Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 30 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     564 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Mucize
Kürsü Kainatın Efendisi

  Sayı: 101 -

MUCİZE

(Mucize bahsi devam ediyor)

Meselâ yalancı peygamber Müseyleme-tül Kezzap, suyunu çoğaltmak iddiasıyla tükürdüğü kuyunun kuruduğunu, aynı fiili tatbik ettiği hasta bir gözün de kör olduğunu görmüştür.

Şöyle bir sual sorulabilir:

“Müspet tecelli ve gösterilen dört şart altında mucize, yalnız doğrular ve gerçekler elinde zuhur ettiğine göre, Deccâl’e atfedilen ve olacağı nice hadîsle sabit bulunan harikalar nasıl ve hangi temele dayalı olarak vücuda gelecektir?»

Cevap şudur ki, Allah yalan yere peygamberlik iddia edene, iddiasına uygun şekilde hiçbir harikulâdelik nasip etmemiş ve etmeyecektir.

Deccâl’e gelince, onun iddiası peygamberlik değil, tanrılıktır. Hikmet bakımından, Deccâl’in elinde bazı harikalar zuhur eder ama, tanrılık şanı bakımından Allah için muhal olan vasıflar ve beşeri haller, Deccâl’in yalancılığına işaret olarak kalır. (Allah ise, Resulleri bahsinde yalancılara vermediği harika tecellilerini, muhalin ta kendisi olan tanrılık iddiasında, hikmeti ve müminlere vaaz ve ihtarı noktasından verir.)

Nebîlerin ellerinde zuhura gelen mucizelere din âlimlerinin büyükleri iki isim verirler: Nübüvvet âyetleri… Nübüvvet Bürhanları… Kur’ân’da mucize kelimesi yoktur. Hadîste de bu lafız kullanılmamıştır. Kur’ân ve hadîste mucize karşılığı olarak kullanılan lafızlar, âyet, beyine ve bürhan kelimeleridir.

Nitekim Hazret-i Musa’nın asâsı ve eli üzerinde ve Allah Resulü hakkındaki âyetlerde Kur’ânî ifade «bürhan» kelimesiyledir.

Lâkin mucize lafzını kullanmakta herhangi bir zarar yoktur. Fakat mucizenin nübüvvet âyetlerinden olduğunu bilmek ve bildirmek lazımdır. Bazı kelâm ehli, peygamberlerden zuhura gelen harikalara mucize, evliyadan gelenlere de keramet demişlerse de, eskiler, hem peygamberler ve velîlerden olanlara mucize derler ve peygamberler hakkında, başkalarına şâmil olmaksızın âyet ve bürhan lafızlarıyla belirtmek onlarca tercihe şayan görülmüştür. Evliyadan zuhura gelen kerametler de, (daha evvel kaydedildiği gibi) bağlı bulundukları nebînin mucizesi ve kendi kerametleri sayılır. Bunlara ister mucize, ister âyet denilsin, kıymet hükümleri nebîlerine aittir.

Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamber, kâinatın yaratılış sebebi ve Allahın Sevgilisi, topyekûn zaman ve mekanın Nebî ve Resulüne gelince:

Mucizeler silsilesi şöyle başlar:

Tevrat ve İncil vesaire semavî kitaplar O’nun geleceğini ve Arap illerinden çıkacağını kaydetmişlerdir.

Peygamberliklerine yakın ve dünyaya gelmelerine pek az kala, nice garip ve acaip işler ve tecelliler zuhura gelmiştir. Fil vak’ası, Kisrâ sarayındaki kulelerin yıkılması, Fars illerinde putperestlere ait yüzlerce yıllık ateşin sönüvermesi, Sâve gölünün yere batması, putların yüzüstü yere kapanması gibi olaylar, emin ve sahih rivayetlerle sabittir.

Kâinatın Efendisi, dünya metaından hiçbir şeye malik olmadıkları ve hiçbir zâhiri kuvvete dayanmadıkları halde, Arap kavmi gibi zâhiri vahşet ve inatta misilsiz bir topluluğu teshir ederlerken belki mucizelerinin en büyüğünü gösteriyorlardı.

Düşünmek lazımdır ki, Arap kavmi gibi, oba ve aile gayretinde en müteassıp ve dünyaya bağlılıkta, fâni dünya nimetlerine esarette en zaif bir topluluk, O’nun uğrunda bütün geleneklerini ayak altına almış ve Allah adını yüceltmek için evlat, aile, dünya, her şeyini feda etmekten çekinmemiştir. Biraz akıl sahibi olan, böyle, muhale eş bir başarı karşısında harikaların en büyüğünü ve nübüvvet delillerinin en parlağını görür.

Nübüvvet delillerinden biri de şudur ki, Kâinatın Efendisi ümmî idi. Yani okuyup yazma bilmezlerdi. Ayrıca çoğunlukla ümmî bir kavim içinde zuhur etmiş ve bu gibi kimseler arasında yetişmişti. Öyle bir diyarda zuhura gelmiş ki, halkın içinde, gelip geçen ümmetlerin haline aşina kimse yoktu. Başka bir yere gidip herhangi bir âlimin karşısına çıktıkları ve ondan faydalandıkları da olmamıştı. Böyle insan emeğiyle açılan bilgi yollarından hiçbirine girmeksizin Tevrat ve İncil vesair semavî kitaplarda kayıtlı hâdiselerden ve geçmiş ümmetlerin hayatından bilgi sahibi bulunuyorlardı. O devirde semavî kitaplar türlü tahriflere uğramış ve işin aslını bilenlerden pek az kimse kalmıştı.

Kâinatın Efendisi, her milletin bâtıl inanışları üzerinde öyle senetler ve bürhanlar gösterdi ki, dünyanın bütün âlimleri toplansalar, o inceliklerden bir tanesini göstermeye ve O’nun yaptığını yapmaya kâdir olamazlardı. Bu nokta delillerin delili, ancak Hak tarafından verilmiş bir nimet olarak kabul edilebilir…

Mucizelerin başında Kur’ân vardı. Tek surenin mislini getirmek hususunda dünyanın bütün kelâm ve fesahat üstadlarına meydan okudukları halde, hiç kimse buna muktedir olmadı ve hepsi birden böyle bir tecrübeye uzak kaldı.

Bazı din âlimlerine göre, Allah Resulünün, Arap topluluğuna getirdikleri mucizeli kelâm, İsa Peygamberin ölüleri diriltmesi ve kör gözleri açmasından daha acaip ve delalette daha parlaktır.

Kureyş taifesi, üstün söz, harika kelâm, belâgat ve fesahatte mümtaz bir topluluktu. Aralarında yarışmaları hep kelâm sahasındaydı. Böyleyken Kur’ân belâgati karşısında apışıp donmaları ve ona bir misil getirmekten âciz kalmaları Allah Resûlünün risalet âyeti ve nübüvvette delili olarak kâfidir.

Sanatında misilsiz bir nakkaş yazı bilmese ve onun yanında bir kâtip kendisine en güzel yazı örneklerini gösterse, asla nakış üstadının kıymetine bir zarar gelmez. Dava, eğer imkân dairesinde olsa, nakkaşa kendi öz sanatında üstün çıkabilmektedir. İşte, Allah Resulü’nün Kur’ân ile Kureyşlilere ettiği iş buna benzer.

Hitabî isimli din âlimi bu bahiste der ki:

«­Allah’ın Resûlü, kendi devrinin insanları içinde üstün akıl sahiplerindendi. Belki mahlûkların en akıllısı… Böyleyken Allahtan alıp getirdiği şey, sırf Hak’tan geldiği için, onda yanılma olmayacağını mutlak olarak halka bildirmişti. Eğer dilediği gibi olmasaydı, olması mümkün bir şey hakkında, “olamaz!” hükmünü vermeye akıl müsaade etmezdi. Mesela Kur’ân için, halk arasında yüksek sesle “siz bunun mislini vücuda getiremezsiniz, kadir değilsiniz, olamaz!” diye bağırmıştı. Netice aynen buyurdukları gibi oldu ve belâgat, fesahat bakımından dünyanın en kahraman milleti içinden bir kimse çıkıp da böyle bir meydan okumaya karşılık vermedi. Bu meydan okumaya, Allah tarafından memur edilmişlerdi.»

Âyet meâli:

«­ De ki, insanlar ve cinler bir araya gelse, Kur’ân’ın bir mislini meydana getiremezler! Hepsi birden el ele verseler ve yardımlaşsalar bile…»

Allah Resulü’nün, bazı âyetleri, kâfirlerin kelâm ustalarına okudukları ve onların da Kur’ân’daki icaz ve derinliği itiraf ettikleri sabittir. (Devam edecek)


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Mucize... - Sayı 105
Mucize... - Sayı 104
Mucize... - Sayı 103
Mucize... - Sayı 102
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (106): Mevlâna, Yunus etrafında Anadolu irfanı...

Son Eklenen Yorumlardan
 Allah(celle celaluhu) razı olsun. Bizim böyle bilimsel makalelere de ihtiyacımız var. Teşekkürler!... Himmet

 Hocam yazılarınızdan istifade ediyoruz. Bu yazınızda da çok faydalı bilgiler ve öğütler mevcut. Yaln... Mustafa GÜNEY

 Göz yaşı dökmemek kabil mi; bu satırlar işte tam göz yaşı pınarının yeri, İsa Yusufalptekin, güzel i... Sinan AYHAN

 Dünyaya düzen verdiklerini düşünenler, ne yazık ki dünyayı çökertiyor... Görünen köy kılavuz istemez... Sinan AYHAN

 Sevgili Mertali, bir yalınlık cevheri yolunu tutmuş, yani sen öyle bir yol tutmuşsun, ne güzel; sorm... Sinan AYHAN


Cinayet, hırsızlık, fuhuş, içki, kumar ve uyuşturucu karışımından ibaret düzeni ambalajlayıp medeniyetin ta kendisi diye yutturmak isteyen “tek dişi kalmış canavar”a karşı hani, “iman dolu göğsümüz” vardı?
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Maarif
Nasıl bir insan
Çeyrek asır
Kardelenden haberler-105
İki kelime arasındaki boşluktan geçen ku


Ali Erdal - Nasıl bir insan
Ali Erdal - Büyük depremin öncül...
Kadir Bayrak - Filmin sonu
Sinan Ayhan - Türkü, Anadolu harcı...
Necip Fazıl Kısakürek - Maarif
Bedran Yoldaş - Paklanmak
Dergi Editörü - Çeyrek asır
Site Editörü - Maariften eğitime
Mehmet Hasret - Dost cemali
Necdet Uçak - İslâm gelince
Necdet Uçak - Geçer
Necdet Uçak - Değil
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Her şey eğitimle baş...
Hızır İrfan Önder - Elem gazeli
Hızır İrfan Önder - Gafil olma
Ayhan Aslan - İhtiras
Olgun Albayrak - Münacaat
Mehmet Balcı - Kurban açıklaması
Mehmet Balcı - Kalmadı
Mehmet Balcı - Doluyum
Yusuf Karagözoğlu - Kazandıklarımızı kay...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış-105
Kubilay Ertekin - En tehlikeli virüs.....
Halis Arlıoğlu - Hasret ve hüsranla g...
Halis Arlıoğlu - Felek
Büşra Doğramacı - İnsanlığın maarif da...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Tedrisat
Murat Yaramaz - Mizah köşesi-105
Murat Yaramaz - Vesile
Murat Yaramaz - Bıçak
Murat Yaramaz - Eğilim
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - İki kelime arasındak...
Eyyub MEMMEDOV - Deniz boyu sevgim...
Mertali Mermer - İnsanlar anlamaz ben...
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
İlkay Coşkun - Maarif meselemiz
İlkay Coşkun - Mülâkat-105
İlkay Coşkun - Vatanım
Turgut Yıldızan - İnsandan hazreti ins...
Turgut Yıldızan - Öğretmen olabilir mi...
Vildan Poyraz Coşkun - Eğitimde anne eli
Mehmet Şirin Aydemir - Keder kardelenleri
Çakmakçıoğlu - Hangi eğitim
Tuba Kanlıkama - Payitahtın sesi
Mustafa Kadir Atasoy - Göktaşı
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Edilen dualar
Ülvi ƏLƏKBƏRZADƏ - Sevgi notumuz
İlknur Şimşek - 1453
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7608019
 Bugün : 3622
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 512148
 Bugün : 52
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 80
 105. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim