Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     266 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Vefa
Halis Arlıoğlu

  Sayı: 99 -

O, İstanbul’da bir semtin veya bir içeceğin adı değildir. Lügatta VEFÂ; “Sözünü yerine getirme, ahdinde durma, borcunu ödeme, en önemlisi ise; sevgi-dostluk ve bağlılıkta sebât etmek” Yâni, bizi biz yapan bu özelliklere vefâsızlık ve nankörlük yapmamaktır. (Büyük Türkçe sözlük sh.1114) İşte günümüzde fert, aile, eş dost ve cemiyet olarak en çok muhtaç olduğumuz ve her kesimin hasret ve hicranla yanıp yakıldığı, yolunu gözlediği hümâkuşu ve asıl cevherimiz olan bu hasletlerimizin yıkı-lıp yok oluşudur ki, bizleri bu hâle düşürmüştür. Vefânın olmadığı bir yerde vefasızlık, inkâr ve hayâsızlık vardır. (istisnâlar hariç). Bu konuda merhum M. Âkif’in çok güzel bir tespiti var... Vefânın bulunmadığı toplumda hayâ da yoktur. Öyle bir cemiyetin nasıl bir girdâp içinde yuvarlan-dığını çok veciz bir şekilde belirtmiştir.

Hayâ sıyrılmış, inmiş; öyle yüzsüzlük ki her yerde...

Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!

VEFÂ yok, ahde hürmet hiç, emânet lafz-ı bî- medlûl;

Yalan râiç, hıyânet mültezem her yerde, hak meçhul.

Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr;

Nazarlardan taşan mânâ, ibâdullâh-ı istihkâr.

Beyinler ürperir, yâ Râp, ne korkunç inkılâp olmuş:

Ne din kalmış, ne imân, din harâp, imân türâb olmuş!

Mefâhir kaynasın gitsin de, vicdanlar kesilsin lâl…

Bu izmihlâl-i ahlâkî yürürken, durmaz istiklâl. (Safâhat Sh. 455)

Fakat üniversitesi bol, okuyanı kıt olan bir ülkede bunları anlamak için bir lügat gerekir. Onun çok nahîf-hafif ve sitemkâr bir şeklini ünlü söz ustası Şeyh Sâdî Şirâzî’den bir alıntı yapmak istiyo-rum:

O vefâsız ki, benim katı yürekli yârimdir.

Herkese güneş amma, bana bir yangındır...

Ey, âlemle barışık, bana dargın olan sevgili!

Suç senin değil, benim kara bahtımındır.

Bir insanın; işine, eşine, kardeşine, ailesine, köyüne, kentine, iline, ilçesine içinde yaşadığı, hava-sını koklayıp suyunu içtiği, üstünde gezdiği toprağına ve özellikle vatanına, milletine insan olarak bir vefâ ve minnet borcu vardır. Kim bu duygulardan yoksunsa, o nankör, vefâsız ve sadâkatsız bir mahlûktur. Şu güzel söz, vefanın en güzel örneğidir. “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” O yüzden vefâ duygusu en çok Müslümana yakışan bir sıfattır, özelliktir. Materyalist ve maddeci in-sanlarda bunun olmaması yadırganamaz. Zâten onlar ideolojik ve siyâsi açıdan hem bu duygulara, hem de onu taşıyanlara ezelî ve ebedî düşmandırlar.

Nitekim günümüzde ve geçmişte bunun bin türlü şeklini yaşadık ve yaşamaktayız. Onlar için Batı hayranlığı ve millî, mânevi değerler düşmanlığı bir meziyettir.(!) O yüzden ülkedeki siyâsi bir yapı ve onun müntesipleri ile, onların hayâsız ve iffetsiz şarlatanı olan bir herif-i nâşerif, sürekli bu millete ve onların temsil ettiği millî irâdeye saldırmaktadır... Şu söz onların nasıl bir cibilliyete, ka-raktere sâhip olduklarını göstermektedir. “Eğer İran’la Türkiye arasında bir savaş çıkarsa, ben İran tarafındayım!”… Bu adamın (!) hangi siyâsi yapıya sahip ve mensup olduğunu sanırım bu millet unutmamıştır. Üstelik aynı ideoloji müntesiplerinden olan ve sözde yazar-çizer geçinen bir sürü hergele, şu anda Almanya ve değişik Batı ülkelerinde resmen ülke aleyhine casusluk ve hıyânet içindedir ve bu, onların cibillî bir karakteridir. Ayrıca içte ve dışta şer odaklarına sâhip çıkarak, on-ların şımarıp azmasına ve ülkenin başına belâ olmasına,  bunların; PKK ve DHKP-C şeklinde bir sürü iç isyân ordusu hâline gelmesine sebep olanlar da aynı zihniyettir... Bunların “Kontrollü darbe” diyerek millî irâdeyi küçümseyip o hâinleri tepeleyen şehit ve gâzilerimizi tahkir ederek, Tayyip Erdoğan’a ve onun şahsında bu millete saldırmalarının asıl sebebi; 15 Temmuz hâin darbesini ya-pan alçaklar ve o rezilleri yüzlerce şehit vererek püskürten bu halk, niçin iktidârı onlara değil de, Tayyip ve aynı düşüncede olan bir kesime vermiş olmasıdır. Çünkü onlar, 27 Mayıs hâin darbesinde olduğu gibi iktidârın altın tepsi içinde kendilerine sunulduğu dönemlerin alışkanlığı ve hasreti için-dedirler. Ve 28 Şubat ve diğer darbeci-cuntacılarda olduğu gibi, 15 Temmuz hâinleriyle de iş birliği içinde öyle bir iktidârın saltanatı ve hayâlini kurmaktaydılar. Aynı düşmanlığı merhum Adnan Men-deres’e, Turgut Özal ve diğerlerine yaptıklarını bu günde Tayyip Erdoğan’a ve onun şahsında bu millete yapmaktadırlar. Olayın özeti ve saldırıların gereçek sebebi, ”Kontrollü darbe” hezeyanları-nın dayandığı asıl nokta budur...

Ellerinde; “Ordu-Yargı eşittir, CHP iktidar!” ve “Ordu göreve!” şeklindeki pankartlarla millete değil darbecilere sığınmak ve onlardan medet ummak en mutlu anlar  ve  zamanlardı.  Hele de şu ayrımcı ve dışlamacı kokan, halkı ve inançlarını aşağılayan; “İknâ odaları, katsayı ve kamusal alan” şeklindeki zulüm araçları, milletin evlâdını üniversite kapılarından kovma rezillikleri gibi hayâsızlık ve iffetsizlikler, onları zevkten dört köşe eden soysuzluk ve cibilliyetsizliklerdendi...

Bir de halkı ve milllî irâdeyi korkutmak ve sindirmek için kullandıkları çok etkili bir silâhları vardı. “163. Madde, laiklik, devrimler-ilkeler ve İrtica-Şeriat” hezeyanları ile işin iç yüzünü bilme-yen gâfil ve angutları yanlarına çekme taktiğini uygulamaktı. Şimdi de “Tek adam-dikta ve saray” seviyesizlikleri ile aynı oyunu o tür megalomanlar için kullanmaktadırlar. Mevcut siyâsi ortamın kadrini, kıymetini çok iyi bilmeli. Bu günlere gelebilmek için milletçe çok ağır bedeller ödenmiştir...

İşte onlara canlı ve tâze bir örnek; TBMM de zuhur etti ve 15 Temmuz olayını “iki bâtılın ça-tışması”(!) olarak gören ve CHP den devşirme bir SP’li (!) çok açık ve seviyesiz bir şekilde itiraf etmiştir. Mâlum-mâhut parti mensuplarının, şimdiye kadar içlerinde gizledikleri ve zaman zamanda bâzı yöneticilerinin tıpkı bozguncu ideoloji sâhiplerinin ağzıyla saldırmaları, Tayyip Erdoğan ve millî irâde düşmanlığı, böylece resmiyet (!) kazanmış oluyor. Şimdi de bağırsakları patlayıp içine düştükleri o fosseptik çukurundan ülke geneline; TBMM den “Âdil düzen” ile "Önce ahlâk ve ma-neviyât” (!) sloganları, çığlıkları yükselmektedir. Demek ki, şimdiye kadar kullandıkları o ifâdeler, iğrenç bir aldatmacanın, takıyye ve riyânın, ikiyüzlülük ve nifâkın örneği imiş. (merhum Erbakan dönemi hâriç) İşin en hazin tarafı ise o tezvîrâta rağmen, bu hezeyâna sâhip çıktıklarını söyleyecek kadar zıvanadan çıkan aynı parti mensupları falan var. İki cihan serveri (AS) efendimiz hâşâ boşu-na; “Haset öyle bir ateştir ki, içine düşeni yakar ve tüm hayır ve iyilikleri yok eder” buyurmamıştır. Zâten ister bilerek, ister bilmeyerek şer cephesine yanaşan ve onlarla aynı yolda yürüyenler -görüldüğü ve bilindiği üzere- hem kendileri yanmış, hem de bu mâsum, mazlum milletin yanmasına sebep olmuş ve olmaktadırlar. O yüzden denenmiş olanı tekrar denemek “ahmaklık” olarak nite-lendirilmiştir. Şâyet aynı ahmaklığa devâm etme istek ve arzu duyan angutlar varsa, bu sakîm ve sakat duruma inat ve ısrarla, o bâtıl gidişe devâm edip gitsinler. Çünkü “Gâfile kelâm, nâfile kelâmdır” demiş atalarımız. Ayrıca bu muhâlefet denen fesat ocağının millî irâde ve inanç düşman-lığının canlı bir örneği de millete rağmen ve bütün dünyâca takdir edilen “İstanbul Hava Alanı” açılışına katılmayıp onu boykot etme zilletidir. Heriflerdeki millî irâdeye karşı besledikleri kin ve nefretin, düşmanlık duygularının derinliğini ve iğrençliğini görüyor musunuz!? Oysa bunlar sözde ülkeyi yönetmeye tâlip olan siyâsî kurumlar ve partilerdir.(!) Çok yazık…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henüz yorum bırakılmadı...
 
Uyan diyorlar... - Sayı 100
Müslümanlar ne zaman kurt... - Sayı 100
Vefa... - Sayı 99
Bir başka açıdan yörükler... - Sayı 98
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (100): Kardelen'in Muhasebesi


Son Eklenen Yorumlardan
 Acıyorum keyfiyetinin ilk sayılardan tarif edilmiş, cuk yerine oturan tanımı... Bu sağlam tanım ve t... Sinan AYHAN

 Sevgili Site Editörüm, yazma konusunda çok haklısın, dünyanın belki de en ter döktürücü işi, kalemle... Sinan AYHAN

 Güzel duana "Amin" sevgili Editörüm; sayı editörlüğü mevzuu bir yüksek ilmi terbiyenin göstergesi ka... Sinan AYHAN

 Hiç bir ismin günümüz toplumunda büyüklük alamadığı bir ortam içinde kavrulup duruyoruz; fikirsizlik... Sinan AYHAN

 Yolunu bulmuş ve kendinden eminlik kaftanını giymiş bir Kaf Dağı meraklısı mı yazdı bu satırları, bi... Sinan AYHAN


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Fikirsizlik
Gece yarısı uyanmaları
Kardelen nasıl doğdu?
Zamanın kısa tarihi
Zaman tünelinden iki yazı
Kardelen nasıl doğdu?
Ön söz, Öz Söz, S(öz) -III-
Acıyorum nedir?
Fikirsizlik
Her sayı ayrı bir değer


Yavuz Sert - Zamanın kısa tarihi
Ali Erdal - Zaman tünelinden iki...
Kadir Bayrak - Kardelen olmasaydı
Kadir Bayrak - Röportaj - “Tehlikel...
Sinan Ayhan - Kardelenin muhasebes...
Sinan Ayhan - (Üç Nok-ta)nın muhas...
Bedran Yoldaş - Dokuz köyün delisi
Özgür Alkan Alkış - Kardelen nasıl doğdu...
Fatma Pekşen - Erik ile kiraz
Dergi Editörü - Her sayı ayrı bir de...
Site Editörü - Yüz
Mehmet Hasret - Askıda şiir
Acıyorum - Acıyorum nedir?
Necip Fazıl - Fikirsizlik
Necdet Uçak - Gözyaşı çeşmesi
Necdet Uçak - Seyir tepesi
Necdet Uçak - Metristepede
Necdet Uçak - Dağlar
Altan Atan - Akıllı ol
Kardelen Dergisi - Çıkış Beyannamesi
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
M. Nihat Malkoç - Gece korkutuyor beni
M. Nihat Malkoç - Gül kokulu ramazan
Ayhan Aslan - Hikaye
Ayhan Aslan - Sufle
Ayhan Aslan - Değirmen
Ayhan Aslan - Ecel vakti
Mehmet Balcı - Senin
Mehmet Balcı - Kardeşim
İsimsiz - Giden-Kalan
Gelecek sayı konusu - Gelecek sayı konusu ...
Av. Mustafa Büyükgüner - Kardelen...Yüz...
Kubilay Ertekin - Hırsızlık ve haramla...
İbrahim Şaşma - Ben sevdayı aradım
Halis Arlıoğlu - Müslümanlar ne zaman...
Halis Arlıoğlu - Uyan diyorlar
Ahmet Değirmenci - Ferman
Oğuz Askan Kocagöz - Ruhsa sızan şiir
Büşra Doğramacı - ‘Derin bir külliyat’...
Kürsü Kainatın Efendisi - “İmam-ı Kastalanî’de...
Murat Yaramaz - 100.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Dalya
Murat Yaramaz - 100.sayı
Murat Yaramaz - Kardelen
Ekrem Esad Altan - Sahte diplomalı zanl...
Ferhat Nitin - Gece yarısı uyanmala...
Hakan Karahan - Battal Gâzi
Mehmet izzet Gülenler - Ön söz, Öz Söz, S(öz...
Erkan Karakaya - Gölge
Fatih Öz - Beklediğim
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 5411124
 Bugün : 2315
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 464613
 Bugün : 72
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 119
 100. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 7
Son Güncellenme: 16 Ocak 2019
Künye | Abonelik | İletişim