Kardelen Twitter'da... https://twitter.com/#!/kardelendergisi        Kardelen 27 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     619 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Aliya
Altan Atan

  Sayı: 102 -

“Bad-el harab-ül Basra”

Aliya dostumdur, belki senin de öyle. Dostlar kaybedilmez ama bir süreliğine gider. O süre hiç bitmeyecek gibi gelir sana da, dünya başına yıkılır, suspus olur ve dayanamaz sen de çeker gidersin bir yerlere. Habeşli Bilâl hazretlerinin Efendimizin (sav) gidişinden sonra Medine’yi terk ettiği gibi. Bir gün rüyasında “beni hiç özlemedin mi Bilâl” dedikten sonra mecburen Medine’ye bir süreliğine döner ve okuduğu ezanla halkı coşturarak bir deli heyecanla sokaklara döktürür. Herkes Resulullah geri döndü zannettik der.

Rivayet ki; Basra’da yaşayan fakir bir derviş günlerce aç kalıp etrafından bir dilim ekmek istemiş de kimse oralı olmamış. Kasabın biri alaycı bir ifadeyle önüne bir parça çiğ et atmış. Bu kez bir ateş istemiş Basralılardan ve yine yüz çevirmişler ondan. Allah’ım bana bir parça ateş ver diyerek ettiği dua biter bitmez büyük bir yangın çıkmış Basra’da. Herkes can mal derdindeyken ateşi bulan derviş etini pişirmekle meşgulmüş. Biraz önce ateş isteyip de vermeyen birisi telâşla yanından geçerken; biz dertler içindeyken sen keyif yapıyorsun nihayet ateşi de bulmuşun ya demiş. Buldum ama demiş derviş, “Basra harap olduktan sonra”, Bad-el harab-ül Basra…

Gönül yanıp yıkılıp harap olduktan sonra hiçbir şeyin önemi kalmıyor. Onu önemsemesen de sahibini önemse ve kork. İş işten geçtikten sonra da, Allah’ın emrini beklemekten başka çarenin olmadığını yine O söylüyor. Yeter ki sen elinden geleni yapmış ol. Roma yanarken kim bilir kimler ne keyifler yapıyordu bilinmez. Hakikatin hikmetine sual olmaz, söz ve gözden öze varmaya bak onlarda kalma.

Bosna’da bir savaş çıktığının farkına geç varıldı. İlk anlarda Sarajevo denen bir Yugoslav şehrinde iç çatışmalar çıktı dendi ve ekranlardan verildiği kadarıyla bir yabancı gibi seyrettik. Sonra anladık ve kendimi Adana Şakir Paşa havaalanında oradan gelenleri karşılamakta buldum. Kendilerini anlatmak ve yardım istemek için gelmişlerdi. Durum çok acildi. Bir emek zinciri içinde elimizden geleni yapmaya çalışırken aciliyetin ne olduğunu kahrolarak anladık. Bir makine mühendisi ile İstanbul’dan bir demir tüccarı beraber gelmişlerdi. Mühendis artık bir asker, bir komutandı. Davut ağabey ise Bosna ile ilişkilerini hiç kesmemiş İstanbul’a yerleşmiş göçmen bir Boşnak. Şehirler dolaşıldı ve kimsenin olayın farkında olmadığı anlaşıldı. Emek veren duyarlı ve gönüllü kahramanlar sayesinde durum kısa zamanda anlaşılmaya başlandı. O gece evimizde yatacakları odaya bırakılan ikramlarla kapılarını kapattıktan sonra sabah kapıyı açtığımda onları aynı bıraktığım halde buldum. Acaba rüya mıydı, zaman mı durmuştu, şaşırdım… Ne bu haliniz deyince bana çevrilen bir cümle kurdu komutan: Evim; hanım çocuklarımın başlarına ne geldiğini bilemiyorum, onları öylece bırakıp geldim her an her şey olabilir! Sanki donup kalmışlardı. Yıl 1992.

Meydanlarda toplantılar konuşmalar yapılıyordu, gözler yaşlı gönüller yaslıydı. Kürsünün önünde üzerime yığılan, atılan, bırakılan eşyaları akşamın karanlığına kadar teslim edecek bir yer aramıştım. Hele ne yapacağımı bilemeden elimde kalan o bisikleti hiç unutamam. Elden ele havada bize doğru gelmişti sanki bir tank gibi. Hepsi dünyanın en ağır yükleriydiler. Teslim ettikten sonra o gece nispeten rahat uyuyabildim. Bizlere uzanan o elleri ve o yüzlerin halini unutmak mümkün değil.

2003 yılında dostumuz Aliya, savaş sırasında Konya’nın verdiği desteklere teşekkür için Bosna’dan doğrudan Konya’ya küçük bir uçakla geldi ve yine doğrudan Bosna’ya döndü. Birkaç ay sonra da vefat haberini aldık. Sanıyorum son bir veda ve şükran gezisiydi uzanan ellere…

Bir ortamda hemen yanına oturuverip gayrı ihtiyari elimi dizine koyduğumu hatırlıyorum. Sonra elimi tutup sıktığını ve o bakışlarını…

O bakışlar, geçmiş bütün fakru çilenin üstünde toplanarak sana baktığı hazinelerden biriydi. Hakikate boğun eğmiş Avrupalı Müslüman bir doğal liderin, Avrupa’nın ortasında, tek gözlü canavarın yok etmeye çalıştığı insanların insanın içine işleyen, kendini boşlukta ve huzurda hissettiren topluca bakışlarıydı. İslam’ın evrensel bir din olduğu hakikatini, hataları, pişmanlıkları, yaşadıkları acıları, yalnızlıkları, varlıkları ve yokluklarıyla ispat edenlerin gayrı ihtiyari doğal lideriydi Aliya. Görünmez, tanımlanmadık, sinsi ve gizli bir düşmanla savaştı. Kimseyle anlaşmadı.

Bizler onu, on iki yıl tanıdık, onun gibi Allah için bir ateş isteyenlere ne kadar yardım edebildiysek o kadar ateş bulduk.

Hakikat bulutuna girenlerin girdiği gibi çıkmadığını, hakikatin bildiğimiz ve dayanabileceğimiz güzellikler olmadığını, hakikatin bildiğimiz her şeyin tam tersi olduğu gibi acayiplikleri biliyoruz.

Ancak hakikatin acayip acılarla hissedildiğini, anlaşıldığını da biliyoruz.

Benim bildiğimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz hadisini de, Allah dilediğini yapar (İbrahim Suresi.27) âyetini de anlıyoruz.

Öncülerin hakikate nasıl boyun eğdiğini, yolculuğun güle oynaya devam etmediğini görüyor, anlıyoruz.

Garip dervişe lâzım olan bir parça ateş için Basra’yı yakan Allah, âlemleri yakmaz mı?

Nereye kaçsalar ateşler onları bulmaz mı?

O ateşte kebap yapan birilerini görürseniz sakın kınamayın. Hakikat gördüklerinizin tam tersi olabilir ve Allah dilediğini yapar sen yeter ki elinden geleni yapmış ol.

Dostumuz Aliya, elim elinde,

Dostlarımız, elleriniz ellerimizde…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Eski dünya... - Sayı 104
Sağlıklı nokta... - Sayı 103
Aliya... - Sayı 102
Bir farkla, bir fazla... - Sayı 101
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayı konusu (105): Eğitim, fert ve cemiyet için yarın projesi... Doğumdan ölüme bütün hayatın, zamanın ve mekânın konusu... Hattâ ölümden sonrası, ömrümüzü nasıl geçirdiğimize bağlı olduğuna göre, ölüm ötesi ümidi de, (Allah muhafaza) inkısarı da alınacak eğitime bağlı... Her insan ve her cemiyet onun nasıl olması gerektiği üzerinde düşünmek durumunda.

Son Eklenen Yorumlardan
 Göz yaşı dökmemek kabil mi; bu satırlar işte tam göz yaşı pınarının yeri, İsa Yusufalptekin, güzel i... Sinan AYHAN

 Dünyaya düzen verdiklerini düşünenler, ne yazık ki dünyayı çökertiyor... Görünen köy kılavuz istemez... Sinan AYHAN

 Sevgili Mertali, bir yalınlık cevheri yolunu tutmuş, yani sen öyle bir yol tutmuşsun, ne güzel; sorm... Sinan AYHAN

 "Türk milleti, bütün tarih boyunca kaderinin devamlı ihtar ve ifşa edişleriyle meydanda olduğu gibi,... Sinan AYHAN

 Doğru söze ne hacet ayzına eline sağlık abi çok güzel... Serkan yakar


Emanet gazete isteyen, “bakabilir miyim?” diyor; “okuyabilir miyim” değil… Demek okunması gereken gazeteler, bakılır duruma düşmüş; yani albüm olmuş… Hem de (görmeyen gözlere yazıklar olsun) “fuhş albümü”…
Ortada bir basın olmadığına göre, neyin krizinden söz ediyorlar?..
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1993
Tek kelimeyle kurtuluş yolu
Karıncanın gücü
Selâm
Yolun sonu
Tokat
Dubalı dünya düzeni -I-
Karıncanın gücü
Hiç gelmeyen
Tek kelimeyle kurtuluş yolu


Ali Erdal - Karıncanın gücü
Kadir Bayrak - Aşilin topuğu
Sinan Ayhan - Tokat
Necip Fazıl Kısakürek - Tek kelimeyle kurtul...
Dergi Editörü - Selâm
Site Editörü - Yolun sonu
Mehmet Hasret - Nasihat
Gönüldaş - İşte bu!..
Necdet Uçak - Yürüdüm Allah diye
Necdet Uçak - Kafkaslarda Rus zulm...
Altan Atan - Eski dünya
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu ...
M. Nihat Malkoç - Âh Doğu Türkistan Âh...
Hızır İrfan Önder - Gelsin bahar
Mehmet Balcı - Güzel
Mehmet Balcı - Öğrenmelisin
Av. Mustafa Büyükgüner - Aradığımız ruh
Muhsin Hamdi Alkış - Ah Türkistan ah Türk...
Muhsin Hamdi Alkış - Olaylara Bakış (Nisa...
Hasan Ildız - İçimde
Kubilay Ertekin - Sinsi ve pasif siyâs...
Halis Arlıoğlu - Hayat arkadaşıma
İbrahim Ali Uçar - Asyanın kalbi Doğu T...
Ahmet Değirmenci - Oralardan haberler
Ahmet Değirmenci - Röportaj - Seyit Tüm...
Ahmet Değirmenci - Bir ihtilâl...
Kürsü Kainatın Efendisi - Mucize
Murat Yaramaz - İşkence
Murat Yaramaz - 104.sayı mizah köşes...
Murat Yaramaz - Korkak kahraman
Murat Yaramaz - Çözüm
Mahmut Topbaşlı - Solan yüzüm tende kö...
Erdal Kozankaya - Tarih bizi çağırıyor
Mehmet izzet Gülenler - Dubalı dünya düzeni ...
Gülşen Ayhan - Tercih
Hacer Taner Bulut - Kötülük eden kötülük...
Mertali Mermer - Hiç gelmeyen
Cemal Karsavan - Dikkat edilmeli sana...
Hakkı Şener - Türkistan
İlkay Coşkun - Doğu Türkistan uzak ...
İlkay Coşkun - "Mübareze" hakkında
Abdushükür Muhammet - Şiir okuma
Abdushükür Muhammet - Ak
Abdurehim imin /paraç - Vatan derim
Turgut Yıldızan - Gök bayrak için şanl...
Amine Vayıt - Güzel yurdum
Nurmuhammet Yasin - Nuzugumun çağrısı
Ferruh Recai - Karanlıkta güneşlene...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 7459963
 Bugün : 4960
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 510443
 Bugün : 35
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 56
 104. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 4
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 5
Son Güncellenme: 2 Mayıs 2020
Künye | Abonelik | İletişim