Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     296 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Mucize
Kürsü Kainatın Efendisi

  Sayı: 101 -

MUCİZE

(Mucize bahsi devam ediyor)

Meselâ yalancı peygamber Müseyleme-tül Kezzap, suyunu çoğaltmak iddiasıyla tükürdüğü kuyunun kuruduğunu, aynı fiili tatbik ettiği hasta bir gözün de kör olduğunu görmüştür.

Şöyle bir sual sorulabilir:

“Müspet tecelli ve gösterilen dört şart altında mucize, yalnız doğrular ve gerçekler elinde zuhur ettiğine göre, Deccâl’e atfedilen ve olacağı nice hadîsle sabit bulunan harikalar nasıl ve hangi temele dayalı olarak vücuda gelecektir?»

Cevap şudur ki, Allah yalan yere peygamberlik iddia edene, iddiasına uygun şekilde hiçbir harikulâdelik nasip etmemiş ve etmeyecektir.

Deccâl’e gelince, onun iddiası peygamberlik değil, tanrılıktır. Hikmet bakımından, Deccâl’in elinde bazı harikalar zuhur eder ama, tanrılık şanı bakımından Allah için muhal olan vasıflar ve beşeri haller, Deccâl’in yalancılığına işaret olarak kalır. (Allah ise, Resulleri bahsinde yalancılara vermediği harika tecellilerini, muhalin ta kendisi olan tanrılık iddiasında, hikmeti ve müminlere vaaz ve ihtarı noktasından verir.)

Nebîlerin ellerinde zuhura gelen mucizelere din âlimlerinin büyükleri iki isim verirler: Nübüvvet âyetleri… Nübüvvet Bürhanları… Kur’ân’da mucize kelimesi yoktur. Hadîste de bu lafız kullanılmamıştır. Kur’ân ve hadîste mucize karşılığı olarak kullanılan lafızlar, âyet, beyine ve bürhan kelimeleridir.

Nitekim Hazret-i Musa’nın asâsı ve eli üzerinde ve Allah Resulü hakkındaki âyetlerde Kur’ânî ifade «bürhan» kelimesiyledir.

Lâkin mucize lafzını kullanmakta herhangi bir zarar yoktur. Fakat mucizenin nübüvvet âyetlerinden olduğunu bilmek ve bildirmek lazımdır. Bazı kelâm ehli, peygamberlerden zuhura gelen harikalara mucize, evliyadan gelenlere de keramet demişlerse de, eskiler, hem peygamberler ve velîlerden olanlara mucize derler ve peygamberler hakkında, başkalarına şâmil olmaksızın âyet ve bürhan lafızlarıyla belirtmek onlarca tercihe şayan görülmüştür. Evliyadan zuhura gelen kerametler de, (daha evvel kaydedildiği gibi) bağlı bulundukları nebînin mucizesi ve kendi kerametleri sayılır. Bunlara ister mucize, ister âyet denilsin, kıymet hükümleri nebîlerine aittir.

Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamber, kâinatın yaratılış sebebi ve Allahın Sevgilisi, topyekûn zaman ve mekanın Nebî ve Resulüne gelince:

Mucizeler silsilesi şöyle başlar:

Tevrat ve İncil vesaire semavî kitaplar O’nun geleceğini ve Arap illerinden çıkacağını kaydetmişlerdir.

Peygamberliklerine yakın ve dünyaya gelmelerine pek az kala, nice garip ve acaip işler ve tecelliler zuhura gelmiştir. Fil vak’ası, Kisrâ sarayındaki kulelerin yıkılması, Fars illerinde putperestlere ait yüzlerce yıllık ateşin sönüvermesi, Sâve gölünün yere batması, putların yüzüstü yere kapanması gibi olaylar, emin ve sahih rivayetlerle sabittir.

Kâinatın Efendisi, dünya metaından hiçbir şeye malik olmadıkları ve hiçbir zâhiri kuvvete dayanmadıkları halde, Arap kavmi gibi zâhiri vahşet ve inatta misilsiz bir topluluğu teshir ederlerken belki mucizelerinin en büyüğünü gösteriyorlardı.

Düşünmek lazımdır ki, Arap kavmi gibi, oba ve aile gayretinde en müteassıp ve dünyaya bağlılıkta, fâni dünya nimetlerine esarette en zaif bir topluluk, O’nun uğrunda bütün geleneklerini ayak altına almış ve Allah adını yüceltmek için evlat, aile, dünya, her şeyini feda etmekten çekinmemiştir. Biraz akıl sahibi olan, böyle, muhale eş bir başarı karşısında harikaların en büyüğünü ve nübüvvet delillerinin en parlağını görür.

Nübüvvet delillerinden biri de şudur ki, Kâinatın Efendisi ümmî idi. Yani okuyup yazma bilmezlerdi. Ayrıca çoğunlukla ümmî bir kavim içinde zuhur etmiş ve bu gibi kimseler arasında yetişmişti. Öyle bir diyarda zuhura gelmiş ki, halkın içinde, gelip geçen ümmetlerin haline aşina kimse yoktu. Başka bir yere gidip herhangi bir âlimin karşısına çıktıkları ve ondan faydalandıkları da olmamıştı. Böyle insan emeğiyle açılan bilgi yollarından hiçbirine girmeksizin Tevrat ve İncil vesair semavî kitaplarda kayıtlı hâdiselerden ve geçmiş ümmetlerin hayatından bilgi sahibi bulunuyorlardı. O devirde semavî kitaplar türlü tahriflere uğramış ve işin aslını bilenlerden pek az kimse kalmıştı.

Kâinatın Efendisi, her milletin bâtıl inanışları üzerinde öyle senetler ve bürhanlar gösterdi ki, dünyanın bütün âlimleri toplansalar, o inceliklerden bir tanesini göstermeye ve O’nun yaptığını yapmaya kâdir olamazlardı. Bu nokta delillerin delili, ancak Hak tarafından verilmiş bir nimet olarak kabul edilebilir…

Mucizelerin başında Kur’ân vardı. Tek surenin mislini getirmek hususunda dünyanın bütün kelâm ve fesahat üstadlarına meydan okudukları halde, hiç kimse buna muktedir olmadı ve hepsi birden böyle bir tecrübeye uzak kaldı.

Bazı din âlimlerine göre, Allah Resulünün, Arap topluluğuna getirdikleri mucizeli kelâm, İsa Peygamberin ölüleri diriltmesi ve kör gözleri açmasından daha acaip ve delalette daha parlaktır.

Kureyş taifesi, üstün söz, harika kelâm, belâgat ve fesahatte mümtaz bir topluluktu. Aralarında yarışmaları hep kelâm sahasındaydı. Böyleyken Kur’ân belâgati karşısında apışıp donmaları ve ona bir misil getirmekten âciz kalmaları Allah Resûlünün risalet âyeti ve nübüvvette delili olarak kâfidir.

Sanatında misilsiz bir nakkaş yazı bilmese ve onun yanında bir kâtip kendisine en güzel yazı örneklerini gösterse, asla nakış üstadının kıymetine bir zarar gelmez. Dava, eğer imkân dairesinde olsa, nakkaşa kendi öz sanatında üstün çıkabilmektedir. İşte, Allah Resulü’nün Kur’ân ile Kureyşlilere ettiği iş buna benzer.

Hitabî isimli din âlimi bu bahiste der ki:

«­Allah’ın Resûlü, kendi devrinin insanları içinde üstün akıl sahiplerindendi. Belki mahlûkların en akıllısı… Böyleyken Allahtan alıp getirdiği şey, sırf Hak’tan geldiği için, onda yanılma olmayacağını mutlak olarak halka bildirmişti. Eğer dilediği gibi olmasaydı, olması mümkün bir şey hakkında, “olamaz!” hükmünü vermeye akıl müsaade etmezdi. Mesela Kur’ân için, halk arasında yüksek sesle “siz bunun mislini vücuda getiremezsiniz, kadir değilsiniz, olamaz!” diye bağırmıştı. Netice aynen buyurdukları gibi oldu ve belâgat, fesahat bakımından dünyanın en kahraman milleti içinden bir kimse çıkıp da böyle bir meydan okumaya karşılık vermedi. Bu meydan okumaya, Allah tarafından memur edilmişlerdi.»

Âyet meâli:

«­ De ki, insanlar ve cinler bir araya gelse, Kur’ân’ın bir mislini meydana getiremezler! Hepsi birden el ele verseler ve yardımlaşsalar bile…»

Allah Resulü’nün, bazı âyetleri, kâfirlerin kelâm ustalarına okudukları ve onların da Kur’ân’daki icaz ve derinliği itiraf ettikleri sabittir. (Devam edecek)


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Mucize... - Sayı 102
Mucize... - Sayı 101
“İmam-ı Kastalanî’den Seç... - Sayı 100
“İmam-ı Kastalanîden Seçm... - Sayı 99
Tüm Yazıları

Gelecek sayı konusu (103): Hayat, insana ihsan edilmiş bir emanet... Onu, emanet edenin emir ve rızasına uygun olarak yaşamak için sağlık... Bu mânâda sağlık nedir, nasıl sağlıklı olunur?

Son Eklenen Yorumlardan
 Aliya İzzebegovici Rahmetle Anıyorum. İnancını hić birzaman Kaybetmemiş bir Lider... Ülkesine v... İbrahim Daş

 Tebrikler. Güzel bir anlatım olmuş. ... Emrah

 Muhammed Aliyi izleyen bilir ki, terbiyesi iyi bir müslüman terbiyesi... Muhammed Aliyi izleyen bili... Sinan AYHAN

 Ağzınıza sağlık. Mehmet Akif ve Mahir İzden aldığınız şiir yazıya çok uygun olmuş. ... Ali Eroğlu

 “Siz hiç Malcolm’la konuştunuz mu?” diye sordu.“Ona hiç dokundunuz mu?Size hiç gülümsedi mi?Onu hiç ... Sinan AYHAN


Bir özel TV kanalı “yılın politikacısı”nı seçtirdi.
Seçilemeyenler üzülmesinler. Çünkü hepsi ayrı ayrı yılın politik acısı olduklarını ispatladılar.
ÖLÜMƏ GEDİRƏM
MƏZARLAR DA DANIŞIR
Yumruk ve kafa
Ayak sesleri
Aliya, Allahın arslanı
Aliya, Allahın arslanı
Yumruk ve kafa


Yavuz Sert - Aliya
Yavuz Sert - Bosna okumaları
Ali Erdal - Ayak sesleri
Kadir Bayrak - Bu uzun bir hikâye.....
Kadir Bayrak - "MÜBAREZE" çıktı!
Sinan Ayhan - Aliyanın savunması
Sinan Ayhan - "Kendi kalbini çalan...
Sinan Ayhan - Aliyaya göre zaman v...
Necip Fazıl Kısakürek - Yumruk ve kafa
Dergi Editörü - Teşekkür
Site Editörü - Bosnayı çok seviyoru...
Necdet Uçak - Yolcu
Necdet Uçak - Haksızlık varsa susm...
Necdet Uçak - Doğru ve yalan
Altan Atan - Aliya
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler...
M. Nihat Malkoç - Aliya İzzetbegoviç
Hızır İrfan Önder - Dalgalansın bayrağım...
Ayhan Aslan - Bir yiğit kaldı karl...
Ayhan Aslan - Kampanya
Ayhan Aslan - Balon
Mehmet Balcı - Düşün
Mehmet Balcı - Çok eskiden
Ahmet Çelebi - Bana birşeyler anlat...
Av. Mustafa Büyükgüner - Aliya, Allahın arsla...
Muhsin Hamdi Alkış - İki nehir arası barı...
Halis Arlıoğlu - Nevzuhur müçtehitler...
Halis Arlıoğlu - Dağlar
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - Biraz daha beklersem
Murat Yaramaz - 102.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Dumlupınar
Murat Yaramaz - Kahraman
Kenan Aydınoğlu - ŞAİR OLMAĞIMA BİR ÖM...
Mehmet Akif Bozkurt - Mazlum kardeşim
Ferhat Nitin - Kırık düşler geçidi
Mehmet izzet Gülenler - Özgürlüğe kaçış
Mevlüt Yavuz - Zamanı değil
İradə AYTEL - Sən mənim ...
İlkin ƏHMƏD - VƏTƏNİN
Qafqaz ƏVƏZOĞLU - SƏNİN NƏYİ...
Namiq HACIHEYDƏRLİ - ÖLÜMƏ GEDİR'...
Gülşen Ayhan - Tüm klişeleri yıkmak...
Güllər MƏMMƏDQIZI - Oğul
Eyyub MEMMEDOV - MƏZARLAR DA DAN...
Hacer Taner Bulut - Yaşlı tilki urkani
Suleyman Abdulla - Portret
Nəcibə İLKİN - Şairler günü
Mertali Mermer - Gökyüzü ile muhabbet
İlham MİKAYIL - Ala yurdumu
Eldar Nəsib SİBİRYEL - Bağışla
Əziz Musa - QOYMA QOCALMAĞA
Afət VİLƏŞSOY - ANAMDAN İNCİMƏ
İbrahim SƏFƏRLİ - KƏLBƏC'...
Məhəmməd NƏRİMANOĞLU - KƏLBƏC'...
Nemət TAHİR - Yaz yağışı
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaret�i Say�s� Toplam : 6459924
 Bug�n : 2450
 Tekil Ziyaret�i Say�s� Toplam : 486811
 Bug�n : 64
 Tekil Ziyaret�i Say�s� (d�n) Toplam : 191
 102. Say�ya B�rak�lan Yorum Say�s� Toplam : 3
 ï¿½nceki Say�ya B�rak�lan Yorum Say�s� Toplam : 12
Son Güncellenme: 23 Temmuz 2019
Künye | Abonelik | İletişim