arasındak...
Eyyub MEMMEDOV - Deniz boyu sevgim...
Mertali Mermer - İnsanlar anlamaz ben...
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
İlkay Coşkun - Maarif meselemiz
İlkay Coşkun - Mülâkat-105
İlkay Coşkun - Vatanım
Turgut Yıldızan - İnsandan hazreti ins...
Turgut Yıldızan - Öğretmen olabilir mi...
Vildan Poyraz Coşkun - Eğitimde anne eli
Mehmet Şirin Aydemir - Keder kardelenleri
Çakmakçıoğlu - Hangi eğitim
Tuba Kanlıkama - Payitahtın sesi
Mustafa Kadir Atasoy - Göktaşı
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Edilen dualar
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Sevgi notumuz
İlknur Şimşek - 1453
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7775715
 Bugün : 203
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 514352
 Bugün : 2
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 65
 105. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim